HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve edebî adı
Kaynaklarda tam adı Ramazan b. Abdülmuhsin el-Vizevî olarak geçer. Şiirlerinde “Behiştî” mahlasını kullandığı için daha çok Behiştî Efendi adıyla tanınmıştır. Aynı mahlası taşıyan başka Osmanlı şairleri de bulunduğundan onu Vize doğumlu oluşu, Merkez Efendi’ye intisabı ve Çorlu’daki irşad ve eğitim faaliyetiyle ayırt etmek gerekir.
Vize’den başlayan tahsil hayatı
Doğum tarihi bilinmemekle birlikte Vize’de dünyaya geldi. Genç yaşta şiire yöneldi; fakat yetişmesi yalnız edebiyatla sınırlı kalmadı. Dönemin medrese ilimlerini tahsil ederek hem şiir ve belâgat hem de kelâm, münazara ve öğretim geleneği içinde yetişti.
Merhaba Efendi ve Muhaşşî Sa‘dî çevresi
İlk tahsil çevresinde Merhaba Efendi’nin adı anılır. Ardından, klasik kaynaklarda “Muhaşşî Sa‘dî Efendi” diye tanınan Sa‘dî Çelebi’nin hizmetinde dânişmend olarak bulundu. Bu safha ona medrese kariyerinin yolunu açabilecek güçlü bir ilmî birikim kazandırdı.
Resmî meslekten tasavvuf yoluna
Atâyî’nin anlatımına göre Behiştî, önünde uzanan dünyevî meslek ve makam imkânlarından vazgeçerek tasavvuf yoluna yöneldi. Kaynağın sanatlı diliyle ifade edilen bu dönüş, geçici bir ilgi değil, hayatının yönünü değiştiren bilinçli bir terk ve tecerrüd kararıydı.
Merkez Efendi’ye intisabı
Behiştî Efendi, Halvetiyye’nin Sünbüliyye kolunun önde gelen şeyhlerinden Merkez Muslihuddin Efendi’ye intisap etti. Onun yanında seyrüsülûkünü tamamladı ve mürşidinin önde gelen mensupları arasına girdi. Böylece medrese tahsiliyle başlayan ilmî hayatı, tekke terbiyesi ve irşad hizmetiyle birleşti.
Çorlu’ya yerleşmesi
Tasavvufî eğitimini tamamladıktan sonra Çorlu’ya yerleşti. Burada imamlık, hatiplik ve vaizlik yaptı. Kaynakta bu görevler yalnız resmî vazifeler olarak değil, halka yönelik uzun soluklu bir dinî eğitim ve irşad faaliyetinin parçaları olarak anlatılır.
Zâviye ve talebe hücreleri
Evinin yanında öğrencilerin barınması ve ders görmesi için hücreler yaptırdı. Bu küçük eğitim çevresi, medrese ile tekke işlevlerini bir araya getiriyordu: talebeler ilim tahsil ediyor, halk vaaz ve zikir meclislerine katılıyor, Behiştî Efendi de ilmî öğretimle mânevî terbiyeyi aynı merkezde yürütüyordu.
Ders, vaaz ve tezkir meclisleri
Uzun yıllar faydalı ilimleri okutmuş, vaaz ve tezkir meclisleri düzenlemiştir. Bu faaliyetleri onun yalnız şiir yazan bir mutasavvıf değil, Çorlu’nun dinî ve kültürel hayatında çevre oluşturmuş bir hoca ve mürşid olduğunu gösterir.
Kelâm ve münazara eserleri
Behiştî’nin ilmî çalışmalarının başında Hayâlî’nin Şerḥu’l-ʿAḳāʾid hâşiyesine yazdığı hâşiye gelir. Atâyî bu eseri, önceki açıklamalarda kapalı kalan noktaları açan ve meseleleri derli toplu biçimde ele alan kuvvetli bir çalışma olarak över. Mes‘ûd-ı Rûmî’nin âdâbü’l-bahs metni üzerine de bir hâşiye kaleme almıştır.
Belâgat ve dil çalışmalarına notları
Miftâḥ şerhleri üzerine ta‘lîkātı ve Molla Câmî’nin eserleri üzerine kenar notları bulunduğu kaydedilir. Bu kayıtlar onun kelâm kadar mantık, münazara, belâgat ve dil ilimlerinde de eser okuyup not düşecek seviyede olduğunu gösterir.
Cemşâh u Âlemşâh mesnevisi
Behiştî’nin manzum eserleri arasında serî‘ bahriyle yazdığı Cemşâh u Âlemşâh mesnevisi özellikle anılır. Eser adı farklı yazmalarda ve kataloglarda küçük imlâ değişiklikleriyle görülebilir; fakat kaynak, bunun mürettep divanından ayrı bir mesnevi olduğunu açıkça belirtir.
Divanı ve şiir dili
Mürettep bir divan sahibi olduğu bildirilen Behiştî, şiirlerinde aşk, ayrılık, uzlet, mânevî arayış ve dünyanın geçiciliğini işler. Atâyî’nin aktardığı örnekler, onun klasik mazmunları tekke tecrübesiyle birleştiren akıcı ve yer yer nükteli bir söyleyişe sahip olduğunu gösterir.
Vefatı ve kabri
Behiştî Ramazan Efendi 979 (1571–1572) yılında vefat etti. Çorlu’da kurduğu zâviyenin hazîresine defnedildi. Bugün kabrin kesin yeri ayrıca saha doğrulaması gerektirse de tarihî kayıt, onun ilmî ve tasavvufî faaliyet merkezinin Çorlu olduğunu açık biçimde gösterir.
Tasavvuf tarihindeki yeri
Behiştî Efendi’nin önemi, medrese âlimliği, şairlik, vaizlik ve Halvetî irşadını tek şahsiyette birleştirmesindedir. Merkez Efendi’den aldığı terbiyeyi İstanbul dışına taşıyarak Çorlu’da talebe yetiştirmiş; eserleriyle ilmî, divanı ve mesnevisiyle edebî, zâviyesiyle de kurumsal bir iz bırakmıştır.