Köken ve kullanım
i. ar.
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
Çı. Mühür, yüzük, son.
- tas. Sâlikin bütün makamları katetmesi ve nihayete ermesi (sr). Hâtemü'lenbiya Son peygamber. Hatm-ı nübüvvet zamanla sınırlı olup Hz. Peygamber'le sona erdiği halde, hatm-ı velayet zamanüstüdür; ezelden ebede kadar sürer. Zira nübüvvet nebinin, velayet Allah'ın vasfıdır (AT 308, 303; İFH 24-29; iv 219). Bkz. Hâtemü'l-evliya. Hâtemü'levliya Son veli veya velilerin en ulusu; bir rivayete göre İbn Arabi. Hatm-i velayet görüşünü Hakim Tirmizi ortaya atmış, İbn Arabi bunu geliştirmiştir (HH 111). Bkz, Hatemu'l-enbiya. Hâtıri.ar.( bis) ç. Havâtır. İnsanın içine gelen hitap, iç âlemde duyulan ses, alınan mesaj. Bu hitap Allah'tan, melekten, Şeytan'dan ve nefsten olabilir. Allah'tan gelen hitaba hâtır-ı Hak, melekten gelene ilham, Şeytan'dan gelene vesvese, nefsten gelene hevâcis ve hadisu'n-nefs denir. Haktan ve melekten gelen sesler dinin zahiri hükümlerine uygun olur, Şeytan'dan gelen ses günaha, nefsten gelen ses süfli arzulara davet eder,
- Kalp, gönül. Gönül yap zâhidâ beyt-i Huda'dır taat istersen Muhakkaktır ki bâb-ı cenneti hâtır-şiken açmaz Sâhib Hâtır-ı evvel - Hâtır-ı sani “Hak'tan gelen aynı konudaki farklı iki hâtırdan hangisi daha kuvvetli olur?” sorusuna Cüneyd ilk hâtır, İbn Atâ ikinci haur, diye cevap vermiştir (KR 43). Bir kimse evvela sadaka vermeyi düşünse, sonra da bundan vazgeçse ilki Rabbani, ikincisi şeytani kabul edilir (Gi m: 40). 1 Hâtır-şiken Gönül yıkan, kalp kıran. I
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, yüzük ve mühür manalarına gelen bir kelimedir. Kâşânî’ye göre, hâtem, bütün makamları geçip olgunluğa ulaşmak demektir. Hâtemü’n-Nübüvve: Allah’ın peygamberliği kendisiyle sona erdirdiği kişidir, ki bu, Hz. Muhammed (s)’dir. Ahzab/40’da buyurulduğu gibi “Muhammed (s) içinizden herhangi birinin babası gibi değildir. O, Allah’ın Rasûlü ve nebilerinin sonuncusudur.” Tasavvuf ıstılahında, özellikle Hakîm Tirmizî’nin geliştirdiği bir hâtmü’l-velâye kavramı vardır. Ancak “bu kavram konusunda, ihtilaf söz konusudur. Bir kısmına göre, velilerin mührü Hz. Ali (r)’dir. Bir kısmı da (özellikle Abrurrazzâk Kâşânî), “bu, ahir zamanda geleceği vadedilen Mehdî’dir. O’nun ölümü ile, âlemin düzeni bozulacaktır. Bu, Allah’ın arif kullarının kalbine vurduğu bir mühürdür. Hakk’ı tanımaları sebebiyle vurulur. Arifler bu mühür ile, diğer insanlardan ayrılırlar” der.