Ara
Menü

Dâvûd et-Tâî

Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.

Vefat
781
Unvan
Kûfeli fakih, muhaddis ve erken dönem zâhidi
Temalar
Kûfe, Ebû Hanîfe, fıkıh ve hadis, zühd, hüzün, mürüvvet, Ma‘rûf-i Kerhî

Kimliği ve erken dönem kaynaklarındaki yeri

Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, hicrî II. yüzyıl Kûfe’sinde yetişen fakih, muhaddis ve zâhidlerden biridir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmez; Zehebî onun hicrî II. yüzyılın başlarında doğduğunu kaydeder. “Tâî” nisbesi Tay kabilesiyle irtibatını gösterir. Kaynaklarda önce güçlü bir ilim talebesi ve münazara ehli, daha sonra halktan uzaklaşıp ibadet ve murakabeye çekilen bir zâhid olarak görünür. Bu iki safha birbirinden kopuk değildir: sonraki zühd hayatının arkasında uzun bir fıkıh, hadis ve dil tahsili vardır.

Kûfe’nin ilmî çevresi

Dâvûd’un yetiştiği Kûfe, hadis rivayeti, re’y fıkhı, kıraat, dil ve zühd hareketlerinin yan yana geliştiği canlı bir merkezdi. O da uzun yıllar Ebû Hanîfe’nin ders halkasında bulundu; hadis ve fıkıh okudu, re’y ve münazara sahasında ilerledi. Kaynakların “zamanının en fasih konuşanı” ve fıkıh ehlinin önde gelenlerinden biri diye tanıttığı Dâvûd, tasavvuf tarihine bilgisizlikten veya toplum dışına itilmekten değil, devrinin yüksek ilmî kültürünün içinden geçti.

Ebû Hanîfe’nin ikazı ve susma terbiyesi

Erken kaynaklarda onun keskin dili ve tartışma kudretiyle ilgili dikkat çekici bir rivayet vardır. Bir kimseye sopasıyla vurması üzerine Ebû Hanîfe’nin, “Ebû Süleyman, elin de dilin de fazla uzadı” diye ikaz ettiği nakledilir. Dâvûd bu sözden öylesine etkilenmiştir ki öğrenciliğinin son yılında soru sormamış, kendisine yöneltilen sorulara da cevap vermemiştir. Bu anlatı, hayatı boyunca hiç konuşmadığı anlamına gelmez; dilin sorumluluğunu fark ederek münazara gücünü nefis terbiyesine çevirmesinin sembolik başlangıcıdır.

İlimden çekilişin mahiyeti

Dâvûd’un kitaplarını Fırat’a atıp zühde yöneldiği meşhur rivayetin sebepleri kaynaklarda farklı biçimlerde anlatılır. Bu haber, onun ilmi reddettiği şeklinde okunmamalıdır. Fıkıh ve hadis birikimini terk ederek cehaleti tercih etmemiş; şöhret, tartışma üstünlüğü ve dünyevî mevki üreten ilim anlayışından uzaklaşmıştır. Erken dönemde kitaplarını imha eden hadisçiler üzerine yapılan araştırmalar, müellif nüshasından izinsiz rivayet, tashih edilmemiş notların dolaşıma girmesi ve vicâde yoluyla denetimsiz nakil endişesinin de bu davranışta rol oynayabildiğini gösterir. Dâvûd’un özel sebebi kesinleştirilemese de kitapları suya bırakma motifi yalnız “ilimden kaçış” diye açıklanamaz. Güvenli tarihî sonuç, ilmî kariyerini sürdürmek yerine inziva, ibadet ve ahlâkî muhasebeyi seçmiş olmasıdır.

İnziva ve gündelik hayat

Kûfe’de harabeye dönmüş mütevazı evine çekildi; zaruri ihtiyaçlar dışında insanlarla görüşmedi ve çoğunlukla yalnız namaz vakitlerinde cemaate katıldı. Yirmi yıl boyunca başını kaldırıp evinin tavanına bakmayacak kadar iç dünyasına yöneldiği rivayet edilir. Bu tür tasvirler erken zühd edebiyatının yoğun anlatım dilini taşır. Onun hayatındaki doğrulanabilir ana çizgi, gösterişli çevrelerden uzak durması, azla yetinmesi, vakitlerini Kur’an, ibadet ve murakabeye ayırmasıdır.

Az yemek, az uyumak ve az konuşmak

Dâvûd et-Tâî’nin hayatında tasavvufun kuruluş dönemine ait üç temel riyazet belirgindir: az yemek, az uyumak ve az konuşmak. Bunlar kendi başına bedeni yıpratma amacı taşımaz; kalbi gafletten koruyan bir disiplin olarak görülür. Kuşeyrî onda hâkim olan halin “hüzün” olduğunu söyler. Bu hüzün ümitsizlik değil, ömrün sınırlılığı ve kulluğun eksikliği karşısında duyulan sürekli sorumluluk bilincidir.

Havf, recâ ve ölüm anlayışı

Allah korkusu, hesap endişesi ve âhiret hazırlığı sözlerinde geniş yer tutar. Bununla birlikte ölüm hakkındaki dili yalnız korkuya dayanmaz. Birine iyi dilekte bulunurken “Ölüm bayramın olsun” dediği ve ölümü zindandan kurtuluş gibi gördüğü aktarılır. Böylece ölüm hem hesaba çıkış hem de dünya bağlarından kurtuluş olarak ele alınır. Sonraki tasavvuf geleneğinde “şeb-i arûs” diye gelişen ölümle vuslat diliyle bu yaklaşım arasında düşünce yakınlığı vardır; fakat sonraki terim doğrudan ona aitmiş gibi sunulmamalıdır.

İbadet, tevazu ve amele güvenmeme

Dâvûd ibadete büyük önem verirken kişinin ibadetini kusursuz görmesini ve ameline güvenmesini mânevî bir tehlike sayardı. Ona göre insan, yaptığı ibadeti değil Allah’ın lutfunu öne almalı; kulluğundaki eksikleri görmelidir. Bu yaklaşım, yoğun riyazeti bir üstünlük iddiasına dönüşmekten korur. Dışarıdan bakıldığında çok ağır görünen hayatının merkezinde başkalarına karşı büyüklük taslamak değil, kendi hesabıyla meşgul olmak vardır.

Cömertlik ve mürüvvet

Onun zühdü malı yalnız kendinden uzaklaştırmakla sınırlı değildir. “Cömertliği ve mürüvveti olmayanın ibadeti tamam olmaz” anlayışını benimsediği aktarılır. Tasavvufa yönelmesinden sonra babasından kalan parayı dostlarıyla birlikte harcadı. Böylece zühd, serveti terk etmekten önce servetin insan üzerindeki hâkimiyetini kırmak; elde bulunanı paylaşmak ve ibadeti toplumsal ahlâkla tamamlamak biçiminde görünür.

Çağdaşları ve görüşme rivayetleri

Kaynaklar onu Fudayl b. İyâz, Ca‘fer es-Sâdık ve İbrâhim b. Edhem gibi erken zühd tarihinin önemli isimleriyle aynı çevrede anar. Bu görüşmelerin ayrıntılarının tamamı eşit tarihî kesinliğe sahip değildir. Fudayl’in onunla iki defa görüşmekle övündüğüne dair anlatı özellikle Attâr’ın menkıbevî aktarımında belirgindir. Ebû Yûsuf’un aracılığıyla Hârûnürreşîd’le görüştüğü de rivayet edilir. Bu haberler, Dâvûd’un inzivaya çekilmeden önce geniş bir ilmî ve sosyal çevre içinde tanındığını gösterir.

Habîb er-Râî meselesi

Bazı silsile ve menâkıb kaynakları Dâvûd’un mürşidini Habîb er-Râî olarak gösterir. Ancak erken biyografi malzemesinde bu bağın ayrıntıları sınırlıdır ve kaynaklarda Habîb el-Acemî ile ad benzerliğinden doğan karışmalar da görülür. Bu sebeple Habîb er-Râî nispeti geleneksel silsile kaydı olarak korunmalı, iki kişinin aynı olduğu kesinleştirilmemeli ve ayrıntısı bilinmeyen bir öğretmen-talebe hayatı üretilmemelidir.

Ma‘rûf-i Kerhî ve sonraki tasavvuf ağı

Sonraki tarikat silsileleri Ma‘rûf-i Kerhî’yi Dâvûd et-Tâî’nin müridi ve halefi olarak gösterir; Dâvûd’dan Ma‘rûf’a, Ma‘rûf’tan Serî es-Sakatî’ye ve oradan Cüneyd-i Bağdâdî çevresine uzanan hat bu hafızanın ana omurgasıdır. Bununla birlikte Ma‘rûf-i Kerhî’nin biyografik kaynakları, onun zühde yönelişinde Dâvûd’un müridi Ebü’l-Abbas İbnü’s-Semmâk’ın vaazını ve sohbetini de öne çıkarır; Ma‘rûf’un Dâvûd’la sohbet ettiğini ayrıca kaydeder. Dolayısıyla doğrudan halefiyet sonraki silsile geleneğinin güçlü kabulü, İbnü’s-Semmâk ise erken biyografi katmanındaki önemli aracıdır. Ma‘rûf’un, “Dâvûd et-Tâî kadar dünyaya değer vermeyen birini görmedim” dediği nakledilir. Bu etki, sonraki tarikat kurumlarının Dâvûd’un döneminde bugünkü biçimiyle mevcut olduğu anlamına gelmez; erken zühd ve sohbet mirasının sonraki silsilelerce benimsenmesini ifade eder.

Sözleri ve öğütlerinin ana ekseni

Ona nispet edilen öğütlerde dilin korunması, yalnızlığın muhasebeye çevrilmesi, dünyanın geçiciliği, amele güvenmeme, cömertlik ve ölüm hazırlığı öne çıkar. Sözlerinin önemli bir bölümü Ebû Nuaym, Kuşeyrî, Hücvîrî ve Zehebî gibi müellifler aracılığıyla ulaşmıştır. Farklı yüzyıllarda derlenen vecizelerin tümünü birebir tarihî söz saymak yerine, erken ve geç nakil katmanlarını ayırmak gerekir. Bununla beraber sözlerin ortak ahlâkî yönü onun biyografisiyle uyumludur.

Vefatı ve tarih ihtilafı

Harabe halindeki evinde Kur’an okurken vefat ettiği nakledilir. Bir gece cehennemle ilgili bir âyetin tesirinde kalıp hastalandığı ve ardından öldüğü rivayeti menkıbevî yoğunluk taşır. Vefat yılı için 160/776 ile 166/782-83 arasında farklı tarihler verilmiştir; 165/781 yaygın tercihtir fakat kesin değildir. Kabrinin ıssız bir yerde olmasını vasiyet ettiği, dünyadaki halvetini ölümden sonra da sürdürmek istediği aktarılır. Kûfe defin çevresi tarihî hafızanın merkezidir; kesin mezar noktası bulunmadıkça haritada şehir ölçeği aşılmamalıdır.

Tasavvuf tarihindeki yeri

Dâvûd et-Tâî, fıkıh ve hadis tahsilinden gelen bir âlimin zühdü yalnız yoksulluk değil bilinçli ahlâk tercihi haline getirmesinin erken örneklerindendir. Susma terbiyesi, hüzün, murakabe, mürüvvet ve amele güvenmeme ilkeleri daha sonraki tasavvuf dilinde geniş yankı bulmuştur. Bazı modern araştırmacıların bekârlık ve susma gibi tutumlarını Hıristiyan zâhidliğinin etkisiyle açıklaması bir yorumdur; tarihî kaynaklar onun hayatını öncelikle Kûfe’nin İslâmî ilim ve zühd çevresi içinde anlatır.

Silsiledeki yeri

Ma'rûf-i Kerhî'nin mürşidi olması, Kerhî'nin de Serî es-Sakatî'yi yetiştirmesi dolayısıyla, tasavvuf ve tarikat tarihinde önemli yeri olan sûfîler arasında onu da saymak gerekir.

Bir tenkit kaydı da vardır: Ali Sâmî en-Neşşâr gibi bazı çağdaş araştırmacılar, Dâvûd et-Tâî'nin susmak, evlenmemek gibi zâhidâne tutum ve davranışlarını hıristiyan zâhidlerinin tesiriyle izah etmişlerdir.

COĞRAFÎ HAFIZA9 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi9 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 4 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Yirmi yıl tavana bakmamak

Uzletin derecesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Yirmi yıl boyunca evinin tavanına bile bakamayacak şekilde kendi iç dünyasıyla meşgul olduğu söylenir.

Çerçeve. En tanınmış müridinin şahitliği bunu tamamlar: Ma'rûf-i Kerhî mürşidini “Tâî kadar dünyaya değer vermeyen birini görmedim” diyerek tanıtır. Kuşeyrî ise onda hâkim olan hâlin hüzün olduğunu belirtir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd et-Tâî”, c. 9, s. 48-49.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

“Ölüm bayramın olsun”

İyi dilek olarak söylenen söz.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Birine iyi dilekte bulunurken “Ölüm bayramın olsun” ifadesini kullanması ve ölümü zindandan kurtuluş olarak görmesi, o dönem zühd hayatının karakteristik özelliğini yansıtmaktadır.

Çerçeve. Kaynak bu çizgiyi beş asır ileriye taşır: ölüm hakkındaki bu iyimser anlayış daha sonraki dönemlerde şeb-i arûsa dönüşmüştür — Mevlânâ'nın ölüm gecesini “düğün gecesi” saymasının erken atası budur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd et-Tâî”, c. 9, s. 48-49.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Bir âyetin tesiriyle ölmek

Harap evinde Kur'an okurken.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Harabe hâline gelmiş olan evinde Kur'an okurken vefat etti.

Kaynaklarda, bir gece sabaha kadar okuduğu cehennemle ilgili bir âyetin ileri derecede tesirinde kalarak hastalandığı ve öldüğü rivayet edilir.

Çerçeve. Kabrinin ıssız bir yerde yapılmasını vasiyet etmişti; böylece dünyadaki halvetinin orada da devam etmesini istiyordu. Evi de kabri de aynı ilkeye göre seçilmiştir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd et-Tâî”, c. 9, s. 48-49.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Fudayl b. İyâz'ın iftiharı

İki görüşmenin değeri.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Ferîdüddin Attâr'ın naklettiğine göre Fudayl b. İyâz onunla iki defa görüşme şerefine erdiği için iftihar ederdi.

Bir çağdaşı ise şöyle demiştir: “Eğer Dâvûd et-Tâî Asr-ı saâdet'te yaşasaydı mutlaka Kur'an onun zühd ve takvâsından bahsederdi.”

Çerçeve. Görüştüğü isimler arasında Ca'fer es-Sâdık ve İbrâhim b. Edhem de vardır; İmam Ebû Yûsuf'un delâletiyle Hârûnürreşîd ile de tanışmıştır. Evine kapanan biri için dikkat çekici bir çevredir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü'l-evliyâ.

Hayatından kayıtlar

İlk 3 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

“Senin elin de dilin de fazla uzadı!”

Ebû Hanîfe'nin azarı ve bir yıllık sükût.

Metni gösterMetni daralt

Muhtemelen çok konuşması yanında biraz da kırıcı davranıyordu. Sopasıyla birine vurması üzerine hocası Ebû Hanîfe, “Ebû Süleyman, senin elin de dilin de fazla uzadı!” diyerek onu azarlamak zorunda kaldı.

Bu ikazdan çok etkilenen Dâvûd et-Tâî, öğrenciliğinin son bir yılı içinde hiç konuşmadı; ne soru sordu ne de sorulana cevap verdi.

Çerçeve. Susmak onda bir ceza değil bir yol oldu: az yemek, az konuşmak, az uyumak sonradan tasavvufî hayatının esasını teşkil edecektir. Kaynak, “zamanının en fasih konuşanı” olduğunu da kaydeder — susan kişi, konuşmayı en iyi bilendir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, VII, 336 / Zehebî, A'lâmü'n-nübelâ, VII, 423.
BİYOGRAFİK KAYIT

Kitapları Fırat'a atması

Fıkıh imamlığından uzlete geçiş.

Metni gösterMetni daralt

“Fıkıhta ve re'yde imamların önde gelenlerinden biri” olduğu hâlde, kaynaklarda farklı şekillerde gösterilen bazı sebeplerle kitaplarını Fırat nehrine atarak zühd ve ibadete çekildi.

Halktan ve dünyevî işlerden tamamen uzaklaşarak evine kapandı ve ancak namaz vakitlerinde cemaate katıldı.

Çerçeve. Kaynak sebep konusunda ihtiyatlıdır — rivayetler farklıdır. Benzer bir hareket bir buçuk asır sonra Abdullah-ı İlâhî'de görülecektir: kitaplarını satıp parasını fakirlere dağıtmak.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ebû Nuaym, Hilye, VII, 336 / Kuşeyrî, er-Risâle, s. 123.
BİYOGRAFİK KAYIT

Babasından kalan parayı dağıtması

Zühdün cimrilikten ayrıldığı yer.

Metni gösterMetni daralt

Ona göre cömertliği ve mürüvveti olmayanın ibadeti tam olmaz.

Nitekim kendisi de tasavvufa yöneldikten sonra babasından kalan parayı dostlarıyla birlikte harcamıştır.

Çerçeve. Aynı denge ibadette de vardır: ibadete büyük önem vermekle birlikte kişinin ibadetini kusursuz görmemesi ve ibadetlerine güvenmemesi gerektiğini söylerdi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd et-Tâî”, c. 9, s. 48-49.

Eserleri ve metinleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Suya atılan kütüphane

Geriye kitap bırakmayışı.

Metni gösterMetni daralt

Maddede Dâvûd et-Tâî'ye nisbet edilen bir telif zikredilmez. Bunun sebebi biyografisinin merkezindeki hareketle aynıdır: kitaplarını Fırat nehrine atarak zühd ve ibadete çekildi.

Ebû Hanîfe'nin gözde öğrencisi, ilimde ve fıkıhta yüksek seviyeye ulaşmış, “fıkıhta ve re'yde imamların önde gelenlerinden biri” sayılan bir kişiden geriye yazılı bir eser kalmamıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd et-Tâî”, c. 9, s. 48-49.
ESER / METİN

Hakkındaki kaynaklar

Ebû Nuaym, Kuşeyrî, Zehebî, Attâr.

Metni gösterMetni daralt

Hakkındaki malzeme tabakat ve menâkıb kitaplarındadır: Ebû Nuaym'ın Hilyetü'l-evliyâ'sı (Ebû Hanîfe ile geçen sahne ve kitapların atılması), Kuşeyrî'nin er-Risâle'si (hüzün hâli), Zehebî'nin A'lâmü'n-nübelâ'sı (doğum tahmini ve uzlet), Ferîdüddin Attâr'ın Tezkiretü'l-evliyâ'sı (Fudayl b. İyâz rivayeti).

Vefat tarihi bile kesin değildir: 160 (776) ile 166 (782-83) yılları arasında değişik tarihler gösterilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ebû Nuaym, Hilye, VII, 336 vd. / Zehebî, A'lâmü'n-nübelâ, VII, 423-424.

Kavram dünyası

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Uzlet

Evine kapanmak.

Metni gösterMetni daralt

Halktan ve dünyevî işlerden tamamen uzaklaşarak evine kapandı ve ancak namaz vakitlerinde cemaate katıldı.

Uzlet burada cemaatten kopmak değildir — farz namazlar için dışarı çıkmaya devam etmiştir. Yirmi yıl boyunca evinin tavanına bile bakamayacak şekilde kendi iç dünyasıyla meşgul olduğu rivayeti, uzletin iç boyutunu anlatır.

Vasiyeti de aynı yöndedir: kabrinin ıssız bir yerde yapılmasını, dünyadaki halvetinin orada da devam etmesini istemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Zehebî, A'lâmü'n-nübelâ, VII, 423-424.
TARİHÎ KAYIT

Hüzün

Kuşeyrî'nin ona atfettiği hâkim hâl.

Metni gösterMetni daralt

Kuşeyrî onda hâkim olan hâlin hüzün olduğunu belirtmiştir.

Bu, Basra-Kûfe zühd çizgisinin ortak karakteridir: az yemek, az konuşmak, az uyumak, Allah korkusu ve âhiret kaygısıyla ağlamak gibi tasavvufun kuruluş safhasının başlıca özellikleri onda bir aradadır.

Hasan-ı Basrî için de aynı terim kullanılır; hüzün, bu neslin dindarlığını tarif eden anahtar kelimedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Kuşeyrî, er-Risâle.
TARİHÎ KAYIT

Silsilede Ma'rûf-i Kerhî'nin mürşidi

Zincirin Kûfe halkası.

Metni gösterMetni daralt

Kaynağın hükmü: Ma'rûf-i Kerhî'nin mürşidi olması, Kerhî'nin de Serî es-Sakatî'yi yetiştirmesi dolayısıyla, tasavvuf ve tarikat tarihinde önemli yeri olan sûfîler arasında onu da saymak gerekir.

Zincir: Hasan-ı Basrî → Habîb el-Acemî → Dâvûd et-Tâî → Ma'rûf-i Kerhî → Serî es-Sakatî → Cüneyd-i Bağdâdî.

Mürşidinin Habîb er-Râî adında biri olduğu söylenir — silsilelerde ise yeri Habîb el-Acemî'den sonradır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd et-Tâî”, c. 9, s. 48-49.
KAVRAM

“Hıristiyan tesiri” tezi

Çağdaş bir izah denemesi.

Metni gösterMetni daralt

Ali Sâmî en-Neşşâr gibi bazı çağdaş araştırmacılar, Dâvûd et-Tâî'nin susmak, evlenmemek gibi zâhidâne tutum ve davranışlarını hıristiyan zâhidlerinin tesiriyle izah etmişlerdir.

Çerçeve. Kaynak bu tezi aktarır, benimsemez. Karşı okumaya imkân veren kayıt maddenin içindedir: susma tavrının başlangıcı olarak Ebû Hanîfe'nin azarı anlatılır — yani İslâmî medrese ortamının kendi içinden çıkan bir sebep.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ali Sâmî en-Neşşâr, Neş'etü'l-fikri'l-felsefî fi'l-İslâm.
KAVRAM

Silsilenâmedeki tarihi

166/783 kaydı.

Metni gösterMetni daralt

Cerrâhî silsilenâmesi onu Habîb el-Acemî ile Ma'rûf-i Kerhî arasında “Dâvud-ı Tâî (i. 166/783, Bağdat)” şeklinde kaydeder.

Kaynaklarda vefatı için 160-166 (776-783) arasında değişen tarihler verilir; silsilenâme bu aralığın son ucunu seçmiştir. Vefat yeri olarak da Bağdat gösterilir; klasik kaynaklar Kûfe'yi kaydeder.

Çerçeve. Silsilenâme bir ilim metni değil, zincirin canlı belgesidir: dergâhta okunur, icâzetnâmeye yazılır, dervişin ezberinde durur. Amacı nüsha karşılaştırmak değil, halkayı kesintisiz göstermektir; bu yüzden isimler dergâhtaki telaffuza göre yerleşir, tarihler bazen farklı rivayetten gelir veya yuvarlanır. İki kaydın ayrışması hata değil, iki ayrı kayıt geleneğidir — biri nüshaya, öteki icâzet zincirine dayanır. Bu ansiklopedide künye TDV'ye göre verilir; silsilenâmedeki şekil burada ayrıca kaydedilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Cerrâhî silsilenâmesi (dergâh kaydı) · karşılaştırma: TDV İslâm Ansiklopedisi.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Kûfe · IrakKûfeEbû Hanîfe'nin yanında uzun yıllar hadis ve fıkıh okuduğu, sonra evine kapanıp zühde çekildiği ve harap evinde Kur'an okurken vefat ettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Dâvûd et-Tâî : Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.Kûfe civarı · IrakFırat nehriKitaplarını atarak zühd ve ibadete çekildiği nehir. Konum Kûfe hizasındaki yatağa göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Dâvûd et-Tâî : Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.Bağdat · IrakBağdatEn tanınmış müridi Ma'rûf-i Kerhî'nin yaşadığı ve silsilenin devam ettiği şehir; İmam Ebû Yûsuf'un delâletiyle tanıştığı Hârûnürreşîd'in de başşehri. İlişkili kişi dosyası Dâvûd et-Tâî : Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.Basra · IrakBasraSilsilede kendisinden önce gelen Habîb el-Acemî'nin ve Hasan-ı Basrî'nin şehri. İlişkili kişi dosyası Dâvûd et-Tâî : Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.Medine · Suudi ArabistanMedineGörüştüğü kimseler arasında sayılan Ca'fer es-Sâdık'ın şehri. İlişkili kişi dosyası Dâvûd et-Tâî : Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.Bağdat · IrakDâvûd-i Tâî TürbesiZiyaretgâh kaydı Kaynakta “EŞ-ŞEYH DAVUD-İ TAİ” adıyla, BAĞDAT/IRAK ziyaretgâh kaydı olarak yer alır. Adres tarifi IRAK'IN BAĞDAT ŞEHRİNDE TÜRBESİ BULUNUYOR. İrtihal kaydı Kaynak veri kümesinde hicrî irtihal tarihi 160 olarak verilir. Bu tarih, şahsiyet dosyasındaki biyografik tarihle ayrıca karşılaştırılmalıdır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, VII, 336 / Zehebî, A'lâmü'n-nübelâ, VII, 423
  2. [2]Ebû Nuaym, Hilye, VII, 336 / Kuşeyrî, er-Risâle, s. 123
  3. [3]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd et-Tâî”, c. 9, s. 48-49
  4. [4]Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü'l-evliyâ
  5. [5]Zehebî, A'lâmü'n-nübelâ, VII, 423-424
  6. [6]Kuşeyrî, er-Risâle
  7. [7]Ali Sâmî en-Neşşâr, Neş'etü'l-fikri'l-felsefî fi'l-İslâm
  8. [8]Cerrâhî silsilenâmesi (dergâh kaydı) · karşılaştırma: TDV İslâm Ansiklopedisi
  9. [9]Ebû Nuaym, Hilye, VII, 336 vd. / Zehebî, A'lâmü'n-nübelâ, VII, 423-424
  10. [10]Silsile-i Cerrâhiyye ve Halvetiyye kol şeması
  11. [11]Erhan Yetik, “Habîb el-Acemî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XIV, s. 370; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ VI, s. 149-155; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb II, s. 189
  12. [12]Kişi kartı kaynak paketi — Dâvûd et-Tâî
  13. [13]Hatırat / İstanbul Ziyaretgâhları uygulaması, sürüm 1.0.5 — çıkarılmış veri kümesi
Ortak kaynak kataloğunu aç →