Zînetü’l-Kulûb · kaynak sayfaları 63–68
bından, celâlinden korkmadan, O'nu hakkıyle tanımadan Zât-1 ülühiyyetinden şefkat ve merhamet umarsın?
O'nu hakkıyle tanı ki, şefkat ve merhamet olunasın. Allahu teâlâ da, kullar da sana şefkat ve merhamet etsinler.
Kullardan itaat, şefkat ve merhamet görebilmen, Allahu teâlânın muradı ile mümkündür.
Kıyamet gününe iyman et ki, o günün şiddet ve dehşetini yakinen ve iyice bilenler kimseyi aldatamazlar, insanların ve bütün mahlükatın haklarına riayetkâr olurlar.
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi bilen, Allah Teâlâyı bilir. Resûle iyman, Allaha iymandır. Resûlü inkâr, Allahı inkârdır. Resûle itaat, Allaha itaattir. Resûle isyan, Allaha isyandır. Resülün çağırdığı mâ'but, hak mâ'buddur.
Kendi nefsinin çağırdığı ilâh ise puttur.
Evlâdına Eba-Bekir muhabbeti vermeden, ondan vefa, itaat ve doğruluk araman ve umman hatadır.
Ömer'i önder etmeyen ve Ömer'e muhabbet beslemeyenden, nasıl adalet beklersin? Ömer sevgisi tatmayan adaletin nasıl zevkine varır? Milletine nasıl hizmet edebilir? Öyle ise evlâdına Ömer sevgisi ver ki, âdil olsun, milletine ve devletine zevk ile hizmet edebilsin. Hayırlı ve faydalı hizmetleriyle zevk duyabilsin.
Evlâdına Osman'ı sevdir ki hayâ, iyman ve ihsan sahibi olsun.
Hz. Ali kerremallahu vecheyi sevdir ve tanıt ki; vefa, sehâ, sıdk, mürüvvet ve ilim sahibi olsun, ilme ve âlime muhabbet edebilsin, kendisine bir harf öğretene kul köle olsun.
Sen, evlâdına Allah sevgisi ve korkusu öğretmedin. O da, sana ihsan ve itaat etmiyor, kalbinde sana karşı muhabbet, vef bâtin marakat haşlena sa.yşısı ve riayett modi Ressan sevdirmedin ve Resûle iyman telkin etmedin ki, Allaha iyman getirebilsin ve Allahlı bir gönüle sahip olabilsin. Aşk ve muhabbet sahibi olabilsin.
Sıddıyk-i Ekber'i öğretmedin ki, ehl-i vefa, sıdk sahibi ve dogru ola. Omer'i bildirmedin ki, âdil ola, vatan ve milletine adl ile hizmet ede... Osman'ı öğretmedin ki, hayâ, iyman cûd, sehâ sahibi ola.. Ali'yi öğretmedin ve sevdirmedin ki, ilme ve âlime hürmet ede..
Şimdi, Ali kimdir? İlim nedir? Alimin, öğretmenin, öğretenin islâmda kıymeti ve ehemmiyeti nedir? Bunların hiç birisini bilmediği için hoca, profesör demeden hocasını ve pro-
fesörünü dövüyor, vuruyor, öldürüyor. Eger, bu yavrulara yukarıda saydığımız ahlâk telkin olunsaydı, hocalarına el kaldırmak değil, belki hocasının ilim ögretmek için vurdugu yerde gül bitecegini ve hocasının eli değen o uzvunu cehennem ateşinin yakmayacağını bilir ve böyle bir kanaat içinde hocalarına karşı hürmetkâr ve itaatkâr olurlardı.
35) Âşık, her haliyle Allahu teâlâya teslim olmuş bir kişi olduğunu insanlara bildirmemeli ve fakat insanlar kendisını tanıyıp bilmelidırler.
36) Aşık; ehline, evlât ve akrabasına ve ehlinin akrabasına ve turduğu mahalledeki bütün komşularına, tanıdıgı ve tanımadığı her insana karşı merhametli olmalı, imkân oldukça ikramda bulunmalı ve muhitine karşı daima hayırhâh olmalıdır.
37) Aşık, kötü kişilerle ahbaplık etmemeli ve fakat kendi nefsini de ondan yüksek görmemelidir.
38) Âşık, herhangi bir kimseyi kendi nefsi için sevmemeli veya herhangi bir kimseye de yine kendi nefsi için düşman olmamalıdır. Allah için sevmeli, Allah için sevmemelidir.
39) Aşık, kötü olarak tanınmış herhangi bir kimsede, insanlık istidadı görürse, o kimseyi hakka iletebilmek için ahbaplık ve arkadaşlık edebilir.
40) Aşık, fırsat ve imkân buldukça mezarlıkları ziyaret etmeli, bu vesile ile kendi âkibetini düşünmeli ve son menzilinin kabir olacağını hatırlamalıdır.
41) Aşık, hastaları ziyaret etmeli, hal ve hatırlarını sormalı, felâkete uğramış yoksulların yardımlarına koşmalı, bahusus ihvanından hizmet ve yardımını esirgememeli, kim olursa olsun, hangi dinden ve hangi mezhepten bulunursa bulunsun merhamete muhtaç olanları görüp gözetmeği şi'ar edinmelidir.
42) Aşık, şeyhini hiç hatırından çıkarmamalı, her gün ziyaretine gitmeli, muktedir olamaz veya imkân bulamazsa iki günde bir, hiç olmazsa haftada bir defa huzuruna varmalı, uzak bir yerde bulunduğu takdirde mektup yazmalıdır.
43) Aşık, musibetlere karşı mütehammil ve sabırlı olmalıdır. Zira, dervişin paçası itten, kafası Yezit'ten halâs olmaz. Her devrin bir Yezid'i, her Musa'nın bir Firavun'u, her Muhammed ümmetinin bir Eba-cehil'i, her ibrahim'in bir Nemrud'u vardır. Fakat, akibet müttekilerindir. Aşık, bunu böylece bilmelidir.
44) Aşık, her işin haktan olduğunu bildiğinden ve kaza-
ya rizadan gayrı çare olmadığını anladığından dolayı, hakka tefviz-i umûr etmeli, hakka teslim olmalı ve daima haktan razı bulunmalıdır. Her işte hak rizasını gözetmelidir. Allahtan razı olmayınca, hak rizasını beklemek, âşıkın şânından değildir.
45) Aşık, her işte Allahu teâlâyı zikretmeli ve hakkı aslâ unutmamalıdır. Elleri kârda, gönülü yârda, elleri işte, gönülü sevinçte olmalıdır. Varda, darda, gecede, gündüzde, sabahta ve akşamda Allahu teâlâyı tesbih etmeli ve onun aşkı ile cigeri püryan, didesi giryan olmalı bütün işlerinde hak rizasına tâlip bulunmalıdır.
46) Âşık, velevki zerre kadar bile olsa her hayırlı işe koşmalı, zerre kadar dahi olsa her zararlı işten kaçınmalı, daima gönül almalı ve hatır yapmalıdır. Aşık, terazisini, kilesini ve endazesini doğru tutmalı, bulunduğu işte sıdk-u sadakatle çalışmalı, her işte her kişiye doğrulukta nümune-i imtisal olmalıdır:
47) Yaş agaç ve baş kesmekten, insanlara zarar verecek işlerden kaçınmalıdır. (Vâcip olan kurban kesmek müstesnâ)
ihtiyaç olmadıkça av avlanmamalı, hiç kimseye yük olmama- Iı, tufeyli yaşamaktan ve başkalarının sırtlarından geçinmekten sakınmalı ve mutlaka bir meslek veya san'at sahibi olmalıdır. Birkaç fakülte bitirmiş yüksek mektep mezunu dahi olsa, icabında halka el açmamak için behemehal bir san'at öğrenmeli ve başı darda kalınca elinin emeği ile geçimini temin etmelidir.
48)
Aşık, vaktini boş yere harcamamalı, cevahirden aziz olan ömrünü Allahsız israf etmemeli, her dakikasını mânen ve maddeten değerlendirmege gayret ve himmet etmelidir.
49) Âşık; eline, beline ve diline sahip olmalı, eliyle hıyaneit u, ha ge heeti soylememel, sir sakn makımall.
meli, kimsenin ayıbını yüzüne vurmamalı, hiç kimsenin gıyabında onun ırzını yıkacak sözler sarfetmemelidir. Âşıkın elinden ve dilinden bütün insanlar emin olmalı ve hayır görmelidir.
50) Derviş, sihir (Büyü) ile, havas ile, define çıkarmakla meşgul olmamalı, ubudiyyet vazifesinde bulunmalıdır.
51) Aşık; farzı, vâcibi, sünneti, müstehabı, haramı, mü-
F: 5
bahı mekruh ve müfsidi bilecek, abdest ve namazın şartlarını öğrenecek kadar ilm-i-halini bilmelidir.
52) Âşık, mürşidinin kendisine verdiğini canına minnet bilmelidir.
53) Âşık, mürşidinden bir şey alırken, elini öperek almalı, yine mürşidine bir nesne verirken mürşidin elini öperek vermelidir.
54) Bir hizmet için mürşidin huzurunda ayakta dururren, sağ ayağının baş parmağını, sol ayağının baş parmağınız istüne koyarak mühürlü vaziyette emre hazır olduğunu bildirmek, tarikat-i aliyyenin âdâbındandır.
AŞIKLARIN GÜNLÜK VAZIFELERI 1) Sabahları, fecirde kalkmalı ve evrâd-ı şeriflerini bir kerre okumalıdırlar.
2) Sabah namazının sünneti ile farzı arasında, en az (11) ihlâs-ı şerif okumalıdırlar. (Mümkün olursa (33) ve daha efdali (100) ihlâs-ı şerif okumaktır.)
3) Vakit varsa, cemaate çıkmalıdırlar.
4) Sabah namazında, duadan sonra yerlerinden kalkmadan (11) ihlâs-1 şerif daha okumalıdırlar. Mümkünse sure-i Yâ-sin'i ve sure-i Saffât'ı ve sure-i Feth'i tilâvet etmelidir.
Her gün en az (500) kerre LÂ ILÂHE İLLALLAH kelime-i tayyibesine devam etmelidirler. Ayrıca (500) ism-i celâl (Yani ALLAH YA ALLAH YA ALLAH) ve (500) ism-i Hû okumalıdırlar. (Bu esmâ için, zaman ve mekân mefhumu yoktur. Vakit buldukça, fırsat oldukça okunabilir. Yürürken, otururken veya iş görürken okunması da caizdir. Etdal olan, kıbleye karşı diz üstü oturularak okunmasıdır. Her namazdan sonra (100) defa okunursa, beş vakitte (500) eder.)
6)
Aşıklar, daima abdestli bulunmalıdırlar.
7) İşine gitmek üzere evinden çıktığında, bir fakire az çok sadaka vermelidirler. Ev halkına güler yüzle evinden yola çıkmalıdır.
8) Her gün, şu üç hâletten birisini işlemelidirler:
I. Cenaze namazı kılmak Il. Hasta yoklamak III. Cenazeyi takiben kabristana kadar gitmek.
9) Her gün, Kur'an-ı kerim den bildikleri sûrelerden bir miktar okumalıdırlar. Eğer, vakitleri müsait ise, her gün bir
cüz okumak suretiyle ayda bir hatim indirmelidirler. Hiç olmazsa, senede iki hatim indirmelidirler.
10) Ogle namazını, mümkünse cemaatle kılmalı, mümkün olmazsa yalnız eda ettikten sonra, bir vakit kaza, namazı kılmalı veya bir miktar tevhid etmeli, bir secde âyeti okuyarak huzuruna kabul buyurduğu ve kendisini ibadetinde kullandığı için Allahu teâlâya şükür secdesinde: bulunmalıdırlar.
(Şükür secdesini beş vakit namazda ve ne zaman namaz kılsa, mutlaka eda etmelidirler. Bilindiği gibi, şükür secdesi, bir secde âyeti okuyup, secde etmektir.)
11) Ikindi namazını edadan sonra en az (11) ve mümkünse (33) veya (100) salâvat-ı şerife okumalı ve ruhunun ruh-u Resûl aleyhisselâm ile âşina kılmasını Cenabı Rabbilâlemiynden dilemelidirler. Ayrıca, bir miktar tevhid etmeli ve şükür secdesinde bulunmalıdırlar.
12) Akşam namazı yaklaşınca, vakti müsait ise cami-i şerifte, veya evinde yahut işyerinde ezan okununcaya kadar tevhide devam etmeli, akşam namazını kıldıktan sonra, en az (11) ve mümkünse (33) ve daha efdali (100) defa, bilerek veya bilmeyerek işlediği seyyiata tövbe ve istiğfar etmelidirler.
13)
Akşamla yatsı arasında, SURE-I-MÜLK'ü ve SU- REI-İ VAKI'A'yı okumalıdırlar.
14) Yatsı namazını, cami-i-şerife giderek cemaatle kılmalıdırlar.
15) Her gün, mürşidini görmelidirler. Her gün ziyaret mümkün değilse, haftada bir mutlaka görmelidirler. Uzak yerde bulunurlarsa, mektuplaşmalıdırlar.
16) Gece namazı olan TEHECCUD namazını kılmalı ve namaz borçları varsa kaza eylemegi ihmal etmemelidirler.
17) Gördükleri rüyayı, mürşidinden gayrı hiç kimseye tâbir ettirmemelidirler.
18) Bütün mahlûkata karşı şefkatli ve merhametli olmalı, herkes âşıkın elinden ve dilinden emin bulunmalı ve hayır görmelidir.
19) Aşık, akşam evine gelirken, evi için aldığı zahireyi eliyle getirmelidir.
20) Aşık, hanesine dahil olduğunda, ehl-i beytine selâm vermeli, ana ve babası sağ iseler ellerini öpmeli ve hatırlarını sormali, onları memnun ve mesrur etmelidir.
21) Aşık, evlâtlarına getirdiği oyuncak ve yiyecekleri, kız evlâdı varsa evvelâ kızına ve daha sonra erkek evlâdına vermelidir.
22) Âşık, methedilmeği veya zemmedilmeği indinde müsavi tutmalı, kendisini methedenle zemmedeni kınamamalı, zemmedildiği huyları gerçekten kendisinde varsa bu huylarını terketmeli, methedildiği ahlâkını ihlâsen devam ettirmelidir.
23) Aşık, gün-be-gün insanlığı arttırmalı, noksanlıklarını ikmal etmeli, her gün biraz daha Resûl aleyhisselâma lâyık olmaya çalışmalıdır.
24)
Âşık, evlâtlarına tahsil-i ulûm ettirmeli, yavrularına Allah korkusunu, Allah aşkını, Peygamber sevgisini, dinini, diyanetini, vatanını ve milletini sevdirmelidir. Evlâtlarına, Kur'anı azimi ve ilm-i-halini öğretmeli veya bir hocaya verip öğrettirmelidir ki, bu mühim vazifeyi ifa âşıkın nişânesidil.
İşte, bu yol Enbiyâ ve Evliya'nın yoludur. Hafta gecesi, mukabelede bulunmalı, Evliyâ'ullah'ın âyinini icra etmeli, yarasina merhem ve derdine derman bulmalıdır.
Dlhasılı küçüklere şefkat, büyüklere hürmet etmek ve akranına hüsn-ü muamelede bulunmak, âşıklığın âdâbındandır.
NOT: Tevhid edilen tesbihin, zeytin çekirdeginden olması, Hazret-i Pir'in ictihatlarındandır.
Ey tâlib-i-Hak:
Türkiye'mizde meşhur olan turuk-u aliyye pirleri (Kaddesallahu esrarehüm) on beştir ve ekserisinin müteaddit şubeleri vardır.
Tarikatlerin, her ne kadar zâhirde şubeleri olsa da, mâ'nada matlup ve maksutları birdır. Bu matlup ve maksut da, Allahu tealanın ve Resül-u muctebânın rızalarını kazanmas ve insan-1 kâmil olmaktır.
Bu âciz risalemize şeref vermek için, on iki pirin isimlerini teberrüken yazmak münasip görüldü. Zira, SALİHLERİN
ZIKROLUNDUKLARI ZAMANLARDA RAHMET NÂZİL OLACAGI, Hadis-i şerif ile sâbittir.
Kaldı ki, Enbiyâ-i izamın ve Evliyâ-i kiramın ism-i şeriflerinden birisi, herhangi bir zaman ve mekânda, tâ'zim ile anılır ve bulunursa, ruhaniyyetlerinin bi-lûtfihi teâlâ o ismin anıldığı ve bulunduğu yerlerde hazır bulunacağı ve himmet-i mâ'neviyyelerinin bi-iznillahi teâlâ zuhur edecegi ve o yerlerin her türlü âfetlerden sâlim kalacağı tecrübe ile sâbit olmuştur. O mübarek isimlerin anıldığı ve bulunduğu yerlerin fiyz-i bereketleri ile dolacağı, tâ'zim ve muhabbetle ananla-