Ara
Menü

Sayfalar 106–113

1.673 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 106–113

— Bu harfler, müteşâbihattandır.. Bunları öğrenmek sana lâzım değildir, buyurarak tefsir ve tafsil etmek istememişler. Hz. Huzeyfe't-ül-Yemani, bu zata sormuşlar:

- Sen, bu harflerin mâ'nasını gerçekten öğrenmek istiyormusun?

Sual sahibi zat:

- Evet, demiş.. Hakikaten çok merak ediyor ve öğrenmek istiyorum.

Hz. Huzeyfe't-ül-Yemani:

— Öyle ise dinle, buyurmuşlar ve anlatmağa başlamışlar:

(Bir zaman gelecek ki, bir nehir bir şehri ikiye ayıracaktir. Yani, bu nehir o şehrin tam ortasından geçecek ve o şehri ikiye bölecektir. Kıyâmete yakın, o şehirde Evlâd-ı Muhammed'den ABDÜL-İLÂH namındaki zatı katledeceklerdir. O zatı katledenler de, sabaha karşı katlolunacaklardır..)

Hz.Huzeyfet-ül-Yemani'nin bahis buyurdukları bu şehir Bagdattır ki, o tarihte henüz yapılmamıştı. Bagdat şehrini.

Dicle nehri gerçekten ikiye ayırmıştır. 1300 küsur yıl öncesinden katlolunacagı bildirilen Irak veliahdı Abdül-ilâh, aleyhissalâtü vesselâm efendimizin nesl-i pâkindendir. 1957 yılında cereyan eden bu vuku'atı elbette herkes hatırlayacaktır ki, Abdül-ilâh'ı katlettiren Kasım da, bir müddet sonra sabaha karşı katlolunmuştur.

Naklettiğimiz bu hikâye, TEFSİR-I-TABERİ ve TEFSIR-I IBN-| KESiR'de Eş-Şu'arâ sûre-i celilinin tefsirinde aynen kayıtlıdır.

Demek oluyor ki, bu harflerin birer mâ'nası, belki de bizim fehmü idrak edemeyeceğimiz binlerce mâ'nası vardır. Fakat, bunları ümmetin her ferdinin bilmesi ve öğrenmesi lâzım ve muhtemelen caiz de degildir.

Nitekim, Cenab-i Fâhr-i Risâlet Efendimiz açıkça beyan buyurmuşlardır:

- Ben, Mirâc'ta Rabbimle doksan bin kelimat ile mükâleme ettim. Bunun, otuz binini herkese tebliğ edeceğim. Otuz

binini de, ümmetimden rüsuh bulan zevata teblig ve tefhim edeceğim. Otuz bini de, Rabbimle benim aramda kalacaktır.

Esasen, Kur'an-1 azim-üş-şânda:

Hüvellezi enzele aleyk-el-kitabe minhü âyâtün muhkematün hünne ümmülkitâbi ve uharii muteşâbihât-Fe-emmelleziyne fi kulûbihim zeygun fe-yettebi'une mâ teşâbehe minhü'btiga-el-fitneli vebtiga'e te-vilih ve mâ yâ'leınü te'vilehu ilallahü ver-râsihûne fil-ilni yekulüne amenna bihi küllün min indi Rabbind ve mâ yezzekkeru illa ulül-elbab...

Al-i Imran: 7 buyurmaktadır ki, meal-i münifi şudur:

Ey sevgili Resûlüm.. Kur'anı sana indiren ancak Allahu teâlâ'dır. Onun bir kısmı ahkâmı bildiren muhkem âyetlerdir.

Ahkâm-ı ilâhiyi bildiren bu ayetler. Kur'an'ın aslıdır. Yani, insanların bilmeleri, ogrenmeleri ve amel etmeleriyle ilgilidir.

Diger kısmı ise, müteşabih âyetlerdir. Bunlar, ilmullah'a aittir.

(Muhkem ve müteşâbih âyetler, ulemayı kiram farafından fürlü türlü tarif olunmuştur. Te'vili bilinen, mâ'nası anlaşılan ve ümmetin âmil olması gereken emirler, nehiyler, kıssalarla, iba-

detleri ve duaları ihtiva eden âyetlere MUHKEMAT yani kulların bilmeleri ve öğrenmeleri icabeden âyetler denilmiştir. MU- TEŞABİHAT ise, kullar tarafından bilinmesine yol bulunmayan ilmullah'a ait âyetlerdir. Şu halde, kulların bilmeleri lâzım olanlara MUHKEMAT ve Hak ilmine ait olan ve kulların bilmeleri lâzım gelmeyenlere de MÜTEŞABIHAT deniliyor.)

Kalplerinde eğrilik bulunan kimseler ise, fitne kasdiyle bu müteşâbihatı ele alır ve onları kendi fitnelerine alet ederler, sonra da kendileri de bu fitnelerine tâbi olurlar ve halkı da o fitneye çağırırlar. Kalplerinde fitne olan bu gibi kimseler, yine fitne kasdiyle te'villere saparlar, Kitab-ı mübiynin o müteşâbih âyetlerine, yani halkın anlaması lâzım, hatta mümkün olmayan âyetlerine tâbi olarak halkı da fitneye sevkederler. Halbuki, müteşâbihatın mâ'nası, Allahu tâlâ'nin ilmindedir. Tevilini de ancak Allahu teâlâ ile, Allahu tâlâ'nın bildirdiği, ilimde rüsuh bulan kimseler bilebilirler. Onlar: (BIZ, ONA INANDIK.. MUH-

KEMİ DE, MÜTEŞÂBİHİ DE HER BİRİ RABBİMİZ ALLAHU TEÂLÂ TARAFINDANDIR, HEPSİ HAKTIR.) derler.

Bir diger mânası da şudur:

Müteşâbihatın te'vilini ve mâ'nasını Allahu teâlâ bilir, bir de Allahu tâlâ'nın bildirdikleri bilirler ki, bunlar ilimde rüsuh sahibi olanlardır, bunun böyle olduğunu, ancak kâmil akıl sahipleri tefekkür ve tezekkür edebilirler.

Ilimde rüsuh bulan zevat, Hz. Huzeyfe't-ül-Yemani gibi Allahu tâlâ'nın ilminden bazı esrar-ı ilâhiyye, Cenâbı Rabbülizzenin inayet ve ilhamı ile nail olan zevattır. Allahu teâlâ, gerek bu zata ve gerekse bu zat-ı akdes gibi diğer bazı Evliyâ'ullaha hikmet-i Rabbaniyyesi icabı bildirmiştir. Ümmetin her ferdinin bilmesi iktiza etmediğinden, her müslüman bu sırlara erememiştir.

Buna mukabil, MUHKEM âyyetler de, herkes tarafından bilinmesi ve bellenmesi gerektiğinden, bütün müslümanlara açıklanmıştır. Kaldı ki, kulların bazı şeyleri bilmemeleri, bil-

melerinden hayırlıdır. Diğer risalelerimizde bundan bahsetmiş idik.

Evet; bu konuya biraz ara vererek, Bakara sûre-i celilesinin ilk âyetlerini şerhe devam edelim:

ELİF - LÂM - MİM - ZALiKEL - KiTÂBÜ LA REYBE FiH

HÜDEN-LİL-MÜTTEKIYN Ulemayı benâm hazerâtı: kitaba, sünnete ve islâm aka'idine uygun olan şu mâ'nayı vermişlerdir:

Allahu Lâtif-ün-Mecid tarafından sana nâzil olan bu kitab-1 kerimde (Yani, Allahu celle celâluhu arafından, Cebrail aleyhisselâm vasıtasıyle Hz. Muhammed,e inzâl buyurulan Kur'an-1azim-ül-bürhanda) şek ve şüphe yoktur. Bu kitap, ancak Allahu teâlâ'dandır, Allah kelâmıdır. Allahu teâlâ'dan korkanlara hidayet edicidir. Yani, her kim ki Allah'tan korkar, Allah'ın emirlerine riayet eder ve nehiylerinden kaçınırsa, o kimseye hidayet olunur. Ona, görmedigi gösterilir. Bilmedigi bildirilir. Tatmadıg' tattırılır. Buna binaen, Allahu zül-celâl Kitab-1 keriminde:

Vettekullahe ve yu'allimükumullah.

El-Bakara: 282 (Benden korkunuz, size öğreteyim) buyuruyor..

Unutulmamalıdır ki, Allahu teâlâ indinde insanların en üstün olanları Allahu teâlâ'dan korkanlardır. Netekim:

Inne ekremeküm indallahi etkaküm...

El-Hucurat: 13 (Muhakkak ki, Allahu teâlâ indinde en şerefli ve üstün olanınız, en ziyade ittika edenlerdir) buyurulmuştur.

Allahu teâlâ'dan en ziyade korkan da, O'na en yakın olandır. Buna binaen, Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz IMAM-UL- ETKIYÂ, dır.

Allahu teâlâ'dan korkanlardan, kimseye zarar gelmez. Zira, Allahu tâlâ'nın celâlini, azametini, kudretini bilen ondan korkar ve çekinir, fenalık yapamaz. Bilmeyerek veya unutarak fenalık da yapsa, yine ona rücû edeceğini, onun huzuruna çıkacağını ve Allahu teâlâ' 'ya hesap vereceğini, yaptıklarından sorulacağını bilir ve düşünür. Ona tövbe eder, ondan affını ve mağfiretini niyaz eder. Zira, Allahu teâlâ tövbeleri kabul edicidir.

Kullarını bağışlayıcıdır. Mütteki olan kimse, aczini bilir ve Rabbine kulluk eder. Rabbine âsi olmaz. Kendisine emrolunan beş vakit namazını, hudû ve huşû ile kılar. Boş, faydasız ve lüzumsuz sözlerden, beyhude amellerden çekinir ve kaçınır. Zengin ise, zekâtını verir. Fakir ise, sadaka verir. Çünkü, fakire zekât yoktur ama sadaka caizdir. Bahusus, fakirin bir kuruş sadakası, zenginin bin kuruşundan daha üstün ve Allahu teâlâ indinde daha sevgilidir. Fakire, hac da farz değildir. Fakirin haccı, cuma namazı kılmasıdır.

Allahu teâlâ'dan korkan kimseler, ırz ve iffetlerini korurlar, gözlerini haram yerlere bakmaktan, kulaklarını haram kelâm dilemekten, ellerini haram şeyleri tutmaktan, ayaklarını harama gitmekten sakınırlar. Irz, namus ve iffet diyince, akla yalnız behimi ve şehvani duyguların sevk ve ilcasıyle yapılan kötülükler gelmemelidir. Göz, kulak, el, ayak hatta dil zina edicidir. Zinânın, dinimizde ne kadar kötü oldugu ve zinâ edenlerin gidecekleri yerin cahim olacağı herkesçe bilinmektedir.

Göz zinâsı, bundan da şiddetlidir. Hatta bir bakıma daha ağır bir suçtur. Adam çekiştirmek, dedi-kodu etmek ise, zinâdan daha kötüdür. Bir kimse, dili ile zinâya ve diğer kötü ve çirkin fiillere dair sözler söylese ve bundan da zevk alsa, dili ile zinâetmiş gibidir. Kötü sözleri işitince keyiflense ve zevklense, kulagı ile zinâ etmiş olur. Gözü ile harama bakarsa, gözü ile zinâ etmiş olur.

HİKÂYE Hz. Osman Zinnûreyn; hilâfeti sırasında, huzuruna giren bir zata:

— Kalk, yıkan da huzuruma öyle gel, buyurması üzerine ziyaretçi:

- Aman yâ Emir-el-mü'miniyn.. Yıkanmaya ihtiyacım yok, temizim ve abdestliyim, cevabını vermiş. Hz. Osman radi..

yallahu anh efendimiz de:

— Sen, yolda gelirken harama bakarak göz zinâsı yapmışsın, git gusül eyle ve Allahu teâlâ'ya istiğfar et, buyurmuş ve hatasını derhal anlayan o zat, bu emir üzerine önce gusûl ve daha sonra tövbe ve istiğfar ederek Allahu teâlâ'dan affını ve mağrifetini talep ve niyaz etmiştir.

Veliyullahtan bir zat-ı şerife:

— Gusül ne vakit lazım gelir? diye sormuşlar ve şu cevabı almışlardır:

— Sizlere, yalnız cinsi temas neticesinde cünüb olduğunuz vakit gusül iktiza eder. Bizlere ise, Hakkı unuttuğumuz ve ondan gafil olduğumuz ân gusül lâzımgelir.

Iyi bilmelidir ki, Evliyâ'ullahın nazarları arslan gibidir..

Avam-ı nasın kalpleri de orman gibidir. Arslanın ormanda sere serpe dolaşması gibi, Evliyâ'ullah da insanların kalplerinde seyran ederler. Damarlarındaki kanı, kalplerindeki niyetlerini ve sırlarını görürler bi-iznillah.

Karanlık gecede, kara taşın üzerinde dolaşan, kara karıncayı gören ve ayağınının sesini işiten Allahu teâlâ'dır. Zira, o karıncayı yaratan ve ona yaşama gücü veren Hâlık-1 mutlâ.., elbette bizlerin de her şeyimizı bilicidir ve görücüdür. Hâhkırız, sahibimiz O'dur, bizi yaşatan ve öldüren, sonra dirilterek tekrar öldürecek olan da O'dur. Bir gün de bizleri huzuruna alacak ve her türlü fiil ve hareketlerimizden, kalplerimizden geçenlerden, gözlerimizdeki işaretlerden sorguya ve hesaba çekecektir. O halde, ondan nasıl korkmayız? Nasıl hayâ etmeyiz? Ondan nasıl sakınmayız? Onu nasıl sevmeyiz?

Onup emirlerine nasıl âsi olabiliriz? Onu nasil gücendirebiliriz?

Evet; Allahu teâlâ kuluna kırılır ve gücenir. Bize azap da etmese onu kırmaga ve gücendirmege nası cesaret eder ve sonra huzuruna ne yüzle çıkarız?

Bir düşünmelidir ki, Evliyâ'ullah izn-i ilâhi ile insanların bazı sırlarını görür ve bilirse, Rabbil-âlemiyn bizim ef'al ve akvalimize vakıf değil midir? Elbette vakıftır ve elbette her halimizi, her hareketimizi, her fiilimizi görmekte ve bilmektedir.

Bunun için, insan her işinde Allahu teâlâ'yı unutmamalı, ondin gafil olmamalı ve ondan korkmalı ve hayâ etmelidir. Emirlerini seve seve, cana minnet bilerek ve en büyük ni'met telâkki ederek yerine getirmeli; nehiylerinden de ondan korkarak, ondan hayâ ederek ve onu gücendirmekten son derece çekinerek sakınmalıdır.

HIKÂYE Zamanı saadette, Resûl-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin huzurlarına bir Habeşi köle geldi ve — Yâ Resûlallah, dedi.. Ben, kötü bir iş yaptım. Acaba.

yaptığım bu kötü işe tövbe etsem, Allahu teâlâ tövbemi kabul buyurur mu?

Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz:

Ve hüvellezi yakbel-üt-tevbete an ibâdihi...

Eş-süra: 25 (Allahu teâlâ, kullarının tövbelerini kabul eder.)

nazm-ı kerimini okudular.

Köle sevinerek çıktı, gitti. Fakat, bir müddet sonra elleri ve ayakları tirtir titreyerek, yüzünde korku ve dehşet izleri belirmiş olduğu halde tekrar Huzur-u-Nebeviyye geldi ve:

— Yâ Resûlallah, dedi. Ben o kötü ve çirkin işi yaparken.

Allahu teâlâ beni görüyor muydu?

Nebiyyi âhir-zaman:

— Sus ya Abdullah, ey Allah'ın kulu.. Bu nasıl söz? Allahu teâlâ'dan saklı, Hak celle ve alâdan gizli bir şey olur mu?

Tabi'i, elbette görüyordu, buyurdular ve şu âyet-i celileyi okudular:

Yâlemü hâinetel-â'yüni ve mâ tuhf-is-sudûr...

El-Mü'min: 19 (Allahu teâlâ, nehyettiği şeylere bakan hain gözleri ve kalplerde gizlenen herşeyi bilir.)

Habeşi köle, bu sözleri duyar duymaz, gözlerinden nedamet yaşları akıtarak ağlayıp sızlamaya:

- Vah, eyvah.. Allahu teâlâ tövbeleri kabul ediyor amma, yaptıklarımızı da görüyor, ben onun huzuruna nasıl varır, cemal-i bâ-kemaline nasıl bakarım? diyerek feryat etmeğe başladı, tekmil vücudu râ'şeler içinde can ve gönülden AL- LAH seyhası ile terk-i hayat eyledi.

Dikkat buyurunuz müminler:

Bu mübarek zata, yapacağı tövbenin indallah makbul olacagını, Resülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz müjdelemişti. Hal böyle iken, bu temiz yürekli ve Allahu teâlâ'dan gerçekten korkan köle, yaptığı kötülükten dolayı Rabbinden o kadar utanmış. o derece hayâ etmişti ki, vicdanını bu utancının tesirinden kurtaramamış, derin bir üzüntü içerisinde kerim olan Allah'ının deryayı rahmetine can atmıştı. Işte, gerçek müttekiler böyle olur. Onlar, Allahu teâlâ'dan hem korkar, hem de hayâ ederler. Insana lâyık, ittikaya muvafık olan da budur.

Allahu teâlâ, bizlere kendisinden korkmamızı emr-i-fer- Irgâd, Cilt: 3 -- F: g