ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Seyr”
01Seyrekzâde Emrullah Mehmed Efendi
Seyrekzâde Emrullah Mehmed Efendi (945-1008/1538-1600), Taşköprîzâde ve Abdülkerimzâde çevresinde yetişmiş; Bağdat, Trablusşam, Manisa ve Selânik görevlerinde bulunmuş, Şakāik'e zeyil ve hâşiyeler yazmış Osmanlı âlimidir.
Seyrekzâde Seyyid Mehmed Câzim Efendi
Seyrekzâde Seyyid Mehmed Câzim Efendi (ö. 1726), nakîbüleşraf ailesine mensup, İstanbul medreselerinde görev yapan ve Câzim mahlasıyla şiir söyleyen Osmanlı âlimidir.
Seyrekzâde Şemseddin Ahmed Efendi
Seyrekzâde Şemseddin Ahmed Efendi (941/1534-35–974/1567), Bursa medreselerinde görev yapmış; Hidâye ve Miftâh çevresindeki notlarıyla tanınan âlim ve şairdir.
Abdülkerîm el-Kuşeyrî
Abdülkerîm el-Kuşeyrî (986-1072), Nîşâbur’da fıkıh, hadis, Eş‘arî kelâmı, tefsir ve tasavvufu birleştiren; er-Risâle ve Letâifü’l-işârât ile Sünnî tasavvuf dilinin başlıca kaynaklarını kuran âlim ve mürşiddir.
Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî
Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî, Palembang ile Hicaz arasında kurduğu ilim ve irşad bağı; Gazzâlî'nin eserlerini Malayca yeniden işleyen Hidâyetü's-sâlikîn ve Seyrü's-sâlikîn'i; Semmânî evrâdı ve Nasîhatü'l-müslimîn'iyle XVIII. yüzyıl Güneydoğu Asya tasavvufunun başlıca müelliflerindendir.
Ahmed b. Ukbe el-Hadramî
Ahmed b. Ukbe el-Hadramî (ö. 1489), Yemen’den Kahire’ye yerleşen, Şâzelî ve Kādirî icâzetlerini taşıyan ve Ahmed Zerrûk’un seyrüsülûkünde derin tesir bırakan şeyhtir.
Behiştî Ramazan b. Abdülmuhsin el-Vizevî
Vize’de yetişen, Merkez Efendi’nin yanında seyrüsülûkünü tamamlayan Behiştî Ramazan Efendi; Çorlu’da zâviye ve talebe hücreleri kurmuş, ders ve vaaz vermiş, ilmî hâşiyelerle divan ve mesnevi kaleme almıştır.
Dede Osman Avnî er-Ruhâvî
Dede Osman Avnî er-Ruhâvî (ö. 1300/1883), Ziyâeddin Abdurrahman Hâlis et-Tâlebânî’nin yanında seyrüsülûkünü tamamlayıp Urfa’ya halife tayin edilen ve Dergâh Camii Zâviyesi’nde yaklaşık yetmiş yıl hizmet eden Hâlisî-Kādirî şeyhidir.
Ebû Ali el-Fârmedî
Ebû Alî Fazl b. Muhammed el-Fârmedî (401-477/1010-1084), Kuşeyrî’nin öğrencisi, Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’ın sohbetlerinden etkilenen, seyrüsülûkunu Cürcânî yanında tamamlayan ve sonraki Hâcegân-Nakşibendî silsilesinde iki kolu birleştiren Horasan sûfîsidir.
Hacı Mehmed Emin Efendi
Yazıköylü Hacı Mehmed Emin Efendi (ö. 1283/1866-67), Çerkeşî Mustafa ve Geredeli Hacı Halil hattında yetişen; Safranbolu–Nevrekop irşad ağını kurup iki seyrüsülûk risalesi yazan Şâbânî şeyhidir.
Mehmed Muhyiddin Üftâde
Mehmed Muhyiddin Üftâde (900/1495 civarı, Bursa – 12 Cemâziyelevvel 988 / 25 Haziran 1580); Aziz Mahmud Hüdâyî'nin mürşidi. Seyrüsülûk usulünde celveti esas aldığı için Celvetiyye'nin pîri sayılabilir. Kanûnî'nin vakfetmek istediği köyleri reddetmiştir.
Muhammed Sâdık Erzincânî
Nakşibendî-Müceddidî ve Kādirî-Abdülvehhâb eğitimlerini aynı zikir ve seyrüsülûk tertibinde birleştiren, Üsküdar Alaca Minare Tekkesi şeyhi ve dört temel risalenin müellifi.
İslâm-iman-ihsan mertebeleri
Şâbânî seyr ü sülûkunda fiiller, sıfatlar ve zât tevhidiyle ilişkilendirilen üç ana eğitim katmanı; her biri iki iç makamla açıklanır.
Etvâr-ı Seb‘a
Sözlük anlamı: “Yedi tavır” veya “yedi evre”. Tasavvuf terimi: Nefsin kötü sıfatlardan arındırılması ve mânevî olgunluğa yönelmesi sürecini yedi ana mertebede açıklayan seyrüsülûk tasnifi. Yaygın sıralama nefs-i emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziyye, marzıyye ve kâmiledir. Halvetî geleneklerin bir bölümünde bu mertebelere Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû, Hak, Hay, Kayyûm ve Kahhâr isimleri bağlanır. Renk, nur, makam, seyr ve peygamber kademi eşleştirmeleri müellif ve kola göre değişebilir; bütün tarikatlar için tek ve değişmez şema sayılmaz.
Esmâ-i Seb‘a
Etvâr-ı Seb‘a terbiyesinde kullanılan yedi ilâhî isim için kullanılan terimdir. Harîrîzâde'nin Halvetî-Bekrî şemasında bunlar Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû, Hak, Hay, Kayyûm ve Kahhâr olarak sıralanır. Her isim nefsin bir mertebesi, belirli bir seyr, makam ve mânevî dikkat biçimiyle ilişkilendirilir. Zikir sayısı ve mertebeler arası geçiş, kaynaklarda mürşidin gözetimine bağlanır.
Nefs-i Kâmile
Etvâr-ı Seb‘a tasnifinde nefsin yedi ana mertebesinin sonuncusu için kullanılan addır. Terbiye edilmiş nefsin istikrar, kulluk ve güzel ahlâk bakımından olgunlaşmasını ifade eder. Bu ad kişiye yanılmazlık veya mutlak kemal atfetmez. Tasavvuf metinlerinde seyrüsülûkun hedefini anlatan eğitim terimidir; mertebenin ayrıntıları ve diğer adları geleneklere göre değişebilir.
Ahdâs
(! ع (احد Hades. Yeni yetmeler, oğlanlar, tüyleri yeni bitmiş yakışıklı ve güzel sesli çocuklar. Bazı mutasavvıflar bu nitelikteki oğlanları sohbet toplantılarına çağırmışlar, onlara ilâhî okutup coşmuşlardır. Râiha-i tayyibe, vechisabih ve savt-ı melih dedikleri güzel koku, şirin yüz ve hoş nağme hoşlarına gitmiştir. Tüysüzün şahsında Allah'ın güzelliğinin tecellilerini seyrettiklerini söylemişlerdir. Bu işe cemalperestlik, şâhid-bâzi, tüysüze de emred ve şahit demişlerdir. Büyük süfiler oğlanlarla düşüp kalkmayı ve sohbet etmeyi tehlikeli bir iş ve büyük bir afet olarak görmüş, çevrelerindekileri bu konuda sık sık uyarmışlardır Ahiretlik ( 376, 396). Bkz. Şahit. Ahd-i emanet ( (عهد | ما Emaneti kabul ve onu muhafaza edeceğine dair ahit ve peyman verme, emaneti taahhüt etme (Ahzâb Suresi, 72). 2. İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60). İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60).
Ahilik
Kardeşlik, cömertlik ve yiğitlik. Anadolu’da esnaf ve sanatkâr çevrelerinde gelişen; meslek ahlâkını fütüvvet, dayanışma, hizmet ve tasavvufî terbiye ilkeleriyle birleştiren teşkilât ve yaşayış biçimidir. Ahiliğin tarihî gelişimi yalnız bir kişiye indirgenemez; ancak Anadolu’daki teşkilatlanması özellikle Ahi Evran ve çevresiyle ilişkilendirilir. Meslek öğretimi, helâl kazanç, misafir ağırlama, yoksulu gözetme ve iş ahlâkı birlikte düşünülür. Fütüvvet ve civanmertlik maddeleriyle karşılaştırınız. Ben bunda seyreder iken aceb sırra erdim ahi Bir siz dahi sizde görün dostu bende gördüm ahi Sûfîlere sohbet gerek, ahilere âhiret gerek Mecnunlara Leylâ gerek, bana seni gerek seni Yunus Emre
Aşk
Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.
Etvâr-ı dil
Kalbin tavırları ve mertebeleri. 2. tas. Kalbin cilveleri ve mazharları. Kalbin tavırlarından her biri diğer tavrın cevheri ve madenidir. “Altın ve gümüş gibi, insanlar da maden ocakları halindedirler,” hadisiyle bu hususa işaret edilmiştir. Madenler kat kat olduğu gibi kalbin tavırları da kat kattır. Bu tavırlar sırasıyla şöyledir: Sadr (göğüs), İslam cevherinin madeni. Allah'ın göğsünü İslama açtığı kullar ile öbürleri arasında fark vardır (Zümer Suresi, 39). “Allah, hidayete erdirmeyi dilediği kimsenin göğsünü İslama açar” (En'am Suresi, 125). İslam nurundan mahrum kalan bir kalp, küfür karanlığının madeni haline gelir (Nahl Suresi, 106). Sadr, şeytanın insana vesvese verdiği mahaldir. Sadr, kalbi örten deri mesabesindedir. Kalbin derununa İblis için yol yoktur; çünkü kalp, Hak Teala'nın özel haremidir. Hiç kimse başka birinin kendi haremine girmesine izin veremez. Şeytan, meleklerin haremi olan semaya bile yol bulamazken (Hicr Suresi, 17) ulu ve yüce Allah'ın haremi olan kalbe nasıl nüfuz edebilir? (Hicr Suresi, 42). Kalp, yürek iman cevherinin madeni, akıl nurunun mahalli (Mücadele Suresi, 22; Hac Suresi, 46). Şegâf, kalbin zarı. Yaratıklara karşı duyulan aşk ve sevgi bunun ilerisine geçemez (Yusuf Suresi, 30). Fuat, ilâhî tecellileri seyr ve temaşa (müşahede ve rüyet) cevherinin madeni ve mahallidir (Necm Suresi, 11). Habbetü'-kalp, kalbin içi, gönül. Hazret-i uluhiyete muhabbet mahallidir; artık orada Allah sevgisinden başka hiçbir sevgiye yer yoktur. Süveyda (sevda), gaybı mükaşefe, ledün ilmi; hikmet menbaı ve ilâhî esrar hazinesi ve madeni, isimlerin ilmi (Bakara Suresi, 31). Burada meleklerin bile mahrum olduklan çeşitli keşfi ilimler vardır. Muhceti’lkalp, kalbin içinin içi. Tecelli nurlarının ve bütün ilâhî sıfatların madeni ve zuhur mahallidir. Gaybü'l-gayb burada zuhur eder. Insanın en şerefli mahluk oluşu bundandır. Hiçbir kalp hastalığı bulaşmayacağından burası tam sıhhat halindedir. Sıhhat alameti ise yukarıda sayılan kalbin her tavrında kulluğun gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi ve kendilerine has olan anlamların gerçekleştirilmesidir. Bedendeki yedi organ üzerine secde nasıl farz ise kalbin yedi tavır üzerine secde etmesi de öylece vaciptir. Birinci tavrın secdesi tevbe, ikincisinin nefs tezkiyesi, üçüncüsünün kalp tasfiyesi, dördüncüsünün kalbin ilâhî hakikat ve hullelerle süslenmesi, beşincisinin kalbin ilâhî cilveler ve tecellilerle cilalanması, altıncısının kalbin mâsivâdan tamamıyla arındırılması, yedincisinin kalbin secde edip gönül makamına ermesidir. Burada artık kalem kırılır, ne bir şey söylenir ne de yazılır, lisan lal olur (NM 110). Atvar-ı seba (4a! sb!) 1. Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35). Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35).
A‘yân-ı sâbite
Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.
Âyin-i şerif
oy İ)1. Mevlevilikte semâa ve mukabeleye verilen diğer isim. 2. Mevlevilerde mukabele ve semâ esnasında okunan besteli şiirler, Mevlevi ilahileri. Semâ meclislerinde okunmak üzere çoğu, Mevlânâ'nın gazel ve rubaileri bestelenerek yapılır. Na'tıdır en mehibi, en derini Vakıa ney kudüm gelince dile Hızlanan Mevlevi semâiyle Yedi kat Arşa çıkmış “Âyin”i Yahya Kemal Aynu'l-âlem ae a EGE SANMA
Ayyar
Olar. Kurnaz, açıkgöz, avare, durmadan dolaşan. Devletlerin zayıfladığı ve devlet gücünün tesirini yitirdiği dönemlerde ortaya çıkan, bazen kendilerine göre bir düzen kuran çapulcular, şehir eşkiyası, başı bozuklar, zorbalar, efeler, kabadayılar; belalı ve soyguncu kişiler, haydutlar. 2. tas. Fütüvvet ehlinden olan comert, cesur ve fedakar bazı süfilere de ayyar denilmiştir. Şatır ve şuttar da bu türlü kişilerdir. Fudayl b. İyaz (ölm. 1987/802) başlangıçta eşkiyaydı, yol keser, vurgun vururdu. Attâr onu tarikat ayyarlarından sayıp över. Hucviri, Zunnün Mısri'yi (ölm. 245/859) överken ona tarikat ayyan der. Kuseyri cok namuslu ve iffetli bir kisi olan Nuh isimli birinden ayyar diye söz eder. Cami de Arif Ayyar isimli bir süfiden söz eder. Kuşeyri, Ahmed b. Haydaraveyh'in ayyarları toplayıp şanlarına layık bir ziyafet verdiğini, Risdle’nin fütüvvet bahsinde anlatır. IIL, IV.AX., x. yüzyıllarda kullanılan ayyar tabiri tasavvufta fütüvvet ehli ve civanmert, tarikat ayyarı deyimi de yol eri ve tasavvuf yolunun Yiğit, fedakâr ve gözü pek yolcusu manasına Seliyordu. Ayyarlık niteliğini kazanma ve ayyar olma pek çok süfinin hedefi olmuştur. Safevi şahının fedai muhafizlanna da ayyar denirdi.
Bâzû
Kol, pazu. Tasavvufî yorumda kudret ve iradenin mecazı; kulda görünen fiillerin Hakk’ın dilemesi ve kudretiyle meydana gelişini anlatan bir semboldür.
Keskin Dede Mezaristanı
İstanbul · Türkiye · Sur içinde (Dâhil-i Sûr) bulunan kabristan; 1138 Şevvalindeki vefatının ardından buraya defnedildi. İlişkili kişi dosyası Seyrekzâde Seyyid Mehmed Câzim Efendi : Seyrekzâde Seyyid Mehmed Câzim Efendi (ö. 1726), nakîbüleşraf ailesine mensup, İstanbul medreselerinde görev yapan ve Câzim mahlasıyla şiir söyleyen Osmanlı âlimidir.
Ahmed Paşa Medresesi
Bursa · Türkiye · 960/1553'te otuz akçe ile ilk müderrisliğine tayin edildiği Bursa medresesi. İlişkili kişi dosyası Seyrekzâde Şemseddin Ahmed Efendi : Seyrekzâde Şemseddin Ahmed Efendi (941/1534-35–974/1567), Bursa medreselerinde görev yapmış; Hidâye ve Miftâh çevresindeki notlarıyla tanınan âlim ve şairdir.
Kerliç Zâviyesi ve Mescidi
Erzincan · Türkiye · Seyrü sülûkünü tamamlayıp Yahyâ-yı Şirvânî tarafından halife tayin edilerek Erzincan'a gönderildikten sonra, doğduğu kasaba olan Kerliç'te (Keserliç / Keleriç; bugün Üzümlü ilçesinin Karakaya köyü) yaptırdığı zâviye ve mescid. Halvetiyye'yi bu merkezden yaymaya başlamıştır. Uzun Hasan'ın Otlukbeli yenilgisinden sonra geldiği zâviye olarak da anılır. Kaynak yapıya özel bir ad vermez.
Çâlâk (Çaylak) Tekkesi
Cağaloğlu, İstanbul · Türkiye · Halifeleri için inşa edilen tekke; Çâlâk Ahmed Efendi, Mehmed Efendi ve Çâlâkzâde Mustafa Efendi ile önce Ramazâniyye'ye, sonra Cerrâhiyye'ye bağlanmıştır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Mehmed Muhyiddin Karahisârî : Mehmed Muhyiddin Karahisârî, İbn-i Noktacı adıyla da anılan; Kāsım Çelebi’nin halifesi ve Ramazan Mahfî’nin seyrüsülûkünü tamamladığı Halvetî şeyhidir. 1889 Meşihat kaydı 1889 tarihli defter kaydında Çâlâk (Çaylak) Tekkesi için idarî bir kayıt yer alır. Bu belge, kurumun tarihî hafızasına aittir; manevî silsile veya kişi ilişkisi iddiası olarak kullanılmaz. 1899 Meşihat kaydı 1899 tarihli defter kaydında Çâlâk (Çaylak) Tekkesi için idarî bir kayıt yer alır. Bu belge, kurumun tarihî hafızasına aittir; manevî silsile veya kişi ilişkisi iddiası olarak kullanılmaz. 1910 Meşihat kaydı 1910 tarihli defter kaydında Çâlâk (Çaylak) Tekkesi için idarî bir kayıt yer alır. Bu belge, kurumun tarihî hafızasına aittir; manevî silsile veya kişi ilişkisi iddiası olarak kullanılmaz. 1916: meşihat görevinde yeni tayin 1916 tarihli kayıtta, Nuruosmaniye’deki Çâlâk Dergâhı meşihatı için Leskovik Halvetî Dergâhı şeyhi Muhyiddin Efendi’nin imtihan ve idarî işlem sonrasında uygun görüldüğü belirtilir. Bu, kurum görevinin tevcih sürecine ait kayıttır.
Koca Mustafa Paşa Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Dîvân-ı Hümâyun çavuşluğundan ayrıldıktan sonra intisap ettiği Halvetî-Sünbülî şeyhi Necmeddin Hasan Efendi'nin postnişin olduğu âsitâne. Seyrü sülûkünü burada tamamlayıp icâzet almıştır. İlişkili kişi dosyası Cemâleddîn Mahmud Hulvî : Cemâleddîn Mahmud Hulvî (982/1574–1064/1654), Sünbülî terbiyesi görüp Şemsî çevrede sülûkünü ikmal eden, Kahire Gülşenî Âsitânesi’nden hilâfet alan; Şehremini’nde tekke kuran, Mesnevî okutan ve Halvetî tabakatının temel kaynaklarından Lemezât’ı kaleme alan mutasavvıf, şair ve vâizdir.
Emîrler Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Seyrüsülûkünü tamamlayıp Nizâmî tacını giydikten sonra Silivrikapı dahilinde kendisi için inşa edilen bu tekkede irşad faaliyetine başladı ve uzun yıllar burada irşadla meşgul oldu. 1010 yılı Muharrem ayında (Temmuz 1601) vefat edince tekkesinin hazîresine defnedildi; kendisinden sonra tekkede oğlu Cüneyd postnişin oldu.
Simav
Kütahya · Türkiye · Doğum, eğitim ve irşad çevresi Abdullah-ı İlâhî’nin doğduğu; Semerkant dönüşünde dergâhını kurup Nakşibendîliği yaymaya başladığı kasabadır. Medrese ilimlerine vukufu sayesinde çevresindeki halka kısa sürede genişlemiştir. Kaynak aktarımında Ahmed-i Buhârî’nin de burada seyrüsülûkünü tamamladığı belirtilir. Kişi bağlantısı Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen âlim-sûfîdir.
Tâhûn Hankahı
Fergana çevresi · Özbekistan · Fergānî'nin, Şehâbeddin es-Sühreverdî'nin halifesi Necîbüddin Ali b. Büzgaş eş-Şîrâzî'ye intisap edip seyrüsülûkünü tamamladıktan sonra şeyhliğini üstlendiği hankah. Kısa bir süre sonra memleketinden ayrılıp Şam taraflarına gitti. Hankahın yeri kaynakta belirtilmediğinden koordinat verilmemiştir.
Çerkeş
Çerkeş, Çankırı · Türkiye · Gençlik yıllarında bir arkadaşıyla çıktığı seyahat sırasında gördüğü rüyanın etkisiyle Ankara'nın Çubuk ilçesinde arkadaşından ayrılarak yöneldiği kasaba. Burada Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye kolunun pîri Çerkeşî Mustafa Efendi'ye intisap etti ve 1811'de seyrüsülûkünü tamamlayıp hilâfet aldı. Kaynak Çerkeş'te kaldığı süreyi ve ikamet ettiği yapıyı belirtmez; koordinat kasaba merkezi ölçeğindedir.
Afyonkarahisar
Afyonkarahisar · Türkiye · Nisbesini aldığı şehir. İlişkili kişi dosyası Mehmed Muhyiddin Karahisârî : Mehmed Muhyiddin Karahisârî, İbn-i Noktacı adıyla da anılan; Kāsım Çelebi’nin halifesi ve Ramazan Mahfî’nin seyrüsülûkünü tamamladığı Halvetî şeyhidir.
Hacıbayram Camii (çile hücresi)
Ankara · Türkiye · Hacı Bayrâm-ı Velî'ye intisap edip riyâzet ve mücâhededen sonra hilâfet aldığı yer; içinde çileye girdiği hücre bugün de caminin bodrumunda mevcut olup şeyhin adıyla anılmaktadır. İlişkili kişi dosyası Akşemseddin : Şemseddin Muhammed b. Hamza, Akşemseddin (1390-1459), Hacı Bayrâm-ı Velî’nin halifesi, Şemsiyye-i Bayramiyye’nin pîri; âlim, hekim, şair ve İstanbul’un fethinin manevî rehberlerindendir.
Edirne
Edirne · Türkiye · Doğduğu ve yetiştiği şehir; şeyhi Hamdî-i Bağdâdî burada medfundur ve Hasan Sezâî’nin çevresine burada dahil olmuştur. Şeyhinin vefatından on dokuz yıl sonrasına kadar burada kalmıştır. İlişkili kişi dosyası Seyyid Muhammed Cemâleddin-i Uşşâkî : Seyyid Muhammed Cemâleddin-i Uşşâkî (ö. 1751), Edirne’den İstanbul’a gelerek Hırâmî Ahmed Paşa Zâviyesi’nde irşad eden, Uşşâkî seyrüsülûkünü on iki esmâ tertibiyle geliştiren pîr-i sânîdir.
Vâhib Ümmî Dîvânı ve Elmalı İrfan Çevresi
Vâhib Ümmî'nin dîvânını, silsilesini ve Elmalı'da oluşan şiir-irfan halkasını birlikte okumak için giriş.
Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi
Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.
Şâbânî Seyr ü Sülûk Haritası
Tevbe ve kelime-i tevhid telkininden İslâm-iman-ihsan mertebelerine üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Celvetî Seyr ü Sülûk Haritası
Tezkiye, tasfiye ve tecliye. Monografiden hareketle hazırlanmış özgün inceleme.
Kadirî Âdâb ve Sülûk Haritası
Sohbetten halvete eğitim. Tezden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Hâlisiyye: Kerkük'ten Yukarı Fırat'a
Kadiriyye'nin bölgesel aktarım haritası. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Esmâ-i Seb'a ve Etvâr-ı Seb'a
Yedi isim, nefis mertebeleri ve seyrüsülûk. Tez ve çevrilen yazma metin karşılaştırılarak hazırlanmış editoryal inceleme.
Cerrâhiyye'de Seyrüsülûk ve Etvâr-ı Seb‘a
Kelime-i tevhid, esmâ ve yedi tavır. Envâr ve Tabakāt metninin ilgili bölümlerinden hazırlanmış kaynaklı inceleme.
Cerrâhî Âsitânesinde Mukabele ve Hizmet Düzeni
Zikir halkası, devran, gülbank ve tekke görevleri. Envâr ve Tabakāt metninin ilgili bölümlerinden hazırlanmış kaynaklı inceleme.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
Matbah-ı Şerif ve Binbir Günlük Mevlevî Çilesi
Saka postundan hücre sahibi dedeliğe hizmet yolculuğu. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Semâ Mukabelesi: Safhalar ve Sembol Dünyası
Meydanın hazırlanışından dört selâma, Kur'an ve gülbanka. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ
Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş
MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 7. bölüm · Şeyhimiz, Şeyhu’l-İslam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî’nin, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (sav)’e göre bir adam geldi ve: “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 34–41
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birincisi; gökyüzüdür. Güneşi, ayı, yıldızları ve daha güremediğimiz, bilemediğimiz diğer varlıkları ile enginleşen o muhteşem gökyüzünü bir düşününüz. Düşününüz ki, insanoğlu, en
Sayfalar 33–39
Muzaffer Ozak Külliyatı · bir tahta parçası üzerinde sağ ve sâlim kaldı. anası boğuldu. Işte, o öksüz yavrunun annesinin ruhunu acıyarak aldım. Allahu zül-celâl tekrar buyurdu: — Yâ Azrail.. Ruhunu sevinere
Sayfalar 41–48
Muzaffer Ozak Külliyatı · ETVAR-I-SEB'ADA OLAN ESMÂ-I-İLÂHİYYENİN RENKLERI Tevhidin nuru hava'i mavi Ism-i-celâlin nuru kırmızı İsm-i-Hû'nun nuru yeşil İsm-i-Hak'kın nuru beyaz Ism-i-Hay'yın nuru sarı İsm-i
Sayfalar 49–56
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birinci tevhid; ehl-i şeriatin ve avamın, tkinci tevhid; ehl-i ilmin ve havassın, Ücüncü tevhid; ehl-i hakikatin yani havassül - havassın tevhidleridir. MÜRŞİD KIMDEN OLUR? Sâlik-i
Sayfalar 64–70
Muzaffer Ozak Külliyatı · ni ateşle doldururlar. Allah bizi ondan dünyada ve âhirette ayırmasın. Onu sev, unun sünnetine riayet et. Zira, seven meyus mükedder ve mahzun olmaz. Severim diyen ona çok salâvat
Sayfalar 71–77
Muzaffer Ozak Külliyatı · silmişti. Insanlardan kaçıyor, daima tenhalarda dolaşıyor. Anası, bu hâle vâkıf olup meseleyi babasına açtı. Baba divanı toplayıp, Habbâbı divana dâvet etti. Habbâb divana geldiğin