Ara
Menü

Dâvûd-i Tâî

Dâvûd-i Tâî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin erken zühd halkalarındandır. Kayıtları Bağdat çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Yol
Cerrâhiyye
Mekân
1 bağlantı
Unvan
Erken zühd
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

DÂVUD-U TAİ RAHMETULLAHİ ALEYH HAZRETLERİNİN HAYATI

Ol alemi tarikat, Arifi hakikat, merdi hüdayı hazreti Davudu-Taİ R. A. Hazretleri, Sekizinci yüzyılda Horasan ve Irak taraflarında yetişen evliyâmn büyüklerinden. Takva sahiplerinin büyüklerinden, kanaat ehli olup, zahidlerin (dinin emirlerini yerine getirenlerin) en meşhurlarındandır. Davud-i Tai Hazretlerinin ismi Dâvûd olup, babasının ismi Nasîr'dir. Künyesi Ebû Süleymân, lakabı Sİrâcüddîn'dir. Yani tam İsmi, Ebu Süleyman Davud bin Nasır-ı Kufidir. Tayy kabîlesine mensûb olduğu İçin Tâ? ve Kûfe'de doğduğu için Kûfî nisbeleriyie meşhurdur. Aslen Horasanlıdır. Doğum târihi bilinmemektedir.

Horasan asıllı bir tüccardır. Çocukluğundan îtibâren ilim Öğrenmeye başlayan Dâvûd-i Tâî, zamânının âlimlerinden çeşitli ilimleri tahsîl etti. Tâbiînden; NÛman bin Sâbit, Abdülmelik bin Umeyr, Habîb bin Ebî Amre, Hamîd et-Tavîl, İsmâil bin Ebî Hâlid, Süleymân el-A'meş, Muhammed bin Abdurrahmân bin Ebû Leylâ gibi büyüklerden hadîs-i şerîf dinledi. Dâvûd-i Tâî, Abdülmelik bin Ömer, Muhammed bin Abdullah bin Ebî Leylâ gibi âlimlerden hadîs-i şerîf rivâyet etti. ismâil bin Ali, Mus'ab bin Mikdad, EbÛ Naîm, El-Fadl bin VekT gibi zâtlar da ondan hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir.

O devirde bütün Bağdatlılar küçümsenemeyecek bir tedristen geçerler. O da birçok büyük tanır, feyzli sohbetlere koşar. Kâh hadis ezberler, kâh notlar tutar. Her ne kadar kendini sıradan biri gibi görse de ilim sahibidir. İmâm-t A'zam Ebû Hanîfe hazretlerinin talebelerîndendir. Yirmi yıl İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye şakirdlik eylemiş ve Fıkıh ilminde talebelerin içinde en önde gelenler arasına girmiştir. Hazreti Davudu-Tai R. A. velilerden idi ve seyyidül kavm idi. Tasavvufda, kemalde ve Ulum içinde eksiksiz idi. Fudaİl ve İbrahim Edhem Hz.lerini görmüş idi. Evliyâmn önde gelenlerinden, Habîb-i Acemrnin talebesidir.

Habibİ Rai’nin Şeyhi idi. Bağdat'ta tuhaf bir adet vardır. Bazı fukara kadınlar cenazesi olan evlerin kokusunu aldılar mı, eteklerini tutup koşarlar. Dizlerini döverler, yakalarım yırtarlar, yanık yanık ağıtlar yakarlar. Cenaze sahibi onları savmak için elini cebine atar. İşte günün birinde Dâvud-u Tai Rahmetullahİ aleyh hazretleri bir cenazeye rastlar. Gözyaşı tacirleri kendilerini paralayarak mirasçıların gözüne girmeye çalışırlar. Bunlardan biri sesine hüzünlü bir ton oturtur ve mısralar sıralamaya başlar. Üzüntüsü sahte lâkin cümleleri seçmedir.

Hele "Hangi güzel yüz ki toprak olmadı/ Hangi güzel göz ki yere akmadı" beyti yok mu yüreğine işler. Bir anda dünyadan soğur ve genç, yaşlı, hasta, sağlam, fakir, zengin ayırmadan gelen ölümü düşünür olur. Artık kıymetli kaftanından, cins atından, mücevher kakmalı hançerinden, hatta o muhteşem evinden iğrenir, öyle ya eğer bedeni toprak olacak ve gözü yere akacaksa bunlar niyedir, hem neye yarar? Sadece hesabını artırır, o kadar. Bu düşünceler içinde bocalarken ayakları yönünü bulur ve İmam-ı Azam'a (RA) koşar. Büyük veliye bir şey söylemeye gerek yoktur.

Zira onlar biiznillah kalp okur ve halden anlarlar. Yüce imam ona İki tavsiyede bulunur. "Bir ilmi bırakma, iki fazla konuşma!" Oâvud-u Tai Rahmetulİahi aleyh hazretleri de öyle yapar. Bir taraftan İmam-ı Muhammed, İmam-ı Ebû Yûsuf, İmam-ı Züfer gibi zirvelerle birlikte fıkh mütalaa eder. Bir taraftan da İbrahim Ethem, Habib-i Acemî, Fudayl bin lyad, Ibn-İ Semmak, Habib-i Rai gibi gönül ehillerinden edep devşirir. Hele şu bir nefeste saydığımız büyüklere bakın. O devir Bağdat'ı böylesine mümbit bir ilim İklimidir İşte. Bu mübarek, Silsile-i Aliyye denilen veliler zincirinin nadide bir halkasıdır.

Dâvûd-İ Tâî hazretleri hem Imâm-ı A’zam Ebû Hantfe hazretlerinin derslerine devâm etti, hem de zamânındaki tasavvuf ehli ve!î zâtların sohbetlerinde bulundu. Ayrıca, "Sİlsîle-i aliyye" adı verilen ve insanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatıp onların dünyâ ve âhirette saâdete, kurtuluşa ermelerine vesîle olan büyük velîler zincirinin dördüncüsü olan Câfer-i Sâdık hazretlerinin sohbetinde de bulundu. Bir gün Câfer-i Sâdık hazretlerine; "Ey Peygamber efendimizin torunu! Kalbim çok karardı. Bana nasîhat eder misiniz?" dedi.

Hazret-i Câfer-İ Sâdık; "Ey Dâvûdi Sen, zamânımızın zâhidisin, benim nasîhatıma ne İhtiyâcın var?" dedi. Dâvûd-i Tâî; "Ey Resûlullah'ın torunul Peygamber efendimizin mübârek kanını taşıman hasebiyle, senin bütün insanlardan üstünlüğün vardır. Onun için hepimize nasîhat etmen lâzım değil midir?" deyince, Câfer-İ Sâdık hazretleri de; "Ey Dâvûd! Kıyâmet günü dedem Resûlullah’ın yakama yapışıp, dîn-i İslâma niçin lâyıkıyla hizmet etmedin? İslâma hizmet, iyi, asîl bir soya ve nesebe sâhib olmakta olmaz.

Bu iş, Allahü teâlânın emirlerini yapmak, yasaklarından kaçmakla olur." buyurmasından korkuyorum." dedi. Dâvûd-i Tâî, bu sözleri işitince ağladı ve; "Yâ Rabbîi Peygamberimizin mübârek kanını taşımak şerefine kavuşan bir zât, böyle hayret içinde olursa, Dâvûd da kim oluyor ki, ibâdetlerini ve yaptığı işleri beğensin" dedi. Dâvûd-i Tâî hazretleri, İbrâhim Edhem hazretleriyle de görüşüp sohbetinde bulundu. Dâvûd-i Tâî tasavvufta Habîb-i Acemî hazretlerinin sohbetlerine devâm edip, ondan feyz aldı. Tasavvuf yolunda ilerleyip evliyâlıkta yüksek derecelere ulaştı.

Bir taraftan Habîb-i Acemî'nin sohbetlerine devâm etti. Diğer yandan da Imâm-ı A’zam'ın derslerine devâm etti. Birara uzlete çekildi. Dünyâyı tamâmen terk edip, insanlardan uzaklaştı. Uzlete çekildiğinde kalbi nûrlarla doldu. Kalbinde mârlfetuilah hâsıl olunca, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe hazretleri Dâvûd-i Tâî'nin ziyâretlerine gelmeye başladı. Zaman zaman ziyâret ederek ona iltifâtta bulundu. Zikir ve Tarikat telkinini Habib-i Acemi Rahmetulİahi aleyh Hazretleri'nden alıp mana yurdunun sultanlarından oldu. Amili Tarikat, Arifi Hakikat, Sırrı Seyyidil Evliya ve Senedil Asfiya ve Kibarı Meşayıhlardan oldu.

Habib-i Acemi Rahmetulİahi aleyh Hazretlerinden feyz aldı. Züht ve Takva yolunu tutup insanlardan uzak kaldı. Tarikata Suluktan sonra uzleti, ihtiyar etmiş ümidini halktan kesip Halİk'a ümit tutmuştur ve "Eyyühel Müridü in eredtesselamete Sellim aleddünya ve in eredtei Keramete kebbir alel Ahireti." buyurmuşlardır. Yani "Ey Mürid, eğer selamet istersen dünyaya veda et, eğer keramet istersen ahirete tekbir oku.

Dâvud-u Tai Rahmetulİahi aleyh hazretleri Allah ve Resulünün sevgisi İle dolu olan gençlere kapısını ve gönlünü açar

Onlarla evladı gibi ilgilenir ki bunlar İçinde Ahmed el Antâkî, $a'dûn-ı Mecnûn ve Mâruf-i Kerhi gibi zirveler vardır

Davud birgün ekmek yerken bir ateşperest geçti. O ateşpereste kendi yediği ekmekten bir lokma verdi. Ateşperest de yedi. O gece avretiyle yattı. O lokmanın bereketine avreti Marufu Kerhi'ye yüklü oldu

Yemek yerken vakitten tasarruf olsun diye ekmeği suyun içine doğrar, çorba gibi yapıp öyle yerdi. "Çiğnemek, zamânı uzatıyor, bir lokmayı çiğnemek, elli âyet-i kertmeyi, okumama engel oluyor, niçin zamânı zâyi edeyim." derdi

Dâvûd-İ Tâî hazretleri o derece riyâzet ve takvâ üzere idi kİ, zarûrî ihtiyaçları dışında evinden çıkmamış, ağzına lezzet veren bir nîmet koymamıştır. Güzel ve yeni elbiseler giymedi. Halkın getirdiği yemekleri fakirlere bağışlayıp, oruçlu olduğunu kimseye bildirmedi. Annesi bile onun oruçlu olduğunu bilmez, gelen yemekleri yediğini zannederdi. Kimseden bir şey kabûl etmez, kâr ve kazanç peşinde koşmazdı. Babası vefât ettiğinde kalan mîrâsı bir vekilharç tutarak ona teslim etti. Bu para çoğalarak yirmi miskâl altına ulaştı. Dâvûd-i Tâî ihtiyaçlarım bu paradan karşıladığı hattâ isteyenlere ödünç para verdiği gibi fakirlere sadaka da dağıtmıştı. Parası bittiğinde ömrünün de tamam olması için duâ ve niyazda bulunmuştu; "Ey Rabbim! Bu mîrâs malını bize kâfi ve vefâlı kılıp, başkasının malına muhtâc etme. Malımız sona erince, senin huzuruna yüz akıyla gelenlerden olayım." diye ettiği duâ, Allahü teâlâ tarafından kabûl buyrulmuş, hakîkaten malı bittiğinde vefât etmişti

Fudayl bin lyâd hazretleri, Dâvûd-İ Tâî ile Ömründe ikidefâ görüşmüş karşılıklı sohbette bulunmuştu. Bu görüşmeleriyle övünürdü. Bir defâsında evin tavanındaki çatlağı gördü ve Dâvûd-İ Tâfye; "Buradan kalk, zîrâ tavan çatlamış, üstüne yıkılacak." dedi, Dâvûd-i Tâî; "Ben çok zamandır buradayım. Bırak çatlağı, tavanın bile farkında değilim." diye cevap verdi

İbn-i Semmâk hazretleri, DâvÛd-i Tâî'ye gelip; "Bana nasihat et." dedi, O da; "Öyle gayret et ki, Allahü teâlâ seni yasak ettiği yerde görmesin, emrettiği yerden de ayrılmış bulmasın. Allahü teâlâdan hayâ et ki, senin O'na yakın olduğunu ve senin üzerindeki kudretini göz önüne getiresin. Dünyâya karşı oruçlu ol ki, İftarın ölüm olsun, insanlardan, aslandan kaçar gibi kaç, fakat cemâatla namazı terk etme ve sünnetten ayrılma." buyurdu

Kûfe'de bir cenâze vardı. Dâvûd-i Tâî hazretleri de oradaydı. Kabristana mevtâyı defnettikten sonra, oradaki İnsanlar Dâvûd-i Tâî'nîn etrâfına toplandılar. "Bize biraz nasîhat eder misiniz?" dediler. O da "Kim ki, Allahü teâlânm vâd ettiğinden korkarsa arzularına çabuk kavuşur. Kimin arzuları çoksa, ona bütün azaplar yakındır. Ey kardeşlerim, en büyük sermâye, Allahü teâlânın râzı olduğu bir İş İle meşgûl olmaktır. Kabirdekiler, kıyâmet kopunca kabir azâbı kalkacağı için, kıyâmetin çabuk gelmesini beklerler. Dünyâdakiler ise; kabîrdekilerin pişmanlıklarını bilmedikleri için hep günah işlerler. Halbuki onlar da ölünce, dünyâda iken neden çok ibâdet yapmadık, diyerek pişman olacaklar." dedi

Birisi kendisinden nasîhat İsteyince; "Dünyâ için, dünyâda ne kadar kalacaksan, o kadar; âhîret için, âhirette ne kadar kalacaksan o kadar çalış." dedi

Dâvûd-i Tâî hazretleri dünyâya önem vermediği gibi elinde olanları da yetim veya fakirlere tasadduk ederdi. Kendisi muhtaç hâle gelinceye kadar verirdi. Kırk sene müddetle bayram günleri hâriç oruç tuttu. Yakınlarından hiç kimsenin haberi bile olmadı

Dâvûd-i Tâî, dâimâ hüzünlü hâlde bulunurdu. Geceleri Ailahü teâlâya yalvarır, duâ eder; "Yâ Rabbî! Sana olan korku ve muhabbetim bende en büyük dert oldu, öbür dertleri düşünecek zaman bırakmadı. Senin derdin uykumla arama girdi." der, sabahlara kadar Kur'ân-ı kerîm okur, namaz kılar, istiğfâr edip günahlarına pişmanlığını dile getirir, göz yaşı dökerdi

Geceleri feryâd ederek ağlar; "Ey geceler bana bu gam herkesten fazladır. Bu gamla uyumak mümkün değildir. Gecelerde aydınlık yolları bulmak mümkün iken yollarda kalmak revâ mıdır? Yâ Rabbî! Beni bundan kurtar. Uykuyu gözlerimden gider. İbâdetlerimde uyanık ve dikkatli eyle." diye duâ ederdi

Ebû Hâlid der ki: "Bizim evlerimiz karşı karşıya idi. Ben gecenin hangi saatinde uyansam, Dâvûd-i Tâî'nin ışıkları yanardı. İçerden duâ ve ağlama sesleri gelirdi. O, geceleri hiç yatmazdı.

Mârûf-i Kerhî hazretleri; "Dâvûd-i Tâî kadar dünyâya değer vermeyen ve nazarında dünyâ hiç olan bir başka kimse görmedim. Onun nazarında dünyânın ve ehl-i dünyânın değeri bir sivrisineğin kanadı kadar bile değildi.” buyurdu. Dâvûd-i Tâî'ye göre ilim, amel etmek içindi. "Amel edilmeyen ilmin faydası yoktur. Bir ilim talebesi, ömrünü ilim öğrenmeye harcarsa, nerede ve ne zaman amel etmeye vakit bulacak." buyururdu.

Davud-u Tai Rahmetullahİ aleyh hazretleri Zühd ve Takvada o kadar ileri gitmişti kİ, zamanın âlimleri: "Eğer bütün insanlar Dâvud-u Tai Rahmetullahİ aleyh hazretleri ile tartılsa, ibadetçe cümlesinden ağır gelir." buyurdular.l Hiç gülmeyen Dâvud-u Tai Rahmetullahİ aleyh hazretlerinin bir gün güldüğünü gören dostu sebebini sordu. Cevabı şu oldu: "Geçen gece Rabbim bana üns şarabı İçirdi.

Onun için neşeden bayram ederim" dedi.2 Şöyle der: "20 yıl Ebu Hanife’ye şakirtlik ettim, birgün ayağını uzattığını görmedim." Bir gün halvet içinde "Ey imam, burası halvettir, rahatça ayağını uzatsana" dedi. Hazreti İmam-ı Ebu Hanife Rahmetullahİ aleyh hazretleri: "Edeb Allah için makbuldür." buyurdu.3 Bir gün Sultan Harun Reşid, Ebu Yusuf a: "Beni Davud'un yanına götür, onu ziyaret edeceğim." dedi. Dâvud-u Tai Rahmetullahİ aleyh hazretlerinin evine gittiler, ziyaret için İzin istediler ama İzin alamadılar. Annesine rica ettiler.

Annesi oğluna: "Evladım müsaade et de içeri girsinler." deyince o da: "Anneciğim! Dünya ehli ile işim yok, onlar bana dünyayı hatırlatıyor, beni mazur gör." dedi. Annesi tekrar rica edince kırmadı. "nEy benim Allah'ım! 'Annenin hakkını gözet, zira onun rızası benim ilzamdır' buyurduğun için kapıyı açıyorum." dedi. Halife ile Imam-ı Ebu Yusuf Rahmetullahİ aleyh hazretleri içeri girdiler. Dâvud-u Tai Rahmetullahİ aleyh hazretleri ile müsafaha yaptılar. Hârûn Reşîd'in elini tutunca, onun ellerinin nâzik bir el olduğunu belirtti ve; "Ey HalîfeI Bunca zaman ömür ve saltanat sürdün.

İnsanlara hükmettin. Sakın zulme meyletme. Zîrâ hesaptan kurtuluş yoktur." buyurdu. Dâvûd-i Tâî'nin bu tesirli sohbetini dinleyen halîfe kendinden geçip, gözyaşları döktü. Duâsmı istedi. Duâdan sonra bir kese altın verdi ve; "Kendi öz malımdandır ve helâldir, alınız." dedi. Halîfenin hediyesini ve ricâsını kabul etmeyen Dâvûd-i Tâî; "Size mübârek olsun. Bizim böyle şeylere ihtiyâcımız yoktur. Babamdan kalan mal ve mülk satıldığında elime geçen altınlar bize yeter. Rabbim o paralar bittiğinde işimizi bitirip bizi başkalarına muhtaç kılmasın. O kendisine yapılan duâları reddetmez.

İzzeti hakkı için kabûi eder." buyurdu. Hârûn Reşîd ve Imâm-ı Ebû Yûsuf keseyi alıp gittiler. Dâvûd-i Tâî'nin vekilharcına giderek parasının mikdârmı sordular. Vekilharcın bildirdiği mikdârı hesab ettiler. Bu ölçüye göre parası hesap edildiğinde şeyhin vefât edeceği günü buldular. Nakledilir ki hesab edilen gün geldiğinde İmâm-ı Ebö Yûsuf; "Gidin bakın bugün Dâvûd-İ Tâî vefât etmiştir." buyurdu. Gidip baktıkları zaman vefât ettiğini öğrendiler. İmâm-ı Ebû Yûsuf onun hakkında; "Duâsı makbûldür. Allahü teâlânın İndînde yeri seçilmişlerin yanıdır." buyurdu.

Biraz sonra haberci, Dâvûd-i Tâî'nin ölüm haberini getirdi. Vefâtından bir gün önce kendisini ziyâret eden zât şöyle anlatmıştır: "Hazret-i Dâvûd'un hastalandığını duydum ve ziyâretine gittim. Hava çok sıcaktı. Evine geldim, yastık yaptığı bir kerpicin üzerine başını koymuş, hem çok ızdırap çekiyor, hem de Kur'ân-ı kerîmden, Cehennem ateşi geçen bir âyet-i kerîmeyi okuyor, onu durmadan tekrar ediyordu. "Açık havaya çıkarayım İster misin?" dedim. Cevâben; "Hayâtımda nefsim, bana hiç bir İsteğini kabûi ettirememiştir. Nefs için, böyle bir şey istemekten Allahü teâlâya sığınırım.

Ben ölünce, şu duvarın arkasına gömünüz ki beni kimse görmesin. Sağlığımda uzlet ve yalnızlıkta idim, ölünce de Öyle, kimsenin görmediği bir yerde yatayım." dedi. Benimle helâllaştı." Vefât ettiği gece sabaha kadar Kur'ân-ı kerîm okumuş, dua ve zikirde bulunmuş, uzun uzun ağlamıştı. Namaz kılarken uzun rükû ve secdeler yapmıştı. Secdeden uzun müddet başını kaldırmadığını gören annesi merak edip yanına vardığında, rûhunu Hakk'a secdede teslim etmiş olduğunu gördü. Vefât ettiğinde semâdan bir ses; "Ey insanlar! Dâvûd, Allahü teâlânın rahmetine kavuşmuştur.

Allahü teâlâ ondan râzı olmuştur." diyordu. Dâvud-u Tai Rahmetullahi aleyh hazretlerinin annesi anlatıyor: "Oğlum ibadet İle meşguldü, sonra dua etti. Sabaha karşı başını secdeye koyup uzun müddet öylece kaldı. Ben 'sabah vaktidir ezan okunuyor' dedim. Başını secdeden kaldırmayınca merak ettim yanına gittim, baktım. Meğerse Ruhu Arş alaya uçmuş". Vefatı nefahatm kaydına göre Hicret-i Nebeviyye'nİn 165. (M. 781) senesinde Bağdat'da vefat etti. Vefat ettiği gece semadan bir ses duyuldu. Diyordu ki: "Ey insanlar!

Davud Allah-ü Teâlâ Hazretleri'nİn rahmetine kavuşmuştur, Allah-ü Teâlâ Hazretleri O'ndan razı olmuştur." Salat bin Hakim Rahmetullahi aleyh diyor ki: "Dâvud-u Tai Rahmetullahi aleyh hazretlerinin vefat ettiği gece, nur ve çok melekler gördüm. Cennet-i Ala, Davud'un gelişi için süslenip hazırlandı. 'Davud muradına erdi' diyorlardı." Birisi o gece rüyasında Dâvud-u Tai Rahmetullahi aleyh hazretlerini gördü. "Şu anda zindandan kurtuldum." diyordu. Sabah evine geldiğinde onu vefat etmiş olarak buldu. Vefat haberi Bağdat'da çabuk duyuldu.

Cenazesini taşımakla şereflenmek için binlerce insan toplandı. Kabrin başında İbn-i Semmak Rahmetullahi aleyh Hazretleri: "Ey Davud! Kendini kabir zindanına konmadan önce dünyada hapsettin. Hesap günü gelmeden önce, sen kendini hesaba çektin, sana ne mutlu kİ senin gibi kimse yapamaz. Bugün Allah-ü Teâlâ Hazretlerinin rahmetine ve rıdvanma kavuşursun." dedi. 781 (H. 165) senesinde Bağdât'ta vefât etti. Kabri oradadır. Dâvûd-İ Tâî hazretleri çok az görüştüğü insanlardan zaman zaman kendisinden nasîhat İsteyen kimselere şöyle buyurmuştur: Bir kişi geldi, Davud Hazretlerine çok baktı. Hz.

Davud: - Nasıl çok söylemek ziyan getirirse, çok bakmak dahi öyledir, dedi.

Her nefs, dünyâdan susuz olarak gidecektir. Ancak Allahü teâlâyı zikreden kullar bundan müstesnâdır.

Uzun emele dalan bir kul, üzerindeki kul borçlarını unutur ve tövbe etmeyi sonraya bırakır. Siz böyle yapmayınız.

"Her an kusur ve günahları çoğalan, kabahatları yenilenen bir kul, nasıl olur da üzülmez." "Dünyâya düşkün kimsenin, insanlardan ayrı yaşamasının ve uzlete çekilmesinin bir faydası olmaz. Dostu, Allahü teâlâ, nasîhatçısı Kur’ân-ı kerîm olmayan kimse, şüphesiz yolu şaşırmıştır. Onun uzleti uygun değildir."

Dünyâyı sevenler, dünyâlıkları için âhiretlerini terkediyorlar, Sen, Allahü teâlânın emirlerini yapabilmek için dünyâyı terket.

Senin ayıplarını araştıran, kötü insanlarla arkadaş olma,

Hayâtımda, gece ibâdet edenlerden başka hiç kimseye imrenmedim.

-Ölülerimiz bizi bekliyorlar ve ecelin acelesi var,

-Dünyaya düşkün olanlar ahireti hatırlayamazlar

-İnsanlardan kaç ama cemaatle namazı kaçırma

-Şu dünyada sadece gece ibadet edenlere imrendim

İbn Semmak,Davud et Taiöldüğü zaman şöyle dedi:

Ey insanlar,dünya adamlarikalplere sıkıntı,nefislere kaygı ve bedenlere yorgunluk verecek şeylerekoştular,halbuki bunların çetin hesabı vardı. Rağbet(Dünya'yı istemek) sahibînidünya ve ahirette yorar. Zahitlik (Dünya"ya itibar etmemek)sahibi İçin dünya veahirette rahatlıktır

Davud et Tai"nin ise kalbi önündeki şeye baktı;kalbinin gördüğügözünün gördüğünü bastırdı. Sanki o sizin baktıklarınızı görmedi,sanki siz deonun baktığını görmediniz

Siz ondan şaşıyorsunuz,o dasizden şaşıyor. Size bakıp da dünyaya rağbet ettiğinizi ve ona aldandığınızı,aklınızındünyaya gittiğini,kalplerinizin onun sevgisinden öldüğünü,nefislerinizin onaaşık olduğunu ve gözlerinizin ona uzandığını görünce o zahid sizden kaçtı. Çünküo ölülerin arasınd diri idi. Ey Davud sen ne tuhafsın ki,sükuta devam ettin, öyieki nefsini adalet üzerinde doğrulttun

Ona hor baktın,halbuki sensadece onu değerlendirmek istiyordun. Onu zelil ettin,halbuki sen onu azizetmek istiyordun. Onu alçalttîn,halbuki onu şereflendirmek istiyordun. Onuyordun,halbuki onu rahatlatmak istiyordun

Onu aç bıraktın,halbuki senonu doyurmak İstiyordun. Onu susuz bıraktın,halbuki onu suya kandırmakistiyordun

Sert giyeceklergiydin,halbuki sen onu yumuşatmak istiyordun. Katıksız yedin,halbuki sen onagüzel yemekler yedirmek istiyordun

Ömeden önce nefsiniöldürdün,kabre gömülmeden önce onu kabre gömdün. Azap edilmeden Önce ona azapettin

Anılmamak için onuinsanlardan kaybettirdin. Nefisini dünyadan kaybettirip ahirete getirdin. Sanıyorum İstediğini de elde ettin. Sanki senin siman amelinde ve sırrındadır. Senin siman yüzünde değildi

Dininde fakih oldun,sonrainsanlari fetva vermeğe bıraktın. Hadisler dinledin,sonra insanları hadis okuyup rivayet etmeğe bıraktın. Konuşmadın, ahresoldun,insanları konuşmağa bıraktın.iyileri kıskanmadın,kötüleri ayıplamadın. Suitandanbahşiş ve arkadaşlardan hediye kabul etmedin

En munis olduğun an Allah'la başbaşa olduğunandır,en rahatsız olduğun an insanlarla olduğun andır. Senin en munis olduğunan insanların en rahatsız oldukları andır. Sen seferlerinde yolcuların haddinîaştın,zindanlarında mahbusların haddini aştin. Çünkü yolcular yiyeceklerini vetatlılarını yanlarında taşırlar. Senin ise ayda bir veya İki ekmeğin vardı. Onuyanındaki bir testiye atardın.lftar zamani ihtiyacın kadarını ondan alır,onuabdest kabının İçine atardın. Sonra üzerine yetecek kadar su dökerdin. Sonraona biraz tuz ekelerdin. İşte senin katığın ve helvan bu idi. Seni duyan seningibi nasıl sabreder veya senin gibi nasıl kararlılık gösterir. Sanırım senönceden geçenlere yetiştin,sanırım sen sonrakilerden üstün oldun. Sanırım abitleriyordun. Zindanda olan biri zindandaki başka insanlarla ünsiyet eder. Sen isekendini evinde tek başına hapsettin. Nebir konuşan ne de bir arkadaşın vardı

Bilmiyorum senin İçin en zorşey hangisi idİ:Aylarca ve senelerce evinde halvet etmen mî İdi yoksa yiyecekve içecekleri terk etmen mi İdi?

Kapında perde yoktu,altındadöşeğin yoktu. Suyunu soğutacağın bir testin yoktu. İçinde akşam yemeğinisaklayacağm bir çanağın yoktu

Abdest aldığın kap,senintestin, senin çanağın,senin çömleğin idi

Ey Davud senin herşeyinacayip idi

Sen sulardan soğuğunu,yemeklerden en güzelini ve elbiselerden en yumuşağını özlemez miydin?

Fakat sen zahitlik yolunuseçtin,insanların ellerindekine tenezzül etmedin. Harcadığın ne kadar da azidi,geriye bıraktığın ne kadar da değersiz İdi

Umduklarının yanındayaptıkların ne kadar basit idi

Sen Dünyanın ruhunu elegeçirmiştin

İnşallahgelecekte(ahirette)de mutlu olursun

Sen hayatında şöhrettenkaçtın ki içine ucup(kendini beğenme)girmesin,fitnesi sana bulaşmasın. Sen öldüğün zaman Rabbin senimeşhur etti

Sana amelinin abasınıgİydirdi. Keşke sana tabi olanların çokluğunu görseydin de Rabbİnin sana nekadar ikram ettiğini anlardın

İshak Bin Mansur diyor kkDavud etTai öldüğüzaman insanlar cenazesini teşyi ettİler. Defnedilİnce İbn Semmak kabrininbaşında kalktı ve:Ey Davud,insanlar uyurlarken sen gece uyanıkkalırdın,dedi.lnsanlarda hepbir ağızdan:doğru söyledin,dediler.lnsanlar lafadalarken sen dilini tutardın ve İnsanlar ziyan ederlerken sen kazanırdın,dedi

Bütün İnsanlar:Doğrusoyledin,dediler. O da bu şekilde bütün faziletlerini saydı

İbn Semmak konuşmasını bitirince Ebu Bekiren-Nehşeli ayağa kalktı,Allah'a hamd ettikten sonra şöyle dedi:

Ya Rabbi,İnsanlaryanIarındakİni ve bilebildiklerini sÖylediler. Allah'ım onu rahmetinle bağışlave onu ameline havale etme

Müellif der kİ:Davud et- Taİ bir cemaatten müsned hadis rivayetetti. Abdülmelik bin Umeyr,Habİb bîn Ebi Amre,A'meş,Hamid et favil ve İsmail binEbi Halid onlardandır. Yüz altmış beş senesinde Mehdi'nin halifeliği zamanındaöldü

COĞRAFÎ HAFIZADâvûd-i Tâî TürbesiMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi1 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç2 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Menkıbeler

İlk 3 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Tövbe ve yöneliş anlatısı

Dünyanın geçiciliğini dile getiren bir beyti işittikten sonra sarsıldığı, Ebû Hanîfe'nin rehberliğine başvurduğu ve hayatını ilim, ibadet ve zühde yönelttiği anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm, bağlı topluluğun aktardığı menkıbe hafızasıdır; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Bir beyitle başlayan yöneliş

Dâvûd-ı Tâî’nin dünyanın geçiciliğini ve ölümün yakınlığını anlatan bir beyit işittiğinde derinden sarsıldığı rivayet edilir. Bu sözün ardından alıştığı hayatı sorgular ve hocası Ebû Hanîfe’nin yanına giderek nasıl bir yol tutması gerektiğini sorar.

Rivayette Ebû Hanîfe ona önce ilim ve susma terbiyesini, sonra bildiğiyle amel etmeyi öğütler. Dâvûd’un daha sonra uzlet, ibadet ve zühde yönelmesi bu iç dönüşümün sonucu olarak anlatılır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Silsile-i Cerrâhiyye kişi dosyaları.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Ca‘fer-i Sâdık'la konuşması

Nasihat istemek üzere Ca‘fer-i Sâdık'a gittiği; hesap gününün sorumluluğunu hatırlatan cevap karşısında derinden etkilendiği gelenek içinde aktarılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm, bağlı topluluğun aktardığı menkıbe hafızasıdır; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Ca‘fer es-Sâdık’tan nasihat istemesi

Dâvûd-ı Tâî’nin Ca‘fer es-Sâdık’a giderek kendisine öğüt vermesini istediği anlatılır. Ca‘fer es-Sâdık, Hz. Peygamber’in atası ve şefaatiyle birlikte kişinin kendi amelinden ve hesap sorumluluğundan kaçamayacağını hatırlatan bir cevap verir.

Dâvûd bu söz karşısında sarsılır; soy, ün ve başkasının derecesine güvenmek yerine kendi kulluk sorumluluğuna yönelir. Menkıbe muhasebe ve âhiret bilincini öğretir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Silsile-i Cerrâhiyye kişi dosyaları.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Secdede vefat rivayeti

Gece ibadeti sırasında secdeye vardığı ve annesinin uzun süren secdenin ardından vefatını fark ettiği nakledilir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm, bağlı topluluğun aktardığı menkıbe hafızasıdır; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Secdede vefat rivayeti

Dâvûd-ı Tâî’nin geceleri uzun süre ibadet ettiği, annesinin onun secde ve niyazına şahit olduğu anlatılır. Bir gece secdesi her zamankinden fazla uzar; annesi önce ibadetinin devam ettiğini düşünür.

Yanına geldiğinde oğlunun secde hâlinde vefat ettiğini fark eder. Rivayet, Dâvûd’un hayat boyunca sürdürdüğü zühd ve ibadet portresini son nefesine kadar devam eden kulluk sahnesiyle tamamlar.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Silsile-i Cerrâhiyye kişi dosyaları.

Öğütleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Emir ve yasak karşısında dikkat

Öyle gayret et ki Allah seni yasak ettiği yerde görmesin; emrettiği yerden de ayrılmış bulmasın. Bu söz, ahlâkı soyut bir iddia değil gündelik davranış disiplini olarak kurar.

Metni gösterMetni daralt

Öyle gayret et ki Allah seni yasak ettiği yerde görmesin; emrettiği yerden de ayrılmış bulmasın. Bu söz, ahlâkı soyut bir iddia değil gündelik davranış disiplini olarak kurar.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Silsile-i Cerrâhiyye kişi dosyaları.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Uzlet ile cemaat arasındaki denge

İnsanların övgüsünden ve dünyanın dağıtıcı etkisinden uzak durmayı öğütler; fakat cemaatin ve sünnetin terk edilmemesini özellikle belirtir.

Metni gösterMetni daralt

İnsanların övgüsünden ve dünyanın dağıtıcı etkisinden uzak durmayı öğütler; fakat cemaatin ve sünnetin terk edilmemesini özellikle belirtir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Silsile-i Cerrâhiyye kişi dosyaları.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Dünya ve âhiret ölçüsü

Dünya için dünyada kalacağın kadar, âhiret için âhirette kalacağın kadar çalışmayı öğütlediği nakledilir.

Metni gösterMetni daralt

Dünya için dünyada kalacağın kadar, âhiret için âhirette kalacağın kadar çalışmayı öğütlediği nakledilir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Silsile-i Cerrâhiyye kişi dosyaları.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Zikrin hayat verici yönü

Herkesin dünyadan susuz ayrılacağı, Allah'ı zikredenlerin bundan müstesna olduğu sözü ona nispet edilir.

Metni gösterMetni daralt

Herkesin dünyadan susuz ayrılacağı, Allah'ı zikredenlerin bundan müstesna olduğu sözü ona nispet edilir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Silsile-i Cerrâhiyye kişi dosyaları.
TARİHÎ KAYIT

Söz, öğüt ve irşad kaydı 1

Bunun için, destimin yerini değiştiremedim.” cevâbını vermişler. Yine bir gün, “Efendim sakalınızı tarasanız.” diyen kimseye: “Oğlum sakalımla iştigâl edecek zamânı nerede bulayım?” demişlerdir. Tarîk-ı tasavvufa sâlik olmalarına bâis-i kavî olmak üzere mahkîdir ki: Bir gün Hz.

Metni gösterMetni daralt

Bunun için, destimin yerini değiştiremedim.” cevâbını vermişler. Yine bir gün, “Efendim sakalınızı tarasanız.” diyen kimseye: “Oğlum sakalımla iştigâl edecek zamânı nerede bulayım?” demişlerdir. Tarîk-ı tasavvufa sâlik olmalarına bâis-i kavî olmak üzere mahkîdir ki: Bir gün Hz.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 1.
TARİHÎ KAYIT

Söz, öğüt ve irşad kaydı 2

Tarîk-ı tasavvufa sâlik olmalarına bâis-i kavî olmak üzere mahkîdir ki: Bir gün Hz. İmâm-ı A'zam efendimiz müşârünileyhe hitâben: “Ya Ebâ Süleymân, hele şükürler olsun bunca zamân içinde âlât u edât kabilinden olan esâs-ı maksadı tehiyye ve ihkâm edebildin.” buyurmuşlardır. Bu kelâmdan ise, henüz maksad-ı aslî cilve-ger husûl olmadığı nümâyân olmakla, Dâvûd hazretlerinin, “Bundan başka bezl-i makderet olunacak ne vardır?” diye suâle mubâderet etmesine binâen, Cenâb-ı İmâm'ın: “En ziyâde mühim ve saâdet-i dâreyni mûcib ilmimizle âmil olmaklığımızdır.” buyurmaları kendisine be-gâyet te’sîr etmiş, bi'l-âhare Habîb-i A’cemî hazretlerinin mazhar-ı feyz-i mahsûsları olup, itmâm-ı sülûk eylemiştir.

Metni gösterMetni daralt

Tarîk-ı tasavvufa sâlik olmalarına bâis-i kavî olmak üzere mahkîdir ki: Bir gün Hz. İmâm-ı A'zam efendimiz müşârünileyhe hitâben: “Ya Ebâ Süleymân, hele şükürler olsun bunca zamân içinde âlât u edât kabilinden olan esâs-ı maksadı tehiyye ve ihkâm edebildin.” buyurmuşlardır. Bu kelâmdan ise, henüz maksad-ı aslî cilve-ger husûl olmadığı nümâyân olmakla, Dâvûd hazretlerinin, “Bundan başka bezl-i makderet olunacak ne vardır?” diye suâle mubâderet etmesine binâen, Cenâb-ı İmâm'ın: “En ziyâde mühim ve saâdet-i dâreyni mûcib ilmimizle âmil olmaklığımızdır.” buyurmaları kendisine be-gâyet te’sîr etmiş, bi'l-âhare Habîb-i A’cemî hazretlerinin mazhar-ı feyz-i mahsûsları olup, itmâm-ı sülûk eylemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 1.

Kavram dünyası

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

İlim ve zühdün birlikteliği

Ebû Hanîfe'nin ders halkasındaki tahsili ile Habîb-i Acemî'nin sohbetinde şekillenen zühdü, erken tasavvufun ilimden kopuk olmadığını gösteren bir örnektir.

Metni gösterMetni daralt

Ebû Hanîfe'nin ders halkasındaki tahsili ile Habîb-i Acemî'nin sohbetinde şekillenen zühdü, erken tasavvufun ilimden kopuk olmadığını gösteren bir örnektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Silsile-i Cerrâhiyye kişi dosyaları.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAHabîb-i AcemîHabîb-i Acemî → Dâvûd-i Tâî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.SONRAKİ HALKAMa‘rûf-i KerhîDâvûd-i Tâî → Ma‘rûf-i Kerhî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Bağdat · IrakDâvûd-i Tâî TürbesiZiyaretgâh kaydı Kaynakta “EŞ-ŞEYH DAVUD-İ TAİ” adıyla, BAĞDAT/IRAK ziyaretgâh kaydı olarak yer alır. Adres tarifi IRAK'IN BAĞDAT ŞEHRİNDE TÜRBESİ BULUNUYOR. İrtihal kaydı Kaynak veri kümesinde hicrî irtihal tarihi 160 olarak verilir. Bu tarih, şahsiyet dosyasındaki biyografik tarihle ayrıca karşılaştırılmalıdır.