Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

47 sonuç · “Para

01
Şahsiyet

Edirneli Hatibzâde Mustafa Efendi

Edirneli Hatibzâde Mustafa Efendi (ö. Rebîülâhir 1140/Kasım-Aralık 1727), 1707’de yeni açılan Mesûdiyye Medresesi’nin ilk müderrisi olan ve Edirne’nin çok sayıdaki medresesinde görev yaparak Halebiyye pâyesine kadar ilerleyen Osmanlı âlimidir.

02
Şahsiyet

Hâfız Muhammed Cemâleddin er-Rifâî

Kasımpaşa Camii Kebîri imam-hatibi ve meşhur zâkirbaşı Muhammed Cemâleddin, Yeşil Tulumba Âsitânesi'nde postnişinlik yaparak İstanbul musiki ve Balkan hilâfet ağlarını birleştirdi.

03
Şahsiyet

Muhammed Nûrbahş

Seyyid Muhammed Nûrbahş (795/1393, Kāin – 14 Rebîülevvel 869/14 Kasım 1464, Sûlikān); Kübreviyye-Hemedâniyye'den doğan Nûrbahşiyye'nin pîri . Mehdîlik iddiasıyla defalarca tutuklanmış , adına para bastırılıp hutbe okunmuş, sonunda minberde bu iddiadan vazgeçtiğini ilân etmeye mecbur edilmiştir.

04
Şahsiyet

Samsûnîzâde Ahmed Efendi

Samsûnîzâde Ahmed Efendi (ö. 978/1570), köklü bir ilmiye ailesinden yetişmiş; Bursa, Edirne, İstanbul ve Halep kadılıklarıyla geniş teftiş görevlerinde bulunmuş Osmanlı âlimidir.

05
Şahsiyet

Şeyh Mustafa Kanber Efendi

Mustafa Kanber Efendi, Şeyh Muslihuddin Dergâhı'nda hizmet eden Uşşâkî şeyhi; bir müridin Kilitbahirli Hüseyin Hüsnü Efendi'ye intisabına aracılık ettiği kaydedilen şahsiyettir.

06
Şahsiyet

Şeyh Şâmil

Şeyh Şâmil (1212/1797 – 1287/1871), Nakşibendî-Hâlidî şeyhi ve Dağıstan imamı; Rus İmparatorluğu'na karşı yirmi beş yıl süren direnişi yönetmiş, kurduğu nâiblik-vilâyet düzeniyle Kafkasya'da fiilî bir devlet işletmiş, Gunib'de teslim olduktan sonra ömrünü Rusya, İstanbul ve Medine'de tamamlamıştır.

07
Sözlük

Ab-ı hayat

ب > ة) İ) x. Can suyu, içene ebedi hayat veren çeşme. 2. efs. Bir Ab-keş: damlası bile içildiğinde insanı ölümsüzleştiren ve ebedileştiren su. Bu suyun doğuda karanlık bir yerde bulunduğuna, Hızır ve İlyas'ın bu çeşmeden içip ölümsüzlüğün sırrına erdiğine inanılır. İskender-i Zülkameyn bu suyu bulmak için Hızır'ı kılavuz yaparak günlerce karanlıklar içinde yürümüş, ancak onu gözden kaybedince yolunu şaşırmış ve perişan bir halde geri dönmüş. 3. mec. İçimi hoş, soğuk ve berrak su, 4. Maşukun ağzı, dudağındaki ıslaklık. 5. Sevgilinin sözü ve sohbeti. 6. tas. a Evliyanın sözü, öğüdü ve nefesi. b Aşk ve muhabbet çeşmesi ki, ondan içen asla yok (madum ve fani) olmaz. Ab-ı hayata başka isimler de verilir: ab-ı cavid, ab-ı cavidan, ab-ı beka, mau'l-beka, mau'l-hayat, aynu'l-hayat, ab-ı hayvan, ab-ı zindegi, ab-ı zindegani, ab-ı Hızır, ab-ı Iskender. Sûfî şairler ve yazarlar ab-ı hayattan söz ederken ebediyet, zulmet, güneş, Hızır, Iskender, meşakkat ve hüsran gibi hususlara doğrudan ya da dolaylı olarak işaret ederler. Gün yüzünden utanıp âb-ı hayat Mesken itti verây-ı zulmat Hâkani

08
Sözlük

Ada

اعداء) t Adü veya Adüvv Düşmanlar. tas. Allah'ın dostlarına evliya veya evliyaullah dendiği gibi düşmanlarına da ada veya adâu'llah (aduvvu'llah) denir (Fussilet Suresi, 19, 28.) Bunların tekilleri kullanılarak veliyyu'llah ve aduvvu'llah da denir. Şeytan, kâfir, zındık (ateist) ve putperest adâ olduğu gibi insanın kendi nefsi, hevâ ve hevesi de adâdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir (bencillik, aşağı arzular). Bkz. Düşmen. Adab-ı tarikat Tarikat edebi. Tarikat ehlinin uyduğu usül ve esaslar. Adak i. داق) 1) Nezir. tas. a Allah'a ibadet amacıyla ibadet ve tâat cinsinden bir işin yapılmasını taahhüt etmek. b Bir muradın gerçekleşmesi ve dileğin yerine gelmesi için türbelere, tekkelere, ermişlerin mezarlarına ve kutsiyetine inanılan bir yere adanan kurban, eşya vs. Hastalıktan kurtulmak, belayı defetmek, bir musibete ve afete uğramamak, çocuk sahibi olmak, çok arzu edilen bir şeyi elde etmek için evliyanın türbelerine, yatırlara, dedelere, babalara kurban veya para veya herhangi bir eşya adanır. Türbelerde mum yakılır, türbe civarındaki ağaçlara çaputlar bağlanır. Böylece yatırdan yardım istenir (istimdat). Allah'ın, sevgili kulu olan ermişin yüzü suyu hürmetine dilek sahiplerinin isteklerinin yerine getirileceğine inanılır (tevessül). Aslında adak ve nezir tasavvufa özgü değildir; fa- kat mutasavvıfların adak anlayışı diğerlerinden farklıdır. Bu yüzden fakihler bu türlü adakları hoş görmezler. Buna rağmen adaklar gerek tasavvuf ve tarikatlerde, gerekse halk inancında önemli bir yer tutar. Birçok tekke, türbe ve hatta vakfın ve imarethanenin gelir kaynağı adaklardır.

09
Sözlük

fetvâ

huk. Sözlük anlamı, “Bir olayın hükmünü açıklayan veya hükmü koyan ya da karmaşık konuları çözen. ” olan bu söz, İslâm hukukunda şeyhülislâm veya müftü tarafından dinî-hukukî konularda verilen şeriate uygunluk veya aykırılık hükmü ya da kararı anlamında hukukî bir terim olarak kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de sözlük anlamında türevleri ile birlikte dokuz ayette geçen bu söz, Hz. Peygamber döneminde ”fiityâ” sözü ile karşılanmış; daha sonraki dönemlerde fıkıh biliminin gelişmesi ile kendi anlamını kazanmıştır. İslâm toplumlarmda hukukî manada bir ihtiyaç neticesinde ortaya çıkan ve kurumlaşan fetvâ verme işi, İslâm hukukunun düzenlenmesine, kültür ve medeniyetinin gelişmesine paralel olarak fıkıh literatüründe önemli bir konuma gelmiş; bu konuda hem de fetvâ usulünün işleyişinde çok ciddi ve değerli eserler kaleme alınmıştır. ^ fetvâ emini a. (^î <^1 Osmanh devlet teşkilâtı içinde, ilk defa Kanunî Sultan Süleyman döneminde Zenbilli Ali Efendi’nin şeyhülislâmlığı zamanmda kurulan meşihat makamı veya fetva işlerine bakan dairenin başkanı.

10
Sözlük

Eşik

Atebe, âsitâne ve dergâh. tas. Tasavvufta ve genelde doğulu kavimlerde eşiğin bir kutsiyeti vardır. Ulu kişilerin ululuğunu anlatmak için oturdukları evlerin eşiklerinin ululuğundan söz edilir. Eşik mahviyeti simgeler. Müridin, şeyhin kapısının eşiğini öpmesine eşiğe baş koymak denir. Aldım himmetimi geçtim zulmeti Kestim zünnârı şeyh eşiğinde M. Hüdai İRİNLİ 1 Ya. Yünus elhak dildâra muştak: Eristim aska seyh esiginde Yünus Bektaşilikteki eşik tercümanı: Eşiğine koymuşam ben cân u ser Ta vücudum saf ola hem çü zer Mâilim budur niyazım ben fakire kıl nazar Allah, eyvallah, hü Dost Eşik; zahirden bâtına, mecazdan hakikate geçilmesini sağlayan veya hücrede oturan mürşide, o vasıtayla Hakk’a ermeyi temin eden önemli bir yerdir. Bunun için değerli sayılır. Eşiğe başkoymak bir bağlılık ifadesidir. Eşiğe basılmaz, eşik öpülür. Yünus, uzun süre hizmet ettiği şeyhini bir ara bırakıp gidiyor, sonra yaphina pişman oluyor ve kendini affettirmek için gelip şeyhin eşiğine yatıyor. Şeyh evden çıkarken ayağını ona basıyor ve bu kim? diye soruyor. Ana-bacının | Yünus demesi üzerine, “Bizim Yünus mu?” deyince derviş Yünus affedildigini anhyor. Her nasılsa bir gün Tapduk, Yünus'a kızıyor ve oradakilere “Atın bunu dısan,” diyor; ama Yünus direniyor, vücudu eşiğin dışına çıkıyor, ama başı içeride kalıyor. Başı kapı içre kalıp hırlayıp dedi heman Ey başım elhamdilillah tasraya yollanmadin Duyucak bu sözü şeyhi dedi yaktın bağrımızı Gel ki bildim sen beni bihude işler sanmadın Kuddusi Baba Eşref saat (i شر ف سا |) Eşref evkat, eşref vakti, en şerefli an. Duaların kabul edildiği zaman parçası. Etek tutmak İntisap etmek, bir mürşide bağlanmak. Kendü bilişiyle kişi hiç irişe mi menzile Allah’a iremez kalur er eteğin tutmayınca Yünus Etyemezler Süfiler arasında et yemeyen ve sıcak yaz günleri soğuk su içmeyen zümreler olmuştur. Bunlara göre para kadar bir et yemek, kalbe kırk gün kasvet verir, gönlü katılaştırır. Birgün et yiyenin kırk gün huyu kötüleşir. Bazı süfiler, ilkel insanlar gibi toplayıcılıkla geçinir, insan eli değen bir şey yemezlerdi (tr 203, 206). Fütüvvet ehli, kasapları aralarına almaz. ee eee

11
Sözlük

Hakikat

Gerçek; var olduğu kesin ve açık olarak bilinen şey, bir şeyi a Hakka'l-yakin o şey yapan husus, mahiyet. 2. tas. a Hakk'ın sâlikten vasıflarını alarak yerine kendi vasıflarını koyması (ittisaf bi-evsafillâh). Zira kul ile kulda ve kuldan faali- 5 yette bulunan O'dur (im). Ondan başka hakiki fail yoktur (TK 1:305). b Tasavvuf. Hakikat, ilm-i tasavvuf; şeriat ise ilm-i fıkıhur. Hakikate şeriat bir paranın iki yüzü gibidir. Hakikatsiz (özsüz, anlamsız) şeriat makbul değil, şeriatsız hakikat ise bâtıldır. İkisi arasında tam bir uyum vardır. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet dört kapıdır. Şeriat bir ağaç, hakikat onun meyvesidir. c Hz. Âdem'den kıyamete kadar değişmeyen hükümler. Hakikat-i Muhammediye (4 (حقيقة محبد 1. Muhammedi gerçek. 2. tas. Bütün güzel isimleri kendinde barındıran ve bulunduran ilk taayyünle birlikte olan Zat. Zat, ism-i azam (kı; cr). Her şey bu hakikatten ve bu hakikat için yaratılmıştır. Muhammedi gerçek. 2. tas. Bütün güzel isimleri kendinde barındıran ve bulunduran ilk taayyünle birlikte olan Zat. Zat, ism-i azam (kı; cr). Her şey bu hakikatten ve bu hakikat için yaratılmıştır.

12
Sözlük

Hayat

Yaşama, zindegi. 2. tas. Sâliki dünya bağlarından ve nefsani arzulardan koparan kutsal ve ilâhî nurun tecelli etmesi, “Hayat, ölümdedir” (sr 489), yani kalbin hayatta olması için nefsin ölmesi gerekir. Cüneyd, tasavvufu “Hakk'ın seni senden öldürmesi ve kendisiyle hayata kavuşturmasıdır” demiştir. İlmin yaşaması için cehaletin, cem halinin yaşaması için tefrika halinin ölmesi, Hak ile hayatta olmak için halk ile yaşama haline son verilmesi lazımdır (HM 44). Kötü hal ve hareketlerin sona ermesi mevt (ölüm), iyi hal ve hareketlerin edinilmesi hayattır. “Gerçek sûfî ölmeden önce ölür ve hakiki hayata kavuşur.” Hay hü Bir zikir şekli. Hayıriar. (خاير) veya Hayr 1. İyilik, güzellik, fayda. 2. tas. Var olan her şey, bütün mevcudat. Mutasavvıflara göre var olan şey hayırdır, yokluk ise şerdir. Onun için “Olanda hayır vardır," el-Hayr fi-mâ vakaa derler. Tüm hayırların esası bütün yapıp etmelerde, tutum ve davranışlarda edep gözetmektir (sr 400). İyilik, güzellik, fayda. 2. tas. Var olan her şey, bütün mevcudat. Mutasavvıflara göre var olan şey hayırdır, yokluk ise şerdir. Onun için “Olanda hayır vardır," el-Hayr fi-mâ vakaa derler. Tüm hayırların esası bütün yapıp etmelerde, tutum ve davranışlarda edep gözetmektir (sr 400).

13
Sözlük

Kesret-Vahdet

(كثرة - وحد ة) +. Çokluk-Birlik. 2, tas. Bir olan Hakk'ın isim ve sıfatlarıyla tecelli edip çokluk halinde görünmesi kesret, bu çokluğun hakiki | bir varlığı olmadığını kavrayıp var olarak yalnızca Hakk'ı görmeye vahdet denir. | Zehi derya-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvacı | Bu kesret âlemi andan doğup nâçâr olur peydâ | İçi umman-1 vahdettir yüzü sahra-yı kesrettir | Yüzün gören görür ağyâr içinde yâr olur peydâ | N. Misti | Merc-i kesret nev be-nev hep bahr-ı vahdetten gelir Âlem-i imkâna her var vahidiyetten gelir | Aczi | Iki mertebede çokluk vardır: makul kesret, yani ilahi isimlerdeki çokluk ve | maddi (zahiri-hissi) varlıktaki kesret; buna meşhut kesret ve kesret-i mezahir de de- | nir. Aslında her iki kesret de gerçekte yoktur. Zira var olan yalnızca Hak'tır. | Çokluk yalnızca görüntüdedir, hakikatte ise birlik vardır (sm). Bkz. Vahdette kesret, Kesrette vahdet. Kesrette vahdet Tefrika, Ke'su'l-hübb Sevgi kadehi, Sâlikin sırı, âşıkın kalbi; kâse mazhar, şarap ise | zahirdir (İFM ir:r 13-114). Bkz. Câm, Kadeh. Keşfi ar. (كشف) 1, Açığa çıkarma, perdenin açılması. Örtülü olanı açma, gizli olanı meydana çıkarma, sezme, tahmin etme, 2. tas, a Süfilere, göre maddi ve duyulur âlemden gelen tesir, kir ve pas kalbin gayb âlemini görmesine engel olan bir per- | de (hicap) oluşturur. Riyazet ve tasfiye ile bu perde kalkınca gayb ayan-beyan gö- | rülür. Bu perdenin açılmasına, yani kalp gözünün açılmasına keşf denir, Keşf, | perdenin ötesindeki gaybi hususlara ve hakiki şeylere, bunları yaşayarak ve temaşa ederek vakıf olmak (cr). Mükâşefe, beden ve his perdesinin kalkması ve — Keşkül: — ee ME METE 2) ruh âleminin seyr edilmesi (TK 11:1252). b İlham. Doğrudan ve aracısız Allah'tan alınan bilgi. Bu bilgi ya ilahi hitabı işitmek ve dinlemek veya gayb âlemini görmek suretiyle elde edilir. ¢ İbn Arabi'ye göre veliler bilgileri peygamberlere موب hiy getiren meleğin aldığı kaynaktan doğrudan alırlar. Bazı keşifler kesin bilgi verir (iFH 63). Bkz. Ashab-ı keşf, Ehl-i keşf. Hiç ummadığın bir yerde Nâgâh açıla ol perde Derman eder ol derde 1 Mevlâ görelim neyler Keşf-i ahval-ı kubur Bir velinin mezarlarda gömülü olan ölülerin o âlemdeki hallerini bilmesi (sr; TK 11:1252). Keşf-i havâtır İnsanın aklından geçen ve kalbine gelen hisleri araştırması, bunlardan hak olanı bâtıl olandan ayırt etmesi, doğru olanı tespit etmesi. Keşf-i manevi Hakikatlerin mücerret suretlerinin temaşa edilmesi, şeyleri ve olayları anlam olarak idrak etmek. Keşfi muhayyel Rüyada veya vâkide görülen hususlara hayal gücünün kendine göre bir biçim vermesi, bu yüzden keşfin tabire ve yoruma muhtaç olması. Keşf-i mücerret Keşifle görülen şeyin aynen vâki olması, hayalin ve mühayyilenin bunda etkili olmamasi, Keşf-i nazari Çile yoluyla nefsini arındıran kimsenin, daha çok akli bilgiler öğrenmesini sağlayan keşif. Keşfi nazarinin ötesinde ve ilerisinde kesf-i nuri, bunun da ötesinde keşf-i ilahi, bunun da ötesinde keşf-i ruhani vardır. Kesf-i yâni Kıyasa ve istidlâle değil, temaşaya ve görmeye dayanan keşif, Kesf-i zamair Bir velinin başkalarının kalbinden ve zihninden geçen şeyleri bilmesi. Keşkül i fars. (J (كشكو >. Dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan Hint cevizi veya abanozdan yapılmış çanak; madeni olanları da vardır. Bazen bunların dua ve çeşitli motiflerle süslendiği de olur. Anadolu'da abdallar, Kalenderler ve Bektaşiler tarafından kullanılmıştır. Bu çanakla sadaka toplanırdı. Bazı tarikatlerde nefs terbiyesi icin buna izin verilmişti. İçine her çeşit gıda maddesi ve para konulurdu. 2. Çok çeşitli konuları içinde toplayan eserler. Keşkül-i fukara Muhallebiye benzeyen bir tatlı, Kıble Keşkül tercemanı Bektaşilerdeki bu terceman şöyledir: “Fukara-ı bâbullah, sâil-i şâh-i keşkül aşıkane bend-i seyda Allah Allah ey vallah hü dost (AM 29). Kevkebu’s-subh (ard | كب 45) I. Sabah yıldızı, tas İniş mertebesindeki Hakk'ın tecellileri, Hz, Ibrahim'in gördüğü ve “İşte Rabb'im” dediği tecelli (sr), Kevyn i. ar (455) 1, Oluş, olmak, tas. Tüm varlıklar, kainat, âlem, kün (“ol”) emriyle oluşan varlıklar (sı, 432; İFM). Bkz Bevn, Halvet der encümen | Kevn-i cami İnsan-ı kâmil | Kevn-u fesat Oluşum-bozulma Kevn-u fesat âlemi Maddi âlem. Kevnu'l-futur Halkın Haktan ayrı ve farklı hale gelmesi. Bir olan Hakk'ın çokluk haline gelmesi ilahi cemiyetin ve Zati tekliğin dağınık hale gelmesini gerektir- | mez Kevnu's-subh Beliren ilk tecelli, külli nefsin mazhariyetiyle gerçekleşen tecelli (kı) Kevn ve bevn Halk içinde Hakla olmak Hak olması itibariyle değil, âlem olması itibariyle âlemin (hayali-zilli) varlığı (cr; ipy 48, 159) Ayn-ı mevcüdata eyler kudretullahi iyân Bâdiya ayine-i ibret-nümâdır kainat Badii Kevneyn i. ar s5 45) Iki cihan, dünya ve ahiret Bana sen can gereksin can gerekmez | Seni gerek seni kevneyn gerekmez Esrefzade Kıble i ar (43) 1, Kâbe; Kâbe yönü, 2. tas Sevgili, Hak, Hak dostu olan mürşit Avamın kıblesi Kâbe, havassın kıblesi gökteki arş, havassu'l-havassın kıblesi kâmillerin gönlü, ariflerin canıdır (sr 373, 392). Hakk'ın cemal-i ba-kemali Bizim kıblemiz yarin yüzü Kâ'be ise herkesin kıblesi Kiblem benim ezelde cemalin değil miydi Kâ'be yapılmadan dahi mihrab gelmeden Kadı Burhaneddin “hale, m <-> “Vie وو A 5 يي Ws ği Kışr

14
Sözlük

Mürüvvet

Adamlık, insanlık, mertlik. tas. a Din ve akıl yönünden öğülmeye değer güzel davranışların ortaya çıkmasını sağlayan nefsin bir kuvveti, ruhi yetenek (cr). b Allah için yapılan işleri gogumsamamak. c Dostların kusurlarını görmezlikten gelmek. d Kişinin hal ve hareketlerini en iyi ve en güzel seviyede tutması. e Sağlam, güçlü ve ahlaki haslet ve faziletlerle donatılmış kişilik. Bkz. Fütüvvet. Bu yolun ötesi ötesi haktır Mürüvvet hey erenler mürüvvet Bu yoldan özge yol yoktur Mürüvvet hey erenler mürüwet Hatâi Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için MED 306 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Müsafir 5. ar. 1. Sefere çıkan, yolcu, mihmân. 2. tas. Düşünüp taşınarak (fikri ve itibarıyla) makullerde sefer yaparak bu geçeden öbür geçeye geçen. Sefer, Mihman. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için İFM kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.

15
Sözlük

Müsafir

Sefere çıkan, yolcu, mihmân. tas. Düşünüp taşınarak (fikri ve itibarıyla) makullerde sefer yaparak bu geçeden öbür geçeye geçen (iFM). Sefer, Mihmân.

16
Sözlük

Nafile

فله) b) Tatavvu, farz ve vacip ibadetlere ek olarak yapılan ibadetler. “Kul farz ibadetleri Yaparak Allah'a yaklaşır. Nafile ibadetleri ifa ederek de Allah'a yakaşır, hem o kadar çok yaklaşır ki, Allah kulunun gören BöÖZÜ, işiten kulağı konuşan dili, hisseden kalbi olur. Buna da kurb-i nevafil denir. Bu mertebeye, yani Hakk'ın velisi ve dostu olma makamına nafile ibadetlerle ulaşıldığından tarikat ehli namaz Ve Oruç gibi ibadetlerin nafilelerine, zikir ye tespihe büyük önem verir. Bazen bunların nafilelere farzlardan fazla önem verdikleri izlenimi bile edinilebilir, Vahnu bila-nahnu kar. (نحن بلا نحن) 1, Bizsiz biz, bensiz ben, benliksiz benlik, 2. tas. Hakk'ın fiillerini gören sâlikin başka fail Börmemesi (sı 426; BS 615). Yani

17
Sözlük

Samt

+. Killet-ı kelâm, Süküt, susmak, hamüş olmak. 2. tas. Tasavvufta süküt etmek ve bir mecburiyet olmadıkça konuşmamak, konuşunca da gerektiği kadar konuşmak esastir. Samt iki türlüdür: zahiri sükat, lisanın konuşmamasıdır; batini süküt, zihnin ve kalbin konuşmamasıdır. Dil süküt ettiği halde zihin masiva ile meşgulse bu Susma makbul değildir. Tefekküre dalmak için süküt edilir, Himmet sükütla öğrenilir. Samt (lallet-i kelam), az yeme, az uyuma ve inzivayla birlikte olunca saliki abdal mertebesine yükseltir. Bkz. Süküt, : Saymu'l-kalp Cedel-kârân'a hamüşi gibi rengin cevab olmaz Sükütun merd-i dânâ hasm-ı ilzam için saklar Râşid Yâ söyle sözü guher nisâr et Yâ samt u sükütu ihtiyâr et Lâedri Sanem (ç--) 1. Put. 2. tas, a Kişiyi Allah'tan alıkoyan, sâliki hak yoldan uzak tutan her şey. En büyük put nefsdir. Putu kırmak nefsi öldürmektir. b Ruhi hakikatler. e Pir, mürşit, insan-ı kâmil. d Sevgili. Bkz. Put. Yola bakmaktan sanemâ ağardı dide-i ter Ağla ey gözlerim ağla ne gelir var ne gider Nabi Satmak (5.5 (صا Anadolu halk geleneğine göre çocuğu durmayan bir kadın hamile kalınca bir türbeye veya yatıra gidip kamındaki bebeği ona Satar. Parasını türbedâra verir. Doğan çocuğa erkek olursa ekseriya Satılmış, bazen Satı, kız olursa Satı adı verilir, Bazen yatırın adının verildiği de olur. Kaya ve ağaca satma âdeti de vardır.

18
Sözlük

Şefaat

Aracılık, yardım etmek. Yüce bir makam sahibinin, dileğini kabul etmesini veya suçunu affetmesini sağlamak için bir kimsenin o yüce makam sahibine daha yakın olduğuna inandığı bir şahsı aracı (vasıta-vesile) yapması. Yüce makam sahibinin, aracı şahsın hatırı için onun dileğini kabul veya suçunu affetmesi. Muhtacın ihtiyacının karşılanması, mücrimin cürmünün affedilmesi için şefâat istemeye iştişfâ, şefâatçi (aracı, vasıta) olana da Şefi" (şufed) ve şâfi' de- | Sehit nir. 2. İnsan işlediği iyi amelleri kendine şefaatçi kılabilir ve “Allah'ım sırf Senin rızan için işlediğim Şu amelim için, dileğimi kabul et” veya “beni affet” diyebilir. Bu “amelin, onu işleyene sefâatçi olmasıdır.» 3. Hz, Peygamber hayattayken, müminler için Allah katında şefâatçi olmuştur ve Kıyamet günü de olacaktır, Buna sefdat-1 kübrâ (uzma) denir. 4. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat. İnsan işlediği iyi amelleri kendine şefaatçi kılabilir ve “Allah'ım sırf Senin rızan için işlediğim Şu amelim için, dileğimi kabul et” veya “beni affet” diyebilir. Bu “amelin, onu işleyene sefâatçi olmasıdır.» 3. Hz, Peygamber hayattayken, müminler için Allah katında şefâatçi olmuştur ve Kıyamet günü de olacaktır, Buna sefdat-1 kübrâ (uzma) denir. 4. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat. Hz, Peygamber hayattayken, müminler için Allah katında şefâatçi olmuştur ve Kıyamet günü de olacaktır, Buna sefdat-1 kübrâ (uzma) denir. 4. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat.

19
Mekân

Mescid-i Nebevî

Medine · Suudi Arabistan · Hicretin ardından Medine'de mescid yapılırken Resûlullah ile birlikte çalıştı; kaynak onun hiçbir hizmetten ve fedakârlıktan geri kalmadığını kaydeder. Resûlullah'ın son hastalığında burada üç gün imamlık yaparak on yedi vakit namaz kıldırdı; üç vaktinde Resûlullah da ona uyarak arkasında namaz kıldı.

20
Mekân

Aksaray

Aksaray · Türkiye · Yûsuf Hakîkî hayatının geri kalan kısmını Aksaray’da şeyhlik yaparak geçirdi. Şehrin Şeyh Hamîd mahallesinde babası adına bir cami ve hankah bulunmaktadır; 906 (1500-1501) ve 992 (1584) tarihli vakıf ve nüfus defterleri ailenin buradaki sürekliliğini belgeler.

21
Mekân

Abdal Mûsâ Dergâhı (Tekke köyü)

Elmalı / Antalya · Türkiye · Menâkıbnâmeye göre intisap ettiği ve kırk yıl hizmet ettiği dergâh. İlişkili kişi dosyası Kaygusuz Abdal : Kaygusuz Abdal, Abdal Mûsâ çevresine bağlanan menâkıbnâmesi, Kahire dergâhı ve manzum-mensur eserleriyle Bektaşî edebiyat ve erkân hafızasının kurucu isimlerindendir.

22
Mekân

Alâiye (doğum yeri)

Alanya · Türkiye · Menâkıbnâmeye göre sancak beyinin oğlu olarak burada doğdu. İlişkili kişi dosyası Kaygusuz Abdal : Kaygusuz Abdal, Abdal Mûsâ çevresine bağlanan menâkıbnâmesi, Kahire dergâhı ve manzum-mensur eserleriyle Bektaşî edebiyat ve erkân hafızasının kurucu isimlerindendir.

23
Mekân

Mukattam dağı

Kahire · Mısır · Rivayete göre vasiyeti üzerine eteğindeki mağaralar bölgesine defnedildi; “el-Megārevî” lakabının kaynağı. İlişkili kişi dosyası Kaygusuz Abdal : Kaygusuz Abdal, Abdal Mûsâ çevresine bağlanan menâkıbnâmesi, Kahire dergâhı ve manzum-mensur eserleriyle Bektaşî edebiyat ve erkân hafızasının kurucu isimlerindendir.

24
Mekân

Kahire ve Câmiu'l-Ezher

Kahire · Mısır · Hocasının Mısır'daki bir zâviyede çektiği riyâzetleri anlatması üzerine gönlüne düşen arzuyla, yine hocasının izniyle gittiği şehir. Yolda İskenderiye'ye uğrayıp kabirleri ziyaret etti; Kahire'de Câmiu'l-Ezher'de birçok âlim ve velînin sohbetinde bulundu, hocasının tembihi gereği dünya ehlinden uzak durdu. Dönüş yolunda parasız kaldığı Dimyat'ta kendisine kese verilmesi menkıbesi ve Konya'ya uğrayışı bu seyahatin diğer durakları olarak kaydedilir.

25
Mekân

Hacıbektaş

Nevşehir · Türkiye · Bektaşîlerin dört halife makamından biri; Kaygusuz'un Kahire tekkesiyle birlikte anılır. İlişkili kişi dosyası Kaygusuz Abdal : Kaygusuz Abdal, Abdal Mûsâ çevresine bağlanan menâkıbnâmesi, Kahire dergâhı ve manzum-mensur eserleriyle Bektaşî edebiyat ve erkân hafızasının kurucu isimlerindendir.

26
Mekân

Necef

Necef · Irak · Hac dönüşü ziyaret güzergâhında. İlişkili kişi dosyası Kaygusuz Abdal : Kaygusuz Abdal, Abdal Mûsâ çevresine bağlanan menâkıbnâmesi, Kahire dergâhı ve manzum-mensur eserleriyle Bektaşî edebiyat ve erkân hafızasının kurucu isimlerindendir.

27
Mekân

Şam

Dımaşk · Suriye · Halifelerinin ulaştığı en güney merkez; kolun imparatorluk çapında yayıldığını gösterir. İlişkili kişi dosyası Hasan Burhâneddin Cihângîrî : Hasan Burhâneddin Cihângîrî (yaklaşık 1592–Kasım 1663), Perçenç’ten Bursa’ya giderek Ya‘kūb-ı Fânî’den hilâfet alan; İstanbul Cihangir Camii yanında tekke kuran Halvetî şeyhidir.

28
Mekân

Kerbelâ

Kerbelâ · Irak · Hac dönüşü ziyaret güzergâhında. İlişkili kişi dosyası Kaygusuz Abdal : Kaygusuz Abdal, Abdal Mûsâ çevresine bağlanan menâkıbnâmesi, Kahire dergâhı ve manzum-mensur eserleriyle Bektaşî edebiyat ve erkân hafızasının kurucu isimlerindendir.

29
Mekân

Hacı Abdurrahman Efendi Tekkesi

Eski Zağra · Bulgaristan · Kaynakta geçen mekân Hacı Abdurrahman Efendi Tekkesi , Sefîne-i Evliyâ içinde 1 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki irşad, postnişinlik, intisap ve defin bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Şeyh Ebü’l-İşrâk Seyyid Hacı Mustafa Beyzâde el-Ahıskavî.

30
Makale

Reşehât Aynü'l-Hayât Nasıl Okunmalı?

Reşha, kâşife, biyografi, sohbet ve menkıbe katmanlarını birbirine karıştırmadan okuma kılavuzu

31
Makale

Yesevî Halifeleri ve Türkistan İrşad Ağı

Mansûr Ata, Dânişmend, Hakîm Ata ve Zengi Ata çevrelerinin coğrafî ve metinsel devamı.

32
Makale

Mevlevî Dîvânlarını Okuma ve Yayınlama Rehberi

Dîvân OCR’ını doğrudan şiir yayını saymadan nüsha karşılaştırması, nazım biçimi, aparat ve mısra düzeni bakımından açıklayan editoryal rehber.

33
Makale

Rind ve Zâhid: Dîvân Şiirinde İki Tartışma Tipi

Tip ile tarihî kişi arasındaki sınır Rind ve zâhid, dîvân şiirinde çoğu zaman iki konuşma ve değer biçme tarzıdır. Rind samimiyet, aşk, hoşgörü ve gösterişten kaçınmayla; zâhid ise şiirin polemik dilinde kuru şekilcilik, riyâ veya dar yorumla ilişkilendirilebilir. Bu kullanım her gerçek zâhid veya âlim hakkında tarihî

34
Makale

Tâcü’t-Tevârîh’te Sûfîler ve Menkıbeler

Kroniğin kaynak dünyası Hoca Sâdeddin, erken Osmanlı tarihlerini, Şakāik geleneğini, Câmî ve Lâmiî gibi tasavvuf-tabakat kaynaklarını, sözlü haberleri ve resmî belgeleri birlikte kullanır. Her pasajın delil değeri aynı değildir. Sûfî biyografileri Akşemseddin, Emîr Sultan, Şeyh Vefâ, Sadreddin Konevî, Hacı Bektaş Velî

35
Makale

Muzaffer Ozak Külliyatını Okuma Rehberi

Yedi ciltlik kaynak kümesinin siteye nasıl dağıtıldığını ve tarihî kayıtla gelenek içi anlatının nasıl ayrıldığını gösteren editoryal rehber.

36
Eser

SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI

Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims

37
Eser

Sayfalar 9–16

Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny

38
Eser

Sayfalar 13–18

Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g

39
Eser

Sayfalar 10–15

Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel

40
Eser

Sayfalar 11–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h

41
Eser

Sayfalar 29–35

Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık

42
Eser

Sayfalar 25–30

Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı

43
Eser

Sayfalar 31–36

Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali

44
Eser

Sayfalar 36–43

Muzaffer Ozak Külliyatı · yüz mü çevireyim? Hayır!.. Ne kadar kötü ve günahkâr bir kul olsam da, Rabbimle münasebetimi kesmem ve kulluğumu unutmam, der ve oradan uzaklaşır. Bir kaç yıl sonra, Şeyh Şibli haz

45
Eser

Sayfalar 29–34

Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin

46
Eser

Sayfalar 35–40

Muzaffer Ozak Külliyatı · tahhar olan âşıkı sadıklar! Eğer Allah ve Resûlüne iyman edip, Allah ve Resûlünü her şeyimizden ziyade severek îymanımızı kemale eriştirdi isek, hak yolunda da herşeyimizi fedaya h

47
Eser

Sayfalar 40–47

Muzaffer Ozak Külliyatı · mur etmiştir. Hâlet-i-ihtizardaki mü'mine, sağ tarafında cennetteki makamına nazar ettirir. Cennetteki makamını ve ona verilecek hurileri, sarayları, derecatı, hizmet ehli olan cen