Ara
Menü

Merkez Muslihuddin Efendi

Merkez Muslihuddin Efendi (1463-1552), Bursa'daki ilmî tahsilinin ardından Sünbül Sinan'a intisap eden; Manisa ve İstanbul'da irşad, eğitim ve sağlık hizmeti yürüten büyük Halvetî-Sünbülî mürşididir.

Doğum
1463
Vefat
1552
Unvan
Sünbüliyye'nin büyük mürşidi; müfessir ve hekim

Doğumu ve medrese tahsili

Asıl adı Mûsâ Muslihuddin'dir. 868/1463'te Denizli çevresinde doğduğu kabul edilir; kendi menâkıbnâme geleneğinde doğum yeri Uşak diye de kaydedilir. İlk eğitiminden sonra Bursa'ya giderek Veliyyüddin Medresesi'nde okudu; Hızır Beyzâde ve Ahmed Paşa gibi hocalardan ders aldı. Kur'an'ı ezberledi, tefsir ve akâid alanlarında yetişti.

Sünbül Sinan'a intisap

İstanbul'da farklı sûfî çevrelerle görüştü. Başlangıçta devran ve semâ uygulamaları sebebiyle Sünbül Sinan'a mesafeli dururken onun sohbetine katıldı ve ardından intisap etti. Kaynakların rüya ve gönülden geçenleri bilme ayrıntıları gelenek içi anlatıdır; tarihî çekirdek, medreseli Mûsâ Muslihuddin'in Sünbül Sinan'ın terbiyesine girip hilâfet almasıdır.

Manisa ve İstanbul'da irşad

Aksaray çevresindeki bir zâviyede, Eyüp-Bahariye'deki yapıda ve Manisa'da irşad ve eğitim hizmeti yürüttü. Manisa'daki sağlık ve imaret hafızası, kırk bir çeşit maddeyle hazırlanan mesir macunu geleneğiyle birlikte anılır. Daha sonra İstanbul surları dışındaki kendi adıyla tanınan dergâhın merkez şahsiyeti oldu.

Sünbülî postu ve halifeleri

Sünbül Sinan'ın vefatından sonra Kocamustafapaşa Âsitânesi postuna geçti. Kaynaklar çok geniş bir halife çevresi yetiştirdiğini bildirir; kesin sayı gelenek içinde büyüyebilmekle birlikte İstanbul ve Anadolu'ya uzanan irşad ağı açıktır. Yanya'ya gönderilen Germiyanlı Ya‘kub bu ağın önemli halkalarındandır.

İlim, sağlık ve sosyal hizmet

Tefsirdeki kuvvetli hafızası, vaaz ve sohbetleri, çocuklara ve hayvanlara merhameti kaynaklarda özellikle vurgulanır. Sağlık bilgisi ve Manisa'daki mesir geleneği onun yalnız tekke içi değil şehir hayatına temas eden yönünü gösterir.

Vefatı ve kaynak ihtiyatı

959/1552'de vefat etti ve bugün İstanbul Zeytinburnu'nda kendi adıyla anılan dergâh ve türbe çevresine defnedildi. Ona nispet edilen seksen cüzlük sözlük tercümesi başka bibliyografik kaynaklarla doğrulanamadığından kesin eser listesine alınmamıştır. Çiçek, eşkıya, altın ve kürsü anlatıları tarihî biyografiye karıştırılmadan menkıbe katmanında okunmalıdır.

COĞRAFÎ HAFIZAMerkez Efendi KülliyesiMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi1 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 4 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Rüyadaki kapıdan çocukların duasına

Merkez Efendi’nin Sünbül Sinan’a intisabını hazırlayan rüya, Balıkesir vaazı, çocuklardan dua istemesi ve Kâtib Mehmed Çelebi anlatısı.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Rüyada açılan kapı

Merkez Efendi İstanbul’daki şeyhlerin sohbetlerine katılmakla birlikte, devran yaptırdığı ve vahdet-i vücûddan söz ettiği gerekçesiyle başlangıçta Sünbül Sinan’a karşı mesafeliydi. Bir gece gördüğü önemli bir rüyayı farklı şeyhlere tabir ettirdi; fakat hiçbir açıklama onu tatmin etmedi. Sünbül Sinan’a gitmek istemediği için rüyasının cevabını yine bulamamıştı.

Ardından başka bir rüya gördü: Sünbül Sinan hücresine girmek istiyor, o da kapıyı kapatıp arkasına dayanarak girişini engellemeye çalışıyordu. Sünbül Sinan kapıyı zorlayıp içeri girdi ve önceki rüyasını eksiksiz biçimde tabir etti. Merkez Efendi uyandığında doğru yorumun bu olduğunu anladı ve Sünbül Sinan’ın huzuruna gitti. Şeyh onu görünce, rüyadaki sahneye işaret ederek “Ne oldu Muslihuddin, kapıya dayanamadın mı?” diye sordu. Bunun üzerine inkârı bütünüyle kalktı ve kendisine biat etti.

Boş camide ikindiye kadar vaaz

Bir cuma günü Balıkesir’de minbere çıkıp nasihate başladı. Bağ mevsimi olduğu için cemaat yavaş yavaş camiden ayrıldı; sonunda kayyım da anahtarları bırakıp gitmek istedi. Merkez Efendi gözlerini açınca içeride kimsenin kalmadığını gördü. Kayyıma gitmesini, ilim meclisine meleklerin rağbet ettiğini söyleyip gözlerini yeniden kapattı ve ikindi vaktine kadar vaazını sürdürdü. Menâkıbnâme bu sahneyi, dinleyici sayısına bakmadan sözü hakkı için söylemenin örneği olarak aktarır.

Çocuklardan istenen dua

Yolculuklarında yanında meyve taşır, rastladığı çocuklara dağıtırdı. Bir mektebe uğradığında çocukların derslerini tamamladıklarını görürse öğretmenden izin isteyip onları sevindirirdi. Sonra, henüz mükellef olmadıkları için dualarının kabul edileceğini söyleyerek kendisi için dua etmelerini ister; “Bu yüzü kara, sakalı ak ihtiyar için dua edin; ola ki kıyamette yüzü ak olsun” diyerek ağlardı.

Kâtib Mehmed Çelebi’nin rüyası

Sünbül Sinan’ın muhiblerinden Kâtib Mehmed Çelebi, Merkez Efendi’ye üç yıl hiç uğramadığını anlatır. Bir gece rüyasında Sünbül Sinan’ı görür; şeyhi ona Merkez’den gafil olmamasını ve hemen yanına gitmesini söyler. Ertesi gün Merkez Efendi’ye vardığında, daha kendisi konuşmadan “Ismarlanmayınca gelmedin” hitabıyla karşılaşır. Ardından Merkez Efendi, rüyadaki övgünün yalnız onun inkârını gidermek için söylendiğini, Sünbül Sinan’ın makamının yüce olduğunu belirtir. Mehmed Çelebi bu karşılaşmanın ardından kendisine bağlanır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Menâkıb-i Şerîf ve Tarîkatnâme-i Pîrân ve Meşâyih-i Tarîkat-i Aliyye-i Halvetiyye.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Her şeyi merkezinde bırakmak

Sünbül Sinan'ın imtihanında âlemi değiştirmeye kalkışmayacağını, her şeyi yerli yerinde bırakacağını söylemesiyle “Merkez” adı alışını anlatan meşhur rivayet.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Sünbül Sinan müridlerine, kendilerine kudret verilse âlemde neyi değiştireceklerini sorar. Her biri başka bir düzenleme söylerken Muslihuddin Efendi, ilâhî hikmetle her şeyin merkezinde ve yerli yerinde bulunduğunu, kendi arzusuyla değiştirmeye kalkışmayacağını ifade eder. Gelenek, ‘Merkez’ lakabının bu cevaptan doğduğunu anlatır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Menâkıb-i Şerîf ve Tarîkatnâme-i Pîrân ve Meşâyih-i Tarîkat-i Aliyye-i Halvetiyye çerçevesinde bazı Halvetiyye pîrleri (tez, 834262.pdf).
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Solmuş çiçek anlatısı

Dervişler demetlerle çiçek getirirken Merkez Efendi'nin zikrini işittiği çiçekleri koparamayıp yalnız solmuş bir çiçek getirdiği rivayeti.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Dervişler şeyhlerine taze çiçek demetleri getirirken Muslihuddin Efendi yalnız solmuş bir çiçekle gelir. Sebebi sorulduğunda, canlı çiçeklerin Allah'ı zikrettiğini işittiği için onları koparamadığını; yalnız zikri kesilmiş solgun çiçeği alabildiğini söyler. Anlatı, bütün varlıkta zikri işitme ve yaratılana incelikle davranma idealini temsil eder.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Menâkıb-i Şerîf ve Tarîkatnâme-i Pîrân ve Meşâyih-i Tarîkat-i Aliyye-i Halvetiyye çerçevesinde bazı Halvetiyye pîrleri (tez, 834262.pdf).
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Merkez Efendi: Hayatı, Menkıbeleri ve Hikmetli Sözleri

ŞEYH MERKEZ EFENDİ HAZRETLERİ (K.S.) Kutb-ı dâire-i velâyet, ol rehber-i hidâyet Cenâb-ı Merkez Muslihuddin Efendi Hazretleri hicri 868, milâdi 1463 yılında, Denizli'nin Sarhanlı köyünde doğdu. Babasının adı Kılıç oğlu Muslihuddin, dedesinin adı Haydar'dır, Kendi adı Müsâ'dır. Fakat Merkez Muslihuddin, daha kısa olarak sadece Merkez Efendi lâkabıyla şöhret…

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

ŞEYH MERKEZ EFENDİ HAZRETLERİ (K.S.)

Kutb-ı dâire-i velâyet, ol rehber-i hidâyet Cenâb-ı Merkez Muslihuddin Efendi Hazretleri hicri 868, milâdi 1463 yılında, Denizli'nin Sarhanlı köyünde doğdu. Babasının adı Kılıç oğlu Muslihuddin, dedesinin adı Haydar'dır, Kendi adı Müsâ'dır. Fakat Merkez Muslihuddin, daha kısa olarak sadece Merkez Efendi lâkabıyla şöhret buldu.

Şeyh Sünbül Efendi'nin irfan ehli, güzide dervişlerinden biridir. Vefâtından sonra makamına geçmiştir.

Ona Merkez Efendi lâkabı, rivâyete göre şu sebebden verilmiştir:

Bir gün Sünbül Efendi'nin va'z u irşâd meclislerinden birinde, evliyâullahın büyüklerinden bir zât Merkez Efendi ile konuşurken onun yüksek ilm ü irfânını görerek;

— Siz merkezinizi bulmuşsunuz, dedi.

İşte o zâtın böyle söylemesi, Muslihuddin Müsâ'ya Merkez Efendi diye hitâb edilmesine sebeb oldu. Ve ondan sonra Muslihuddin Müsâ, Merkez Efendi diye çağrılır oldu.

Zamanın bütün büyükleri gibi Merkez Efendi de ilk tahsilini doğduğu yerde yaptıktan sonra hicri 883, milâdi 1478 yılında, 15 yaşında iken Bursa'ya gitti. Bursa'daki Veliyyüddin medresesine girdi. Veliyyüddin medresesinde hem medrese tahsilini yaptı, hem de zamanın değerli âlimlerinden Hızır Bey Zâde Ahmed Paşa'dan ders aldı.

15 sene tahsilden sonra Veliyyüddin medresesinden içâzetnâmesini alarak hicri 898 yılında Bursa'dan İstanbul'a geldi. Fatih'in ordusu ile İstanbul'a giren mücâhidlerden, Buhara'h Ömer'in oğlu Mirza Baba'nın kızını alarak ona damad oldu. O sırada otuz yaşlarında bulunuyordu.

4172 ÂRİPFLERİN MENKİIBELERİ

Fıtri zekâsı sâyesinde ve gönlündeki ilim aşkı sebebiyle kuvvetli bir tahsil görerek sâhib-i ilim olmuştu. Kuvvetli bir hâfızaya da mâlikdi. Genç yaşında Kur'ân-ı Kerim'i ezberliyerek hıfzını tamamlamıştı.

İstanbul'a gelince meşâyih meclislerine giderek onların sohbetinden feyiz almaya çalışırdı.

Bursa'da Şerh-i Akaid'i okuduğu zamanlarda Amasya'ya gidip Molla Habib Karamani Hazretleri'yle görüştü ve derhal onun müridi olmayı arzuladı. Fakat Molla Habib:

— Senin şeyhin henüz irşâd seccadesine oturmadı, diye. rek onun müridliğini kabül etmedi.

Merkez Efendi İstanbul'da kısa zamanda kendisine hürmet edilen müstesna bir mevki sâhibi oldu. Onun ilmini zamanın ulemâsı da tasdik ettiler. O, vakar ve tevâzu'u kalbinde toplamıştı. Yüksek seciyeli bir yaratılıştaydı. Vaazlarında belâğat, sözlerinde fesâhat ve metânet vardı. Şeyhülislâm Ebussuüd Efendi'nin de hürmet ve muhabbetini kazanmıştı. Tıb ilmi ile de meşgül olmuştu ve tıb ilminde de bilgi sâhibi idi.

Merkez Efendi İstanbul'da meşâyih meclislerine devam ettiği hâlde Sünbül Efendi'nin meclisine'gitmekten çekinirdi. Bunun sebebi, Sünbül Efendi'nin semâ ve devrân etmesi, o zamanın zâhiri ulemâsı tarafından itirazla karşılanmış olmasıydı. Fakat Sünbül Efendi manevi bir cezbe ile Merkez Efendi'yi kendisine çekti. Şöyle ki:

Merkez Efendi bir rüyâ gördü. Gördüğü bu rüyâyı tâbir etiirmek için müracaat ettiği kimselerin hiçbiri onu tatmin etmedi. Bu tâbirlerin hiçbirisi kendi kanaatine uygun düşmemişti. Bunun için:

— Rüyâmı aceb kime tâbir ettireyim? diye düşünürken, o günün gecesi bir rüyâ daha gördü. Bu rüyâsında Sünbül Efendi gelip Merkez Efendi'nin evinin (bir rivâyete göre hücresinin) kapısına dayanır ve içeri girmek için kapıyı zorlar, Merkez Efendi kapıyı zorlayanın kim olduğunu hâtununa sorar. O da Sünbül Efendi olduğunu söyler. O zaman Merkez Efendi:

—- a

ŞEYH MERKEZ EFENDİ HAZRETLERİ 3

— Aman ona kapıyı açmayalım, der.

Ve Sünbül Efendi'nin içeri girmesini önlemek maksadıyla, evde bulunan eşyayı hâtunuyla beraber kapının arkasına yığarlar. Yine hâtunuyla ikisi geçip yığdıkları eşyanın üzerine otururlar.

Fakat kapının arkasına eşya koyarak üzerine oturmalarının hiçbir faydası olmaz, Sünbül Efendi kapıya yüklenir, Yüklendiği gibi de kapı açılır. Kapı açılınca kendileri eşyaların üzerinden yuvarlanırlar, Ve Sünbül Efendi de içeri girer.

O sırada uykudan uyanan Merkez Efendi düşündü ve: — Meğer biz dalâlette imişiz; Allah afvetsin, dedi.

Sabah olur-olmaz erkenden Şeyh Sünbül Efendi Hazretleri'nin camiine gitti ve onun arkasındaki direğin dibinde yerini aldı.

Sünbül Efendi derse başlamak için kürsüye çıktı. Kur'ân-ı Kerim'den Tâhâ süresini tefsir etti, Dersin sonuna doğru, cemaat arasında kendisini dinlemekte olan ulemâya hitâben:

— Ey cemaat, dedi; bu tefsirimi siz anladınız. Hattâ beni ilk def'a dinlemeye gelen Müsâ Efendi de (Merkez Efendi yi kastediyor) anladı.

Sonra süre-i şerifenin tefsirine devam ederek daha derinlere daldı, daha ince mânalar verdi. Tekrar:

— Ey cemaat, dedi; bu tefsirimi anlamadınız. Direğin arkasındaki Müsâ Efendi de anlamadı.

Gerçekten o mânayı ne cemaatten bir zât, ne de Merkez Efendi; hiçbiri anlamamıştı.

Sünbül Efendi o gün Tâhâ süresini en derin mânalarıyla yedi türlü tefsir etti. Merkez Efendi onları dinledikten sonra o zaman anladı ki, bu derece geniş bir ilim sâhibi olmak için sadece tahsil kifâyet etmiyor. Bunun için Cenâb-ı Allah'ın kuluna bir lütuf ve ihsânı olması gerek..

Merkez Efendi gözetledi ve ders nihâyete erip herkes dagıldıktan sonra Sünbül Efendi'nin huzüruna vardı. Hürmetle elini öptü.

Sünbül Efendi onun böyle teslim olması üzerine şunları söyledi:

— Müsâ Muslihuddin Efendi! Ne idi o akşamki telâşınız? Benim içeri girmek istemem üzerine niçin o kadar korktunuz? İçeri giremiyeyim diye kapının arkasına eşyalar yığdınız. Hattâ üzerine de çıkıp oturdunuz. Fakat ben yine de kapıyı açıp içeri girdim ve ikiniz de yere yuvarlandınız.

Sünbül Efendi'den bunları dinleyen Merkez Efendi o anda gözyaşlarını tutamıyarak ağlamaya başladı. Şeyh Sünbül Efendi ona:,

— Haydi, dedi; bu kuru dâvayı bırak ve Hakka vâsıl olmanın yoluna yönel.

Bunun üzerine Merkez Efendi, Şeyh Sünbül Efendi'yi inkâr etmeyi hemen bıraktı ve ondan sonra ona tâbi olma, onu mürşid edinme husüsunda hiçbir tereddüt göstermedi. Manevi, kuvvetli bir bağ ile Şeyh Sünbül Efendi'ye bağlandı. Rühundaki yükselme, yücelere erişme istidadı inkişâf ettiği nisbette, başta mürşidi Şeyh Sünbül Efendi olmak üzere herkesin teveccühünü kazandı. Bu yolda hayli merhaleler kat'ettikten sonra İstanbul'da, Aksaray semtinde Kavacı ya da Söndük Dede diye anılan dergâha mürşid olarak gönderildi.

Merkez Efendi İstanbul'da uzun müddet irşâd vazifesiyle meşgül olduktan sonra Anadolu'ya, memleketi olan Denizli'ye gitti. Doğum yeri olan Denizli'nin Sarhanlı köyünün Çakmak mahallesinde, Merkez Efendi tarafından yaptırılan ve şimdi harab bir hâlde bulunan bir mekteb vardır. Bundan başka Denizinin Dereteke denilen mahallesinde Merkez Efendi'ye âit bir medrese ve onun yanında, önce harab bir vaziyette iken sonradan tamir edilerek işler hâle konan bir çeşmenin bulunduğu kaydedilmektedir.

** *

Mürşidi Şeyh Sünbül Efendi'nin vefâtından on gün kadar geçtikten sonra, uzun müddetten beri dışarıda bulunan Merkez Efendi İstanbul'a geldi. Ve doğruca Kocamustafapaşa'da bulu-

ŞEYH. MERKEZ EFENDİ HAZRETLERİ 415 nan Sünbül Efendi dergâhına gitti. Dergâhda bulunan derviş ve müridlerin çoğu, tanımadıkları için odalarına dâvet etmediler.

Sünbül Efendi'nin has müridlerinden olan ve Merkez Efendi'nin oğlundan sonra Sünbüli tarikatı makamına oturarak dergâha halife olan Ya'kub Germiyâni, Merkez Efendi'yi kendi hücresine dâvet eyledi. Merkez Efendi de ona misafir oldu.

O gece Ya'kub Germiyâni, Sünbül Efendi'nin yerine kimin halife olacağını anlamak için niyet ederek istihâreye yattı, Gördüğü rüyâ şöyle idi:

Bir meclis kurulmuş.. Resûl Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) Hazretleri de o meclisde hâzır bulunmaktadırlar, Hazret-i Peygamber Efendimiz'in karşısında bir kürsü vardır. Kürsünün üzerinde de Merkez Efendi oturmakta ve Kur'ân-ı Kerim'den «vet tiyni vez zeytüni» süresinin tefsirini yapmaktadır. Tefsivi yaparken başındaki sarığın kâh yeşil, kâh siyah renkte oldugunu görür. Yanındakilere bunun sebeb ve mânasını sorar,

Onlar derler ki; '

— Yeşil şeriatte, siyah tarikatta kemâl ve olgunluğa delâlet eder.

Ertesi günü Ya'kub Germiyâni istihâreye yattığını ve o gördüğü rüyâyı dergâhda bulunan derviş ve müridlere anlatınca, herkes o rüyânın manevi te'siri altında kalarak hepsi de Merkez Efendi'nin huzüruna girer ve kendisini Sünbül Efendi'nin yerine halife ve Halveti şeyhi sayarak ona tâbi olurlar.

Denilir ki; orada bulunup ta bilerek, kasıtla ona biat etmiyenlerin hiçbirisi de iflâh olmamışlardır.

*X

Anlatıldığına göre Merkez Efendi sevimli, nür yüzlü bir zât idi. Kalbi temiz, sözleri, hâl ü harekâtı ulemâ ve meşâyih ehline yakışır tarzda riyâ ve gösterişten uzak idi. Şeyhülislâm Ebussutüd Efendi, Merkez Efendi için:

— Zamanımızda bu zât kadar riyâdan uzak bir kimse gürmedim, demiştir.

Fakirleri, yetimleri, garibleri çok sever ve onları himaye etmeye çalışırdı. Hele çocuklarla daima şakalaşır ve yanında

taşıdığı şeker, fıstık, üzüm gibi yiyecekleri onlara verirdi. Onu gören çocuklar büyük bir sevinçle etrafını sararlardı. O ise onların küçük kalblerini sevindirmekten büyük bir haz duyardı.

Cemaate çok büyük bir önem verirdi. Ömrü boyunca bütün namazlarını cemaatle kıldığı rivâyet olunur. Daha henüz mürid iken bile, namaz vakti cemaat hâzır olmayacak olursa; bulduğu kimseleri toplar, kendisi de imam olur ve böylece g»ne cemaatle namaz kılmış olurdu.

Yavuz Sultan Selim'in kızı Şâh Sultan, zevci Sadrâzarı Lütfi Paşa ile Yanya'dan İstanbul'a gelirken yolda eşkiyânın baskınına uğramışlar ve bundan pek korkmuşlardı. O kötü durumdan nasıl kurtulacaklarını düşünürlerken, o anda hemen, orada Merkez Efendi'nin belirdiğini, onu gören eşkiyâların da kaçtıklarını hayretle gördüler. Esâsen Merkez Efendi'nin evliyâullahdan bir zât olduğuna inanan Şâh Sultan'ın, o keramet üzerine ona olan inancı bir kat daha arttı. Bahariye'deki sarayının bir kısmına bir cami, bir medrese ve bir de tekke inşâ ettirdi, Hattâ hicri 950, milâdi 1542 yılında zevci Sadrâzam Lütfi Paşa'nın vefâtı üzerine Şâh Sultan'ın Merkez Efendi ile evlendiği ve Receb isminde bir de erkek çocukları olduğu rivâvet edilir,

#* > *

Şöyle rivâyet olunmuştur ki:

Merkez Efendi'nin bir eşeği vardı. Uzak olan yerlere onunla gidip gelirdi. Fakat hayvancağız vakitli vakitsiz anırdığından sesi Merkez Efendi Hazretleri'ni rahatsız ederdi. Bir gün yine o çirkin sesiyle yüksek sesle anırmaya başlayınca, Hazret-i Pir:

— Hay sesin kesilsin!. demiş bulundu.

Hayvanın o andan itibaren sesi kesildi ve bir daha anıramaz oldu. Sonunda Merkez Efendi onu Kudüs'lü bir sakaya

hediye etti, #*

Ömrünü ibâdet, zikir ve va'z u irşâdla geçiren, fakir, yoksul ve kimsesizleri himâye eden, çocuklara büyük şefkat gös-

ŞEYH MERKEZ EFENDİ HAZRETLERİ 4TI

teren ve her hâl ü kârda Allahü Teâlâ'nın rızâsını gözeten Cenâb-ı Merkez Efendi Hazretleri'nin yüzünde envâr-ı velâyet ve âsâr-ı hidâyet parıldardı. Çocuklara: Benim için hayır duâ edin. Siz mâsurmsunuz, daha mükellef olmadınız. Duâlarınız müstecabdır. Bu yüzü kara, sakalı ak âsi koca için duâ edin, Bu duâlarınızla ola ki kıyamet günü yüzü ak olur, deyip ağlardı. Sonra da: Yârabbi, bu mâsumların duâlarını reddeyleme! diye tazarru' ederdi.

Kaadi Beyzâvi Tefsiri'nin ekserisi hâtırındaydı.

Hicri 959, milâdi 1551 yılında, Rebiül-âhir ayının 17. perşembe günü âhiret âlemine göçtü. Vefât ettiği zaman 91 yaşında bulunuyordu.

Cenazesi Şeyhülislâm Ebussuüd Efendi tarafından gasledildi. Ertesi günü ulemâ, meşâyih ve halktan müteşekkil çok büyük bir cemaatin omuzları üzerinde, tevhid ve tehliller getirilerek Fatih camiine götürüldü. Orada cenaze namazı Şeyhülislâm Ebussuüd Efendi tarafından kıldırıldıktan sonra, vasiyeti gereğince kendi yaptırdığı Topkapı dışındaki Merkez Efendi camiinin hariminde ebedi istirahatgâhına, Ebussuüd Efendi Hazretleri'nin eliyle tevdi edildi.

Allah cümle ümmet-i müslimin'i şefâatine nâil eylesin, âmin.

Ebusşuüd Efendi, Merkez Efendi Hazretleri'nin vefât tarihine şu manzumeyi yazmıştır:

Dâr-ı fenâdan göçüp gitti bakaya, Merkez Efendi ki, ana Hak ola hemrâh, Sanmanız öldü anı, halvete girdi, Yoldaş oluptur ana vird-i sehergâh.

Kutb-ı zaman idi ol, işbu devirde, Döne döne âkıbet ecel buldu râh. Mâh-ı rebiül-âhirin onyedisinde,

Rüz-i şenbihde o kıldı sefer, âhht.

Hâtif-i gaybi ana dedi ki tarih, Dairesin merkezin nür ede Allah,

178 ÂRİFLERİN MİN EEE ELE Ri

Kanuni Sultan Süleyman, hicri 946, milâdi 1538 8 yılında Manisa'da vefât eden vâlidesi Hâfize Sultan adına Manisa'da Sultan camii ile medrese, tekke, bimarhâne (hastahane, şifâ yurdu), hamanı ve imâret inşâ ettirmişti. Bunların yönetilmesi için İstanbul'da Şeyh Sünbül Efendi Hazretleri'ne müracaat edildi ve ondan bu bimarhâne ile medrese, tekke, imârethânenin idaresi için münâsib bir kimsenin Manisa'ya gönderilmesi istendi,

Sünbül Efendi böyle bir hayır müessesesini yönetebilecek ve hastalara nezaret edebilecek en münâsib kimse olarak, ilm-i tıbda da bilgi sâhibi olan Merkez Efendi'yi seçti ve kendisini Manisa'ya gönderdi.

Merkez Efendi Manisa'daki bu mühim ve değerli vazifenin başına geçince, kendisine tevdi edilen bu vazifeyi, oranın yönetimini pek güzel bir şekilde ifa etti.

Bunu anlatabilmek için önce Manisa hakkında biraz malümat vermek gerekir.. Manisa 1402 yılında Osmanlıların eline geçti, Şehrin kuruluşu ve eski yeri, yerleşmeye ve şehrin gelişmesine elverişli değildi. Bu husüs göz önünde bulundurularak şehrin eski yerinden düz bir alana indirilmesi düşünüldü.

Bunun için şehrin bugünkü bulunduğu yere cami, medrese, tekke, hamam yaptırıldı. 1539 yılında Hâfize Sultan adına cami, medrese, tekke, imârethâne ve hamam inşâ olundu.

Manisa şehrinin eski yerinden bugünkü bulunduğu yere gelmesine en büyük sebeb, Merkez Efendi Hazretleri oldu. Şöy- İe ki; Merkez Efendi Hazretleri şehrin bugünkü bulunduğu yerlere yaptırılan imârethânelerden, tekkelerden fakir halka yiyecek şeyler dağıtırdı.

Fakat bu sahada esas mühim rolü oynayan en önemli hu- 'süs, bimarhânenin hekimbaşılığı vazifesini üzerine alınca hastalarla bizzat ilgilenmesi, boş durmayarak çalışmış olması ve bu çalışma sonunda bütün dertlere devâ olan, mesir adı verilen bir çeşit macun icad ederek onu dağıtmış olmasıdır.

İşte bu sebebden dolayı bimarhâne çok büyük bir ilgi gördü. Fakir insanlar ve derdi olan halk kendilerine sunulan

ŞEYH MERKEZ EFENDİ HAZRETLERİ ti bu ni'metten istifade edebilmek için akın akın bimarhâneye, tekkeye, imârethâneye geldiler.

Merkez Efendi Hazretleri'nin 41 çeşit baharat ve nebâtâttan meydana getirdiği, Mesir adı verilen bu macunun pek çok h&ssaları vardı. Rivâyete göre şu dertlere devâ oluyordu:

Mesirden yiyenleri o sene içerisinde yılan, çıyan, akrep gibi haşarat sokmuyordu. İnsanın bünyesini düzenliyecek olan ve kış aylarında yenilen kuru besinlerin kandaki birikintilerini temizliyordu. Ayrıca sinirleri yatıştırıyor, yorgunluğu gideriyor, çalışmayı artırıyor, hormonları harekete getiriyor, kadınların

hâmileliklerinde rol oynuyordu. Ve daha buna benzer neler neler..

Bimarhânede akli, asabi, dahili, harici hastalıkların ve göz hastalıklarının tedâvisine yüzyıllarca çalışıldığı ve başarı sağlandığı rivâyet edilir,

Mesir günü Manisa'da her yıl âdet hâline geldi. Her yıl 22 Mart Mesir günü olarak kutlanır. Bu merasimde bimarhâne yanındaki Sultan camii önüne halk toplanır, hoparlörlerle mesirin sebeb ve önemi anlatılır. Merkez Efendi anılır, şükrânlar izhâr edilir. Ve öğle namazını müteâkib macun dağıtılır.

Mesir gününe, bu gün için daha evvelden İstanbul, Ankara, İzmir, Konya ve diğer vilâyetlerden gelmiş olan onbinlerce halk katılır.

#k

Şöyle rivâyet olunmuştur ki;

Bir Cum'a günü Merkez Efendi Balıkesir'de bulundu. Namazdan sonra minbere çıkıp vaaza başladı. O zaman bağ bozumu mevsimi idi, Balıkesir'liler, Bursa'nın kendilerine daha yakın ve şöhretinin daha yaygın olması sebebiyle Bursa'da olan “Emir Sultan'a cân ü gönülden bağlı idiler.

Merkez Efendi'nin Balıkesir'de bulunuşu bağ bozumu mevsimine tesadüf ettiğinden ve işlerin de çok olduğu bir zamana rastladığından, Balıkesirliler Merkez Efendi'ye pek iltifat etmediler. Kendi kendilerine:

— Halveti sofularından bir derviş, ne olacak? dediler. Ve namazdan sonra bölük bölük camiden çıkıp işlerine gittiler.

Merkez Efendi'nin âdeti idi. Kürsüye çıkıp vaaza başlayınca gözlerini yumar, derinliklere dalar, hakikatleri yaşar, gerçekleri konuşur, anlatır, anlatırdı.

Cemaat gidip cami boşaldıktan sonra, camiin müezzini de bir miktar dinledi, Onun da bağı, dışarıda işi olduğu için, camiin anahtarını getirip:

— Derviş efendi, giderken camiyi açık bırakma, Kapılarını kapamayı unutma; işte camiin anahtarı! dedi.

Merkez Efendi gözlerini açıp baktı. Camide cemaat namı na kimsenin kalmamış olduğunu gördü. Müezzine:

— Müezzin efendi, dedi; yürü, işine git! Ben buraya birkaç âyet-i kerimenin tefsirini nakletmeye çıktım. Melâike-i kirâm ilim meclisine rağbet eder. Siz dinlemezseniz beni melekler dinler.

Sonra gözlerini yumdu. ve tekrar vaazına devam etti, Merkez Efendi'nin o hâlis niyetini görenlerin ona karşı olan inanç- İarı arttı. Gidenler dönüp gelmeye ve kendisini dinlemeye başladılar. Merkez Efendi kendisinden geçmiş bir hâlde, aşk ve şevk içinde tâ ikindiye kadar vaaz etti, hakikatleri dile getirdi.

XX k* & Merkez Efendi'nin söylemiş olduğu ârifâne bir kıt'a: Pâk eyle gönül çeşmesini tâ durulunca, Dik tut gözünü, gönlün göz olunca, İnkârı ko, dil destini ol çeşmeye tut dur, Ol âb-ı safâbahş ile bu desti tâ dolunca. * * *

Merkez Efendi'nin ârifâne ilâhilerinden bir tanesi de şöyledir: Eyâ âlemlerin şâhı, tecelli kıl, teselli kıl, Gönüller bir cenk mâhu, tecelli kıl, teselli &ıl, Ciğerden eylerim feryâd, bu benlik dâvasından dâd, İkilikten kılıp âzâd, tecelli kıl, teselli kıl.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Murat Tarık Yüksel, Âriflerin Menkıbeleri, c. 2.

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Çocukların duası

Çocuklara ikramda bulunup onların duasını istemesine ilişkin anlatı merhamet ve tevazu örneği olarak aktarılır.

Metni gösterMetni daralt

Çocuklara ikramda bulunup onların duasını istemesine ilişkin anlatı merhamet ve tevazu örneği olarak aktarılır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Menâkıb-i Şerîf ve Tarîkatnâme-i Pîrân ve Meşâyih-i Tarîkat-i Aliyye-i Halvetiyye.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

HOCASI / ŞEYHİSünbül Sinân EfendiSünbül Sinan → Merkez Muslihuddin: intisap, sülûk ve hilâfetTALEBESİ / HALİFESİBehiştî Ramazan b. Abdülmuhsin el-VizevîBehiştî Ramazan Efendi, Merkez Efendi’ye intisap ederek seyrüsülûkünü onun yanında tamamladı.TALEBESİ / HALİFESİErdebîlîzâde Mehmed ÇelebiErdebîlîzâde Mehmed Çelebi, Merkez Efendi'nin yanında Halvetî terbiyesini tamamladı.TALEBESİ / HALİFESİUzun Şemseddin Ahmed et-TavîlUzun Şemseddin Halvetî sülûkünü Merkez Efendi âstânesinde tamamladı.DEVAM EDEN BAĞLANTITireli Abdülvehhab EfendiKaynak, Abdülvehhab'ın Merkez Efendi'nin himmetinden yararlandığını belirtir.TALEBESİ / HALİFESİEdirneli Hasan DedeHasan Dede Sünbül Sinan'dan sonra Merkez Efendi'nin hizmetinde bulundu.TALEBESİ / HALİFESİYekçeşm Ahmed ÇelebiYekçeşm Ahmed Çelebi, İstanbul'da Merkez Efendi'nin sohbetine katılarak Halvetî eğitimini tamamladı.TALEBESİ / HALİFESİKalburcu Şeyhi AhmedKalburcu Ahmed, İstanbul'da Merkez Efendi'nin yanında Halvetî eğitimini tamamlayıp irşad izni aldı.TALEBESİ / HALİFESİGermiyanlı Ya‘kub EfendiSünbül Sinan'ın ardından Merkez Efendi'ye bağlandı ve onun yanında Halvetî eğitimini tamamladı.TALEBESİ / HALİFESİGömleksiz Muhammed EfendiMerkez Efendi’nin belgeli halifesi ve Bahariye zâviyesine tayin ettiği ilk şeyh.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeMerkez Efendi KülliyesiKuruluş ve Sünbülî çevre Merkez Efendi, Sünbül Sinan’dan hilâfet aldıktan sonra 920/1514 dolayında sur dışındaki bu münzevi tekkeyi kurdu. İlk yapı mütevazı bir zâviye iken Şah Sultan’ın vakıfları ve Mimar Sinan eliyle yenilenen cami-tevhidhâne sayesinde tam teşekküllü bir tarikat merkezine dönüştü. Merkez Efendi 959/1552’de burada defnedildi. Şehirdeki yeri Külliye Sünbül Efendi Âsitânesi’nden sonra Sünbüliyye’nin en önemli İstanbul merkezlerinden biriydi. Âsitâne veya pîr makamı sayılmamasına rağmen Merkez Efendi’ye duyulan bağlılık sebebiyle güçlü bir ziyaretgâh kimliği kazandı. Dergâhın âyin günü perşembeydi; XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren meşihat Merkezzâdeler diye anılan ailede devam etti. Mimarî katmanlar Cami-tevhidhâne, Merkez Efendi Türbesi, küçük türbe, çilehâne, kuyu, şadırvan, dârülkurrâ, hamam, harem ve tekke birimleri külliyenin tarihî programını oluşturuyordu. Defterdar Abdülbâki Paşa 1608’de dârülkurrâ yaptırdı; II. Mahmud 1836’da cami-tevhidhâne, türbe ve cümle kapısını kapsayan büyük bir yenileme gerçekleştirdi. Bugünkü iz 1925’ten sonra cami-tevhidhâne cami olarak yaşamayı sürdürdü; türbeler ve çilehâne korundu. Buna karşılık selâmlık, derviş hücreleri, mutfak ve taamhâne gibi birçok tekke bölümü zaman içinde ortadan kalktı. Mekânın günümüzdeki görünümü, XVI. yüzyıl kuruluşuyla XIX. yüzyıl yenilemelerini birlikte taşır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Menâkıb-i Şerîf ve Tarîkatnâme-i Pîrân ve Meşâyih-i Tarîkat-i Aliyye-i Halvetiyye
  2. [2]Menâkıb-i Şerîf ve Tarîkatnâme-i Pîrân ve Meşâyih-i Tarîkat-i Aliyye-i Halvetiyye çerçevesinde bazı Halvetiyye pîrleri, yüksek lisans tezi, 2023, s. 94-98, 136-143; Yusuf b. Yakub'un matbu metni ve karşılaştırılan Atâyî, Hulvî, Vassâf kayıtları
  3. [3]Menâkıb-i Şerîf ve Tarîkatnâme-i Pîrân ve Meşâyih-i Tarîkat-i Aliyye-i Halvetiyye çerçevesinde bazı Halvetiyye pîrleri (tez, 834262.pdf)
  4. [4]Murat Tarık Yüksel, Âriflerin Menkıbeleri, c. 2
  5. [5]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâiku’l-hakāik fî tekmileti’ş-Şakāik
  6. [6]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 430-433; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. 3, Gazanfer Dede kaydı
  7. [7]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 662-668
  8. [8]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 668-676
  9. [9]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 683-688
  10. [10]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 688-707
  11. [11]Büyük İstanbul Tarihi, İstanbul’da Tasavvufî Hayat; Sefîne-i Evliyâ III, s. 403
  12. [12]Menâkıb-i Şerîf ve Tarîkatnâme-i Pîrân ve Meşâyih-i Tarîkat-i Aliyye-i Halvetiyye çerçevesinde bazı Halvetiyye pîrleri, yüksek lisans tezi, 2023, s. 136-143
  13. [13]M. Baha Tanman, ‘Merkez Efendi Külliyesi’, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, s. 202-205; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 273
Ortak kaynak kataloğunu aç →