İrşad III · kaynak sayfaları 33–39
bir tahta parçası üzerinde sağ ve sâlim kaldı. anası boğuldu.
Işte, o öksüz yavrunun annesinin ruhunu acıyarak aldım.
Allahu zül-celâl tekrar buyurdu:
— Yâ Azrail.. Ruhunu sevinerek kabzeyledigin kimse oldu mu?
- Evet yâ Rab.. Zâlim bir hükümdarın ruhunu sevinerek aldığımı hatırlıyorum. Zira, halkı onun şerrinden ancak bu suretle kurtarabilmiştim.
— O zâlim hükümdar kimdi, biliyor musun?
— Bilmem yâ Rab.. Ancak, sen bilirsin..
— Hani, annesinin ruhunu acıyarak aldığını söylediğin yavru vardı ya.. Sular üzerinde, bir tahta parçası ile kurtulan o kundaktaki çocuk, ruhunu sevinerek aldığını söylediğin hükümdar idi..
Ey mü'minler:
Dünyada ve ukbâda aziz olmak isteyenler, rahat bir olümle ölmek isteyenler, ölüm acılarından kurtulmak isteyenler; istikamet üzere olsunlar, zulmü ve inkârı bıraksınlar. Zulüm yerine adli, inkâr yerine iymanı başlarına tâc edinsinler.. Allahu teâlâ'ya kulluk etsinler, O'nun sevgilisine muhabbet eylesinler, şeri'atine ve sünnetine hürmetkâr olsunlar.. Unutmasınlar ki. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
Âhir zamanda, benim bir sünnetimi işleyene, yüz şehid sevabı verilecektir, buyurmuşlardır.
Bir sünnete yüz şehit sevabı verilirse, bütün sünnetlerine saygı gösterip yerine getirene ölüm acısı, mihnet ve meşakkat olur mu? Sünneti seniyyelerine tâbi ve itaatkâr olanlar, ölümleri ânında ruhaniyyeti Nebiyyi bulacaklar ve O'nun cemalini seyrederken ölüm acılarını duymayacaklardır. Nasıl ki, Mısir'in o zamanki sosyete hanımları, Yusuf' un güzelliğini hayran hayran seyrederken, nazik ellerini kestiklerinin farkına varmadılar ve acısını duyamadılarsa; Hakkın sevgilisinin cemaline bakarak ölümü tadanlar da elbette Azrail'in kılıcının acısını duyayacaklardır.
Irgad, Cilt 3
C#: 3
Habib-i Hüdâ, şefi-i rüz-î ceza efendimize sık sık ve çok çok salât oku... Necat ve felâh, O'nu sevmekledir.. Cennet derecatı mücerret ibadetle değil, muhabbetledir. SEVEN SEVDIĞI İLEDIR. Tam tamâ'kâr ve kâmil cimri o kimsedir ki, ismimi duyar da bana salât ve muhabbet etmez, buyrulmuştur. Salât, muhabbete vesiledir. Salâtü selâmı dillerinden eksik edenler, nefislerine karşı cimrilik etmiş ve vâdolunan derecattan mahrum ve uzak kalmış olurlar. Yine buyurulmuştur ki; benim ismimi işitip, bana salât ile muhabbet edenlere, Allahu teâlâ on defa rahmet edecektir. Bana salât etmeyenler, Cenabı Hakkın on rahmetini nefislerine haram ederler.
SUSUZ ÖLMEK ISTEMEYEN, BANA ÇOK ÇOK SALÂT OKU- SUN, buyurmuştur.
Istikamet, Kur'an-ı kerimin ahlâkı ile ahlâklanmaktır. Kur'an ahlâkı ile ahlâklanmayan kişinin âkibetinden korkulur. Insan, daima Allahu teâlâ'yı sevmeli, Allahu teâlâ'dan korkmalı, yapacağı her işte konuşacağı her sözde Allahu tâlâ'nın rizasınl aramalıdır. Allahu tâlâ'nın sevmediği, Kur'an-ı kerimin zemmettiği şeylerden kaçınmalıdır. Bilhassa, iymansız can vermek korkusu hiç bir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır.
HIKÂYE Şekik-i Belhi'nin bir kızı vardı ki, o diyarda bulunan kadınların en güzeli idi. Aynı zamanda âbide, zâhide ve sâliha bir hatun olan müşarün-ileyhanın ism-i şerifi EMINE idi.
Günlerden bir gün, babasına:
— Benim ismimi niçin Emine koydun? diye sordu. Üç korkudan emin olana Emine derler. Halbuki, ben bu üç korkunun hiç birisinden emin değilim. Her nefis, ölümü tadıcıdır. Bu ölüm, bana acı mı tatlı mı gelecektir. Acaba, ben ismim gibi ölüm acısından emin olabilecek miyim? Ikincisi, şeytan bize apaçık düşnandır. Acaba, ben onun şerrinden kurtulur, emin olabilir miim? Üçüncüsü, son nefesimden korkarım. Bu dünyadan, iymanla mı yoksa iymansız mı göçeceğim? Iymanla göçeceğim-
den emin olabilir miyim ki, Emine adına hak kazanmış bulunayım. Kaldı ki, peygamberler bile: YA RAB. BENI MÜSLIM OLARAK ÖLDÜR, SALİHLERE İLHAK EYLE, diye dua buvurmuşlardır. Onlar, mâ'sum Nebi iken böyle dua ederlerse.
ben sû'-i-hâtimeden nasıl emin olabilirim?
Babası, kendisine bir cevap veremedi ve aradan kısa bir zaman geçtikten sonra. bu sultan hastalandı. Şekik-i Belhi, krzının yanına vararak:
- Evlâdım, neden gülmüyorsun? Gençlik senin. güzellik senin. gelecek ivi günler senin. neden böyle durgunsun? diye sordu. Emine sultan, içini çekerek cevap verdi:
- Babacıgım. dedi.. Ben. oyle şeyler görüyorum ki. gil nek değil ağlamak zamanıdır. Zira. altımda cehennemler 1utuşmuş, gülmeme imkân var mı? Üstümde cennetler süslenmiş. oraya girebilecek miyim? Melek-ül-mevt, canımı almağa hazır vaziyette. emir bekliyor. Nasıl güvenir. nasıl gülerim?
Hazret, başının altındaki sert yastığı kaldırarak, daha yumuşak bir yastık koymak istedi. Emine sultan buna da itiraz etti:
-- Babacığım, dedi. Yumuşak yastığa ne lüzum var? Yarın, başımın altına, bu sert yastıktan daha sert bir kerpiç koymayacaklar mı?
Vaktaki ölümü yaklaştı. babasını yanına çağırarak. üç şey vasiyet etti:
— Sevgili babacığım, dedi. Öldüğüm zaman. ellerimi göğ.
sümün üzerine bağla. Zira, günahkârlar tevâzu'an kabahatlarından otürü ellerini gögüslerine bağlarlar. Ben de kulluk vazifemi tam ve eksiksiz yapamadım. Onun için. ellerim göğsümde bulunsun.. Gençliğime merhamet ve bana hakkını helâl et.. Olabilir ki, çocukluk ve gençlik sâ'kasiyle babalık hakkını tam olarak edâ edemedim. Beni kefene sar.. Fakat, kabirde vüzümü aç ve benim için dua et.. Çünkü, babanın evlâdına duası, peygamberin ümmetine duası gibidir. Ey benim canım babam.. Sana zahmet olmazsa ve seni üzmezse, dört vasiyetim daha var: Insanları, toplu olarak bir arada gördü-
ğün zaman, kabirde cesedimi yemeye hazırlanan kurtları hatırla.. Her ne zaman kitaba bakarsan. o bembeyaz sahifeler üzerinde siyah yazıları gördüğünde, yüzümü ve gözümün beyazını ve siyahını hatırla.. Gecelerin karanlığı basınca, kabrimin karanlığını hatırla..
Bu sözlerini bitirdikten ve LÂ İLÂHE İLLALLAH MUHAM- MEDÜN RESÛLÜLLAH dedikten sonra, dünyadan göçtü. Rahmetullahi aleyhâ..
Ey ehl-i-iyman.. Dikkat buyurunuz: Merhume, bu vasiyyeti ile bizleri ne güzel irşâd buyurmuşlardır.
Ölümün tadını düşününüz: Ya acı olur, ya tatlı...
Şeytanın şerrinden ve iğvâsından kurtulmak, cidden ve hakikaten çok güçtür. Zira, şeytan bizlere kuvvetli ve âşikâr bir düşmandır. Şerrinden Allahu teâlâ'ya sığınınız.. Ona, aslâ ve kat'iyyen ittibâ etmeyiniz. Şeytandan, kendisini kurtarana aşkolsun..
Iymansız ölmekten korkunuz.. Unutmayınız ki, altınızda cehennem ateşleri, bukağılar hazırlanmıştır. Bunlar, iymansız göçen kullar içindir, âsiler, zâlimler içindir..
Cennet süslenmiş, ama nasip olur mu?
Melek-ül-mevt, canımızı almağa hazır durmaktadır. Hal ve hakikat böyle iken, kula bunları unutarak gülmek yakışır mı?
Yarın, kara toprağa girecek bir kimse, dünyada rahatlık arar mı? Yatağı bırakıp kara toprağa, yumuşacık yastığı bırakıp kerpiçe baş koyacak kimse, dünyanın nesine özenir? Dünyanın nesine tamâ' ederek çalar, çırpar, haksızlık eder, emir ve nehiy dinlemez?
Kulluğunu bil.. Acizsin, verilen ni'metlere karşılık kulluk edemedin, mücrimsin.. Kendini, daima günahkâr bil, günahkar say..
Sultanın: (YUZÜMÜ AÇ..) demesi, (BEN GUZEL BİR KIZ İDIM.. BAKIN GÖRÜN KI, ÖLÜM BENI NASIL ÇİRKIN, NA.
SIL KORKUNÇ BİR HALE GETİRDİ..) gerçeğini hatırlatmak içindir. Gençliğine, güzelliğine güvenme.. Ölüm, seni de çirkinleştirerek, korkunç ve igrenç bir hale getirecektir. En sevdikle-
rin de dahil olmak üzere herkes senden kaçacak, hiç kimse yüzüne bakmağa cesaret edemeyecektir.
Geride kalanlardan dua isteyiniz.. Çünki, dirilerin duasının ölülere faydası vardır.
Halkı, toplu halde gördügünüz zaman, kabirde cesedinize üşüşecek kurtları, yılanları, çıyanları, akrepleri, böcekleri hatırlayınız. Her şeye ibret gözü ile bakınız.. Kitaba baktıgınız zaman, nice güzel yüzlülerin, nice güzel gözlülerin toprak olduğunu hatırlayınız. Gece karanlığı basınca, karanlık kabri hatırlayınız.. Zira, yakında o karanlık kabre sizler de gireceksiniz, diyerek bizleri Hakka ve hakikate dâvet etmektedir.
Mu'az ibn-i Cebel (Radiyallahu anh) günlerden bir gün, Peygamber Efendimizle beraberdim, bir yere gidiyorduk:
- Yâ Resûlallah:: dedim, ben fakire bir hadis söyleyiniz de, hayatımı ve harekâtımı o hadise tatbik ederek dünyada ve ukbada faydalanayım..
Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, saadetle şöyle buyurdular:
— Sa'idler gibi yaşamak, şehidler gibi ölmek, kıyâmetin hararetli gününde arşın gölgesinde gölgelenmek, dalâletten hidayete ermek istiyorsan, Kur'an-ı azîm-üş-şânı okumağa devam et.. Zira; Kur'an-ı mübiyn, Rahmanın kelâmıdır, seni şeytanın şerrinden, Hakkın kalesine alarak muhafaza eder. Yevm-i mizanda terazinin sağ ve hayır kefesini doldurur. Ümmetimin ibadetlerinin efdali Kur'an okuyup, onunla âmil olmalarıdır.
Her mükellef ümmetim, Kur'an-ı kerimi okumayı öğrenmeli, Kur'anı daima okumalı ve onunla meşgul olmalıdır.
Görülüyor ki, Kur'an-ı kerimi okuyan ve okuduğu ile âmil olan şehidlerin ölümleri gibi ölümü bulacak, şehidler gibi öleceklerdir. Öyle ise, Kur'an oku.. Okuduğunu anlamağa çalış..
Anlamakla da kalma, anladığınla âmil ol.. Daima, ihlâs üzere bulun.. Zira, cahiller helâk oldu, âlimler kurtuldu.. Âlimler he.
lâk oldu, muhlisler kurtuldu.. Kur'an okumasını bilmiyorsan, mutlâka öğrenmen lâzım.. Öğrenmiş isen okuman, okuduğunu anlamağa çalışman, anladığınla âmel etmen de kâfi değil.. Ihlâs
lâzım, ihlâs lâzım.. Kur'an-ı, okumadınsa helâk oldun, anlamadınsa yine helak oldun, anlayıp yapmadınsa yine helâk oldun.
ihlâs ile yapmadınsa yine helâk oldun...
Kur' an ile âmil olmayan bir âsinin, ölüm günü başına ge lecek olan şu felaketi ibretle oku, oku da ibret al, ona göre tedarik gör, hazırlan.. Çünki; ölüm önünde, sonra kabir, sonra sual olunacaksın.. Bunlar; herkesin, istisnasız her kulun geçecegi yollar ve duracagı duraklardır... Sen de o yollardan geçecek, o duraklarda durdurulacak ve yaptıklarından sorulacaksın.. Sonra mahşer, sonra hesap, sonra ya cehennem veva afv-1 mağfiret, cennet ve cemal.. Bunları hiç düşündün mü?
Yolcu olan, yolunda gerek.. Her zaman hazır ve hazırlıklı ol.
boş bulunma, gafil olma.. Eşyanı devene yükle, ölüm günü bizce meçhul: (HAYDI..) dediler mi, hemen yola koyulacaksın..
Hazırlıksız olursan, bu uzun yolda felâketler, musibetler, mihnetler, meşakkatler ve çok korkunç âkibetler var, bunu unutma!...
HIKÂYE Peygamberimiz zamanında bir erkek kişi öldü ve Efendimiz de, o cenazede hazır bulundular. Tam cenaze namazı kılınacağı sırada, mevtanın kefeninin içinden bir şeyin kımıldadığı görüldü. Kefenin içinde, sanki bir canlı mahlûk vardı. Ne clduğunu anlamak maksadiyle açtıkları zaman, korkunç bir zehirli yılanın ölünün boynuna sarılmış, kanını ve etini yemekte olduğunu gördüler. Hz. Sıddıyk-ı ekber (Radiyallahu anh) yılanı öldürmek üzere hazırlanmışlardı ki, yılan bi-iznillah lisana gelerek, hazır bulunanların duyup anlayacakları bir sesle:
— Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlühû, kelime-i tayyibesini söyledikten sonra, Hz. Ebû-Bekir'e hitaben:
— Yâ Ebâ Bekir; bana vurma! dedi.. Zira, benim bu işte hiç bir günahım yoktur. Ben, gördügünüz şekilde bu zata azap etmekle emrolundum. Allahu teâlâ, beni bu kişiye kıyâmet gününe kadar azap etmekle vazifelendirdi.
Cenab-ı Ebâ-Bekir, yılana sordular:
— Bu kişi, hangi hareket ve hatası dolayısiyle bu azap ve ikaba müstehak oldu?
Meyyite azap etmekle vazifelendirilen yılan cevap verdi:
— Onun bu azabına, üç hatası sebeptir: Birincisi, bu adam tenbellik eder namazını kılmazdı. Ikincisi, nekes idi zekâtını da vermezdi. Üçüncüsü, âlimleri dinlemez, Kur'an-ı mübiyn ile âmil olmazdı. Işte bundan dolayı gördüğünüz felâkete düçar oldu.
Yâ Rab.. Bizleri, kabir azabından ve cehennem ateşinden âzât eyle.. Ey keremi bol padişah.. Bizi, mahrum olanlardan, kabirde azaba uğrayanlardan eyleme.. (Amin; Bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn).
Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, Cenab-i Vâcib-ül-vücuttan rivayet buyurdular.
Allah celle, Hadis-i-kudside: (İZZET VE CELÂLIME KA-
SEM EDERİM KI, KULUMUN KALBİNDE İKİ KORKUYU VE
İKİ EMNİYETİ CEM'ETMEM. BENDEN DÜNYADA KOR KANLARI VE HER IŞLERİNDE BENİM RIZAMI ARAYAN.
LARI, KIYÂMET GÜNÜ BÜTÜN KORKULARINDAN EMİ?I
EDERİM, ONU O MÜTHİŞ GÜN KORKUTMAM. DÜNYADA
BENDEN KORKMAYANLARI VE EMIN OLANLARI DA, KI- YÂMET GÜNÜ KORKUTURUM.) buyurmuşlardır.
Allahu teâlâ'dan dünyada iken korkmayanların korkuları, ölümle başlar ki, ölümleri ânında başlayan bu azap, görecekleri azabın başlangıcıdır.
Allahu teâlâ'dan korkan müttekiylerin ise, ölüm ânında mazhar olacakları iltifatı ilâhî de, kendilerine bahş ve ihsan buyrulacak lûtf-u kerem-i Rabbani'nin başlangıcıdır. Bu iltifat-ı sübhani ve bu rahatlık olümle başlar ki, ileride nail olacağı keremin bir iptidasıdır. Zira, Fahr-i-risâlet Efendimiz:
(MÜ'MIN, CENNETTEKI YERINI GÖRMEDEN RUHUNU
TESLIM ETMEZ. KÂFIR DE, CEHENNEMDEKI DEREKÂTI
VE O KORKUNÇ AZABI GÖRMEDEN RUHU KABZOLUN- MAZ.) buyurmuşlardır. Kâfir, nârdaki makamını nasıl görebilir denildiginde, Cenab-ı Hak bu işe Cebrail Aleyhisselâmı me-