Ara
Menü

Hasan-ı Basrî

Hasan-ı Basrî (21/642, Medine – Receb 110 / Ekim 728, Basra); Basralı meşhur tâbiî, âlim ve zâhid. Allah korkusunu esas alan Basra zühd okulunun kurucusu , tarikat silsilelerinin çoğunda Hz. Ali'den sonraki halkadır.

Doğum
642
Vefat
728
Unvan
Tâbiî, âlim, vaiz ve Basra zühd mektebinin öncü ismi

Doğumu ve ailesi

21 (642) yılında Medine'de doğdu. Babası Yesâr'ın (müslüman olmadan önceki adı Feyrûz), Irak'ın fethi sırasında Basra yakınlarındaki Meysân kasabasından Medine'ye getirilen esirlerden olduğu söylenir. Oğlunun şöhreti dolayısıyla daha çok Ebü'l-Hasan adıyla tanınan Yesâr, kaynaklarda Zeyd b. Sâbit'in veya Enes b. Mâlik'in halasının âzatlısı olarak gösterilir.

Annesi Hayre, ekrem">Resûl-i Ekrem'in eşi Ümmü Seleme'nin âzatlısı ve hizmetkârıdır. Bundan dolayı Hasan'la daha çok Ümmü Seleme ilgilenmiş, bilgili ve hakîm bir kişi olarak yetişmesinde bu ortamın büyük rolü olmuştur.

Kendisinden küçük iki kardeşinden Saîd hadisçi, Ammâr ise Allah korkusundan dolayı çok ağlamakla tanınan bir zâhid idi.

Tahsili

Hz. Ömer başta olmak üzere birçok sahâbînin duasını alan Hasan-ı Basrî on iki yaşında Kur'an'ı ezberledi. Yetmişi Bedir gazisi olmak üzere 120 kadar sahâbî ile görüşme imkânı buldu. Daha sonra Vâdilkurâ'ya giderek burada kendini ilme verdi; istifade ettiği sahâbîler arasında Enes b. Mâlik ilk sırada yer alır.

Hz. Ali'nin halife olmasının ardından ailesiyle birlikte Basra'ya gitti ve ömrünü burada geçirdi. Arap olmayan bir kadınla evliliğinden bir kızı ile Saîd ve Abdullah adlarında iki oğlu oldu.

Kadılığı ve öğrencileri

Basra Valisi Süleyman b. Harb'in verdiği kadılık görevini bir süre ücret almadan yaptıktan sonra istifa ederek ilim ve vaazla meşgul olmaya başladı.

Yetiştirdiği öğrenciler arasında Eyyûb es-Sahtiyânî, Katâde b. Diâme, Amr b. Ubeyd, Vâsıl b. Atâ, Abdullah b. Avn, Mâlik b. Dînâr, Mübârek b. Fedâle ve İbn Ebû Arûbe bulunur.

Muâviye zamanında Rebî' b. Ziyâd'ın kumanda ettiği bir sefere katılarak ona kâtiplik yaptı; ayrıca Mühelleb b. Ebû Sufre kumandasında Kâbil üzerine gönderilen bir orduya da katıldı. Bu iki sefer dışında hayatını Basra'da vaaz ve ibadetle geçirdi ve Receb 110'da (Ekim 728) burada vefat etti.

Hitabeti ve yaşayışı

İyi bir hatip ve etkili bir vâiz olan Hasan-ı Basrî fesahat ve belâgatın doruk noktasına ulaşmıştır (Câhiz). Özlü ve akıcı üslûbu, derin bir tefekkürün ve mânevî bir tecrübenin ürünü olan hakîmâne sözleri özellikle zâhidler, sûfîler ve vâizler üzerinde her zaman etkili olmuştur; sözleri tesir bakımından peygamberlerin sözlerine benzetilmiştir.

Dünyaya ve dünya malına değer vermez, elinde bulunan şeyi ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı. Zamanını eviyle mescid arasında geçirir, mescidde ve evinde dinî sohbetler yaparak halkı İslâm'ın ibadet ve ahlâk prensiplerini samimiyetle benimseyip tam bir ihlâsla yaşamaya davet ederdi. Devamlı Kur'an okurdu.

Siyasî tavrı

Hz. Osman'ın şehid edilmesi, Cemel ve Sıffîn savaşları, Kerbelâ Vak'ası gibi birçok fitneye şahit olan Hasan-ı Basrî bu konulardaki düşüncelerini cesaretle ortaya koymuş, bu tutumuyla da halkın takdirini kazanmıştır.

İlke olarak devlete ve siyasî otoriteye baş kaldırılmasına karşı olduğundan, birtakım telkinlere ve hatta zorlamalara rağmen isyanlara katılmamış; ancak zalim ve zorba devlet adamlarını hiç çekinmeden tenkit ederek baskı altındaki halkın hislerine tercüman olmuştur.

Muâviye'nin istişareyi bir yana bırakıp kılıç kuvvetiyle iktidara gelmesini, siyasî sebeplerle Ziyâd b. Ebîh'i kendi nesebine katmasını, Hucr b. Adî'yi haksız olarak öldürtmesini ve lâyık olmadığı hâlde oğlu Yezîd'i veliaht yapmasını büyük hata olarak görmüş, bu yanlışlardan birinin bile kişinin mahvolmasına yeteceğini söylemiştir.

Irak Valisi Haccâc'ı ağır bir dille kınamış, onun Saîd b. Cübeyr'i katletmesini büyük bir felâket olarak görmüş, ancak kargaşaya sebebiyet vereceği endişesiyle Haccâc'a isyan edilmesini de doğru bulmamıştır. Haccâc öldüğü zaman “Allahım! Onu ortadan kaldırdığın gibi kurduğu yönetimi de kaldır” diye dua etmiş ve ölümünden dolayı Allah'a şükretmiştir. Ömer b. Abdülazîz'e ise zaman zaman mektup yazarak tavsiyelerde bulunmuştur.

Kaynak bu dengenin siyasî sonucunu da kaydeder: siyasî olaylarda taraf tutmaması, fitneye ve isyana karşı olması, halkı dünyadan uzaklaştırıp âhirete önem vermeye davet etmesi Emevîler'in işine gelmiş ve bu sebeple onun eleştiri ve kınamalarına katlanmışlardır.

İtibarı

Tâbiînin en faziletlilerinden biri kabul edilir. “Basra halkının şeyhi, Basralılar'ın imamı” unvanları yanında Zehebî onun için “şeyhü'l-İslâm” tabirini kullanır. Mutasavvıflar ise “takvâ sahiplerinin öncüsü, Hakk'ın gerçek velîsi, fütüvvet ehlinin önderi” diye söz ederler.

Bütün kaynaklar, Allah'tan ve O'nun gazabından korkmayı din anlayışına esas aldığını, bundan dolayı devamlı hüzünlü ve gözü yaşlı olduğunu bildirir. Dinî hayatta Allah sevgisini temel kabul eden tasavvufî anlayışa karşılık, o Allah korkusunu esas alan Basra zühd okulunun temsilcisi ve önderi sayılmıştır.

Zühd anlayışı

Hem yaşayışında hem tavsiyelerinde ılımlı bir zühd anlayışı ortaya koymuştur. Zühdü, ahlâk kurallarına uyulmasını kolaylaştıran ve dinî görevlerin yerine getirilmesini sağlayan bir unsur olarak görür.

“Her ümmetin bir putu vardır, bu ümmetin putu da altın ve gümüştür” diyerek dünya tutkusunun, maddeciliğin ve çıkarcılığın tehlikesine dikkat çekmiş; kendisinden öğüt isteyen kişiye aşırılıktan kaçınarak orta yolda yürümesini tavsiye etmiştir.

Kaynak bu noktada önemli bir tashih yapar: tasavvuf kaynaklarında çeşitli tarikatların silsilesinde gösterilse de dünya ile âhiret arasındaki münasebete dair temel düşüncesi dünyadan vazgeçmek değildir. Ne mal edinmede ne yeme içmede ne de kılık kıyafet konusunda bir sûfî hayatı yaşamıştır. Üstelik kılık kıyafetini ihmal ederek bunu bir zühd alâmetiymiş gibi göstermek isteyenleri ikaz etmiş, bunların görünüşlerini dindarlık alâmeti gibi sunmalarını riya olarak değerlendirmiştir. İnzivâ hayatı da yaşamamış, bunu teşvik de etmemiştirbir müslümanın ihtiyacını gidermenin bir ay itikâfa girmekten daha hayırlı olduğunu söylemiştir.

Ahlâk düşüncesi

Düşüncesinin mihveri yaşadığı hayatla Kur'an ve Sünnet arasındaki alâkanın yeniden tesisi olmuştur. Gerçek vâizin sadece sözleriyle değil davranışlarıyla da insanlara doğruyu anlatan kişi olduğunu söylemiş; sözlerinin büyük bir kısmı ya bir âyetin meâli veya tefsiridir yahut bir peygamber sözüne dayanır.

Takip ettiği yolu şöyle ifade etmiştir: “Allah nazar ve tefekkür eden, tefekkür ettiğine itibar eden, itibar ettiğini gören, gördüğüne sabreden kişiye rahmet etsin.”

Düşüncesinin en önemli konusu insan ve onun bu dünyadaki hayatıdır. Hayat bir mühlettir; belirli bir süre devam eder ve biter. Kişinin hayatı onun fiillerinin toplamıdır; bu yüzden ahlâka insanı en çok ilgilendiren alan olarak bakmıştır — fakat neyin iyi neyin kötü olduğunun tartışıldığı nazarî bir alan olarak değil, bir şuur hâli olarak.

İlim anlayışı

İlim de ibtilânın bir parçası olarak anlam kazanır. Bir yandan çok önemlidir — ilim olmasaydı insanlar hayvanlar gibi olurlardı; öte yandan tek başına bilgi, gereği gibi amel edilmediği zaman kişinin bile bile hata işlemesine sebep olacağı için bir yüktür.

Kişi bilmediğini öğrenmek, öğrendiğiyle amel etmek, amel ettiğini de başkalarına öğretmek zorundadır. “İlmi dini yaşamak için, tıbbı bedenleri tedavi etmek için, nahvi de lisanı güçlendirmek için öğrenin.”

İlmi kalbe ait olanla lisanda kalan şeklinde ikiye ayırır ve sonuncusunu Allah'ın insanın aleyhine delil olarak kullanacağını vurgular. Asıl bilgi yaşanmışın bilgisidir; duyulanlara bilgi denilmesi mümkün değildir.

Siyaset düşüncesi

Siyaset düşüncesi ahlâk anlayışının ve kendi hayatının bir uzantısıdır. İdarecilerin varlığını toplumda düzenin korunması açısından zorunlu görür; asıl mesele ellerindeki imkânları kötüye kullanarak zulme saptıklarında ortaya çıkar.

İdarecilerden üç temel şart bekler: arzulara tâbi olmamak, insanlardan korkmayıp Allah'tan korkmak ve Allah'ın âyetlerini ucuza satmamak. Devlet reisliği bir emanet ve dolayısıyla bir ibtilâ ve imtihandır. İyi bir idareci aynı zamanda işleri kimlerle yürüteceğini de bilen insandır; zulme meyyal olan insanlara yetki vermez, çünkü yetki verdiği insanların yaptığı kötülükler de onun kötülüğüne eklenir.

Bir toplumun ahlâkî durumu ile idare şekli arasında doğrudan bir alâka görür: bir toplum içinde iyi bir idare şeklini ve onu uygulayan idareciyi başta tutacak yeterli sayıda erdemli insan bulunmazsa o idarenin varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Hz. Peygamber'e isnat edilen “İdarecileriniz amelleriniz gibidir, siz nasılsanız öyle idare edilirsiniz” hadisini hatırlatır.

Ayaklanmaya karşı çıkışının gerekçesi tarihî tecrübedir; bizzat gördüğü veya yakın bilgi sahibi olduğu isyanların sonuçlarını iyi tesbit etmiştir. İsyanlara niçin katılmadığı sorulunca cevabı şudur: “Allah tövbe ile değiştirir kılıçla değil.”

Buna karşılık pasif değildir: zalim sultanın haksızlıklarını anlatmanın gıybet olmadığını söyler; Basra Valisi Nadr b. Amr'a ölümü hatırlatıp âyetlere keyfî yorumlar getirerek kötü hâllerini meşrulaştırmasını kabul etmediğini bildirmiş, Irak Valisi Ömer b. Hübeyre'yi Yezîd b. Abdülmelik'e itaat etmemeye çağırmıştır.

Teklifi ise kurumsaldır: faziletli insanların yer alacağı meclisler oluşturulup buralara devam etmekmeselelerin farkında olan kişilerin bir araya gelerek birbirlerinden feyiz ve güç almaları, doğrunun korunarak yaygınlaştırılması konusunda birbirlerine destek olmaları.

Tefsir, kıraat, hadis ve fıkıhtaki yeri

Tâbiîn müfessirlerinin önde gelenlerindendir ve Basra tefsir ekolünden sayılır. Tefsir sırasında önceliği Kur'an'ın kendisine vermiş, ikinci sırada hadisleri kullanmıştır. Buna karşılık kaynak eleştirileri de kaydeder: kaynağı sağlam olmayan ve Kur'an tefsirine katkı sağlamayan rivayetleri kullanması onun hakkındaki eleştiriler içinde en ciddi olanıdır. Zemahşerî'nin el-Keşşâf'ında ona ait 350 kadar görüş tesbit edilmiştir.

Kıraati, muttasıl sened, hatt-ı Osmânî ve Arap diline uygunluk ölçülerine uymayan unsurlar ihtiva etmesi sebebiyle meşhur on kıraatten sayılmamış, şâz olarak değerlendirilmiştir; ancak on dört kıraat imamı arasında yer alır.

Hadiste rivayetleri Kütüb-i Sitte'de yer alır; aradaki râviyi zikretmeksizin yaptığı rivayetlerin (mürsel) sıhhati konusunda münekkitler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.

Fıkıhta ise fıkhî meseleleri bir hukukçu gibi değil bir vâiz ve mürşid tavrıyla ele almıştır; üstlendiği kadılık görevi karşılığında ücret almayışı da bu sebeple olmalıdır. Fıkhı, sadece görünen davranışlara göre hükmeden bir ilim olmayıp insanın hem zâhirini hem bâtınını hesaba katan bir bakışı yansıtır.

Akaid ve kader meselesi

Sünnîler'e ait bazı kaynaklara göre “Ehl-i sünnet” tabirini ilk defa kullanan âlimdir ve Ehl-i sünnet'in ilk kelâmcılarındandır. Buna karşılık Kâ'bî, Kādî Abdülcebbâr, İbnü'l-Murtazâ gibi Mu'tezile mensupları ile İbn Kuteybe gibi Sünnî âlimler onu Mu'tezile'ye öncülük eden kişiler arasında zikrederler.

Kaynak tercihini belirtir: bu görüşlerden ikincisinin daha isabetli olması kuvvetle muhtemeldir — zira İbn Kuteybe gibi erken devir Sünnî otoritesinin kendisine sahip çıkmaması ve onu Sünnîler'e muhalif grup içinde zikretmesi bunun delilidir; ayrıca ona nisbet edilen Haseniyye adlı bir fırka Mu'tezile'nin kolları arasında gösterilmektedir.

Kaynağın nihaî değerlendirmesi ise şudur: öğrencileri vasıtasıyla hem Ehl-i sünnet'e hem de Mu'tezile'ye öncülük yaptığı, zühd ve takvâya çağırması sebebiyle de tasavvufî hareketlerin doğuşuna zemin hazırladığı anlaşılmaktadır. Özellikle kader ve nüzûl-i Îsâ konularında, zühd ve takvâ ile ilgili hususlarda, asıl görüşlerini tam anlamıyla belirlemeyi zorlaştıracak derecede farklı görüşlerin ona nisbet edilmesi dikkat çekicidir.

Silsiledeki yeri

Tarikat silsilelerinde önemli bir yer tutar. Bir silsileye göre Huzeyfe b. Yemân vasıtasıyla Hz. Peygamber'den feyiz almış, bu feyiz Hâris el-Muhâsibî ile devam etmiştir; bu silsile daha çok Kuzey Afrika'da yaygındır. İkincisi Hz. Ali → Hasan-ı Basrî → Habîb el-Acemî → Dâvûd et-Tâî → Ma'rûf-i Kerhî; üçüncüsü Enes b. Mâlik → Hasan-ı Basrî → Ferkad es-Sebahî → Ma'rûf-i Kerhî şeklinde devam eder.

Ayrıca Hz. Ali'den veya Kümeyl b. Ziyâd'dan hırka giydiğine inanılır. Fütüvvet ehli, cesaret ve cömertliği sebebiyle onu “seyyidü'l-fityân” olarak kabul etmiştir.

COĞRAFÎ HAFIZA9 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi9 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Hayatından kayıtlar

İlk 6 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

“Yetmiş Bedir gazisine yetiştim”

Ashabın hayatına duyduğu özlem.

Metni gösterMetni daralt

Ashabın hayatına derin bir özlem duyan Hasan-ı Basrî bunu şöyle ifade etmiştir:

“Yetmiş Bedir gazisine yetiştim… Siz onları görseydiniz deli zannederdiniz; onlar da sizin iyilerinizi görselerdi artık ahlâkın kalmadığına hükmeder, kötülerinizi görselerdi bunların hesap gününe bile inanmadıklarını söylerlerdi.”

Çerçeve. Yetmişi Bedir gazisi olmak üzere 120 kadar sahâbî ile görüşme imkânı bulmuştu. Ashabın yaşadığı hayat ona erdemli bir toplum kurmanın mümkün olduğuna dair müşahedeye dayalı kesin bilgi sağlamıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, II, 134.
BİYOGRAFİK KAYIT

Haccâc öldüğünde ettiği dua

Tehdide rağmen değişmeyen tavır.

Metni gösterMetni daralt

Haccâc'ın Hasan-ı Basrî'yi tehdit ettiği bilinmektedir. Ancak tehditten korkmayan Hasan-ı Basrî bunu bir imtihan olarak görmüş ve tavrını değiştirmemiştir. Onun Saîd b. Cübeyr'i katletmesini büyük bir felâket olarak görmüştü.

Haccâc öldüğü zaman şöyle dua etti: “Allahım! Onu ortadan kaldırdığın gibi kurduğu yönetimi de kaldır” — ve ölümünden dolayı Allah'a şükretti.

Çerçeve. Buna rağmen kargaşaya sebebiyet vereceği endişesiyle Haccâc'a isyan edilmesini de doğru bulmamıştır. Cesareti, Allah'ın izni olmadan kendisine hiç kimsenin zarar veremeyeceğine kesinlikle inanmasının sonucudur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbn Sa'd, et-Tabakāt, VII, 169.
BİYOGRAFİK KAYIT

“Allah tövbe ile değiştirir, kılıçla değil”

İsyanlara katılmama gerekçesi.

Metni gösterMetni daralt

İsyanlara niçin katılmadığı yolundaki sorulara verdiği cevap şudur: “Allah tövbe ile değiştirir kılıçla değil.”

Çerçeve. Bu, teorik bir tercih değil tarihî tecrübenin ışığında oluşmuş bir tavırdır: Hz. Osman'ın şehid edilmesi, Hâricî isyanları, Cemel Vak'ası ve Sıffîn Savaşı'nın sonuçlarını bizzat görmüş veya yakından bilmişti. Ona göre içtimaî meseleler zâhirî durumun değişmesiyle değil, insanların ahlâkî zaaflarından kurtulmaları ve toplumun kendini ıslah etmesiyle çözülür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbn Sa'd, et-Tabakāt, VII, 172.
BİYOGRAFİK KAYIT

Kılıçlarla dil arasında

Neden valilerin kapısına gitmediği.

Metni gösterMetni daralt

Kendisine, niçin idarecilerin yanına giderek onlara doğruyu emredip yanlıştan nehyetmediği sorulunca şöyle dedi: “Bir mümine kendini zillete düşürmesi yakışmaz. Onların kılıçları bizim dilimizi aşar; konuştuğumuzda kılıçlarıyla şöyle yaparlar” — ve eliyle vurma işareti yaptı.

Bir başka rivayette, insanın uzak durması gereken üç şey arasında emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker için bile olsa sultanın huzuruna çıkmayı zikreder.

Çerçeve. Buna karşılık valilere mektup yazmış, Basra valisinin kapısında toplanıp huzura çıkmak için bekleşen âlimleri azarlayarak yönetimdeki kötülüğün bunların yerlerini bilmemeleriyle ilgili olduğunu söylemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbn Sa'd, et-Tabakāt, VII, 176.
BİYOGRAFİK KAYIT

Şa'bî'nin çekilip gidişi

Evinde kendini hesaba çekerken bulunması.

Metni gösterMetni daralt

Ziyaretçilerinin anlattığına göre: “Evine girdiğimizde Hasan kıbleye yönelmiş olarak şöyle diyordu: ‘Ey âdemoğlu! Yok iken var edildin, istedin verildi, fakat senden istenince reddettin. Yaptığın ne kadar kötüdür.' Hasan-ı Basrî bu ifadeleri ileri geri gidip durmadan tekrar ediyordu.”

Bunun üzerine ziyaretçilerden Şa'bî arkadaşına, ‘Haydi gidelim; üstat bizim bulunduğumuzdan başka bir hâldedir' dedi.

Çerçeve. Kendi kendini hesaba çekmesi hayat anlayışının ve yaşantısının mihverini teşkil etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbn Sa'd, et-Tabakāt, VII, 171.
BİYOGRAFİK KAYIT

Serveti önden göndermek

Ölümden korkan adama verdiği cevap.

Metni gösterMetni daralt

Ölümden korktuğunu söyleyen birine şöyle dedi: “Arkanda servet bıraktığın için ölümden korkuyorsun; serveti önden gönderseydin korkmazdın.”

Çerçeve. Aynı çizgide bir başka sözü: “Dirhem ve dinar, onlardan ayrılmadıkça sana faydası olmayan iki kötü arkadaştır.” Buna karşılık helâl yoldan kazanılmış dirhemi en değerli şeyler arasında sayar ve fakirliği arzu edilir bir hâl olarak görmez; hem ibadet etmek hem geçim için çalışmak gerekir — biri diğerinin aleyhinde olmamak şartıyla.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hasan-ı Basrî”, c. 16, s. 291-293.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Risâle ilâ Abdilmelik b. Mervân fi'l-kader

En meşhur risâlesi.

Metni gösterMetni daralt

En meşhur risâlesidir. Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân, Selef'in cebre uygun anlayışına aykırı görüşler ileri sürdüğüne dair haberler aldığını belirtip konuya açıklık getirmesini istemiş, o da kulların fiilleriyle kadere dair görüşlerini ihtiva eden risâlesini yazıp göndermiştir.

Aidiyeti tartışmalıdır: Şehristânî muhtevasından dolayı şüphe eder ve Vâsıl b. Atâ'ya ait olabileceğini düşünürse de bu tarih bakımından mümkün değildir; ayrıca isnadının bulunmaması ve icâzet kaydının yer almaması sebebiyle şüpheli görenler olmuştur.

Kaynağın değerlendirmesi: bu görüşünden dolayı Mu'tezilî olduğu iddia edilmişse de, eserin Ehl-i sünnet'te bulunmayan katı cebir anlayışına karşı yazıldığını söylemek daha doğru olur. Ritter, Muhammed İmâre ve Mâcid Fahrî neşretmiş; Lütfi Doğan ve Yaşar Kutluay Türkçeye çevirmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Kādî Abdülcebbâr, Fazlü'l-i'tizâl, s. 215-223.
TARİHÎ KAYIT

et-Tefsîr

Kendi telifi değil, derlemesi.

Metni gösterMetni daralt

Cami derslerinde Kur'an'ın tamamını tefsir ettiğine dair rivayetler ve kaynaklarda kendisine nisbet edilen tefsir birlikte değerlendirildiğinde müstakil bir tefsirinin bulunduğu düşünülebilir; ancak bunun kendisinin telif ettiği bir eser olmayıp, tefsirle ilgili görüşlerinin talebeleri veya onların talebeleri tarafından bir araya getirilmiş şekli olduğunu kabul etmek gerekir.

Kaynak bunu iki delille destekler: döneminde bilginin genelde rivayet yoluyla nakledilmesi ve Mâtürîdî'nin Te'vîlâtü'l-Kur'ân'ı gibi ilk dönem tefsirlerinin bizzat müfessirlerinin değil talebelerinin kaleminden çıkmış olması. Tefsirinin Amr b. Ubeyd rivayetiyle geldiği belirtilir.

Muhammed Abdürrahîm, çok sayıda kaynağı inceleyerek mushaf tertibine göre bütün sûrelerin tefsirini ihtiva eden iki ciltlik eseri meydana getirmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Tefsîrü'l-Hasan el-Basrî (nşr. Muhammed Abdürrahîm), I-II, Kahire.
TARİHÎ KAYIT

Risâle fî fazli Mekke

Şehir faziletine dair ilk eserlerden.

Metni gösterMetni daralt

Şehirlerin faziletine dair yazılmış ilk eserlerden olup Köprülü ve Süleymaniye kütüphanelerinde nüshaları bulunur.

Kahire baskısı yanında (1320) Sâmî Mekkî el-Ânî tarafından Fezâilü Mekke ve's-sekeni fîhâ adıyla gerçekleştirilmiş bir neşri daha vardır (Küveyt 1980). Mustafa Hâmî tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir (İstanbul 1280).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Köprülü Ktp., nr. 1603/1; Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 1849M.
TARİHÎ KAYIT

el-Ferâiz — “Elli Dört Farz”

Halk arasında en tanınan metni.

Metni gösterMetni daralt

Erbaa ve hamsûn ferâiz adıyla da anılır; değişik adlarla çeşitli kütüphanelerde nüshaları bulunan eser halk arasında “Elli Dört Farz Risâlesi” olarak bilinir.

Kaynak bu tasnifin ona aidiyeti hakkında dengeli bir hüküm verir: elli dört farz şeklindeki tasnifin ilk defa kendisi tarafından yapıldığına dair bilgi önemlidir; böyle bir tasnif sözlerine dayanarak talebeleri tarafından yapılmış olsa bile sonuçta düşünce olarak tasnifin ona ait olduğunu gösterir.

Sözlerinin hatırda kalmasını kolaylaştırmak için tasnifler yapılması ve bilgilerin maddeler hâlinde sıralanması, onun önder ve rehber oluşunun bir neticesidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hasan-ı Basrî”, c. 16, s. 291-293.
TARİHÎ KAYIT

ez-Zühd ve diğer risâleleri

Sözlerinden derlenenler ve nisbet edilenler.

Metni gösterMetni daralt

ez-Zühd, ibadet, ihlâs, tevekkül, doğruluk, tevazu, kanaat gibi konulara dair sözlerinden derlenmiştir.

Şürûtü'l-imâme namazdaki imâmetin şartlarını konu alır (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 1934/6). el-İstigfârâtü'l-münkıze mine'n-nâr Mekke'de yayımlanmıştır (1402/1982).

Devrin âlim ve yöneticilerine yazdığı bazı mektuplar, Ahmed Zekî Safvet'in Cemheretü resâili'l-Arab'ında neşredilmiştir. Ayrıca el-Kırâe, Nüzûlü'l-Kur'ân, Kitâbü'l-Aded fi'l-Kur'ân, Risâle fi't-tekâlîf ve Kitâbü'l-İhlâs gibi risâleler de nisbet edilmektedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: ez-Zühd (nşr. Muhammed Abdürrahîm), Kahire 1991.
ESER / METİN

Fıkhü'l-Hasan el-Basrî — kayıp yedi cilt

Fetvalarının derlenişi.

Metni gösterMetni daralt

Fetvalarının Kadı Muhammed b. Müferric tarafından Fıkhü'l-Hasan el-Basrî adı altında yedi cilt hâlinde bir araya getirildiği rivayet edilmekteyse de bu esere henüz rastlanmamıştır.

Günümüzde fetvaları Muhammed Revvâs Kal'acî tarafından Mevsûatü fıkhi'l-Hasan el-Basrî adıyla derlenip yayımlanmıştır (Beyrut 1989).

Kaynak, kabul görmeyen görüşlerinden bir örnek de verir: katlin ispatı için zinada olduğu gibi dört erkek şahidin gerekli olduğunu söylemesi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Mevsûatü fıkhi'l-Hasan el-Basrî (nşr. M. Revvâs Kal'acî), I-II, Beyrut 1989.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Vâsıl b. Atâ'nın ayrılışı ve Mu'tezile adının doğuşu

Sefîne, talebelerinden Vâsıl b. Atâ'nın hocasının yolundan ayrı bir yol tutması üzerine Hasan-ı Basrî'nin söylediği sözden dolayı bu mezhebe İ'tizâl veya Mu'tezile adı verildiğini kaydeder.

Metni gösterMetni daralt

Vassâf'ın aktardığına göre Vâsıl b. Atâ, Hasan-ı Basrî'nin talebeleri arasında bulunduğu hâlde üstadının mesleğine ve yoluna muhalif bir çizgi benimsemiş; bunun üzerine Hasan-ı Basrî onun hakkında ayrıldığını belirten meşhur sözü söylemiştir. Metne göre söz konusu mezhebe İ'tizâl yahut Mu'tezile adının verilmesi bu münasebetledir. Kayıt böylece bir kelâm mektebinin adını, bir ders halkasındaki kopuş ânına bağlar.

Çerçeve. Mu'tezile adının bu sözden türediği rivayeti kaynaklarda yaygındır; adın kökeni konusunda başka izahlar da bulunmakla birlikte Sefîne bu yaygın nakli tercih eder. Kaydın Hasan-ı Basrî açısından asıl anlamı, Basra ders halkasının hem tasavvufun hem kelâmın çıkış noktasında durmasıdır: aynı halkadan hem zühd geleneği hem de ona muhalif bir aklî mektep doğmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Hırka-i siyâh rivayeti ve Hz. Ali'den semâ tartışması

İsmâil Hakkı Celvetî'ye dayanan nakle göre Hz. Peygamber siyah hırkayı Hz. Ali'ye giydirmiş, hakikatte ise hırka Hasan-ı Basrî'ye ilbâs edilmiştir; Vassâf muhaddislerin onun Hz. Ali'den semâını inkâr ettiğini de kaydeder.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, ehl-i tarîkin zikir silsilelerinin Hasan-ı Basrî'de birleştiğini belirttikten sonra İsmâil Hakkı Celvetî'nin Hadîs-i Erbaîn Şerhi'nden bir nakil aktarır: Hz. Peygamber siyah hırkayı Hz. Ali'ye giydirmiştir; fakat gerçekte hırka hem zâhirde hem bâtında telakkî ile Hasan-ı Basrî'ye ilbâs edilmiştir. Vassâf bunun ardından itirazı da kaydeder: muhaddisler Hasan-ı Basrî'nin Hz. Ali'den hadis işitmesini ve onunla sohbetini inkâr etmişlerdir. Naklin cevabı ise sûfiyyenin nazarının mânâ âlemindeki muameleleri de kapsadığı yönündedir.

Çerçeve. Bu kayıt, silsile meselesinin iki ayrı doğrulama ölçüsüyle tartışıldığı ender yerlerden biridir: hadis usulünün aradığı bizzat işitme şartı ile tasavvufun kabul ettiği mânevî temas. Vassâf iki tarafı da açıkça yazdığı için burada bir tercih yapılmamış, itiraz ve cevap birlikte korunmuştur. Silsilenin tarihî temasa mı yoksa mânevî aidiyete mi dayandığı, bu tartışmayla birlikte açık bir mesele olarak kalır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Havf ve recâ

İkisi arasında sürdürülmesi gereken hayat.

Metni gösterMetni daralt

İnsanın Allah ile en temel ilişkisi ubûdiyyettir. Ancak insan, yaptıklarının kabul edilip edilmediğini bilmediği için bir korku (havf) duyar; diğer taraftan bu bilgisizlik amellerin mutlak olarak kabul edilmediğini göstermediğinden bir ümit de (recâ) mevcuttur.

Bundan dolayı insanın havf ile recâ arasında bir hayat sürmesi gerekir. Hasan-ı Basrî özellikle havf hâline önem vermesiyle tanınmıştır.

Asıl korkulması gereken ise ikisinin de kaybıdır: insanın havf ve recâdan uzaklaşıp kendini temelsiz bir rahatlığa kaptırması veya içini karartarak rabbinden umudunu kesmesi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, II, 156.
TARİHÎ KAYIT

Hüzün

Basra zühd okulunun alâmet-i fârikası.

Metni gösterMetni daralt

Hüzün kavramı, Hasan-ı Basrî'nin öncülüğünü yaptığı Basra zühd okulunun karakterini ifade eden terimlerden biri olmuştur.

Kaynak hüznün ne olmadığını da söyler: bir amaç değil, insanın sonlu oluşunu farketmesinin bir göstergesidir. Sorumluluk şuurunun sürmesinin sâiki olarak sâlih amelin de en önemli dayanağıdır.

Çünkü her insan, geçmiş günahlarının yükünü taşıdığı gibi gelecekte işleyebileceği hataların da önündedir; mâzi ile istikbal arasındaki bu kaygı, hüznün beslendiği uyanık kalma hâlini ifade eder.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, II, 132-133.
TARİHÎ KAYIT

İbtilâ

Her nimetin bir imtihan olması.

Metni gösterMetni daralt

Düşüncesinde ibtilâ, dünyaya ve dünya hayatı içinde Allah'ın verdiği nimetlere bağlı olarak anlam kazanan bir kavramdır; her nimet Allah'ın insandan beklediği bir netice ile alâkalıdır.

Her insan, kendisine verilenle kurduğu ilişkiye bağlı olarak imtihan şartlarını yaşar: zenginler zenginlikle, fakirler fakirlikle, başka özellikleri olanlar (sağlık, ilim, hastalık, kötü komşu) o özellikleriyle imtihan edilir.

Sorumluluk şudur: insanın kendisine verilene hâkim olması, onun hükmü altına girmemesi. Bu yüzden akıllı mümin, Allah'ın kendisine ihsanını arttırdığı ölçüde havfı da artan kişidir — çünkü verilen mal ibtilâ şartlarını ağırlaştırmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbnü'l-Cevzî, el-Hasan el-Basrî, s. 22, 25, 27.
TARİHÎ KAYIT

Sıdk

Söz ile fiilin, iç ile dışın örtüşmesi.

Metni gösterMetni daralt

İnsanın hem kendine hem başkalarına karşı dürüst olması anlamına gelen sıdk, Hasan-ı Basrî'nin hayatının ve düşüncesinin en temel ilkesidir. Kendi kendine karşı dürüst olmayanın başkalarına karşı dürüst olması beklenemez.

Sıdk aynı zamanda söylenenin yapılması ve sadece yapılabilecek olanın söylenmesi anlamında bir tutarlılıktır: “Müminin sözü fiilini, içi dışını, gizlisi açık olan tarafını doğrular.”

Bu özelliği sayesinde başkalarının kendisine ihtiyaç hissettiği, ama kendisinin başkalarına muhtaç olmadığı biri hâline gelmiştir; öğütlediği şeyleri önce kendisi yapar, kötü gördüğünden de önce kendisi uzaklaşırdı.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbnü'l-Cevzî, el-Hasan el-Basrî, s. 14, 18, 36.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Basra · IrakBasraHz. Ali'nin halife olmasının ardından ailesiyle geldiği ve ömrünü geçirdiği şehir; iki sefer dışında hayatını burada vaaz ve ibadetle geçirdi ve Receb 110'da (Ekim 728) burada vefat etti. “Basra halkının şeyhi, Basralılar'ın imamı” unvanları buradandır.Medine · Suudi ArabistanMedine21 (642) yılında doğduğu şehir. Annesi Hayre, Ümmü Seleme'nin âzatlısı olduğundan çocukluğu Peygamber hanesinin çevresinde geçti; on iki yaşında Kur'an'ı burada ezberledi. İlişkili kişi dosyası Hasan-ı Basrî : Hasan-ı Basrî (21/642–Receb 110/Ekim 728), Medine’de sahâbe çevresinde yetişip Basra’da tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, vaaz ve zühd geleneğini şekillendiren tâbiî âlimidir; sonraki tasavvuf silsilelerinin ortak erken halkalarındandır.el-Ulâ civarı · Suudi ArabistanVâdilkurâ120 kadar sahâbî ile görüştükten sonra gidip kendini ilme verdiği yer. Konum vadinin genel hattına göre yaklaşık verilmiştir. İlişkili kişi dosyası Hasan-ı Basrî : Hasan-ı Basrî (21/642–Receb 110/Ekim 728), Medine’de sahâbe çevresinde yetişip Basra’da tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, vaaz ve zühd geleneğini şekillendiren tâbiî âlimidir; sonraki tasavvuf silsilelerinin ortak erken halkalarındandır.Meysan · IrakMeysânBabası Yesâr'ın (Feyrûz), Irak'ın fethi sırasında Medine'ye getirilen esirler arasında bulunduğu, Basra yakınlarındaki kasaba. İlişkili kişi dosyası Hasan-ı Basrî : Hasan-ı Basrî (21/642–Receb 110/Ekim 728), Medine’de sahâbe çevresinde yetişip Basra’da tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, vaaz ve zühd geleneğini şekillendiren tâbiî âlimidir; sonraki tasavvuf silsilelerinin ortak erken halkalarındandır.Kâbil · AfganistanKâbilMühelleb b. Ebû Sufre kumandasında buraya gönderilen orduya katıldı — hayatındaki iki seferden biri. İlişkili kişi dosyası Hasan-ı Basrî : Hasan-ı Basrî (21/642–Receb 110/Ekim 728), Medine’de sahâbe çevresinde yetişip Basra’da tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, vaaz ve zühd geleneğini şekillendiren tâbiî âlimidir; sonraki tasavvuf silsilelerinin ortak erken halkalarındandır.Kûfe · IrakKûfeBasra ile birlikte Irak'ın iki büyük ilim merkezinden biri; Emevî valilerinin idare ettiği ve Haccâc'ın Saîd b. Cübeyr'i katlettiği bölgenin merkezi. İlişkili kişi dosyası Hasan-ı Basrî : Hasan-ı Basrî (21/642–Receb 110/Ekim 728), Medine’de sahâbe çevresinde yetişip Basra’da tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, vaaz ve zühd geleneğini şekillendiren tâbiî âlimidir; sonraki tasavvuf silsilelerinin ortak erken halkalarındandır.Dımaşk · SuriyeDımaşk (Emevî merkezi)Abdülmelik b. Mervân'a kader risâlesini, Ömer b. Abdülazîz'e ise tavsiye mektuplarını gönderdiği hilâfet merkezi. İlişkili kişi dosyası Hasan-ı Basrî : Hasan-ı Basrî (21/642–Receb 110/Ekim 728), Medine’de sahâbe çevresinde yetişip Basra’da tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, vaaz ve zühd geleneğini şekillendiren tâbiî âlimidir; sonraki tasavvuf silsilelerinin ortak erken halkalarındandır.Vâsıt · IrakVâsıtHaccâc'ın Irak valiliği sırasında kurduğu ve idare merkezi yaptığı şehir; Hasan-ı Basrî'nin ağır dille kınadığı yönetimin üssüdür. Harabelerinin konumu yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Hasan-ı Basrî : Hasan-ı Basrî (21/642–Receb 110/Ekim 728), Medine’de sahâbe çevresinde yetişip Basra’da tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, vaaz ve zühd geleneğini şekillendiren tâbiî âlimidir; sonraki tasavvuf silsilelerinin ortak erken halkalarındandır.Mekke · Suudi ArabistanMekkeRisâle fî fazli Mekke 'nin konusu; şehirlerin faziletine dair yazılmış ilk eserlerdendir. İlişkili kişi dosyası Hasan-ı Basrî : Hasan-ı Basrî (21/642–Receb 110/Ekim 728), Medine’de sahâbe çevresinde yetişip Basra’da tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, vaaz ve zühd geleneğini şekillendiren tâbiî âlimidir; sonraki tasavvuf silsilelerinin ortak erken halkalarındandır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, II, 134
  2. [2]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ
  3. [3]İbn Sa'd, et-Tabakāt, VII, 169
  4. [4]İbn Sa'd, et-Tabakāt, VII, 172
  5. [5]İbn Sa'd, et-Tabakāt, VII, 176
  6. [6]İbn Sa'd, et-Tabakāt, VII, 171
  7. [7]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hasan-ı Basrî”, c. 16, s. 291-293
  8. [8]Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, II, 132
  9. [9]İbnü'l-Cevzî, el-Hasan el-Basrî, s. 34
  10. [10]Câhiz, el-Beyân ve't-tebyîn, III, 130
  11. [11]İbnü'l-Cevzî, el-Hasan el-Basrî, s. 22
  12. [12]Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, II, 156
  13. [13]Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, II, 132-133
  14. [14]İbnü'l-Cevzî, el-Hasan el-Basrî, s. 22, 25, 27
  15. [15]İbnü'l-Cevzî, el-Hasan el-Basrî, s. 14, 18, 36
  16. [16]İbnü'l-Cevzî, el-Hasan el-Basrî, s. 44
  17. [17]İbnü'l-Cevzî, el-Hasan el-Basrî, s. 23, 27, 46-47
  18. [18]Ebû Tâlib el-Mekkî, Kūtü'l-kulûb, II, 8
  19. [19]Muhâsibî / Câhiz, III, 134-135 / Ebû Nuaym, II, 145-146
  20. [20]Risâle fi'l-kader (Kādî Abdülcebbâr, Fazlü'l-i'tizâl içinde), s. 215-223
  21. [21]Ebû Tâlib el-Mekkî, Kūtü'l-kulûb, I, 153 / İbnü'l-Cevzî, s. 18
  22. [22]Cerrâhî silsilenâmesi (dergâh kaydı) · karşılaştırma: TDV İslâm Ansiklopedisi
  23. [23]Kādî Abdülcebbâr, Fazlü'l-i'tizâl, s. 215-223
  24. [24]Tefsîrü'l-Hasan el-Basrî (nşr. Muhammed Abdürrahîm), I-II, Kahire
  25. [25]Köprülü Ktp., nr. 1603/1; Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 1849M
  26. [26]ez-Zühd (nşr. Muhammed Abdürrahîm), Kahire 1991
  27. [27]Mevsûatü fıkhi'l-Hasan el-Basrî (nşr. M. Revvâs Kal'acî), I-II, Beyrut 1989
  28. [28]Ebü'l-Ferec İbnü'l-Cevzî, el-Hasan el-Basrî (nşr. Hasan es-Sendûbî), Kahire 1931
  29. [29]Erhan Yetik, “Habîb el-Acemî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XIV, s. 370; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ VI, s. 149-155; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb II, s. 189
  30. [30]Silsile-i Cerrâhiyye ve Halvetiyye kol şeması
  31. [31]TDV İslâm Ansiklopedisi — Hasan-ı Basrî
  32. [32]Kişi kartı kaynak paketi — Hasan-ı Basrî
Ortak kaynak kataloğunu aç →