Ara
Menü

İbrâhim Zâhid Geylânî

İbrâhim Zâhid Geylânî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetî öncesi halkalarındandır. Kayıtları Lâhîcân çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Yol
Cerrâhiyye
Mekân
9 bağlantı
Unvan
Halvetî öncesi
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

Hz. Pir İbrahim Zahid Geylani K. S. Islâm âlimlerinden ve evliyânın büyüklerindendir. İsmi Ibrâhim, babasının ki Rûşen Emir'dir. Künyesi Ebü.s-Safvet. lakabı Tâcüddîn’dir. Doğum tarihi bilinmeyen Ibrâhim Zâhid-i Geylânî. Azerbaycan'da bulunan Geylân nâhiyesine bağlı Siyâverû isimli köyde doğdu. 1305 (H.705) senesinde Geylân yakınlarında bulunan Lenger-i Künân denilen yerde vefât etti. Kabri oradadır. İlim tahsiline Geylân'da başlayan Ibrâhim Geylânfnin, baba ve dedeleri de kendisi gibi itim ve fazilet sahibi idiler.

Seyyid Cemâleddîn-i Ezherî, hocası Şihâbüddîn-i Tebrîzî'nin huzurunda kemâle gelip, insanlara İslâmiyet bilgilerini anlatmak üzere Geyiân'a gitmesi emredilince, Geylân’a gelip yerleşti. Bu günlerde Ibrâhim Zâhid çocuk olup, kitapları koltuğunda mektebe gidip geliyordu. Cemâleddîn hazretleri bir gün yolda, aynı şekilde mektebe gitmekte olan Ibrâhim Zâhid'i gördü. Elini başına koyarak; "Hocam Şihâbüddîn, bizi buraya, bu mâsûm yavruyu yetiştirmek üzere gönderdi." buyurdu. Ibrâhim Zâhid-i Geylânî. zâhirî ilimlerde tahsilini tamamlamak üzere Şîrâz'a gitti.

Orada zâhirî ilimleri ikmâl ettikten sonra, bâtın yolunda da ilerlemek için, Ehl-i sünnet âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden olan Sa'dî-i Şîrâzî hazretlerinin huzuruna vardı. Ona talebe oldu. Onun sohbetleri bereketi ile yüce makamlara, üstün derecelere kavuştu. Sâ'dî-i Şîrâzî hazretleri, bir gün Ibrâhim Zâhid'e; "Evlâdım! Bizim yanımızdaki terbiyen tamam olmuştur. Bundan sonraki yetişmen ve yükselmen ise, Seyyid Cemâleddîn'e havale edilmiştir. Geyiân'a git. Cemâleddîn'in hizmetinde bulun." dedi.

Bundan sonra Geyiân'a gidip, orada Lâhicân’da oturan Cemâleddîn hazretlerinin dergâhına vardı ve ona talebe oldu. Sohbet ve hizmetinden ayrılmadı. Burada, yüksek olgunluklara, üstün makamlara ulaştı. (Şeyhi Tebriz de kendi Siraz da olduğu halde Geylân a gönderilmesi.) Bir gün geçtiği bir yerde bulunan yabani otlardan biraz kopardı. O otların, elinde ham gümüş olduğunu görünce hayret etti. Hâlbuki onun, böyle şeylerde gözü gönlü yoktu. İstemezdi. Dünyalık şeylerin elde bulunmasını kabahat ve kusur sayardı. "Ne kabahat işledim ki böyle oldu?" diye ağlayarak secdeye kapandı. Tövbe ve istiğfar etti.

Sonra yolunu değiştirip, başka tarafa gitti. Bu defa eline aldığı otların halis altın olduğunu görüp, sıkıntı ve üzüntüsü daha da arttı. Hemen hocası Cemâleddîn'in yanına geldi. Ağlayarak olanları anlattı. Yalvararak, bu hâlden kurtulmak istediğini, bunun için kendisine yardım etmesini istirham etti. İbrâhim Geylânînin anlattıklarını dikkatle dinleyen hocası şöyle söyledi: "Bu öyle bir hâldir ki, tasavvuf yolunda ilerleyen sâliki, böyle şeylerle tecrübe ve İmtihan ederler. Sen bu imtihanı kazandın.

Bütün nebî ve velîlerin rûhları ile birlikte, yerde ve gökte olan melekler ve bütün mahlukat, sana Zâhid dediler ve namını da Şeyh Zâhid koydular." Zâhid, haram ve şüphelilere düşmek korkusuyla mubahların çoğunu terk eden, dünyaya ve dünyalık olan şeylere muhabbeti olmayan, kalbi bunlara meyletmeyen kimsedir. Bir gün hocasının emri ile. tarladan bir çuval pirinci omuzlayıp dergâha getiriyordu. Bir ara çok yorulduğu için, çuvalı yere koyup birazcık dinlenmek istedi. Bu esnada, çuvaldan bir pirinç tanesinin düştüğünü gördü. Onu alıp ağzına atmak istedi. Fakat bir tane olmasına rağmen buna ehemmiyet verdi.

Bununla imtihan edilmekte olabileceğini düşündü ve pirinç tanesini çuvala koydu. Ibrâhim Zâhid. çuvalla birlikte dergâha geldi. Hocası Cemâleddîn hazretleri onu görünce; "Ey Ibrâhim! Sözünde sadakat gösterdin. Ahdine vefa eyledin. Zâhid namına lâyık olduğunu ispat ettin." buyurdu. Seyyid Cemâleddîn hazretlerinin huzurunda yetişip kemâle gelen Ibrâhim Zâhid-İ Geylânî, fetvâ verecek dereceye geldi. Evliyanın büyüklerinden oldu.

Hocası Seyyid Cemâleddîn, vefâtı yaklaştığında, Ibrâhim Zâhid-i Geylânfye vasiyet edip buyurdu ki: "Vefâtımdan sonra, insanlara faydalı ve onların hidâyete kavuşmalarına vesile olmak maksadıyla, memleketinden tarafa git. Orada taşlık ve dağlık bir bölge görür ve dağ içinde bulunan bir vadiye ulaşırsın. O vadi sık ağaçlarla kaplıdır, içine girip yol almak mümkün değildir. O ağaçların yanına vardığında, selâm verirsin. Ağaçlar, hâl lisanları ile senin selâmına cevap verirler ve ikiye ayrılıp sana yol gösterirler. Orayı da geçtikten sonra karşılaştığın yer, senin hizmet yerin olsun." dedi.

Bunları dikkatle dinleyip; "Baş üstüne." diye karşılık veren Zâhid-i Geylânî, hocasının vefatından sonra, aynı tarif edilen şekilde gitti. Her şey hocasının bildirdiği gibi oluyordu. Nihayet bildirilen yere vardı ve orada yerleşti. Burada uzun seneler hizmet ile meşgul olup, insanlara faydalı oldu. Birçok kimsenin hidâyete kavuşmasına vesile oldu. Nefse uymamakta çok gayretliydi. Gündüzleri oruç tutar, geceleri de namaz kılmakla, Kur٠ân-ı Kerîm okumakla, Aliahü Teâlâ’y. zikretmekle vakit geçirirdi. Hiç uyumazdı. Gündüzleri oruç tutmakla birlikte, tarlasında çalışır, boş durmazdı.

Hacı Ali isminde bir zât şöyle anlatır: "Şeyh Zâhid diye bilinen Ibrâhim Zâhid-i Geylânî ile birlikte bir gemide yolculuk ediyorduk. O zamana kadar ben kendisini şahsen tanımıyordum. Fakat hâlinden derviş bir zât olduğu anlaşılıyordu. Gemide bir köşede oturuyor ve kimseye karışmıyordu. Bir ara bir fırtına çıktı. Gemi sallanmaya başladı. Hepimiz batacağız zannettik. Bu hengâmede, yine bir köşede sakin sakin oturmakta olan Ibrâhim Zâhid'in yanına vardım.

Kendisine; "Ey şeyh, böyle tehlikeli bir anda, bir köşede oturacağınıza, bir şeyler yapıp, kurtulmamıza vesile olsanız, olmaz mı?" demeyi düşünüyordum. Hemen yerinden kalkıp, gemicinin yanına geldi. Dümeni eline aldı ve çok güzel idare etmeye başladı. Onun dümeni eline almasıyla fırtına sakinleşti ve gemimiz düzgün gitmeye başladı. Ibrâhim Zâhid bana hitâben; "Ey Hacı Ali! Gemi böyle kullanılır değil mi?" dedi. Ben de; "Evet." dedim. Biraz sonra salimen karaya ulaştık. Gemide bulunanlar dışarı çıktılar. Ben de çıktım. Ibrâhim Zâhid'in yanına yaklaşıp selâm verdim.

"Ve aleyküm selâm ey Hacı Ali Erdebîlî!" dedi. Ben ellerine sarılıp; "Beni nasıl tanıdınız? İsmimi ve nereli olduğumu nereden öğrendiniz?" dedim. "Aliahü Teâlâ'nın İzni ile gönlünden geçeni bilen, ismini ve memleketini bilmez mi?" diye cevap verdi. Bunun üzerine; "Aliahü Teâlâ, Evliyasının gözlerinden perdeyi kaldırır ve gizli şeyleri onlara gösterir." sözünü hatırladım. Şerefüddîn isimli bir zât şöyle anlatır: "Âdetimiz olduğu üzere, bir arkadaşım İle beraber Ibrâhim Zâhid'i ziyarete gidiyorduk. Yanımızda, ona hediye olarak götürecek bir şeyimiz yoktu.

Bu endişeyle yola devam ederken, Geylân Nehri kenarına geldik. O sırada nehrin sularının kabardığını, büyük bir balığın sahile vurduğunu hayretle gördük. Biz, gözümüzün önünde bir anda meydana gelen bu hâl karşısında hayrette iken, nehrin suyu tekrar sakinleşti. Bizim hayretimiz daha da arttı. Balığı alıp hocamıza hediye götürmeye karar verdik. Vardığımızda, bizi huzuruna kabul etti. İltifat ederek hediyemiz olan büyük balığı aldı ve mutfağa gönderdi. O balığı pişirdiler. Orada bulunan herkes yiyip doyduğu hâlde, balığın eti bitmemişti.

Yemekten sonra sohbete başlayan Ibrâhim Zâhid hazretleri, söz sırasında buyurdu ki: "Tam bir teveccüh ile Allahü Teâlâ’nın veli kullarına yönelenler, Aliahü Teâlâ.nın ve mahlukatın sevgilisi olurlar. Hatta göktekiler ve yerdekiler bile, onlara yardım, ikram ve hürmet ederler." Biz, onun bu sözünü, bizim hakkımızda söylediğini, keramet olarak hâlimize vâkıf olduğunu anladık." Allahü teâlânın evliyâsı için böyle işler, olamıyacak şeyler değildir.

Nitekim ba'zı büyükler; "Velî olan zâta, Allahü teâlâ öyle ihsânlarda bulunur ki, bırakın başka mahlûkları, dağlar ve taşlar bile ona hizmet eder, onun emrindedir. Bir velî zât, bir dağın yerinden ayrılıp başka bir yere gitmesini istese, Allahü teâlâ o sevgili kulu hürmetine o dağın yerini değiştirir" demişlerdir. Ibrâhim Zâhid-i Geylânî'nin talebelerinden olan Ahmed isimli bir zât şöyle anlatılır: "Bir gün hocamızla birlikte bir yerden geçiyorduk. Yanımızda bazı talebe arkadaşlarımız da vardı. Haddini bilmezlerden bazıları, bizi görünce birbirlerine; "Hey. Bakın pilav düşmanları geçiyor.

Kim bilir nereye yağlı pilav yemeye gidiyorlar. Bunlar dışarıdan sûfî görünürler, ama Allah bilir, tenhada yalnız kaldıklarında neler işlerler!" gibi uygunsuz ve edep dışı şeyler söylediler. Bu sözler hocamızın gayretine dokundu. Çok üzüldü. Onlara; "Eğer biz, sizin dediğiniz gibi değilsek, hidayete kavuşmuş olup, başkalarını da bu yola davet eden, nefsinin arzularını hakir gören, nefsine ve şeytana uymayıp, Cenâb-ı Hakk'a şükredenlerden isek, ayaklarınız dökülsün mü?" dedi. Ibrâhim Zâhid hazretlerinin sözü biter bitmez, o kimselerden her biri kötürüm oldu.

Ayakta duramayıp, yere yıkıldılar ve hepsi de, binlerce elem ve sıkıntı içinde, acılarla kıvranmaya başladılar. Oradakiler bu hâli görüp ibretle seyrettiler. Orada bulunan diğer insanlar, Allahü Teâlâ'nın velî kullarına sataşmanın, onları incitmenin ne büyük felâket olduğunu, gözleriyle görüp anladılar. Bununla beraber, bu kimselerin bu acılarının, âhirette çekecekleri azap ve sıkıntılar yanında pek hafif kalacağını da düşünüp; "Allahü Teâlâ’nın evliyasını incitmekten Allahü Teâlâ’ya sığınırız." dediler.

Vefâtı yaklaştığında, yanında bulunan talebeleri ve yakınları, ona yalvararak; "Efendimi Uzun zamandır ağzınıza bir şey koymadınız. Hep oruçlu oluyorsunuz. Bununla beraber, iftar ve sahurda da bir şey yemiyorsunuz. Bu sebeple rahatsız olmanızdan, hastalığınızın artmasından endişe ediyoruz." dediler. Onların bu sözlerine karşı iltifât edip tebessümle karşılık veren Ibrâhim Zâhid; "Güzel bir et olsa, suyla pişirilip yahni yapılsa." dedi. Bildirdiği gibi güzel bir yemek pişirip akşama hazırladılar. Akşam olup, namazdan sonra sofraya oturdular.

Kendisi su ile iftâr eden Ibrâhim Zâhid hazretleri, o yemekten yemedi. "Efendim! Bir miktar da olsa yeseniz." diyenlere; "Siz yiyiniz. Talebelerimin yemek yemelerini, ağızlarının hareketlerini seyretmek bana ayrı bir zevk veriyor." buyurdu. Ertesi gün yine oruca niyet etti ve oruçlu olarak vefât etti. Yetiştirdiği talebelerinin sayısı pek çok olup, önde gelenleri ve kendisinden sonra halîfesi olan dört tanesinin isimleri şunlardır: Safî. Ahî Yûsuf, Pîr Hikmet ve Ahî Muhammed.

(Zâhidiyye Safevİyye Celvetiyye Bayramiyye Halvetiyye) Bir defasında seyahate çıkan Ibrâhim Zâhid hazretlerinin yolu Erdebîl'e düştü. Orada Abdülmelik Mescidi diye bilinen bir mescide misafir oldu. Mescidin vazifeli müezzin؛ o gece rüyasında, mescidin bânîsi (inşâ ettireni) olan Abdülmelik hazretlerini gördü. Abdülmelik, müezzine; "Bu gece mescidimize bir misafir geldi. Git bak. Onu ağırla." dedi. Müezzin de, misafire ikram edecek bir şeyi bulunmadığını söyledi. Bunun üzerine Abdülmelik; "Evin falanca yerindeki yağ ile, falan kimsenin hediye ettiği pirinci ve filan yerdeki eti pişir.

Mescid de bulunan misafirimize ikram et!" dedi. Bundan sonra uyanan müezzin, rüyaya itimat Himmetleri üzerimize hazır ve daim olsun. Lemezât İslâm Âlimleri Ansiklopedisi etmeyip tekrar yattı. Aynı rüyayı tekrar gördü. Uyandı. Tekrar yattı. Aynı rüyayı üçüncü defa görüp biraz da İkaz edilince, kalktı ve mescide geldi. Ibrâhim Zâhid mescide oturup, Allahü Teâlâ’yı zikretmekle meşguldü. Müezzin ona, rüyadan hiç bahsetmeden; "Efendim! Hoş safâ geldiniz. Bir şeyim yok ki size ikrâm edeyim." dedi. O da; "Şimdi geri git, Abdülmelik'in tarif ettiği şekilde yemek yap getir! Ona itiraz etme!

Sonra zarar görürsün." dedi. Onun bu apaçık kerâmeti karşısında hayrete düşen müezzin, karşısındaki şahsın, sıradan bir kimse olmayıp velîlerden olduğunu anladı ve ellerine sarıldı. Hemen gidip yemeği hazırladı. Ibrâhim Zâhid hazretlerine ikrâm etti ve talebeleri arasına katıldı. Bir gün Ibrâhim Zâhid-i Geylânî hazretlerinin huzuruna, gözyaşları içinde bir kadıncağız gelerek, çok sıkıntıda olduğunu, duasını almaya geldiğini, derdine hiç kimsenin çare bulamadığını, lütfen kendisine bir çare göstermesini rica edip, derdini şöyle anlattı: "Dünyada bir oğlumdan başka kimsem yoktur.

Oğlum bir hastalığa tutuldu. Hastalığın verdiği elem ile, kendinden geçmiş bir şekilde bir ağacın altında uyurken, bir yılan gelip, ağzından midesine girdi. Hâlen orada. Bazen çok elem veriyor. Çok yerlere müracaat ettim. Fakat bir netice alamadım. Ne olur siz yardımcı olunuz!" Kadının anlattıklarını üzüntü ile dinleyen Ibrâhim Zâhid'in önde gelen talebelerinden Şeyh Sâfî de orada idi. Ibrâhim Zâhid bu talebesine buyurdu kİ: "Git, o yılana; "Şeyh Zâhid'in emri var." de. Oradan çekip gitsin ve bir daha o yiğide zarar vermesin." Kadın biraz rahatlamış olarak evine döndü.

Biraz sonra da Şeyh Safî o eve geldi. Bu hâli haber alanlar meraklanıp, acaba nasıl olacak diye o kadının evine toplanmışlardı. Şeyh Safî, delikanlının yanına varıp, hocasının söylediklerini söyledi. Sözünü bitirir bitirmez, gencin ağzından çıkan yılan, oradan uzaklaşıp gözden kayboldu. Bu hâli görenler, hayrette kaldılar. Genç ve annesi, sevinçlerinden Allahü Teâlâ’ya çok şükredip. Ibrâhim Zâhid ve talebelerine çok dua ettiler. Onlara olan muhabbetlerini arttırdılar.!brahJm Zahid Gilani (d) 1216 - ٥.

1301) (Arapça: ولاج ١لدين ارابم الاردي ادطب٦س Tac'ed-Din Ibrahim bin Ruşen EmirEi-Kurdi EliSincanf ya da Şeyh (Ibrahim) Zahid Gilani), Zahidivve îa؛٢kat؛nin kurucusudur. On üçüncü yüzyılın ortasında dnde gelen bir dini kişilik olan Şeyh Zahid'in, buglin Iran Islam Cumhuriyeti’nin Hazar Denizi kıyışındaki Giian Eyaletinde, bahijan'da bulunan türbesi halen ziyaret edilen ve saygı duyulan bir kutsal mekandır. Ataları 11. yüzyılda Horasan*! Selçuklu istilası yüzünden terk edip Gilan bölgesine yerleşmişlerdir.

Çeyh Zahid Gilani, Selçuklu egemenliğinden sonra bdlgeye egemen olan, İlhanlI Hükümdarları üzerinde dini saygınlığı dolayısıyla notuz sahibi olmuştur. Şeyh'in tarihi açıdan en önemli öğrencisi, Safevi Devletinin (1501-1722) isim babası olan Sevh Safiyüddin Ishak Erdebilidir (1252-1334). Sevh Zahid Gilani kızı Bibi Fatıma’yı, Safivüddin Ishaka vermiştir. Safivüddin Ishak da, Şeyhin ikinci büyük ogiuna bir önceki evliliğinden olan kızlarından birini nikahlayarak akrabalık bağını sağlamlaştırmıştır. SUregiden bu tarz evliJikler, soyları neredeyse bir haline getirdi. Bunu takip eden 170 yıl boyunca Sateviye tarikat!

siyasi ve askeri güç kazandı ve sonunda -tesis edilerek gücünün zirvesine ulaştı. Şeyh Gilani'nin tarikat! olan Zahidivve. Safiyüddin'in yorumları ile kendi şeyhliği döneminde, kendi adi olan Safeviyve adıyla anılır olmuştur. Şiftin oğullarından Sadreddin Musa (1334-1391) yolu ile şeyhliğe sırasıyla Hoca Alaaddin Ali (1391-1429), Sevh Ibrahim (1429-1447), Sevh CUnevd (1447- 1460) ve Sah İsmail’in babası Sevh Haydar (1460-1488) geçmiştir. Şeyh Gilani'nin Zahidivve Tarikatı, öğrencileri aracılıyla, bugün Türkiye'de bilinen Bavramive ve Halvetiye Tarikatleri'nin kökeni sayılabilir. Wikipedia

Silsiledeki yeri

Kendisine nisbet edilen Zâhidiyye müstakil bir tarikat olarak kurumsallaşmamıştır; buna karşılık adı, kendisinden doğan yolların silsilenâmelerinde değişmez bir halka olarak yer alır.

Cerrâhiyye silsilesi — Halvetiyye'nin İstanbul'daki son büyük kollarından biri — onu Cemâleddîn-i Tüsterî (Tebrîzî) ile Ahî Muhammed Nûrü'l-Halvetî arasında zikreder; zincir buradan Ömer el-Halvetî, Yahyâ-yı Şirvânî, Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin ve Ramazânüddin yoluyla Nûreddin Cerrâhî'ye ulaşır. Aynı halka, ondan çıkan Safeviyye ve Celvetiyye silsilelerinde de bulunur.

Bu ansiklopedide yolu Cerrâhiyye olarak kayıtlıdır; bu bir mensubiyet değil, silsile halkası kaydıdır — Nûreddin Cerrâhî'den (ö. 1133/1720) önceki bütün isimler gibi.

COĞRAFÎ HAFIZA9 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi9 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Hayatından kayıtlar

İlk 5 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Semâa kalkmayan derviş

Hilâfetin veriliş şekli.

Metni gösterMetni daralt

Zâhirî ilimlerde geniş birikimi olan İbrâhim Zâhid'in, dervişlerin cezbe ile semâa kalkmalarını benimsemediği ve onlarla semâ yapmadığı, bundan dolayı şeyhinin kendisine eziyet etmesine rağmen onun evine giderek eşiğine yüz sürdüğü, bunun üzerine Cemâleddîn-i Tebrîzî'nin, “Hamd olsun, bunu da başardın” diyerek kendisine hilâfet verdiği kaydedilmektedir.

Çerçeve. İmtihan görünürde semâ hakkındadır, aslında teslimiyet hakkındadır: mürid görüşünden vazgeçmemiş fakat şeyhine baş kaldırmamıştır. Şeyhin “bunu da başardın” sözü, hilâfetin fikir birliğine değil edebe verildiğini gösterir. İbrâhim Zâhid'in semâa mesafeli tavrı, ondan doğacak Halvetiyye'nin zikir anlayışında da izlenebilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
BİYOGRAFİK KAYIT

Tarlada çalışan şeyh

El emeğiyle geçinmek.

Metni gösterMetni daralt

İbrâhim Zâhid, elinin emeğiyle geçinen ve kimseden yardım kabul etmeyen şeyhiyle birlikte tarlada çalışır, ürettiklerini pazara götürüp satardı.

Çerçeve. Bu, kesb (el emeğiyle geçinme) prensibidir ve “Zâhid” lakabının fiilî karşılığıdır. Aynı tavrı iki asır sonra Ubeydullah Ahrâr'da ve Emîr Buhârî'de de görürüz — sonuncusu Kudüs'te vakıf imkânını reddedip kitap istinsah ederek geçinmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
BİYOGRAFİK KAYIT

Yirmi yıl irşadı ertelemek

Hilâfetten sonraki mücâhede.

Metni gösterMetni daralt

İbrâhim Zâhid şeyhinin vefatından sonra irşada başlamayıp mücâhedeye devam etti… geceleri az bir uykuyla yetinip ibadete devam eder, sürekli oruç tutar, yılda iki defa erbaîne girerdi.

Yirmi yıl sonra mânevî bir işaretle… Güştâsfî'ye giderek irşad faaliyetine başladı.

Çerçeve. Hilâfet almış bir şeyhin yirmi yıl kürsüye çıkmaması alışılmış değildir. Bu bekleyiş, ondan doğan yolların (Halvetiyye ve Safeviyye) riyâzet ağırlıklı ilk devir karakterini açıklar. Erbaîn, kırk günlük halvettir; yılda iki defa girmek ağır bir riyâzettir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
BİYOGRAFİK KAYIT

Kalenderî suikast planı

Şirvan'daki çekişmeler.

Metni gösterMetni daralt

Bu durum, Şirvan bölgesinde faaliyet gösteren bazı sûfî cemaatleri rahatsız etti. Şirvanşah'ın davetini kabul ederek bir grup müridiyle birlikte Şirvan'a giden İbrâhim Zâhid'e Kalenderîler de cephe alıp suikast düzenlemeyi planladılar, ancak bunu gerçekleştiremediler.

Bu çekişmeler sırasında Şirvanşah Ahsitân'ın oğlu Siyâmek ona ve mensuplarına karşı düşmanca bir tavır takındı (Aubin, XXI-XXIII [1991], s. 41-46).

Çerçeve. Kalenderîlik, şeriat kurallarına ve yerleşik tekke düzenine mesafeli, gezgin bir derviş hareketidir; zühd ve takvâ yolunu tutan İbrâhim Zâhid'in tam karşı kutbudur. Çekişmenin arkasında hükümdar himayesi ve vakıf gelirleri üzerindeki rekabet de vardır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
BİYOGRAFİK KAYIT

Oğul ile damat arasında

Cemâleddin Ali'nin suikastleri.

Metni gösterMetni daralt

Geylânî'nin ilk hanımından büyük oğlu Cemâleddin Ali ile halifesi Safiyyüddîn-i Erdebîlî arasında husumet doğduğu, kendisini babasının mânevî vârisi olarak gören Cemâleddin Ali'nin Safiyyüddîn-i Erdebîlî'ye karşı birkaç suikast düzenlediği, fakat başarılı olamadığı ileri sürülmektedir (Aubin, XXI-XXIII [1991], s. 49-50).

Çerçeve. Tarikatlarda meşihatin oğula mı halifeye mi geçeceği asırlarca süren bir gerilimdir. Burada halife kazanmıştır ve sonucu tarih ölçeğindedir: Safiyyüddîn-i Erdebîlî'nin soyundan Safevî Devleti çıkacaktır. Oğulun adı ise yalnız bu çekişme sebebiyle anılır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.

Eserleri ve metinleri

İlk 3 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Safvetü's-safâ (hakkındaki ilk kaynak)

İbn Bezzâz, 759/1358.

Metni gösterMetni daralt

İbrâhim Zâhid hakkındaki ilk kaynak, İbn Bezzâz'ın 759 (1358) yılında tamamladığı Safvetü's-safâ adlı kitabıdır.

Eser aslında damadı Safiyyüddîn-i Erdebîlî'nin menâkıbnâmesidir; İbrâhim Zâhid'e dair bilgiler bu çerçevede yer alır. Daha sonraki devirlerde eser üzerinde bazı değişiklikler yapılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
ESER / METİN

Erdebil ve Güştâsfî zâviyeleri

Halk ve hükümdar eliyle kurulanlar.

Metni gösterMetni daralt

Gāzân Han ile görüştükten sonra dervişleriyle birlikte Erdebil'e giderek Şeyh Râsim Zâviyesi'nde oturdu. Erdebil halkı kendisi için büyük bir zâviye inşa edip çeşitli vakıflar kurdu.

İbrâhim Zâhid'in çalışmaları sonucunda Şirvanşah Ahsitân kendisine mürid oldu ve onun için Güştâsfî'de bir zâviye yaptırdı.

Çerçeve. Erdebil'deki zâviye halk tarafından, Güştâsfî'deki hükümdar tarafından yaptırılmıştır. Erdebil ise damadının merkezi olacak ve Safevî hânedanının çıktığı yer hâline gelecektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
ESER / METİN

Anadolu'daki iz: Ahî Yûsuf Zâviyesi

Niğde Tepeviran.

Metni gösterMetni daralt

Halifelerinden Ahî Yûsuf'un Anadolu'da Niğde'nin Tepeviran mevkiinde inşa ettirdiği zâviyede irşada devam ettiği ve burada öldüğü bilinmekteyse de tarikatının adına dair bir kayda rastlanmamıştır.

Çerçeve. Halifenin adındaki Ahî unvanı dikkat çekicidir: Anadolu'daki fütüvvet teşkilâtına mensubiyeti gösterir. Zâhidiyye'nin Anadolu'ya ilk girişi, bir tarikat adı altında değil ahî zâviyesi biçiminde olmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

On iki isimle sülûk

Esmâ-i seb'a ve esmâ-i hamse.

Metni gösterMetni daralt

Geylânî, Allah'ın bin bir isminin özü olarak kabul ettiği on iki isimden oluşan esmâ zikriyle seyrüsülûk metodunu uygulayan ilk sûfîdir. Bu on iki ismin ilk yedisine “esmâ-i seb'a” (lâ ilâhe illallah, Allah, hû, hak, hay, kayyûm, kahhâr), diğerlerine de “esmâ-i hamse” (samed, ahad, vâhid, fettâh, vehhâb) adı verilir.

Esmâ-i bekāiyye de denilen bu beş ismi sıra ve mertebelere riayet ederek zikreder; çıktığı basamakları birer birer inip fark âleminde karar kılar ve bu inişle bekābillâh makamına ulaşmış olur.

Çerçeve. Bu, tasavvuf tarihinin en kalıcı buluşlarından biridir: Halvetiyye'nin bütün kolları, Cerrâhiyye'nin yirmi sekiz ismine kadar, bu yedi ismin üzerine kurulmuştur. Yapının asıl özgünlüğü iniş fikrindedir — sâlik en yüksek basamakta kalmaz, aynı basamakları geri inerek insanlar arasına döner.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
TARİHÎ KAYIT

Halvet ve celvet

Celvetiyye'nin ona nisbeti.

Metni gösterMetni daralt

İbrâhim Zâhid'in bu isimleri zikrederek halvete girdiği, fenâ ve ardından bekā mertebelerine ulaşıp celvete erdiği kabul edilir. Bu bakımdan Celvetiyye tarikatı ilk olarak ona nisbet edilmektedir (bk. CELVETİYYE).

Halvet yalnızlığa çekilmek, celvet ise çıkıp insanlar arasına karışmaktır.

Çerçeve. İki kelime aynı kökten değildir ama ses benzerliği sebebiyle karşıt kavram çifti hâline gelmiştir. İbrâhim Zâhid'den doğan iki yolun adlarının biri halvet, diğeri celvet olması tesadüf değildir: aynı usulün iki ucu ayrı ayrı isimlendirilmiştir. Celvetiyye'yi asıl kuran Aziz Mahmud Hüdâyî'dir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
TARİHÎ KAYIT

Zâhidiyye: tarikat mı, meşrep mi?

Kaynağın ihtiyatlı hükmü.

Metni gösterMetni daralt

İbrâhim Zâhid-i Geylânî'ye nisbet edilen Zâhidiyye'yi, bir tarikattan ziyade çeşitli devirlerde farklı isim ve yorumlarla ortaya çıkan ve günümüze kadar etkilerini sürdüren bir meşrep olarak görmek daha doğru olur. Zira İbrâhim Zâhid'den sonra Zâhidiyye tarikatı adı altında bir tarikatın izini takip etmek zor olduğu gibi bu hareket İbrâhim Zâhid'in ardından bulunduğu muhitin dışına fazla çıkamamıştır.

Halifelerinden Ahî Yûsuf'un Anadolu'da Niğde'nin Tepeviran mevkiinde inşa ettirdiği zâviyede irşada devam ettiği ve burada öldüğü bilinmekteyse de tarikatının adına dair bir kayda rastlanmamıştır. Gence'de irşad vazifesini yürüten diğer halifesi Hikmet-i Şirvânî'ye nisbet edilen tarikatın durumu da bundan farklı değildir.

Çerçeve. Bu, tarikat tarihinde önemli bir ayrımdır: bir şeyhin adı silsilelerde geçer, fakat kendi adına kurumsal bir yapı bırakmamıştır. Zâhidiyye bir ana gövde değil, iki büyük nehrin çıktığı kaynaktır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
TARİHÎ KAYIT

Ondan doğan üç yol

Safeviyye, Halvetiyye, Bayramiyye.

Metni gösterMetni daralt

İbrâhim Zâhid-i Geylânî'nin meşrebi, asıl olarak damadı Safiyyüddîn-i Erdebîlî ile halifesi Ahî Muhammed Halvetî (ö. 780/1378-79) vasıtasıyla ayrı ayrı tarikatlar halinde kurumlaşmış, bu silsilelerin ilkinden Safeviyye, ikincisinden Halvetiyye doğmuştur.

Safiyyüddin'in oğlu Sadreddîn-i Erdebîlî'nin halifesi Hamîdüddin Aksarâyî'nin (Somuncu Baba) müridi Hacı Bayrâm-ı Velî Ankara'da Bayramiyye tarikatını kurmuştur.

Halvetiyye'nin kurucusu Ömer el-Halvetî, İbrâhim Zâhid'in halifesi Ahî Muhammed Halvetî'nin müridi ve yeğenidir.

Çerçeve. Bir Geylân köyünden çıkan hattın vardığı yerler şunlardır: İran'ı Şiîleştiren Safevî Devleti, Osmanlı'nın en yaygın tarikatı Halvetiyye, Anadolu'nun yerli yolu Bayramiyye ve ondan doğan Celvetiyye ile Melâmîlik. Bu kadar geniş bir dallanmanın tek bir kaynağa çıkması, tasavvuf tarihinde ender görülür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
KAVRAM

Şems-i Tebrîzî ile ilişkilendirme denemesi

Zayıf bulunan bir bağ.

Metni gösterMetni daralt

Bazı kaynaklarda İbrâhim Zâhid, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile irtibatlandırılmaya çalışılmıştır… Nev'îzâde Atâî ise İbrâhim Zâhid ile Şems-i Tebrîzî'nin pîrdaş olduklarını kaydeder… Cemâleddin Hulvî ve Sarı Abdullah Efendi de Şems-i Tebrîzî'yi Rükneddîn-i Sücâsî'nin halifeleri arasında sayar.

Bu bilgi tarih bakımından mümkün olmakla birlikte rindmeşrep olan Şems-i Tebrîzî ile zühd ve takvâ yolunu tutan İbrâhim Zâhid'in aynı tarikat veya şeyhe mensup olmaları uzak bir ihtimaldir. Ayrıca Şems-i Tebrîzî Makālât'ında Ebû Bekr-i Selebâf'ın müridi olduğunu açıkça belirtmektedir.

Çerçeve. Kaynağın gerekçesi iki katmanlıdır: meşrep uyuşmazlığı ve birinci elden bir belge. Şems'in kendi kitabında hocasını adıyla söylemesi, sonraki silsile kurgularını geçersiz kılar. Böyle bağlar çoğu zaman iki yolu birbirine yaklaştırmak isteyen sonraki müellifler tarafından kurulur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.
KAVRAM

Safvetü's-safâ'nın tahrifi

Şiîleştirilen bir kaynak.

Metni gösterMetni daralt

İbrâhim Zâhid hakkındaki ilk kaynak, İbn Bezzâz'ın 759 (1358) yılında tamamladığı Safvetü's-safâ adlı kitabıdır.

Daha sonraki devirlerde eser üzerinde bazı değişiklikler yapılmış, Şeyh Zâhid'in halifesi Safiyyüddîn-i Erdebîlî'nin soyu Hz. Ali'ye bağlanmış, Şeyh Safiyyüddin ve hatta Şeyh Zâhid Şiî gibi gösterilmeye çalışılmıştır (Minorsky, s. 516; Abbaslı, XL/158 [1976], s. 288, 302 vd.; Aubin, XXI-XXIII [1991], s. 39).

Çerçeve. Tahrifin sebebi siyasîdir: Safevî hânedanı, hâkimiyetini meşrulaştırmak için atalarını seyyid ve Şiî göstermek istemiştir. Bu, tasavvuf tarihindeki en meşhur metin müdahalesidir; erken nüshalarla sonraki nüshaların karşılaştırılması bunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla İbrâhim Zâhid hakkındaki bilgilerin de hangi nüshadan geldiği önem taşır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKASeyyid Cemâleddîn Tebrîzî (el-Ezherî)Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî → İbrâhim Zâhid-i Geylânî: Ebheriyye-Sühreverdiyye birikiminin Zahidiyye ve Halvetiyye’ye intikali.HOCASI / ŞEYHİNecîbüddin Ali b. BüzgaşZâhidiyye tarikatının pîri; ondan icâzet alanlar arasında zikredilir.ÖNCEKİ HALKAŞeyh Sadreddin MüsâHalvetiyye maddesindeki silsile anlatımı onu doğrudan İbrâhim Zâhid-i Geylânî'nin halifesi sayar; diğer maddeler ise babası Safiyyüddin'in halifesi olduğunu belirtir. Çelişki çözülmemiştir.HOCASI / ŞEYHİAhî Muhammed Nûr el-HalvetîAhî Muhammed, İbrâhim Zâhid-i Geylânî'nin halifesidir; Halvetiyye'nin Zâhidiyye silsilesiyle birleşmesi bu bağ üzerinden olur.SONRAKİ HALKAAhî Muhammed Nûr el-Halvetîİbrâhim Zâhid Geylânî → Ahî Muhammed Nûr el-Halvetî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Gîlân · İranSiyâvrud (Lâhîcân)615/1218 civarında doğduğu ve 700/1301'de vefat ettiği nahiye; Güştâsfî'de hastalanınca vasiyeti üzerine damadı Safiyyüddîn-i Erdebîlî tarafından buraya getirilmiş, iki hafta sonra vefat etmiştir. Konum yaklaşıktır.Gîlân · İranLâhîcânŞeyhi Seyyid Cemâleddîn-i Tebrîzî'nin oturduğu ve kendisinin intisap ettiği nahiye; şeyhiyle birlikte tarlada çalıştığı yıllar buradadır. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Zâhid Geylânî : İbrâhim Zâhid Geylânî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetî öncesi halkalarındandır. Kayıtları Lâhîcân çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.Şîraz · İranŞîrazÖğrenimini sürdürdüğü ve Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî'nin halifesi Sa'dî-yi Şîrâzî'ye intisap ettiği şehir; irşada başladıktan sonra tekrar buraya geçmiştir. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Zâhid Geylânî : İbrâhim Zâhid Geylânî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetî öncesi halkalarındandır. Kayıtları Lâhîcân çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.Kura-Aras havzası · AzerbaycanGüştâsfîYirmi yıllık mücâhededen sonra irşada başladığı bölge; Şirvanşah Ahsitân burada kendisi için zâviye yaptırmıştır. 700/1301'de burada hastalanmıştır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Zâhid Geylânî : İbrâhim Zâhid Geylânî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetî öncesi halkalarındandır. Kayıtları Lâhîcân çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.Erdebil · İranErdebilGāzân Han ile görüştükten sonra dervişleriyle gelip Şeyh Râsim Zâviyesi'nde oturduğu, halkın kendisi için büyük bir zâviye inşa ettiği şehir; damadı Safiyyüddîn-i Erdebîlî'nin merkezi ve Safevî hânedanının çıktığı yerdir.Doğu Azerbaycan · İranMerâgaHalifesi ve damadı Safiyyüddîn-i Erdebîlî'yi gönderdiği şehir. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Zâhid Geylânî : İbrâhim Zâhid Geylânî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetî öncesi halkalarındandır. Kayıtları Lâhîcân çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.Şamahı · AzerbaycanŞirvan (Şamahı)Şirvanşah Ahsitân'ın daveti üzerine gittiği ve Kalenderîler'in suikast planladığı bölge; 679/1280'den itibaren adı buradan yayılmıştır. Yüzyıllar sonra Halvetiyye'nin ikinci pîri Yahyâ-yı Şirvânî de aynı şehirde doğacaktır.Niğde · TürkiyeTepeviran (Ahî Yûsuf Zâviyesi)Halifesi Ahî Yûsuf'un zâviye inşa ettirip irşada devam ettiği ve vefat ettiği yer; Zâhidiyye'nin Anadolu'daki tek somut izidir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Zâhid Geylânî : İbrâhim Zâhid Geylânî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetî öncesi halkalarındandır. Kayıtları Lâhîcân çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.Gence · AzerbaycanGenceHalifesi Hikmet-i Şirvânî'nin irşad vazifesini yürüttüğü şehir. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Zâhid Geylânî : İbrâhim Zâhid Geylânî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetî öncesi halkalarındandır. Kayıtları Lâhîcân çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Zâhid-i Geylânî”, c. 21
  2. [2]Cerrâhî silsilenâmesi (dergâh kaydı) · karşılaştırma: TDV İslâm Ansiklopedisi
  3. [3]Silsile-i Cerrâhiyye ve Halvetiyye kol şeması
  4. [4]Mehmet Rıhtım, “Halvetîliğin Şirvan’daki Teşekkül Devri”; TDV İslâm Ansiklopedisi, Safeviyye maddesi; Lemezât ve Sefîne kayıtları
  5. [5]Kişi kartı kaynak paketi — İbrâhim Zâhid Geylânî
Ortak kaynak kataloğunu aç →