HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Palembang'da başlayan hayat
Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî, XVIII. yüzyılda Malay-Endonezya dünyası ile Hicaz arasındaki ilmî ve tasavvufî dolaşımın en önemli temsilcilerinden biridir. Nisbesi, Sumatra'nın güneyindeki Palembang şehrine mensubiyetini; “el-Câvî” nisbesi ise Hicaz kaynaklarında geniş anlamıyla Güneydoğu Asya kökenli oluşunu gösterir. Arapça ve Malayca kaynaklarda Abdüssamed, Abdüssamed el-Câvî, Abdüssamed el-Pelimbânî ve Abd al-Samad al-Palimbani gibi farklı yazılışlarla anılır.
Doğum yılı kesin değildir. Geç dönemde kaleme alınan Feyzü'l-ihsânî adlı yerel menâkıb nüshası 1150/1737 tarihini verir; başka araştırmalarda daha erken tarihler de ileri sürülmüştür. Çağdaş ve birbirinden bağımsız belgelerle kesinleştirilemeyen bu rivayetler sebebiyle kişi künyesinde tek bir doğum yılı gösterilmemiştir. Kesin olan, Palembang'da doğduğu ve hayatının büyük bölümünü Arabistan'da geçirdiğidir.
Hicaz'daki ilmî çevresi
Abdüssamed'in yetişme süreci, XVIII. yüzyılda Mekke ve Medine'de oluşan uluslararası âlimler ağının bir parçasıdır. Malay takımadalarından gelen öğrenciler Hicaz'da yalnız hac ibadetini yerine getirmiyor; hadis, fıkıh, akaid, mantık ve tasavvuf tahsil ederek ülkelerine metin, icâzet ve tarikat bağı taşıyorlardı. Abdüssamed de bu çevrede uzun süre kaldı; Mekke, Medine ve Tâif onun hayatının başlıca merkezleri oldu.
Zühretü'l-mürîd fî beyâni kelimeti't-tevhîd adlı eserini Ahmed ed-Demenhûrî'nin Mekke'deki akaid ve mantık derslerinden aldığı notlar üzerine kurması, onun tasavvufu kelâm ve aklî ilimlerden koparmadığını gösterir. Kaynaklarda farklı hocaların adları zikredilse de bütün bu nispetler aynı kuvvette belgelenmiş değildir; bu sebeple biyografide yalnız eser ve silsile kayıtlarıyla doğrulanabilen bağlantılar esas alınmıştır.
Muhammed es-Semmân ve Semmâniyye
Abdüssamed, Medine'de yaşayan Muhammed b. Abdülkerîm es-Semmân'a intisap etti. Es-Semmân, Halvetiyye'nin çeşitli zikir ve irşad unsurlarını kendi çevresinde bir araya getiren Semmâniyye yolunun kurucu ismidir. Abdüssamed'in bu halkadaki yeri, yalnız kişisel bir mensubiyet değildir: Semmânî evrâdı, zikir düzeni ve menâkıb hafızasının Malay dünyasına taşınmasında başlıca kanallardan biri olmuştur.
Urvetü'l-vüskā ve silsiletü üli'l-ittikā adlı evrâd mecmuası ile er-Râtib, bu tarikat bağının metinlerdeki izlerini taşır. Güneydoğu Asya'da “Ratib Semman” adıyla yaşayan toplu zikir geleneği de bu aktarım çevresinin kalıcı unsurlarındandır. Bununla birlikte Abdüssamed'i yalnız bir tarikat halifesi saymak eksik kalır; o, irşad bağını geniş bir Sünnî ilimler ve Gazzâlî ahlâkı çerçevesinde yorumlayan müelliftir.
Hidâyetü's-sâlikîn
Hidâyetü's-sâlikîn fî sülûki mesleki'l-müttakīn, Gazzâlî'nin Bidâyetü'l-hidâye adlı eserini Malay okuyucu için yeniden işleyen bir ahlâk ve sülûk kitabıdır. Metin yalnız kelime kelime tercüme değildir. Abdüssamed, ibadetlerin âdâbı, günahlardan korunma, kalp terbiyesi ve insanlar arası ilişkilere dair açıklamaları Malay ilmî dilinin imkânlarıyla genişletmiştir.
Eser, Gazzâlî'nin günlük hayatı ibadet, ahlâk ve iç murakabe bütünlüğü içinde ele alan yaklaşımını Güneydoğu Asya'ya taşıdı. Medrese ve tekke çevrelerinde okunması, Malayca tasavvuf nesrinin ortak kavramlarının yerleşmesine katkıda bulundu. Çok sayıda yazma ve taş baskı nüshasının bulunması, kitabın dar bir tarikat çevresiyle sınırlı kalmadığını gösterir.
Seyrü's-sâlikîn
Dört ciltlik Seyrü's-sâlikîn ilâ ibâdeti rabbi'l-âlemîn, Abdüssamed'in en hacimli ve etkili eseridir. Gazzâlî'nin İhyâü ulûmi'd-dînini temel alır; fakat onu bütünüyle ve harfi harfine tercüme etmez. Müellif bazı bahisleri kısaltmış, bazılarını başka Sünnî ve tasavvufî kaynaklardan yaptığı ilâvelerle genişletmiş, ibadet ve ahlâk meselelerini kendi okuyucu çevresine göre düzenlemiştir.
Kitabın yazımına 1779'da başladı ve 1788'de Tâif'te tamamladı. Bu iki tarih eser kronolojisine aittir; 1788 Abdüssamed'in vefat yılı değildir. Metin; ilim ve ibadet, günlük hayatın âdâbı, nefsin kötü huyları, kalbin arındırılması ve kurtarıcı ahlâk gibi başlıkları birbirine bağlar. Böylece Gazzâlî'nin dinî hayatı zâhir ve bâtın bütünlüğü içinde okuyan sistemini Malay dünyasında güçlü bir öğretim metnine dönüştürdü.
Tevhid, akaid ve tasavvuf dili
Zühretü'l-mürîd, tevhid kelimesinin anlamını, akaid meselelerini ve bunların mantıkî açıklamasını konu edinir. Eser, Abdüssamed'in tasavvufu ilmî denetimden bağımsız bir vecd dili olarak kurmadığını gösterir. Onun metinlerinde şeriat hükümleri, ibadet disiplini, ahlâk terbiyesi, zikir ve mârifet birbirinin alternatifi değil, aynı yolun tamamlayıcı unsurlarıdır.
Bu yaklaşım, vahdet-i vücûd kavramlarının Malay dünyasında nasıl okunacağı meselesinde de önem taşır. Abdüssamed, yüksek tasavvuf dilini genel okuyucuya aktarırken şeriatın zâhirî yükümlülüklerini korur; ölçüsüz yorumların doğurabileceği karışıklığa karşı ahlâk ve ibadet merkezli bir okuma önerir. Bu nedenle eserleri hem tarikat çevrelerinde hem de daha geniş dinî eğitim halkalarında benimsenmiştir.
Nasîhatü'l-müslimîn ve mücadele hafızası
Arapça kaleme alınan Nasîhatü'l-müslimîn ve tezkiretü'l-mü'minîn, yedi bölüm ve bir hâtimeden oluşan cihad ve sorumluluk risalesidir. Metin, Kur'an âyetleri, hadisler ve önceki âlimlerin görüşleri üzerinden mücadelenin hükmünü, hazırlığını ve faziletini ele alır. Diğer büyük eserlerini Malayca yazan müellifin bu risalede Arapçayı seçmesi, hitabını yalnız bölgesel okuyucuyla sınırlamadığını düşündürür.
Risalenin Açe'deki “Hikâyet Prang Sabî” şiir geleneğini etkilediği ve bu şiirlerin XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başındaki Hollanda karşıtı mücadelede dolaşıma girdiği bilinmektedir. Ancak Abdüssamed'in hayatındaki her belirsiz olayı doğrudan modern siyasî kavramlarla açıklamak doğru değildir. Metnin sonraki bağımsızlık hafızasındaki tesiri ile müellifin kendi hayatına ilişkin menkıbevî savaş ve şehâdet rivayetleri ayrı değerlendirilmelidir.
Vefatına ilişkin rivayetler
Abdüssamed'in vefat tarihi ve yeri kesinleşmemiştir. Bazı yerel rivayetler onun ileri yaşta Güneydoğu Asya'ya dönerek Kedah-Siam çatışmaları sırasında şehid olduğunu anlatır; bazı biyografi araştırmaları ise son izlerinin Hicaz'da bulunduğunu ve Arabistan'da vefat etmiş olabileceğini kabul eder. Bu anlatıların hiçbiri, sayfa künyesine kesin bir yıl yazdıracak güçte ortak belge desteğine sahip değildir.
Özellikle Seyrü's-sâlikînin tamamlandığı 1788 yılını vefat tarihi saymak yanlıştır. Sağlam tarihçilik bakımından yapılması gereken, eserin 1788'de Tâif'te tamamlandığını kaydetmek; ölüm tarihini ise yeni ve açık bir belge bulunmadıkça ihtilaflı bırakmaktır.
Malay-Endonezya tasavvuf tarihindeki yeri
Abdüssamed el-Pelimbânî'nin kalıcı önemi üç hattın kesişmesinde belirir. Birincisi, Hicaz'daki uluslararası ilim ağını Palembang, Açe ve daha geniş Malay coğrafyasına bağlamasıdır. İkincisi, Gazzâlî'nin ahlâk ve sülûk öğretisini Malayca telif-tercüme yoluyla bölgenin ortak eğitim mirasına dönüştürmesidir. Üçüncüsü, Semmâniyye'nin evrâd ve zikir hafızasını yerel dinî hayata taşımasıdır.
Eserlerinin bugün de okunması, onun yalnız XVIII. yüzyılda yaşamış bir müellif olmadığını gösterir. Hidâyetü's-sâlikîn ve Seyrü's-sâlikîn, ilmihal, ahlâk, tasavvuf ve gündelik hayatı tek bir okuma düzeninde birleştiren klasikler hâline gelmiştir. Abdüssamed bu yönüyle Arapça İslâmî ilimler ile Malayca dinî düşünce arasında kurucu bir tercüman ve yorumcudur.