Zînetü’l-Kulûb · kaynak sayfaları 49–56
Birinci tevhid; ehl-i şeriatin ve avamın, tkinci tevhid; ehl-i ilmin ve havassın, Ücüncü tevhid; ehl-i hakikatin yani havassül - havassın tevhidleridir.
MÜRŞİD KIMDEN OLUR?
Sâlik-i gayr-1 meczub ve meczub-u gayr-i sâlik mürşid olamaz.
Sâlik-i meczub ise, mürşid-i kâmildir. Meczub-u sâlik dahi mürşit olur. Seyyid Ahmed-ül Bedevi (Kuddise sırruh) gibi.
TASAVVUFTAN GAYE NEDIR?
Tasavvuf mesleğine sülükten gaye, Haktan razı olup, Hak rizasını arayıp bulmaktır. HAK İLE HAK OLMAKTIR. Bu, öyle bir hâlettir ki, beyana ne lisan ne de lûgat kâfi gelmez.
Bu öyle bir haldir ki, aklın ve fikrin mâverasındadır. HAK
ILE HAK OLMAK, BEKA-BILLAH MERTEBESINE ERIŞ- MEKTİR. Beka-billah mertebesine erişenler, bu makama zevk ile muttali olurlar. Onu, başkalarına açıp söylemek isteseler bile, açıp söyleyemezler. Çünkü, Hak ile Hak olmayı ifade ve beyan edebilecek kabiliyet, beşer lisanına verilmemiştir. Meger ki, ol hak ile mest olsun ve kelâmı kendi arzusu olmaksızın o ağızdan zuhura gelsin.. Hallâc-1 Mansur'un ENEL-HAK, Cüneyd-i Bağdadi'nin LEYSE CUBBETİ SIVA'ALLAH ve Bayezid-i Bestami'nin SUBHANE MA AZAMU ŞANİ demeleri gibi kelâmı kendi ağızlarından olduğu halde, Hakkın tecellisi ve tenezzülü ile zuhur eylemiştir. Hakta hak olup, Hak tecelli etmeden, iradesi olde iken aynı dâvaya kalkışsa, bu iddiası kendi zu'mu olur. Ona zavallı nazarıyle bakılır ve akıl noksanlığına hükmolunur. Şu var ki, Firavun gibi: «BEN, Si- ZIN YÜCE RABBINİZİM!» diyenler, ancak küfürlerini izhar etmiş, iyman ve islâmdan çıkmış clurlar.
Hak ile hak olanların, bu sırrı açmaları için, o mânayı lâfızlarla söylemek şöyle dursun, hatta elfaz tayini dahi mümkün degildir. Bu sozün zuhuru, yalnız kuvve-i bedeniyyenin ifnası olmayıp, belki zatından bil-külliye kaybetmedikçe, bu makama vüsul mümkün degildir. Boyle olunca; ne vücut, ne beden, ne zat, ne sifat ne de kelâm kalır.
F: 4
MEY Tasvvufta MEY ve ŞARAP; süfehânın ve alkol mübtelâlarının anladığı ve içtikleri şarap olmayıp, aşk-ı ilâhiyyeye teşbihtir. Yoksa, şeriatın yasakladığını tarikat ehli kat'iyyen kullanmak şöyle dursun, hatta şeriatta mübah olan ehl-i tarike haramdır. Bu beyanımızın şahit ve isbatı, sofiyyenin:
HASENÂT - ÜL EBRÂR SEYYIAT - IL MUKARREBIYN (Birrü tekva sahibinin sevabı, mukarreb olanların seyya'atıdır.) vecizesidir.
İçki içmek ki, nassı Kur'an ve Hadis-i Nebiyyürrahman ile men'dilmiştir. Şarap, rakı, bira ve emsali serhoşluk (Sekir) verici, insanın aklını alan ve onu hayvan derekesine indiren nesnelerin, mübah olamayacakları bir emr-i kat'i ve hükm-ü azimdir. Bu emri dinlemeyenlerin ve bu hükme uymayanların, dünyada kendilerini felâket ve zilletten kurtaraayacakları bedihı oldugu gibi, ahirette de affı ilahıyyeye ve seae ve hars nerte sao nardan şefaate mazhar olmazlarsa ve nârdan kurtulamayacakları
SÂKI Bu dahi süfehânın anladıkları gibi meyhaneci veya mey sunan demek değildir. Belki, aşk-ı ilâhiyyi sunan şeyhe, yani mürşidi hakka ıtlâk olunan bir isimdir.
KADEH Müridin ve talibin kalbidir.
MEYHANE Yine süfehânın anladıgı gibi içki içilen yer olmayıp, tasavvufta aşk-ı ilâhiyyenin tattırıldığı yerdir ki; tekke, zaviye, mescid ve emsali yerlere verilen isimdir.
MEYDAN Alem-i şuhud ki, bu dünya âlemine misal olup, Allahu teâlâ ve Resûlünün aşkı ile tolpanılan mahaldir. Bu meydanda;
mal, can, kan her şey Allahu teâlâya fedadır. Bu meydanda;
âşıklar aşklarını, mahbub-u hakikî olan Allahu azim-üş-şana arz ve izhar eylerler, hakkı hak ile kıyamen, ku'uden, gizli ve aşikâr zikredip dünya ve mâ fiyhânın esrarına vakıf olurlar..
Zira; zikr-i cehri, zikr-i hafi, kıyam, semâ' zikirleri esrar-l ilâhiyyenin bir remzini anlayana birçok rümuzunu izhar eyler ki, ehline malûmdur:
Kıyamazsan baş-ü cana, Uzak dur, girme meydana!
Bu meydanda nice başlar, Kesilir hiç sorar olmaz..
(Kuddise sırruh)
POSTUN RÜMUZÂTI Postun başı, teslimiyyete işarettir ki, hak mürşide kemal-i teslimiyyetle teslim olmaktır.
Sağ kolu, sahib-i yed olup bilvasıta: (YEDULLAHİ FEV- KE DYDIHIM) sırrından hisse almaga işarettir.
Postun sol kolu, nefsini mağlûp ederek şeytanına galip gelmeğe ve (MUTU KABLE EN TEMUTU) sırrına erişmeğe, bütün varlığından soyunmağa işarettir.
Postun sağ ayağı, hak ve hakikatte sebat etmek, dar vakitlerde ve korkunç zamanlarda haktan ve hakikatten yüz çevirmemektir.
Postun sol ayağı, hak rizası ve li-vechillah hizmet etmektir.
Postun üstü, her tarikin kendisine mahsus bir rengi olup postun renkli olması, sıfat yüzünden zuhur eden tecelliyatın nevilerini haktan bilip, sabr-ü tevekküle işarettir.
Postun iç tarafı, temkindir. Bâtınan hakta fâni ve mutma'in ve sabit olmak, mâsivadan yani dünya alâyişinden temizlenmeğe işarettir.
Postun ortası; muhabbetullah'tır ki, künh-ü muhabbetullah ile este'izü-billâh: (İNNIY VECCEHTE VECHIYE LIL- LEZI FATAR-AS-SEMAVATI VEL-ARDI..) âyeti celilesinin sırrı ile ve teslimiyyetle Allahu teâlâya müteveccih olmaktır.
Postun şark tarafı şeriate, garp taratı tarikate, şimal tarafı hakikate ve cenup tarafı marifete işarettir.
Postun ruhu tekbir, azası salâvat, kemali tevhid, tahareti istiğfardır.
Postun makam-ı şeriatı yokluk, makam-ı tarıkatı paklık, makam-ı hakikatı vuslât-ı ilâhi makam-ı marifeti müsahede-i vahdettir.
Postun yere serilmesi, EBÜ'T-TÜRAB olan Haydar-ı Ker-
rar şah-ı velâyet Imam-ı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anhın silsile-i velâyetleriyle gelen feyz-i ilâhi yolunda mahviyyetle hak türabı (Toprak) olmak, Pir yolunda yanmak, hak yolunda sâbit-kadem bulunmak, aşk yolunda meyledip akmak, iradesini nefsin hevasından el çekerek mürşid-i hakkın iradesinde (İrade-i Pir'de) bilvasıta irade-i hakta ifnâ etmektir.
Postun iç yüzü ile dış yüzü, kesreti vahdette ifnâ etmek, vahdet-i kesrette müşahede makamında şuhud ehli olup sahib-i makam olan post üstüne oturur, seccade-neşin olmağa lâyıktır.
POST SERILIRKEN OKUNACAK AYETLER Al-i-imran sûresinin 130 - 134. âyetleri okunur:
(Vettekullahe le' alleküm tüflihun vettekun-nârelletiy, v'iddet lil-kâfiriyn ve atry'ullahe ver-resûle le'alleküm türhamun ve sâriu ilâ mağfiretin min Rabbiküm ve cennetin arduh-es-semavatü vel-ardu urddet lil-müttekryn elleziyne yünfikune fisserrâ'i veddarrâ'i vel-kâzımıyn-el gayza vel-âfiyne an-in-nâsi vallahü yuhibbül muhsiniyn.)
DESTUR YÂ HAZRET-I PİR denilerek post serilir.
SIRRI DEVRAN Tarikat-i aliyyenin alel-umum cehriyyesinde, (yani cehren aşikâre zikreden demektir) bahusus Tarikat-i Halvetiyye'de zikrullah ile edilen devranın rümuz ve işaretine ve esrarına binaen, Pirân-ı izamın ileri gelen kerâmatı zâhir, kemali bâhir, ilm-i ilâhide yekta ve müştehir olan zevatın ictihadı ile devran ve erkân ittihaz olunmuştur Âşıkanın yaptıkları devranın delil-i şer'isine bürhan olan âyet-i celile:
5,i Ve terel-melâ'ikete haffiyne min havl-il arşi yüsebbihune bihamdi Rabbihim ve kudiye beynehüm bil-hakkı ve kryl-elhamdü lillahi Rabbil-âlemiyn.
Ez-Zümer sûresi: 75 (Melekleri de, arşın etrafını kuşatarak Rableri celle şâneye hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Halk arasında hak ile hükmolunur ve mü'minlerle melekler tarafindan «RABBIL-ALEMIYNE HAMDOL- SUN..:) denir.
Bu âyet-i celiledeki HAFFIYNE kelimesini, müfessiriyn-i kirâm (EY DA'IRIYNE ZAKİRİYNE) ile tefsir etmişlerdir.
Bundan da anlaşılıyor ki. melâ'ike-i kirâm arş-ı â'lânın etrafını tesbihlerle ve zikirlerie daire şeklinde devran ettikleri cihetle; farz, vâcip veya sünnet viarak kıldığımız namazlar meleklerin ibadetlerini câmi olduğu gibi, sofiyyenin ictihad ettiği DEVRAN-I ŞERIF de arş-ı â'lâ meleklerinin ibadetini câmi olduğundan bu şekilde devran ederek hakkı zikretmesini ictihad etmişlerdir.
Devranın ve bu şekilde zikir ve devran etmenin caiz viduğuna dair mu'teber fetva kitaplarında da fetvalar verilmiş ve ezcümle FETAVAY-I-ÖMERIYYE'de böylece mukayyettir.
Netekim, hac farizasını ifa eden mü'minler de, Kâbe-i-muazzamanın etrafında dualar okuyarak yedi defa tavaf etmektedirler. Huccac-1 müslimiynin, Kabe-i-muazzamanın etrafinda dualar okuyarak tevhid ederek ALLAHU EKBER diyerek yedi defa tavafla devran etmeleri gibi, tarikat-i aliyyenin cehri olan kolları ve ezcümle Tarikat-i Halvetiyye ashabı da ism-i celâl olan YÂ ALLAH, HÜ, HAYYÜL-KAYYUM, VAHID, AHAD, SAMED esmâ-i şerifleri ile devran ederler ve her esmâ-i ilâhiden en az yedişer defa okuyarak devrana devam eylerler.
Evvelâ, oturarak daire şeklinde bir halka teşkil olunur ve zikrullaha başlanır. Zira, aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, bir Hadis-i şeriflerinde:
(Ey benim ashabım! Cennet bahçelerine uğrarsanız, o bahçenin meyvelerinden yiyiniz ve telezzüz ediniz,) buyurduklarında, hazır bulunan ashab-ı kirâm efendilerimiz: (Cennet bahçeleri nedir yâ Resûlallah!) diye sormuşlar ve (Halka-i zikir'dir.) cevabını almışlardır.
Binaenaleyh, fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin bu ikaz ve iratlarından mülhem olarak, zikrullaha halka şeklinde oturularak başlanılır ve böylelikle tebşirat-ı Nebeviyyeye imtisalen cennet bahçesine teşbih olunur. Zikirde dört köşe şeklinde oturulmayarak daire şeklinde oturulması sünnet-i seniyyeye muvafıktır. Zira, tevhid-i şerif tevhidin asıl şekli olan daire şeklinde oturularak ifa edilmiş olur.
Halka şeklinde oturularak başlanılan tevhidde ve zikirde, rümuzu vahdet-i zâtiyye, mihver-i ahadiyyettedir. Vahde-ti zâtiyyenin sıfat-ı zâhirisi olan ahadiyyet-i sıfatiyyeye taallûk eden feyz-i akdesin kabza-i mukaddese tecellisinin suretini mürşit:
MANalE Falem ennehu lâ ilâhe illâllah diyerek gösterir. Hazır bulunan âşıkan da, ikinci tevhidde nürşitle beraber tevhide başlarlar. Zira, ilk tevhid mürşide ait olup ikinci tevhidde dervislerin de mürsitleri ile zikretmeleri lâzımdır. Kırkıncı tevhide kadar. ne halka-i zikirde olan
halkadan dışarı çıkabilir ne de halkadan hariç olan halka-i zikre girebilir. Bu gibi hareketler çok tehlikeli olup, buna cür'et eden sâlike mânevi bir zarar erişebilir ki, erbab-1 müşahede böylece beyan buyurmuşlardır.
Tevhide, mürşitle beraber cehren devam edilir. Dervişlerin bu vech üzere tevhid etmeleri, vahdet-i zâtiyye ile ahadiyyet feyzinin ilm-i malûmla mutabakatını iymâ etmiş ve anlayabilene tevhidde olan esrarı anlatmış ve tevhidin işaret ve remzini meydana koymuş olur.
Kelime-i tevhid sâlikânı o mecliste makam-ı fenâ-fillah a götürünceye kadar zikrolunur. Sonra zikr-i kalbiyyeye tahvil olunur. Zikr-i kalbinde, harf mahrec mahvolup harfsiz ve mahreçsiz yalnız hılkî olarak darb-ı zikre başlanır ki, zâhir bâtınla müstenit, bâtın zâhirle müteayyin olduğuna bu şekilde zikrullah ile remz ve işaret edilmiştir.
Sonra, zikrullah fenâ-fillah'ta tamam olunca zikir kesilir, herkes medhuş kalır. İlâhi veya durak okunmaya başlanır. Bu şekilde ilâhi veya durak ckumak, âlem-i ervahta (ELESTÜ Bİ-RABBiKÜM) hitab-ı izzesinin nidasıyle ervahın telezzüz ve zevkıyâb olmasının remzidir. Okunan Kur'an-ı kerim, durak veya ilâhinin bu suretle dinlenmesi lâzımdır. Durak veya ilâhi tamamlanınca, ruhun tevhidle urucunu ve itilâsını ve ruhun (ELESTÜ Bİ-RABBİKÜM) hitabı ile cezbini ve fenâ-fillah'a erişen ruhların esmâ-i ilâhideki seyrini, merâtib-i esmâ-i ilâhide ruhun kesbettiği esmâda seyr LA İLAHE ILLALLAH kelime-i tayyibesine seyr-i ilallahtan sonra seyr-i fillahı göstermek için cisim de ruhun haline tâbi olarak yükselir ve bu yükselişi göstermek ve remz-i işaret etmek için devrana kalkılır.
Devrana kalkılırken (VECD) e niyyet olunur. Mürşit.
(NEVEYTÜL-VECD) der ve bu âyeti kıraat eder:
Elleziyne yezkürunallahe kıyamen ve ku'uden ve alâ cünübihim Kıyamda okunan ilâhi ile ruhun yükselmesinde, Hak teâlâya talik-i tam vardır. Hakla hak olmak talik-i tayinden tamamiyle tecerrüd ve istigrak halinde olan cezbenin suretidir.
HALVETIY YE-I-CERRAHI devraninda, elele tutunup sola doğru sol ayakla devrana başlanılır. Hem de zikrullah'tan HÛ esmâsını zikrederek devrana devam edilir. Devran esnasında, başın sağa ve sola döndürülmesinin mânası, makam-1 vahidiyyet-i sıfatiyyenin suretine işarettir. Saga ve sola darb-1
zikir ise, vahidiyyetin ahadiyyete, vahdet-i zâtiyyenin talikine işarettir.
Bu suretle devrana devam olunurken, eller omuza atılır.
Zira, bu hal merâtib-i vahidiyyet-i sıfatiyyenin tamam ve tecellisini göstermek için bu hal bir remz ve işarettir. Sağ el, devran eden arkadaşının arkadan omuzuna, sol el ile de sol tarafta devran eden arkadaşının beline sarılmak, zuhurun sıfatla olmasına işarettir.
Devranda (HÜ) esmâsının bir kerre içeriye ve bir kerre dışarıya verilmesi lâzımdır.
Devranda, elele tutmak hüviyyetin talikine, kolkola olmak hüviyyetin zuhuru namına işaret olduğu gibi, tevhid-i zata da işarettir.
Sonra (HA Y) esmâsına başlanılır. (HA Y) ebced hesabıyle on sekiz adedi câmidir. Bu on sekiz adedi câmi olan (HA Y)
esmâ-i şerifi ki, merâtib-i esmâ olan (Yani esmâ-ül-hüsnâ bin adettir) bu bin adedi ile zarp edilince on sekiz bin âlemi seyran eden sırrı hayat ile hay olup nûr-u sübuti ile daim ve kaim olmakla sır seyriyatın suretini aşikâr devran ile bu sırrı işaret ettigi gibi, (HAY ALLAH) (KAYYUM ALLAH) ism-i şerifleri ile vefa devrine başlanılır ki, mahviyyetten sonra tayinin aynine, hayatın zilliyetine mukabil, hakikat-i hayat hakika-i kayyumunun zuhuruna işaret olarak bu esmâlarla on sekiz kerre devran edilir. On sekiz HAY HAY HÜ esmâsı zikrolunur. On sekiz kerre ALLAH VAHID ARAD SAMED esmâsından sonra, tekrar HU esmâsına başlanılır. Sür'atle HÜ esmâsina devam edilir ve devran tamam clur.
Devranda sâlikier kemali ile huzur ve tecerrüd ve istigrakla devran etmelidirier.
Ey tâlib-i cemal-i ilâhi! Vey râgıb-1 rizay: Rahmani!
Sırrı devrandan bir mıktar beyan eyledık. Fazlasını yazmağa kalemim müsait olmadığından, bu kadarı ile iktifa ettık. Allah Teâlâ, sara ve bana rahmet eylesin, aşkından seni ve beni agâh buyursun ve bu zevki sana ve bana tatmak nasip eylesin.
TEKKELERDE YEMEKTEN SONRA
OKUNAN HAMDİYYE Akşam namazı eda edildikten sonra, dervişan sünnet-i seniyyeyi ihya için ellerini yıkar ve sofraya öyle cturur. Mürşit. en son ellerini yixar ve o da sofraya oturur. Şeyh, evvelâ