Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

59 sonuç · “zâhid

01
Kol

Zâhidiyye

Zâhidiyye, Mısır Bedeviyye çevresinin tarihî kol listelerinde yer alır; günümüzdeki kurumsal devamı yerel ve güncel kayıtla ayrıca doğrulanmalıdır.

02
İlişkili yol

Halvetiyye

Ömer el-Halvetî'ye nispet edilen; Zâhidiyye çevresinden doğup Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin halifeleriyle Anadolu, Osmanlı coğrafyası, Balkanlar, Suriye, Mısır ve Kuzey Afrika'ya yayılan çok kollu tasavvuf yolu.

03
İlişkili yol

Safeviyye

Safeviyye, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’nin Zâhidiyye çevresinden yetişen Safiyyüddin-i Erdebîlî’nin Erdebil’de şekillendirdiği; XIV ve XV. yüzyıllarda geniş bir coğrafyaya yayılan tasavvuf yoludur.

04
Şahsiyet

Ahî Muhammed Nûr el-Halvetî

Ahî Muhammed Nûr el-Hârizmî, İbrâhim Zâhid Geylânî’nin halifesi; Pîr Ömer el-Halvetî’nin amcası ve mürşidi olarak Halvetiyye’nin teşekkülündeki temel aktarım halkasıdır.

05
Şahsiyet

Bursalı Şeyh Mehmed Eşrefî

Bursalı Şeyh Mehmed Eşrefî (ö. 1060/1650 civarı), İznik’te Eşrefzâde derviş çevresine katılan, Şeyh Sırrî Ali Efendi’nin kızıyla evlenerek Eşrefiyye’ye bağlanan ve Bursa Eşrefiyye Zâviyesi’nde uzun süre zikir ve tevhid hizmeti yürüten âlim ve zâhid şeyhtir.

06
Şahsiyet

Dâvûd et-Tâî

Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.

07
Şahsiyet

Derviş Muhammed İmkenegî

Derviş Muhammed İmkenegî (ö. 18 Eylül 1562), Ubeydullah Ahrâr’dan başlayan terbiyesini dayısı Muhammed Zâhid Vahşuvârî’nin yanında tamamlayan; İmkene çevresinde ziraat, hadis tedrisi ve irşadı birleştiren Ahrârî-Nakşibendî şeyhidir.

08
Şahsiyet

Ebü’l-Abbas Ahmed b. Mûsâ b. Uceyl el-Yemenî

Ebü’l-Abbas Ahmed b. Mûsâ b. Uceyl el-Yemenî (625-690/1228-1291), Tihâme’de yetişen Şâfiî fakih ve zâhid; ders halkası çevresinde oluşan Beytü’l-Fakīh şehrine adını veren Yemen âlimidir.

09
Şahsiyet

Ebü’l-Hasan Ali el-Kureşî el-Hekkârî

Ebü’l-Hasan Ali el-Kureşî el-Hekkârî (409-486/1018-1093), tabakat kaynaklarında âlim, muhaddis ve zâhid olarak anılan; Kādirî hırka silsilelerinde Ebü’l-Ferec et-Tarsûsî ile Ebû Sa‘d el-Muharrimî arasında gösterilen erken dönem sûfîsidir.

10
Şahsiyet

Habîb el-Acemî

Habîb el-Acemî (ö. 130/747-48 [?]), Hasan-ı Basrî çevresinde yetişen İran asıllı Basralı zâhid, güvenilir hadis râvisi ve sonraki tarikat silsilelerinin önemli halkasıdır.

11
Şahsiyet

Hasan-ı Basrî

Hasan-ı Basrî (21/642, Medine – Receb 110 / Ekim 728, Basra); Basralı meşhur tâbiî, âlim ve zâhid. Allah korkusunu esas alan Basra zühd okulunun kurucusu , tarikat silsilelerinin çoğunda Hz. Ali'den sonraki halkadır.

12
Şahsiyet

İbrâhim b. Edhem

İbrâhim b. Edhem (ö. 161/778 veya 162/779), Belh'te bütün servetini bırakıp zühd yoluna giren, ömrünü ırgatlık ve bostan bekçiliğiyle geçiren Horasanlı sûfî; hayatı daha kendi asrında destanlaşmış, Türk edebiyatında “Edhem” bir mazmun hâline gelmiştir.

13
Şahsiyet

İbrâhim Medenî

İbrâhim Medenî (ö. 1011/1602-03), Kastamonu’dan yetişip Mustafa Paşa Zâviyesi şeyhi Hasan Efendi’den terbiye aldıktan sonra Medine’ye yerleşmiş zâhid ve hayır sahibidir.

14
Şahsiyet

İbrâhim Zâhid Geylânî

İbrâhim Zâhid Geylânî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetî öncesi halkalarındandır. Kayıtları Lâhîcân çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

15
Şahsiyet

Ma‘rûf-i Kerhî

Ma'rûf-i Kerhî (ö. 200-204 / 815-820, Bağdat); Iraklı zâhid ve sûfî. Kādiriyye'den Bektaşiyye'ye kadar Sünnî ve Şiî birçok tarikatın silsilesi onunla devam eder ; kabri asırlarca şifa umulan bir ziyaretgâh olmuştur.

16
Sözlük

Aba

Dervişlerin ve müritlerin giydikleri kalın ve kaba kumaştan yapılan uzun ve bol elbise. Yoksul ve züğürtlerin giydiği basit bir elbise olduğu için süfiler ve dervişler bu elbiseyi fakr alameti ve züht nişanesi olarak giymeyi tercih etmişlerdir. Aba, dervişliğin ve süfiliğin simgesidir. Halk, aba giyen süfilere evliya ve ermiş nazarıyla bakıp saygı gösterdiğinden, bazı kurnaz kişiler fakir ve sûfî olmadıkları halde sırf çıkar sağlamak için aba giymiş ve halkın bu kıyafete olan güvenini kötüye kullanmışlardır. Bu yüzden “Aba giyen nice zındık, kabâ giyen nice sıddık (dürüst) vardır,” denilmiştir. Ebü Hafs el-Haddâd, aba yerine kabâ giyen Şâh Sucâ'yı görünce, “Abada aradığımı kabâda buldum,” demişti. Ca'fer Sadık da inanç sömürüsü yapan kişilere benzememek için aba giyer, ama bunun üzerine de kabâ giyinirdi. Bkz. Âl-i Aba. Boş değildir zâhidâ köhne abâsı dervişin Defineler bilmez misin kasrın harâbından çıkar Derdli İbrahim

17
Sözlük

Dervâze

(¢ رو از >) Kale kapısı, şehrin büyük kapısı, yoksulların dilendikleri yer. Aşıkız dervâze-i şehr-i melâmet bekleriz Zâhid-âsâ sanmanız semt-i selamet bekleriz Hayali

18
Sözlük

Ehli dil

Hudavend-i dil, Gönül ehli, arif, 2. Serden geçen sırra eren sâlik. Ehl-i dil, her istediğini rahat ve serbestce söyler, sözlerinden dolayı kınanmaz; fakat kendi derdini gizler. Bkz. Ashab-ı dil Edvar-ı vücut e — Zâhidâ mihrab-ı mescid ârife ebra-yi yar Cilvegerdir perte-i ntir-1 Huda her küşeden Nevi Serden geçen sırra eren sâlik. Ehl-i dil, her istediğini rahat ve serbestce söyler, sözlerinden dolayı kınanmaz; fakat kendi derdini gizler. Bkz. Ashab-ı dil Edvar-ı vücut e — Zâhidâ mihrab-ı mescid ârife ebra-yi yar Cilvegerdir perte-i ntir-1 Huda her küşeden Nevi

19
Sözlük

Hab u hayal

Uyku ve rüya. 2. tas. Dünya, mâsivâ. Haci. ar. (>) 1. Ziyaret. 2. Bir Müslümanın Belli kurallara uyarak zilhicce ayında Kâbe'yi ziyaret etmesi. 3. tas. Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhsal yolculuk (11s). Allah'ın inayetine güvenen sâlik sefere azmeder, varlık memleketinden yokluk (fena) diyarına sefere çıkar. Mikat yerinde gösteriş elbisesini çıkarır, dostun giysisi olan ihramı giyinir; dünyadan tecerrüt eder, marifet arafatında arif olarak durur. Nefs koçunu kurban eder, Safa'da saflaşır, Merve'de mürüvvet ehli olur. Nefsindeki kötü huyları taşlar. Kâbe'de Hakk'ın harimine erer. Sonra manevi neşe ve ruhsal ferahlıkla Vatanına döner ( sL 222). Süfiler haccın esaslarını ruhansal gerçeklerin simgeleri sayarlar (TK 1:310). Gönül (kalp) Kâbe (Beytullah) olup onun imarı hacdır. Ak sakalı bir koca bilmez hali nice Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise Yünus e ME ea Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhid beri Asikin kalbi içinde sen bu beytullahı gör Nesimi Ziyaret. 2. Bir Müslümanın Belli kurallara uyarak zilhicce ayında Kâbe'yi ziyaret etmesi. 3. tas. Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhsal yolculuk (11s). Allah'ın inayetine güvenen sâlik sefere azmeder, varlık memleketinden yokluk (fena) diyarına sefere çıkar. Mikat yerinde gösteriş elbisesini çıkarır, dostun giysisi olan ihramı giyinir; dünyadan tecerrüt eder, marifet arafatında arif olarak durur. Nefs koçunu kurban eder, Safa'da saflaşır, Merve'de mürüvvet ehli olur. Nefsindeki kötü huyları taşlar. Kâbe'de Hakk'ın harimine erer. Sonra manevi neşe ve ruhsal ferahlıkla Vatanına döner ( sL 222). Süfiler haccın esaslarını ruhansal gerçeklerin simgeleri sayarlar (TK 1:310). Gönül (kalp) Kâbe (Beytullah) olup onun imarı hacdır. Ak sakalı bir koca bilmez hali nice Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise Yünus e ME ea Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhid beri Asikin kalbi içinde sen bu beytullahı gör Nesimi Bir Müslümanın Belli kurallara uyarak zilhicce ayında Kâbe'yi ziyaret etmesi. 3. tas. Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhsal yolculuk (11s). Allah'ın inayetine güvenen sâlik sefere azmeder, varlık memleketinden yokluk (fena) diyarına sefere çıkar. Mikat yerinde gösteriş elbisesini çıkarır, dostun giysisi olan ihramı giyinir; dünyadan tecerrüt eder, marifet arafatında arif olarak durur. Nefs koçunu kurban eder, Safa'da saflaşır, Merve'de mürüvvet ehli olur. Nefsindeki kötü huyları taşlar. Kâbe'de Hakk'ın harimine erer. Sonra manevi neşe ve ruhsal ferahlıkla Vatanına döner ( sL 222). Süfiler haccın esaslarını ruhansal gerçeklerin simgeleri sayarlar (TK 1:310). Gönül (kalp) Kâbe (Beytullah) olup onun imarı hacdır. Ak sakalı bir koca bilmez hali nice Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise Yünus e ME ea Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhid beri Asikin kalbi içinde sen bu beytullahı gör Nesimi

20
Sözlük

Hangâh

veya Hankah Hanegâh, toplantı ve sohbet yeri. tas. Âsitâne, zaviye, dergâh, tekke. Tarikat ehlinin, dervişlerin ve mutasavvıfların toplanıp sohbet ettikleri ve birlikte zikir ve semâ yaptıkları özel yer. Sorarsan hânkâh-ı aşkı Zâhid Makam-ı dlidir, ulu ocaktır

21
Sözlük

Harâbât

1, Harap yerler, viraneler. 2. mec. Meyhane. 3. tas. a Tekke, b Gönül. e Beşeri vücudu ve bedeni tahrip (ifna) etme, maddi mevcudiyetten fani Nefsani arzuları tahrip, süfli duyguları imha, hayvani eğilimleri harap et- mek; kötü huyları yıkmak. Allah'ın kahhariyet tecellisi karşısında mahv ve fani olmak. Harâbât ehlini hor görme zâhid Hazineye mâlik virâneler var Ben harâbât ehliyem yoktur kararım tâ ebed Bâde-i aşk içmişem gitmez humarım tâ ebed Hakkı Harabat ehli Harâbâti, harap-türap olmuş. Harâbât-ı müğân (0. ابات 2>) 1. Mecusi rahiplerin mabedi, meyhane, 2. tas. Hakk’a erenleri vahdet badesiyle sermest eden ittisal ve vuslat makamı (SF; NMN 270). Gah ma'mur kılar bade beni gah harâb Görünüz gah yapıp gah yıkan miman Fuzüli

22
Sözlük

Hatem

Çı. Mühür, yüzük, son. tas. Sâlikin bütün makamları katetmesi ve nihayete ermesi (sr). Hâtemü'lenbiya Son peygamber. Hatm-ı nübüvvet zamanla sınırlı olup Hz. Peygamber'le sona erdiği halde, hatm-ı velayet zamanüstüdür; ezelden ebede kadar sürer. Zira nübüvvet nebinin, velayet Allah'ın vasfıdır (AT 308, 303; İFH 24-29; iv 219). Bkz. Hâtemü'l-evliya. Hâtemü'levliya Son veli veya velilerin en ulusu; bir rivayete göre İbn Arabi. Hatm-i velayet görüşünü Hakim Tirmizi ortaya atmış, İbn Arabi bunu geliştirmiştir (HH 111). Bkz, Hatemu'l-enbiya. Hâtıri.ar.( bis) ç. Havâtır. İnsanın içine gelen hitap, iç âlemde duyulan ses, alınan mesaj. Bu hitap Allah'tan, melekten, Şeytan'dan ve nefsten olabilir. Allah'tan gelen hitaba hâtır-ı Hak, melekten gelene ilham, Şeytan'dan gelene vesvese, nefsten gelene hevâcis ve hadisu'n-nefs denir. Haktan ve melekten gelen sesler dinin zahiri hükümlerine uygun olur, Şeytan'dan gelen ses günaha, nefsten gelen ses süfli arzulara davet eder, Kalp, gönül. Gönül yap zâhidâ beyt-i Huda'dır taat istersen Muhakkaktır ki bâb-ı cenneti hâtır-şiken açmaz Sâhib Hâtır-ı evvel - Hâtır-ı sani “Hak'tan gelen aynı konudaki farklı iki hâtırdan hangisi daha kuvvetli olur?” sorusuna Cüneyd ilk hâtır, İbn Atâ ikinci haur, diye cevap vermiştir (KR 43). Bir kimse evvela sadaka vermeyi düşünse, sonra da bundan vazgeçse ilki Rabbani, ikincisi şeytani kabul edilir (Gi m: 40). 1 Hâtır-şiken Gönül yıkan, kalp kıran. I

23
Sözlük

Hıfz-ı ahd

7, Sözde durma, vaadi yerine getirme. 2. tas. Sâlikin, Allah'ın kulları için belirlediği sınırda durması, hiçbir zaman yasaklanan sahada görülmemesi, daima emredilen hususların yanında olması (kn). Hıfz-ı ahd-i rububiyet ve ubüdiyet r. İlahi ve beşeri ahdi muhafaza etme. 2. tas. Sâlikin daima kemali Rabb'a, kusuru kula nispet etmesi. Mürit Allah ile yapugi sözleşmeye (mudhede) sonuna kadar sadık kalmak zorundadır. Tasavvufta ahdi bozmak ve yapılan muahedeye uymamak (nakz-i ahd) dindeki riddete ve irtidada benzer.. A Hifz-1 enfas (حفظ | نفا س) Nefesleri denetim altında tutmak, alınan ve verilen solukları korumak, her nefeste şuurlu olmak, Süfiler, her nefeste Allah'ın anılmasını ve hatırlanmasını isterler. Bkz. Huş der-dem. Her nefeste Allah adın de müdâm Allah adıyle olur her iş tamam Hifz-1 nispet — Hıfz-ı tarik بق) pb (حفظ نسبة - حفظ Silikin şeyhine ve tarikatine bağlılığını samimiyet ve sadakatla sürdürmesi, mürşidinden aldığı ahde ve misaka, ezkar ve evrada bağlı kalması. Hırka 1 ar. Yamalı elbise, çeşitli kumaş parçaları birbirine dikilerek yapılan elbise, murakkaa; dervişlerin toplu zikir yaptıkları esnada giydikleri yelek. Bir mürit adayı belli bir deneme ve hazırlık döneminden sonra tarikate ehil ve şeyhe layık görülürse ona tekkede yapılan bir törenle hırka giydirilir. Hırka giyen talip artık bundan böyle şeyhin müridi, tarikat mensubu ve diğer müritlerin kardeşidir. tarikatın kural ve ilkelerine uymak, kendisine verilen görevleri seve seve yerine getirmek zorundadır, Hırka giymek, mürit adayını şeyhin kabul ettiğinin, dolayısıyla Hakk'ın da kendisini kabul ettiğinin simgesidir. Hırka giyen talip ar- uk belli bir derneğin üyesidir (-102). Hırka atma Remy-i hırka, semâ esnasında müridin üzerindeki hırkayı atması, tarh-ı hırka. Bazen bir hırka parçalanır ve dervişlere dağıtılır (Nür 296). Hırkanın rengi siyah, mavi veya beyaz olabilir. Tarikate yeni girenler siyah, belli bir dereceye ulaşanlar mavi, sülükunu tamamlayanlar beyaz hırka giyer. Bkz. Murakka. Hırka vu tac ile zâhid kerem et sikleti ko Ademe cübbe vu destâr kerâmet mi verir Ş. Yahya 166 | Hicabu'lizzet Atlas-ı çarha da değişmezdin ey hoca sen Ger bulaydın bulduğum ben hırka-ı peşimenede Nef'i Hırka-i iradet Müritlik hırkası. Bu hırkayı giyen talip mürit olmuş ve sülüka başlamış sayılır. Hırkasi teberrük Fahri hırka, onur hırkası. Belli bir şeyhten hırka giyen ve onun tarikatine giren talip daha sonra diğer bir şeyhten de hırka giyer, ama onun tarikatine girmezse giydiği hırkaya teberrük hırkası denir. Tarikate girmemiş ve şeyhe intisap etmemiş bir kimse dervişlere benzemek ve onlar gibi yaşamak isterse onlara da teberrük hırkası giydirilebilir. Bu şekilde hırka giyen daha sonra irade (müritlik) hırkası da giyebilir. Buna muhip hırkası ve muhip kisvesi de denir. Hırka-i tevbe Günahlarına tevbe eden ve nefslerini ıslaha azmeden taliplere giydirilen hırka. Bunlar henüz tarikate girmiş sayılmazlar. Hırka-i velayet Müritlere giydirilen hırka.

24
Sözlük

İbnü'lvakt

1) veya İbnü'l-vakit Vaktin çocuğu. tas. a Sûfî İbnü'l vakittir, yani o, içinde bulunduğu zamanda (halde) yapılması en uygun olan şeyle meşgul olur, o vakitte kendisinden istenen sey neyse onu yapar. Derviş ne geçmiş ne gelecekle ilgilenir; yalnızca hali değerlendirir Geçti mâzi, çekme istikbale gam Gün bugün, saat bu saat dem bu dem Harâbât ehline duzah azabın anma ey zâhid Ki bunlar ibn-i vakt olmuştur fedayi bilmezler Hayali

25
Sözlük

nâsik

Tasavvuf inancının oluşum sürecinde “âbid” (bk. bu madde) ve “zâhid” (bk. bu madde) için kullanılan ad.

26
Sözlük

Muamele

(al (مما Amel, ibadet ve tâatle ilgili tasavvufi huslar, uygulama ve fiiliyat, Muamele ilmi; ibadet ve tâatle ilgili bilgiler, Muânaka; ar. (معا نقه) 7, Kucaklaşmak, boynuna sarılmak. tas, Süfiler karşılaştıkları zaman kucaklaşır ve öpüşürler. Bkz. Görüşme. Muayene i ar. ينه) lee) >. Gözle görme. tas. Hakk'ın çeşitli mertebelerdeki tecellilerini temaşa etme, kalp gözüyle görme. Bir Şeyi bütün özellik ve nitelikleriyle şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça bilmek. Hakk'ı apaçık görmek (Hm | 44). | Mudekkık ar. (مد قق) x, İnceleyen, araştıran. tas, Tasavvufun inceliklerine (dekâik) aşina ‘Olan, Kendilerine esyanin hakikati gereği gibi aşikâr olan kâmil arif. Bunlar hakka'l-yakin (aynu'-iyan) mertebesinde müşahede halindedirler (TK 1482). Mug — Muğ-beççe i. fars. (xy - (مغ مغ Mecusi din adamı, ateşperest keşiş, 2, tas. Sadık, samimi mürit, talip, aşık. Pir-; muğan: Şeyh, mürşit, Şuün-i hılkatı ser tâ-ser makdar tut zâhid Bu âlemde harabat ehlini ma'zur tut zâhid Şarab-ı nâbe ger meyl eylesem ma'zür tut zâhid Beni ol zümre-i mestânede mecbür tut zâhid | Ki ben meyhanede Pir-i muğâna intisap ettim | (SME 64)

27
Sözlük

Mürşit

Rehber, delil, kılavuz, yol gösteren. tas. a Sırat-ı müstakimi gösteren, dalâletten önce hak yola ileten (cr). b Şeyh, veli, er, eren, pir. Mürşit merdiven gibidir, başkaları ona basa basa yükselir; mum gibidir, kendisi Yanar, ama çevresindekileri aydınlatır. hr rr

28
Mekân

Karaman’daki müstakil türbesi

Karaman · Türkiye · Safer 1010 sonlarında vefat edince defnedildiği, Karaman yakınındaki müstakil türbe. İlişkili kişi dosyası Hamîdî Seyfullah Efendi : Hamîdî Seyfullah Efendi (ö. Safer 1010/Ağustos 1601), Hamid vilâyetinden yetişerek Şah-ı Hûbân, Şah Sultan, Sahn ve Ayasofya medreselerinde ders veren; sade ve zâhidâne hayatıyla tanınan Osmanlı âlimidir.

29
Mekân

Siyâvrud (Lâhîcân)

Gîlân · İran · 615/1218 civarında doğduğu ve 700/1301'de vefat ettiği nahiye; Güştâsfî'de hastalanınca vasiyeti üzerine damadı Safiyyüddîn-i Erdebîlî tarafından buraya getirilmiş, iki hafta sonra vefat etmiştir. Konum yaklaşıktır.

30
Mekân

Selmânıpâk (türbesi)

Medâin · Irak · Vali olduğu ve vefat ettiği Medâin yakınında, kabri etrafında oluştuğu belirtilen kasaba. Türbesi IV. Murad tarafından yeniden yaptırılmıştır. İlişkili kişi dosyası Selmân-ı Fârisî : Selmân-ı Fârisî (ö. 36/656 [?]), hakikat arayışı İran’dan Hicaz’a uzanan, Hendek Gazvesi’ndeki teklifi ve Medâin valiliğindeki zâhid yaşayışıyla tanınan sahâbîdir.

31
Mekân

Buhara

Buhara · Özbekistan · Attâr'ın babasının vefatından sonra medresede zâhidâne hayat sürdüğü, Bahâeddin Nakşibend'e intisap ettiği ve şeyhinin 791 (1389) yılındaki vefatından sonra on yıl irşad faaliyetinde bulunduğu şehir. Nakşibendiyye'nin Buhara dışına yayılışı da buradan tayin ettiği halifelerle başladı.

32
Mekân

Basra

Basra · Irak · Basralı zâhid olarak anılır; Hasan-ı Basrî'nin meclisine burada katılıp tövbe etti ve gündüzleri ondan ilim tahsil etti. İlişkili kişi dosyası Habîb el-Acemî : Habîb el-Acemî (ö. 130/747-48 [?]), Hasan-ı Basrî çevresinde yetişen İran asıllı Basralı zâhid, güvenilir hadis râvisi ve sonraki tarikat silsilelerinin önemli halkasıdır.

33
Mekân

Sücâs (Sincâs)

Zencan · İran · Nisbesini aldığı, Zencan çevresindeki yerleşim. Silsilenâmede vefat yeri kaydedilmemiştir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Rükneddin Sincâsî : Rükneddin Sincâsî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin sühreverdî halkası halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

34
Mekân

Kûfe

Kûfe · Irak · Ebû Hanîfe'nin yanında uzun yıllar hadis ve fıkıh okuduğu, sonra evine kapanıp zühde çekildiği ve harap evinde Kur'an okurken vefat ettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Dâvûd et-Tâî : Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.

35
Mekân

Şeyh Safiyyüddin Türbesi ve Dergâhı

Erdebil · İran · İbrâhim Zâhid-i Geylânî'nin halife tayin ettiği dergâh; 12 Muharrem 735'te (12 Eylül 1334) vefat edip avlusuna defnedilmiştir. Oğlu Sadreddin Mûsâ'nın yaptırdığı türbe Safevî sanatının en görkemli eserlerindendir. Konum yaklaşıktır.

36
Mekân

Tebriz

Doğu Azerbaycan · İran · Nisbesini aldığı şehir; İlhanlı devrinin başşehri ve devrin en canlı tasavvuf merkezlerindendir. Silsilenâme vefat yerini kaydetmez. İlişkili kişi dosyası Şihâbüddin Tebrîzî : Şihâbüddin Tebrîzî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin sühreverdî halkası halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

37
Mekân

Lâhîcân

Gîlân · İran · Oturduğu ve İbrâhim Zâhid-i Geylânî'nin gelip intisap ettiği nahiye; şeyhiyle birlikte tarlada çalışıp ürünü pazara götürdüğü yer burasıdır. İlişkili kişi dosyası Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî (el-Ezherî) : Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî, Şîrâzî ve Ezherî nisbeleriyle anılan; Şehâbeddin Mahmûd Tebrîzî’den tasavvuf terbiyesi aldıktan sonra Lenkeran–Astara hattında tekke kuran, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’yi yetiştiren ve Ebheriyye’den Zahidiyye, Halvetiyye ve Safeviyye’ye uzanan aktarımın başlıca halkalarından olan XIII-XIV. yüzyıl sûfîsidir.

38
Mekân

Ebher

Zencan · İran · Şeyhi Kutbüddîn-i Ebherî'nin nisbe aldığı şehir. İlişkili kişi dosyası Rükneddin Sincâsî : Rükneddin Sincâsî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin sühreverdî halkası halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

39
Mekân

Fırat nehri

Kûfe civarı · Irak · Kitaplarını atarak zühd ve ibadete çekildiği nehir. Konum Kûfe hizasındaki yatağa göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Dâvûd et-Tâî : Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.

40
Makale

Hasan-ı Basrî: Zâhid, Âlim ve Öncü Sûfî

Kurumsal kuruculuk yerine ahlâkî ve tarihî öncülük. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

41
Makale

Halvetiyye'nin Zâhidiyye Kökü

Ebheriyye ve Zâhidiyye'den Safeviyye ile Halvetiyye'nin ayrıldığı tarihî kavşak. Reşat Öngören'in ders kitabı mevcut Halvetiyye monografileriyle karşılaştırılarak hazırlandı.

42
Makale

Tarikatların Teşekkülü: Zühd Çevrelerinden Kurumsal Yollara

İlk zâhid çevreleri, klasik tasavvuf dili ve XII. yüzyıldan sonra belirginleşen tarikat kurumları TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

43
Makale

Halvetiyye Silsilesi ve Kollar Haritası

Halvetiyye'nin ortak erken silsilesi, Zâhidiyye kavşağı, dört ana kolu ve doğrulanmış alt şubeleri tek bir ayrıntılı ağda gösterilir.

44
Makale

Zühdden Tarikata: Tasavvufun Tarihî Dönemleri

İlk zâhid çevrelerinden tasavvuf dilinin teşekkülüne ve XII. yüzyıl sonrasında kurumsal yolların yaygınlaşmasına uzanan tarih çizgisi

45
Makale

Bedeviyye'nin Mısır Kolları

Ana kollar Sütûhiyye pîrin dam inzivasına; Metbûliyye İbrâhim el-Metbûlî'ye; Beyyûmiyye Ali el-Beyyûmî'ye; Şuaybiyye Şemseddin Muhammed eş-Şuaybî'ye nispet edilir. Diğer tarihî adlar Hamûdiyye, Kinâsiyye, Zâhidiyye, Enbâbiyye, Münâviyye, Selâmiyye, Fergaliyye, Sâibiyye, Merâzikıyye, Şinnâviyye ve Halebiyye Mısır kol li

46
Makale

Rind ve Zâhid: Dîvân Şiirinde İki Tartışma Tipi

Tip ile tarihî kişi arasındaki sınır Rind ve zâhid, dîvân şiirinde çoğu zaman iki konuşma ve değer biçme tarzıdır. Rind samimiyet, aşk, hoşgörü ve gösterişten kaçınmayla; zâhid ise şiirin polemik dilinde kuru şekilcilik, riyâ veya dar yorumla ilişkilendirilebilir. Bu kullanım her gerçek zâhid veya âlim hakkında tarihî

47
Makale

Divan Şiirinde Tasavvuf: Kavram, Mecaz ve Eşya

Şiir kaynak olarak nasıl okunur? Divan şiirindeki tasavvuf dili doğrudan tekke yönetmeliği değildir. Şair, teknik kavramı estetik mecaza dönüştürebilir; aynı mazmun dinî, beşerî ve tasavvufî anlamları birlikte taşıyabilir. Tevhid ve aşk Vahdet-kesret, benlik, mâsivâ, tecellî ve ayna mecazları varlık anlayışını; âşık, sevgili, rakip, şarap ve meyhane dili aşk

48
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

49
Eser

SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI

Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims

50
Eser

TASAVVUFUN MÂHİYETİ

Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa

51
Eser

SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ

Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş

52
Eser

MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER

Avârifü’l-Maârif · 7. bölüm · Şeyhimiz, Şeyhu’l-İslam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî’nin, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (sav)’e göre bir adam geldi ve: “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye

53
Eser

SÛFÎ OLMADIKLARI HALDE SÛFÎLERE NİSBET EDİLENLER

Avârifü’l-Maârif · 9. bölüm · Kendilerini bazen “Kalenderi” bazen de “Melâmetî” diye isimlendiren bir grup, sûfiler arasında zikredilmektedir. Az önceki bölümde melâmetînin hâlini zikrettik. Onların hâlinin şer

54
Eser

BEY’AT-HIRKA VE İRŞÂD

Avârifü’l-Maârif · 12. bölüm · Hırka giymek; mürşid ile mürid arasında bir bağlantı ve müridin nefsi ile kendi arasında mürşidinin hakemliğini kabul etmesidir. Şeriatta dünyevî bir maslahat ve iş için bir başkas

55
Eser

RİBATTAKİLERİN SUFFA ASHABINA BENZEMESİ

Avârifü’l-Maârif · 14. bölüm · Allahu Teâlâ, bir âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Habibim, senin, tâ ilk günden takva üzere kurulmuş mecsidde durup namaz kılman daha uygundur. Orada, temizlenmeyi seven erkekl

56
Eser

Sayfalar 33–39

Muzaffer Ozak Külliyatı · bir tahta parçası üzerinde sağ ve sâlim kaldı. anası boğuldu. Işte, o öksüz yavrunun annesinin ruhunu acıyarak aldım. Allahu zül-celâl tekrar buyurdu: — Yâ Azrail.. Ruhunu sevinere

57
Eser

Sayfalar 65–72

Muzaffer Ozak Külliyatı · — Biz, yeryüzünün Allahıyız, demişler ve hallak-ı âlem olan Allahu zül-celâli inkâr etmemişlerdir. Belki: (0, GÖK- LERIN ALLAHI..) demişlerdir. Firavunun bile, gündüz yaptıklarına

58
Eser

Sayfalar 84–89

Muzaffer Ozak Külliyatı · meti Muhammede bahş olunacaktır. İbrahim Halil biz ümmeti Muhammede yapılacak iltifatı ilâhiyyeyi rabbinden işitince: «Yarabbi, beni mademki ümmeti Muhammedden kılmadın, hiç olmazs

59
Eser

Sayfalar 114–121

Muzaffer Ozak Külliyatı · man ediyor. Esasen, ittikanın mâ'na ve medlûlü de budur. Ittika, bir müslümanın Haktan hakkıyle korkarak, Allahu teâlâ'nın rizasına muvafık hareket etmesidir. Namazlarını huşû ve h