İrşad III · kaynak sayfaları 114–121
man ediyor. Esasen, ittikanın mâ'na ve medlûlü de budur. Ittika, bir müslümanın Haktan hakkıyle korkarak, Allahu teâlâ'nın rizasına muvafık hareket etmesidir. Namazlarını huşû ve hudû ile kılanlar, Allahu teâlâ'dan korkanlar ve ona âsi olmaktan kaçınanlar, Allahu tâlâ'nın hoşlanmadığı sözlerden ve işlerden ırâz ederek ırz ve iffetlerini koruyanlar, emanete riayetkâr, ahidlerine vefakâr olanlar, ölünceye kadar Rabbilerine ibadet ve tâ'atte bulunanlar, namaz kılmak için huzuru izzete çıktıklarında Allahu teâlâ'dan havf ve ona zillet ve tevazu edenler, namaz kılarken saglarında ve sollarında kimlerin bulunduğunu bile farketmeyenler gerçek müttekilerdir ki, ancak bunlar felâha ermişler, nârdan kurtulmuşlar ve daha dünyada iken cennete ayak basmışlardır. Firdevs-i-â'lâ, işte bu sıfatlara sahip ve malik olan kutlu kişiler içindir ki, onlar orada daimi ve ebedi kalacaklardır.
Müttekilere hidayet eden de Kur'an-1-azim-ül-bürhandır.
Kur'an-ı-kerim o kitaptır ki, Allahu celle celâluhu yüz suhuf ile üç büyük kitap olan Tevrat, Zebur ve Incil'de inzâlini va'deylediği kitab-ı-kâmil olarak indirmiştir.
Allahu azim-üş-şân, şöyle buyurmuştur:
(Eğer, abd-i hassım olan Habibim Muhammedime indirdiğim bu kitabımda, zerrece şek ve şüpheniz varsa, sûrelerinden en kısa bir sûresinin mislini getiriniz. Hatta, insanlar ve cinniler bu hususta birbirlerine yardımcı olsalar dahi, yine en kısa süresinin bir mislini getirmeye muktedir olamayacaklardır. Kıyâmete kadar da bu, böyle olacaktır.)
Ve in küntüm fi reybin mimmâ nezzelnâ alâ abdina fe'tû bi-süretin min mislihi ved'ü şühedâ eküm min dünillahi in küntüm sâdıkıyn...
El-Bakara: 23
(Eğer, kulumuz Muhammed aleyhisselâma parça parça indirdiğimiz Kur'an'ın, Allahu tealâ tarafından gönderildiğinden şüphede iseniz, siz de o belâgat ve fesahatte, onun benzeri bir sûre meydana getirin. Ve Allahu tealâ'dan gayrı bütün güvendiklerinizi, ibadet ettiginiz ilahları, insanlardan ve cinlilerden yardımlarını istediklerinizi yardıma çağırın ki, size Resûl aleyhisselâmın getirdiği gibi bir sûre meydana getirsinler. Eğer, Muhammed aleyhisselâm onu kendiliğinden söylemiştir sözünde sadıklardan iseniz, bunu yapın..)
Ey Ehl-i-iyman:
Kur'an-ı-azim-üş-şânın bu dâvetine ve bu meydan okuyuşuna, on dört asırdır icabet edebilen olmamıştır ve kıyâmete kadar da olmayacaktır.
Bir diğer ayeti kerimede de şöyle buyrulmaktadır:
Kul le'in icteme'at-ilinsü vel-cinnü alâ en ye'tû bi-misli hâzel-Kur'ani la ye'tûne bi-mislihi ve lev kâne bâ'dühüm libâ'din zahiyra...
EI-IsT8: 88 (De ki: Yemin ederim, bu Kur'an'ın benzerini meydana getirmek için, insanlar ve cinniler bir araya gelseler birbirlerine destek olsalar da, yine benzerini getiremezler.)
Evet; değil bir benzerini getirmek, bir hecesini ve bir harfini dahi taklit icat edememişlerdir, edemeyeceklerdir. Çünkü, hükm-ü ilâhi böyledir:
Fe-in lem tef'alû ve len tef'alû fettekun-nâr-elletiy ve kudüh-en nâsü velhacareh u'iddet lil'kâfiriyn...
El-Bakara: 24 (Fakat, bunu yapamazsınız ve hiçbir zaman yapamayacaksınız. Kur'an'ın bir benzerini getiremeyeceksiniz. O halde, iymana gelin ve o iymanla o ateşten sakının ki, çoğu zaman çırası insanlarla o taşlardır ve o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.)
Gördünüz mü mü'minler? Kur'an-ı-azim-üş-şân, kafirlere böyle meydan okuyor ve onları Hak ve hidayet yoluna çağırıyor ve diyor ki:
— Mademki münazaa ettiğiniz Kur'an'ın bir sûresinin mislini meydana getiremediniz ve mademki bundan sonra da getirmeye kadir değilsiniz, ey münkirler.. Şimdi, o ateşten sakınınız ki, o ateşin odunu ve çırası insanlardandır ve kibrit taşlarındandır ve o korkunç azap kâfirlerle münkirler için hazırlanmıştır. Inkârı bırakın, ikrara gelin.. Küfrü bırakın, iymana gelin.. Zulmeti bırakın, nura gelin.. Dalâleti bırakın, hidayete gelin.. Elinizle yonttuğunuz putları bırakın, hepinizi yoktan var eden Allah'a gelin.. O Allah'tan korkun ki, bu kitabı müttekiler için, günahtan sakınanlar ve Allah'ı sevenler için delil ve yol göstericidir. Müttekileri, günahtan sakınanları ve Allah'ı sevenleri, felâha, salâha, saadet ve selâmete eriştirir.
Muhterem mü'minler:
Bilmiş olunuz ki, ittika iki kısımdır:
Birinci kısmı sâlihlerin, âbidlerin ve zâhidlerin ittikasıdır. Onlar, kıyâmet gününü düşünürler, orada olacak muhakeme ve muhasebeyi akıllarına getirir, huzuru ilâhide bütün
- 117 -yaptıklarından sorulacaklarını, bütün fiil ve hareketlerinin hesabını vereceklerini hatırlarına getirirler, Resûller önünde, veliler yanında bütün suçlarının ve kabahatlerinin meydana çıkacağını, bütün günahlarının ve ayıplarının açıklanacağını ve mahşer halkı arasında mahçup ve perişan olacaklarını tefekkür ve tezekkür ederek, daima bunun endişesi altında yaşarlar.
Zira, bu zevat bütün yaptıklarının kıyâmet günü havaya gitmesinden ve herkesin kendilerine gülmesinden çekinirler.
Yaptıkları ibadât ve tâ'atın ind-i ilâhide kabul olunmayacağını, âsiler ve mücrimlerle birlikte nâra gideceklerini, orada düşmanlarının kendilerine:
— Aramızda ne fark kaldı? Siz; kâmil oldunuz, biz olmadık.
Şimdi hep beraber olduk.. Ne oldu, dünyada iken ibadet için çektiginiz bunca emekler ve zahmetler? Hepsi, bir hiç oluverdi. Biz, yapmadığımızdan nâra giriyoruz. sizler ise dünyada amel ettiniz amma kabul olunmadı, burada müsavi ol duk, demelerinden endişe ve havî ederler.
ittikanın ikinci kısmı ise, ârifler tekvasıdır.
Bu zevat-ı âli-kadrin bütün endişesi de, kendilerine can d. mrlarından yakın olan Allahu tealâ'ya karşı mahcup olmamak ve:
- Ey kulum.. Ben, seninle idim.. Sen kiminle idin? hitabına muhatap bulunmamaktır, onlar yalnız bundan korkarlar. Bu zevat için ne cehennem endişesi ve nâr korkusu, ne cennet ümidi, Hûri ve Gılman hayali bahis konusu değildir.
Onlar, ancak Allah rizasını ve cemal-i ilâhiyyi kaybetmekten, ondan mahrum olmaktan korkarlar. Ittikalarının temelindeki endişe ancak budur.
İşte, Kur'an-ı-azim-ül-bürhan bu müttekilere hidayet edicidir. Müttekileri nârdan cennete, bû'diyyetten kurbiyyete iletir ve onlarıHakkın rizasına ve cemaline götürür.
ELLEZIYNE YÜ,MINÛNE BIL-GAYBI VE
YUKIMÛN-ES-SALÂTE VE MIMMÂ REZAK NÂHÜM YÜNFIKUN..
Hidayete iletilen ve eriştirilen o mütlekilerin sıfatları şöyledir:
O kutlu ve mutlu kişiler, gaybe iyman ederler. Yani, Allahu tealâ'ya, meleklerine, kabir hayatına, kıyâmete, sırata, mizana, öldükten sonra dirilmeğe, huzuru ilâhide muhakeme ve muhasebe edilmege, kaza ve kaderin Haktan olduğuna cennete ve nâra, vuslâta ve cemale; gözleriyle görmedikleri halde muhbir-i sâdık olan Hz. Muhammed aleyhisselâma ve ona in.
zâl olunan Kitabullah'a ve Kitabullah'ın haber verdiklerine tamamen ve külliyen inanır, iyman ederler.
Görülüyor ki, Allahu teâlâ'ya iymanın, gayba iyman olması şarttır. Yoksa, Allahu tealâ'yı dünyada iken görmeyen körler, âhirette de kör olacaktır, denilmesi bu görüşün Zatullahı değil, sıfât-ı-ilâhiyyeye kör olanlar âhirette de Zatullah'ı göremeyeceklerdir, mâ'nasınadır.
Evliyâ'ullahın ENEL-HAK veya LEYSE CUBBETi Si- VALLAH veya SÜBHANE MÂ AZAMÜ ŞÂNİ nevi'nden olan sözleri, bazı ahmakların anladıkları gibi değildir. Kendilerinden bu nev'i sözler zuhur eden Zevât-i-âli-kadre, Hak tealâ tecelli buyurmuştur ki, bu sözler kul ağzından Hakkın kelâmıdır. Bunlar, sekr halinde iken, mest hâletiyle kendilerinden olmayarak zuhura gelen kelâmlardır. Kalp gözü kör olanın âhirette baş gözü de kör olacaktır. Zira, Allahu tealâ'yı dünyada baş gözü ile görmek mümkün değildir.
Ve lemmâ câ'e Musa li-miykatina ve kellemehu Rabbühu kale Rabbi eriniy enzur ileyk kale len terâniy...
El-Araf: 143 (Vakta ki Musa, tayin eylediğimiz vakitte geldi. Rabbi ona vasıtasız sözünü işittirdi. Musa: «YÂ RABBİ..
BANA KENDINİ GÖSTER DE SENi dedi. Allahu tealâ, «BENI DÜNYADA GÖREMEZSIN» buyurdu.)
GÖREYİM»
KAT'İYYEN Bu hakikati, böylece tesbit ve te'yid eden bir diğer âyet-i kerime de şudur:
59..
E çü@kşösstayi bec.
Zâlikümullahü Rabbüküm lâ ilâhe illâ hûve hâlıku külli şey'in fâ'biduhu ve hüve alâ küllü şey'in vekiyl - Lâ tüdrikühül-ebsârü ve hüve yüdrik-ül-ebsâr ve hüvel-lâtif-ül-habiyr - Rad câ'eküm basâ'iru min Rabbiküm femen ebsare fe-li-nefsih ve men amiye fe-aleyha ve mâ ene aleyküm bi-hafiyz...
El-En'am: 102 - 103 - 104 (Noksan sifatlardan münezzeh ve kemal sifatları ile muttasıf olan Allahu teâlâ, Rabbinizdir. Ondan gayrı ilâh, Hak mâ bud yoktur. O, herşeyin hâlıkıdır. O halde, ona kulluk edin, ondan yardım dileyin.. Allahu teâlâ, has kullarının her işlerinde onlara yardımcı ve vekildir. Gözler, dünyada onu idrak ve ihata etmekten âcizdir. Fakat, o ilmiyle bütün mahlükat ve mevcudatı ihata ve idrak eder, herşeyi görür ve bilir.
O, lâtiftir gözler onu idrak edemez. Habirdir, onun gözleri herşeyi idrak ve ihata eder ve herşeyden haberdardır. Size, Rab-
-- 120 biniz celle şâneden, hidayeti delâletten, hakkı bâtıldan ayırdeden apaçık huccetler, gözler gelmiştir. Kim, Hakkı görür iyman ederse faydası kendisine, Hakkı görmeyerek bâtılı ve dalâleti ihtiyar edenlerin vebali de yine kendisinedir. Ben, üzerinize muhafız değilim. Ancak, tebliğe memurum.)
Evet: size Rabbinizden gözler geldi.. Bu huccetlerin başı Resûl-ü Rabbil-âlemiyn'dir.
Zira. Fahr-i kâ'inat efendimiz.
başta göz gibidir. Efendimize iyman etmeyenler. kör gibidirler. Kör olanlar, akla karayı nasıl seçemezlerse, iyman etmevenler de hak ile bâtılı. hayır ile şerri ayıramazlar. Allahu tala'nın ihsan buyurduğu gözlerden birisi de Kur'an-i azimdir.
Göz. nasıl bir nûr ise. Kur'an'da bir nurdur. Kur'an'a uyan.
aleyhissalâtü vesselâm efendimize uymuş demektir.
Ümmül-müminiyn Hazreti Â'işe radıyallahu anha'ya:
- Ey bizim validemiz.. Bize, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi tarif eder misiniz? demişler. cevaben:
- Kur'an okuyunuz.
buyurmuştur. Kur'an ne ise. ahlak bakımından Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de aynı idi. Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz. Kur'an'ın canlısı idi..
Rabbimizden gelen gözlerden birisi de, âlimler ve velilerdir. Ulemâ ve Evliyâ'ullahın fiilleri ve sözleri de aynı Kur'andır. Zira, bu zevat Allahu tealâ'ya, Resûlüne ve kitabına öylesine bağlanmışlardır ki. Haktan gelen sözler ve bu ümmetin gözbebekleri olmuşlardır. Onlara intisab etmek. Resûle ittibâ etmektir. Resûl'e ittibâ etmek te, Allahu tealâ'ya ittiba etmektir. Ilâhi bir ihsan ve bürhan olan bu zevat-i âli-kadre uyanlar, bu gözleri kendilerine BASAR olarak ni'met bilenler. bu gözlerle Hakkı görürler. Hakkı bulurlar ve kâmil iyman sahibi olurlar. Bu iyman sahiplerinin bu görüşleri, kendi nefisleri içindir. Nitekim, bu zevata uymayan. Hakkı görmeyen.
Hakkı bulmayan ve bâtılı ihtiyar edenler de yine kendileri içindir.
Yukarıda, Allahu zül-celâle iymanın, gayba iyman olduğunu ve bu dünya âleminde Zatullah'ı baş gözü ile görmenin
.-— 121 — mümkün olmadığını belirtimiştik. Şu var ki, bir ihsan-ı ilâhi olarak bahşolunan bu gözler; Allahu talâ'nın apaçık bir hucceti olan Kur'an-ı mübiyn, Peygamberi-zişân, e imme-i müctehidiyn, ulemâyı kirâm, evliyâyı izâmdır ki, bunları görmek.
Hakkı görmek gibidir. Bunlar göz olmayınca, Hakkı görmek mümkün değildir. Bu zevat-ı âli-kadr, Hakkın vücudu değil, Hakka giden kapıdır. Allahu talâ'nın yeryüzündeki halifeleridir. Bunlara itaat, Allahu tealâ'ya itaattir. Bunlara sevgi ve saygı, Allahu teâlâ ya sevgi ve saygıdır. Bunlara yüz.
çevirmek ve buğzetmek, ma'azallah Allahu teâlâ'ya yüz çevirmek ve buğzetmektir. Bunlardan ı'raz edenler, Allahu teâlâ'dan i'raz etmiş olurlar. Haktan i'raz edenler de, her ne kadar baş gözleri görse de, haktan ı'raz ettikleri için kalp gözleri kör olur. Dünya hayatında, kalp gözleri kör olduğundan dolayı Hakkı göremediklerinden, âhirette baş gözleri de kör olacaktır. Kur'anı kerim bu gerçeği böylece haber vermektedir.
Ey gönlünü eğlence sefaları ile bu dünyada eğlendirip, Haktan ve zikrullahtan yüz çeviren zavallı gafil.. Yarın, ölüm sana geldiğinde, seni o mühim ve mühlik ânda hangi eğlence avutacak ve sana ölümün acısını unutturacaktır? O korkunç günde, Azrail aleyhisselâm göğsünün üstüne oturduğu, doktorlar senden ellerini çektikleri anda evlâd-ü ıyalin senin o acıklı haline gözyaşları dökerlerken, göz gözle, el elle, ayak ayakla vedalaşırlarken, malın mülkün, bağın bahçen, hanın hamamın apartmanın, güneş yüzü göstermediğin paran ve altınların, kasan, kesen elinden çıkarak sana düşman olurlarken ve hepsi sevmediklerine kalırken, beraberinde neleri götürebileceğini hiç düşündün mü? Düşünemedinse, dur ben sana hatırlatayım:
O gün, beraberinde götürebileceğin şunlardır: Gayba iymanın, Allahu tealâ'ya ibadât ve tâ'atın, namazın, orucun, zekâtın, sadakan, iyiliklerin, hayır hasenatın ki, biz bunların hepsine ÂMAL-I-SÂLIHA diyoruz. Bunları yapmadınsa, yapamadınsa vay sana, vay senin başına.. Işte. o zaman bütün