HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve ad varyantları
Tabakat ve ricâl kaynaklarında tam adı daha çok Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed b. Yûsuf el-Kureşî el-Hekkârî şeklinde geçer. Nesebi bazı kayıtlarda Ca‘fer b. Arfe b. Me’mûn b. Müemmil üzerinden Ümeyyeoğulları’na kadar uzatılır ve Ümeyyî yahut Süfyânî nisbesi de eklenir. Buna karşılık Sâdık Vicdânî’nin naklettiği Kādirî silsilesinde ve onu izleyen bazı icâzetnâmelerde adı Ali b. Muhammed b. Yûsuf biçimindedir. Kronoloji, Hekkârî nisbesi ve iki komşu silsile halkası bu kayıtların aynı tarihî şahsa işaret ettiğini kuvvetle düşündürür; baba adındaki Ahmed-Muhammed farkı görünür tutulmalıdır.
Doğumu ve Hekkârî nisbesi
409/1018 yılında doğduğu kaydedilir. “El-Hekkârî” nisbesi, Musul’un kuzey ve doğusundaki tarihî Hakkâri bölgesiyle bağını gösterir. Bu nisbenin tek başına bugünkü şehir merkezini kesin doğum noktası yaptığı söylenemez. Kaynakların doğum yeri konusunda açık bir yerleşim vermemesi sebebiyle haritada Hakkâri bölgesi düşük güvenli nisbe bağlantısı olarak işaretlenmiştir.
İlim yolculukları
Kaynaklar onun ülkeleri dolaştığını, âlim ve şeyhlerle görüştüğünü, dinî ilimleri tahsil ettikten sonra memleket çevresine döndüğünü bildirir. Bağdat, Mısır ve Halep çevrelerinden hadis aldığına ilişkin isnad kayıtları vardır. Bağdat’ta Abdülmelik b. Muhammed b. Abdullah İbn Bişrân’dan; Mısır’da Muhammed b. Fazl b. Nazîf el-Ferrâ’dan; Halep çevresinde Hasan b. Ahmed b. İbrâhim ve Hasan b. Abdülvehhâb gibi hocalardan rivayet ettiği nakledilir. Bu ağ, onun yalnız geç dönem tarikat listesinde kalan bir ad değil, XI. yüzyılın hadis ve zühd çevrelerinde iz bırakmış bir âlim olduğunu gösterir.
Hadis ve zühd şahsiyeti
Biyografi kaynakları onu âlim, âbid ve zâhid sıfatlarıyla anar; bazıları “Şeyhülislâm” unvanını kullanır. Bağdat’ta kendisinden hadis dinlendiğine dair kayıt, ilmî aktarımının somut unsurudur. Bununla birlikte rivayetlerinin tamamı aynı derecede kabul görmemiş, sonraki hadis münekkitleri garîb veya münker buldukları nakiller bulunduğunu da belirtmiştir. Bu ihtilafı gizlemek yerine, zühd ve irşad itibarı ile hadis rivayetlerinin teknik tenkidini birbirinden ayırmak gerekir.
Ebü’l-Ferec et-Tarsûsî ile bağı
Kādirî hırka geleneğinde Hekkârî’nin şeyhi Ebü’l-Ferec et-Tarsûsî’dir. Yaygın tertipte Şiblî’den Abdülvâhid et-Temîmî’ye, oradan Ebü’l-Ferec et-Tarsûsî’ye ulaşan aktarım Hekkârî’ye geçer. Silsile kaynaklarında Tarsûsî’nin adı Muhammed, Yûsuf veya yalnız künyesiyle kaydedilebildiği gibi Hekkârî’nin baba adı da değişebilir. Bu farklı yazımlar zincirin ana komşuluğunu bozmaz; fakat her varyantın bağımsız tarih belgesi olduğu anlamına gelmez.
Ebû Sa‘d el-Muharrimî’ye aktarımı
Hekkârî’den sonraki halka, kaynaklarda Ebû Sa‘d Mübârek b. Ali el-Muharrimî yahut el-Mahzûmî el-Bağdâdî adıyla geçen fakih ve sûfîdir. Abdülkādir-i Geylânî fıkıh tahsilini ve tarikat hırkasını bu şeyhten aldığı için Hekkârî’nin adı sonraki Kādiriyye hafızasında merkezi bir yere yerleşmiştir. Hekkârî böylece tarikatın kurucusundan önce yaşamış bir kişi olmakla beraber, Kādirî icâzetnâmelerinin geçmişe açılan müşterek halkalarından biridir.
Kādirî silsilesinin iki üst tertibi
Sâdık Vicdânî ve karşılaştırdığı kaynaklar Ma‘rûf-i Kerhî’den önce iki tertip nakleder. Birinde hat Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Zeynelâbidîn, Muhammed el-Bâkır, Ca‘fer es-Sâdık, Mûsâ el-Kâzım ve Ali er-Rızâ üzerinden Ma‘rûf-i Kerhî’ye gelir. Diğerinde Hz. Ali’den Hasan-ı Basrî, Habîb el-Acemî ve Dâvûd et-Tâî yoluyla Ma‘rûf-i Kerhî’ye ulaşır. İki tertip Serî es-Sakatî, Cüneyd-i Bağdâdî, Şiblî, Abdülvâhid et-Temîmî, Tarsûsî, Hekkârî ve Muharrimî halkalarında birleşir. Hekkârî’nin dosyası bu iki üst varyanttan birini dışlamadan müşterek bölümü gösterir.
Zenbûriyye-Sâdıkıyye yazmasındaki yeri
Yahyâ Âgâh İstanbulî’nin Ankara Millî Kütüphane 3200 numarada bulunan istinsahında Şeyh Sâdık Efendi çevresinin Kādirî icâzet hattı geriye doğru aynı omurgaya bağlanır. Bu sebeple eski dosya adında “Zenbûriyye silsilesi” ibaresi yer almıştır. Hekkârî, XVIII-XIX. yüzyılda teşekkül eden Zenbûriyye-Sâdıkıyye’nin kurucusu değildir; çok daha eski müşterek Kādirî hırka zincirinin, o kolun icâzetnamesinde de korunan halkasıdır.
Vefatı
Oğlundan nakledilen bir kayda göre 486 yılının Muharrem ayı başında, milâdî 1093’te vefat etti. Kaynaklar ölüm yerini aynı açıklıkta bildirmez. Hakkâri’ye döndüğü ve orada inzivaya çekildiği yönündeki biyografik özetler bulunmakla birlikte kesin mezar koordinatı doğrulanmadığından sitede defin noktası üretilmemiştir.
Tarih içindeki yeri
Ebü’l-Hasan el-Hekkârî’nin önemi üç katmanda belirir: XI. yüzyıl hadis ve zühd çevresinde seyahat eden bir âlim oluşu; kaynakların “Şeyhülislâm” diye andığı irşad şahsiyeti; Tarsûsî’den Muharrimî’ye uzanan Kādirî hırka aktarımındaki konumu. Bu katmanlar birbirine bağlıdır, fakat geç icâzetnâmelerin verdiği her ayrıntı çağdaş biyografi belgesi sayılmamalıdır.
Kaynak sınırı ve adaş ayrımı
Ebü’l-Hasan künyesi ile Kureşî nisbesi çok yaygındır. Ahmed er-Rifâî’nin hocası olan Ebü’l-Fazl Aliyyü’l-Kārî el-Vâsıtî el-Kureşî veya başka Kureşî muhaddisler bu kişi değildir. Bu dosyada kimlik kapısı 409-486 tarihleri, Hekkârî nisbesi, Ali adı ve Tarsûsî-Muharrimî komşuluğuyla kurulmuştur. Ona ait olduğu kesinleşmeyen eser, menkıbe ve mezar bilgileri biyografiye eklenmemiştir.