Zînetü’l-Kulûb · kaynak sayfaları 57–62
yemeğe başlar, âşıkan da mürşidi takip ederler. Yemek esnasında, pilâva kadar konuşulmaz. Bazı tekkelerde, yemekten sonra su dahi içmezler.
Yemekten sonra, şeyh evvelâ ellerini yıkar. Sofradan kalkılmadan, mürşit (Düzü-Besmele) le Fatiha-i şeriteyı ve sûre-i Haşr'ın son âyetlerini okur veya hazır olanlardan birisine okumasını işaret eder. Sûre bittikten sonra, bu ilâhi okunur:
Allah bize lûtuf etti - Şükür el-hamdü lillah Ni'metlerine gark etti - Şükür el-hamdü lillah
(*)
Yiyelim ni'metini - Şükür el-hamdü lillah Analım hazretini - Şükür el-hamdü lillah Umarız rahmetini - Şükür el-hamdü lillah
(*)
Yok iken var eyledi Arz-ı didâr eyledi Resûle yâr eyledi - Şükür el-hamdü lillah
(*)
Gönderdi doğru yola Kullar kulluk eyleye Hak bize kulum diye - Şükür el-hamdü lillah
(*)
Harc edelim varımız Kurban olsun canımız Kur'andır iymanımız - Şükür el-hamdü lillah
("')
Muhammed kadem bastı Şefi olmaktır kastı Hakkın sevgili dostu - Şükür el-hamdii lillah Ol habibin yarları
(*)
Cennettedir canları Severiz biz onları - Şükür el-hamdü lillah
(*)
Bagdadi'nin bu sözü Kabul eyle niyazı Dergâha sürdüm yüzü - Şükür el-hamdü liliah
(*)
Sonra bu dua okunacaktır:
(El-hamdü lillah zâdallah Berekât- Halilullah El-hamdü lillahillezi et'amenâ ve sakanâ ve ce'alnâ minel müslimiyn ve rahmetullahi ve berekâtühu alâ sahib-itta'ami vel-âkiliyn ni'met-i celil berekât-i Halil şefaat-irrüsül Allahümme zid ve lâ tenkus bi-hürme't-il Fatiha...)
(*) İşaretli yerlerde: Hak lâ ilâhe illallan Hû lâ ilâhe illallah okunacaktır.
Duadan sonra gulbenk çekılır:
(El-hamdu Illah Allah-El-hamdu lillah ya Allah-El-hamdü lillah lâ ilâhe illallah hû lâ ilâhe illallah Allah.)
Bu gitti ganisi gele - Hak berekâtın vere - Yensin eksilmesin - Taşsın dökülmesin - Kotaranlar, pişirenler getirenler nur olsun - Içleri, dışları surur olsun - Gonülleri aşk-ı lahı ve aşk-ı Resul ile dolsun - Yedigimiz ni'met ibadete kuvvet olsun - Gözümüz sırlar görsün - Üçler yediler, kırklar, cümle Veliyullah'ın himmetleri üstümüzde olsun Devletimiz adl ile tâ kıyamet pâyidar olsun-Ordularımız düşmana galip olsun - Düşmanlarımız kahr-u tedmir olsun - Ümmet-i Muhammed'in âsileri islâh olsun - Hastalar şifayâb, dertlere derman olsun - Aşıklar vuslât bulsun - Bi-hürmeti aşk-ı ilâhi, nur-u Nebi, Kerem-i Ali, gülbeng-i Muhammedi, selâmet-i hâzırun, selâmet-i ga'ibun, üçler yediler, kırklar - İslâma boyun eğsin cümle ırklar - Kalksın aradan' dertler - Dem-i Evliyâ'ullah sırrı Enbiyâ'ullah bi-şefaatihim ecma'ıyn - Vâris-i Hayder-i Kerrar, sâki-i aşk-ı ilâhi Pirimiz Sultan Nureddin-il-Cerrahi dem-i devranına Hû diyelim Hû - Tekabbel minnâ - Kerem-i Mevlâ yâ Allah Hû..
DERVİŞ NASIL BİR SIFATA SAHIP OLMALIDIR? VAZIFELERI NELERDIR?
Dinin gayesi, Allahu teâlâya iyman ve ibadet ve mahlûkata şefkattir. Hal böyle olunca:
1) Derviş olan, Allahu teâlâya iyman ve Rabbil-âl:miyne sevgi ve muhabbet ve ibadet etmeli ve bütün mahlûkata şefkat ve merhamet göstermelidir.
2) Âşık, Enbiyâlar serveri, Evliyâlar rehberi, âhir zaman peygamberi, on sekiz bin âleme rahmet olan Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem efendimizi, her şeyinden ziyade sevmesi ve O'nun âline, evlâdına, ezvacına, ashabına, ensarına ve muhibbine de muhabbet etmesi lâzimdır, vaciptir, farzdır.
3) Aşık, Allahu Tealâ'nın bütün emirlerini severek ifâ etmeli ve bu vazife-i Rabbaniyyeyi canına minnet bilmelidir.
41 Âşık, Allah celle hazretlerinin men ve nehyettiği her şeyden kaçınmalı ve Allah korkusu ile bunlardan. son derece çekinmelidir.
5) Aşık, helâlden kazanmalı, helâl lokma yemeli, helâl giyinmeli ve helâl yerde oturmalıdır.
6) Aşık, yalandan sakınmalı her zaman ve her yerde doğru olmalı, daima doğruluğu tavsiye etmelidir.
7) Aşık, cömert olmalı, helâlden kazandığını Allah yoluna, Allah için infak etmelidir.
8) Aşık, sabırlı olmalı; iymanda, ibadette, musibetlerde sabretmeli ve başkalarına da sabır tavsiyesinde bulunmalıdır'- 9) Âşık, beş vakit namaza devam etmeli ve namazı Allahu teâlânın en büyük bir ni'meti olarak bilmeli, mümkün olabildigi kadar cemaate devam ederek eda eylemelidir.
10) Beş vakit namazlarını kıldığı gibi, nafile ve sünnet namazlarını da terketmemeli, elinden geldigi ve gücünün yettiği kadar bu namazlara da devam etmelidir. Bahusus, gece namazı olup Resûl aleyhisselâma farz olan teheccüd namazını mutlâka kılmalıdır.
11) Senede bir ay Ramazan orucunu tuttuğu gibi, arabi ayların başında, ortasında ve sonunda üçer gün, Zilhicce ayında dokuz gün, Muharrem ayında on bir gün, Recep ayının ekseri günlerinde ve Şaban-ı muazzamın bazı günlerinde, özellikle şaban ayının on beşinci Berat gününde oruç tutmalıdır.
12) Elinden geldiği ve gücünün yettiği kadar. Resûl aleyhisselâmın sünnet-i seniyyelerini ihya etmelidir.
13) Aşıkın hali vakti yerinde olursa, ömründe bir defa hac zamanı hacetmeli ve aynı zamanda Medine-i münevvereye de giderek Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin ziyaretinde bulunmalıdır. (Diğer ziyaret beyle ven eve ezgi ae iyadet esmei e Başdan aşbima alametidir.)
14) Aşık zengin ise, zekât ehline zekâtını seve seve eda etmeli, dünya malından nasibi yoksa sadaka vermeli, bedenen ve lisanen insanlara yardım etmeli ve faydalı olmağa çalışmalıdır.
15) Âşık, gayet temiz olmalı, zâhirini pisliklerden, bâtınını yani kalbini kötülüklerin başı olan u'cub, riyâ, kibir, kin, gazap, hased, sû-i-zan gibi çirkin huylardan, lisanını gıybet ve iftiradan, gönlünü mal, rütbe ve makam sevgisinden temizlemeli ve arındırmalıdır.
16) Âşık, içki içmek gibi Allahu teâlânın men'ettiği şeylerden kaçınmalı; sigara, nargile ve enfiye gibi kötü âdetlerden çekinmeli, nefsine muhalefet ederek, nefsini taht-1 tasar-
rufuna alabilmegi Hak celle ve alâdan dilemeli ve insan olmaga gayret etmelidir.
17) Aşık, mürşidinin huzurunda lüzumundan fazla oturmamalıdır. (Eğer mürşidi oturmasını arzu ediyorsa, oturabilir.)
18) Aşık, mürşidinin huzurunda iki dizi üzerinde oturmalı ve fazla söz söylememelidir. Bilhassa, lüzumsuz sözlerden ve lâ'übali hallerden ve çirkin hareketlerden şiddetle kaçınmalıdır. Zira, bu gibi haller âşığın feyzine mâni clacağından, mürşit huzurunda edeple oturup, kalkmalı, edep dairesinde konuşmalıdır. Kendisine mürşidi tarafından sual sorulmadıkça, kendiliğinden söz söylememelidir. Kalbine gelen ilhamatı, efendisinden bilmeli, nefsinden bilmemelidir. Efendisinin hatasını kendi hasanatından yüksek bilmelidir.
19) Huzur-u şeyhin huzurullah, huzur-u Resûlüllah ve huzur-u pir olduğunu hatırından hiç çıkarmamalı ve ona göre hareket etmelidir. Herhangi bir kötü hareketi, mürşidini üzerse yalnız fevzinden mahrum kalmaz - Ne'ûzü billah - sû-i hâtimesine bile sebep olabilir.
20) Aşık, mürşidinin emirlerini seve seve ve canina minnet bilerek yerine getirmelidir.
21) Aşık, mürşidini imtihana yeltenmekten dahi şiddetle kaçınmalıdır.
22) Âşık. mürşidinin şer'i şerife mugayir ve muhalif hareketlerini görerek, sü-i zandan çekinmelidir. Hak ile hak olanların bütün f'alinin haktan olduğunu yakinen bilmelidir.
23) Aşık, mürşidinin verdiği evrâd ve ezkâra hakkıyle riayet etmeli. tarikinin âdâbıni tamamen yerine getirmelidir.
Tarikatinin namus ve şerefini, her şeyin fevkinde tutmalıdır.
24) Aşık; âlimiere, hafızlara, din ve devlete hizmet eden zevata hürmet ve riayette kusur etmemelidir. Aşıkın, âlimlerle mücadeleye kalkışması şeytandandır. Unutmamalıdır ki, âlimier Nebilerin vârisleridirler. Mürşidler ise, vâris-i Resüldürler. Alimlerle davişlerin muhalefetleri elfazdadır. Mânada her ikisi de birdir. Umerâ ise. bir kavme mâ'nen taraf-ı ilâhiyyeden vazifeli olarak tayin olunurlar. Her kavim, lâyık olduğu idare ile hükmolunur. Bir kavmin fertleri iyi olurlarsa, başlarına gelecek idare âmirleri de şüphesiz iyi olurlar. Kalpleri çevirenin bizzat Hazreti Allah olduğunu âşıklar hiç hatırdan çıkarmamalıdırlar. Bu bakımdan ulemâ ve ümera aleyhinde konuşmamall, onlarla mücadele etmemeli ve fenalikları her-
kes kendi nefsinden bilerek musibete sabretmeli, ni'metlere hamdetmeli, birine bakıp haline şükür, diğerine bakıp olup bitenleri fikretmelidir. Aşık, her şeyin Allah Teâlâdan geldiğine inanmalı ve ona göre davranmalıdır ki, yolunun icabı da budur.
25) Aşık; ah almaktan, zulmetmekten, halka ezâ verecek şeyleri işlemekten son derece kaçınmalıdır.
26) Aşık, Allah ve Resülü ve mukaddesatı uğruna canını, malını, evlâdını ve her şeyini fedaya daima hazır olmalıdır.
27) Aşıktan yeryüzünde mevcut bütün mahlûkat razı olmalıdır® 28) Âşıkın bir elinde Kitabullah, diğer elinde sünnet-i Resülüllah, başında iyman tâcı, sırtında şeriat libası, gözünde ibret, dilinde zikir, belinde beşeriyyete hizmet kemeri, kalbinde mahlükata şefkat ve merhamet, Allah aşkı, muhabbet ve korku, ayağında hizmete hazırlık, elinde mâ'rifet ve yardım bulunmalı, kulağı daima hak kelâmında olmalı, dünyanın fâni ve âhiretin ise bâki olduğunu düşünmeli, bu fâni âlemden bâki ve ebedî âleme sefer etmek üzere daima hazır ve hazırlıklı bulunmalıdır.
29) Âşık, her zaman ve her yerde abdestli olmalı ve daima abdestli gezmelidir.
30) Aşık, her nefeste istigfara devam etmeli, işlediği suçları ve günahları kat'iyyen unutmamalı, o suç ve günahlara nâdim ve pişman olarak gözyaşları dökmeli, suç işlemeye lâyık oldugundan dolayı kendisinden bu suçların sâdir oldugunu anlamalı, bu suçlarını nefsinden ve yaptığı hayır hasenatı ise unutup Allahtan bilmelidir.
31) Aşık, bir vakit namazını kazaya bırakmak mecburiyetinde kaldığı takdirde, yaptığı herhangi bir kötü amelden dolayı huzura kabul olunmadığını hatırlamalıdır.
32) Kendisinden bir kötülük zuhura gelirse, böyle bir kötülüğü yapmağa müstehak olacak bir amel işlediğinden ötürü şahsının o çirkin hizmette kullanıldığını unutmamalıdir.
33) Âşık, fazla yemek yememelidir. Sofraya, iyice acıkmadan oturmamalı, aç oturmalı ve sofradan doymadan kalkmalidır. Sofraya oturmadan ve sofradan kalktıktan sonra ellerin yıkanması sünnet olduğundan, el yıkamayı ihmal etmemeli, abdest alırken misvak kullanmalı, misvak bulamazsa diş fırçası ve diş macunu almalı, o da olmazsa dişlerini parmak-
lariyle uğuşturarak yıkamalıdır. Misvak kullanmak, sünnet-i Resûl olduğundan dişlerin her hal-ü kârda yıkanması şarttır.
34) Aşık, ana ve babasına ve hocalarına karşı ziyadesiyle mükrim ve itaatkâr olmalıdır. Unutmamalıdır ki, ana-babaya ikram ve itaat, Allahu teâlâya ikram ve itaat gibidir. Hocalara itaat ise, bunların da fevkindedir.
Allah celleyi tanımayanda şefkat ve merhamet olmaz.
Din günü olan kıyamet gününü inkür edende insan hak ve hukukuna riayet bulunmaz. Hz. Muhammed sallallahu teâlâ aleyhi ve sellemi bilip tanımayan ise, Allahu azim-üş-şanı bilmez ve bulmaz. Tanısa bile yanlış tanır. Kendi yanlış anladığı putu, Allah zanneder. Allahu teâlâyı bilmek ve bulmak ve hakta olmak isteyen, mutlaka Hz. Muhammed aleyhissalâtü vesselâmı tanımalıdır. Ona iyman getirmelidir ki, hakkı hakkıyle bilsin ve Allahu teâlâya Allah'ın istediği gibi iyman getirsin.
Hz. Peygamberi her şeyinden ziyade sevmedikçe iymanı kemâle ermez.
Hz. Eha-Bekir radıyallahu anhı bilen ve tanıyan, doğruluğu ve vefayı bilir, sıddıkıyyeti anlar.
Hz. Omer radıyallahu anhı bilen ve tanıyan, adaleti bilir ve âdil olur.
Hz. Osman radıyallahu anhı bilen ve tanıyan, hayâyı bilir ce ehl-i hayâ olur.
Hz. Ali kerremallahu vecheyi bilen ve tanıyan, âlimi tanır âlimin kadrini bilir, ilme ve âlime hürmeti de anlar ve takdir eder. Zira, Esedullah:
Men allemeni harfen fekad sayyereni abdâ (Bana, bir harf öğretenin kulu, kölesiyim.)
buyurmuştur.
Hz. İmam-ı Hasan rad'yallahu anhı bilen ve tanıyan, câha (Makam ve mevki) kıymet vermez. Fitneyi söndürmek için tahtı terkeder.
Hz. İmam-ı Hüseyin radıyallahu anhı bilen ve tanıyan, zâlime baş eğmez, zulme karşı gelir, zâlimin zulmünü defetmek için can ve canan feda eder.
Sen; Allaha ve Resülüne ve ana-babana itaat etmeden, nasıl olur da kendine kullardan itaat beklersin?
Sen; Allah celleye hakkıyle iyman etmeden, O'nun celâl ve cemalini tanımadan, O'nun cennetine talip, cemaline âşık ve rizasına ragıp olmadan, O'nun nârından, azabından, ıka-