Ara
Menü
ذ

Allah

الله كا

Köken ve kullanım

i, ar.

الله كا

Kaynaklardaki ortak açıklama

Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü · Süleyman Uludağ · Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü · Prof. Dr. İsmail Parlatır

  1. Lafza-i celal, ism-i azam, yani Yüce Yaratıcı'nın en büyük ve en muazzam ismi. 2. Ma‘bûd bi'l-hak, mutlak ilah. Haklı ve meşru olarak yalnızca O'na kulluk edilip tapıldığından el-Ma‘bûd bi'l-hak, yani hakiki ve yegâne Mâbud denilmiştir O'na. O'ndan başkasına edilen ibadetlerin hiçbir değeri yoktur; gerçek anlamda buna ibadet denmez. Ayrıca başka şeylere yapılan ibadetler eninde sonunda Hakk’a gider; insan bilmeden başka şeylerin şahsında ve suretinde Hakk’a ibadet etmiş olur; ama bu başka şeyler ibadete ehil ve müstahak olmadıkları için ibadet Hakk’a gider, yani esas mahalline döner. 3. Bütün esma-i hüsnanın anlamlarını kendinde toplayan hak ilahın ismi. 4. Gerek ilim ve ayn mertebesinta 00000 / Allah sevgisi de, gerekse fiiller ve eserler mertebesinde (hazretinde) tüm zat sıfatlarını ve kemal vasıflarını kendinde toplayan, varlığı zorunlu zatın ismi. 5. Tüm ilâhî sıfat, isim ve fiilleri içeren Yüce Yaratıcı'nın en kapsamlı ismi. Arapça yazılışında Allah kelimesinde dört harf vardır: elif, (iki) lâm, ha. Elif alınacak olursa Lillâh (Hak için), birinci lâm alınacak olursa Lehâ (O'nun için), ikinci lâm da alınacak olsa Hü (O) kalır. Kısacası Allah kelimesinde her harfin bir anlamı vardır. Elif Hakk'ın zatına, birinci lâm aklın suretine, ikinci lâm ruhun suretine, he nefsin suretine işaret eder. Allah kelimesindeki harflerin ebced hesabıyla sayı değeri 66’dır. “Altmışaltıya bağlamak” deyimi, işi Allah’a havale etmektir. Bkz. Lale. Ta'rife gitmemektir evlâ Ta'rife gelir mi hiç Mevlâ M. Nâci Allah adamı Merd-i hüda; ricalü'llah'tan, ehlü'llah'tan ve evliyau'llah'tan olan kimse; hak dostu, ermiş, kötülüklerden arınıp saf (saf-derun) hale gelmiş, süfli hislerden temizlenmiş samimi insan, hakeren. | Allah kafi (,3 (الله كا “Kuluna Allah kâfi değil mi?” “Hasbünâllâhü ve ni'mel-vekil” (Allah bize kâfi, O ne güzel bir vekildir). Ehl-i tevhid olmak isteyen sivâ'ya meyli kes Aç gözün merdâne bak: Allah bes baki heves! Aziz Mahmud Hudâi Buradaki bes (kâfi) kelimesi b ve s harflerinden oluşur. B, Besmele'nin başındaki harftir; s Nâs Süresi'nin sonundaki harftir. Kur’ân b harfiyle ile başlar, s harfiyle sona erer. “Bes,” “Kur’ân sana yeter” demektir. “Allah bes, mâsivâ heves, ve'n-katanın.” Allah korkusu Havfu'llâh, haşyetu'llâh, mehafetu'llâh. “Hikmetin başı Allah korkusudur.” İnsan ya ‘Allah beni cehenneme gönderir, diye veya 'cennete girmekten mahrum olurum” ya da 'Allah'ın gazabına uğrarım" veyahut da “Allah'ın rızasına uygun düşmeyen bir iş yapmama serefinden ve faziletinden yoksun olurum, diye O'ndan korkar. Bkz. Havf, Heybet. Allah sevgisi Mahabbetu'llâh, hubb-i ilâhî. 1. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ
  2. Ma‘bûd bi'l-hak, mutlak ilah. Haklı ve meşru olarak yalnızca O'na kulluk edilip tapıldığından el-Ma‘bûd bi'l-hak, yani hakiki ve yegâne Mâbud denilmiştir O'na. O'ndan başkasına edilen ibadetlerin hiçbir değeri yoktur; gerçek anlamda buna ibadet denmez. Ayrıca başka şeylere yapılan ibadetler eninde sonunda Hakk’a gider; insan bilmeden başka şeylerin şahsında ve suretinde Hakk’a ibadet etmiş olur; ama bu başka şeyler ibadete ehil ve müstahak olmadıkları için ibadet Hakk’a gider, yani esas mahalline döner. 3. Bütün esma-i hüsnanın anlamlarını kendinde toplayan hak ilahın ismi. 4. Gerek ilim ve ayn mertebesinta 00000 / Allah sevgisi de, gerekse fiiller ve eserler mertebesinde (hazretinde) tüm zat sıfatlarını ve kemal vasıflarını kendinde toplayan, varlığı zorunlu zatın ismi. 5. Tüm ilâhî sıfat, isim ve fiilleri içeren Yüce Yaratıcı'nın en kapsamlı ismi. Arapça yazılışında Allah kelimesinde dört harf vardır: elif, (iki) lâm, ha. Elif alınacak olursa Lillâh (Hak için), birinci lâm alınacak olursa Lehâ (O'nun için), ikinci lâm da alınacak olsa Hü (O) kalır. Kısacası Allah kelimesinde her harfin bir anlamı vardır. Elif Hakk'ın zatına, birinci lâm aklın suretine, ikinci lâm ruhun suretine, he nefsin suretine işaret eder. Allah kelimesindeki harflerin ebced hesabıyla sayı değeri 66’dır. “Altmışaltıya bağlamak” deyimi, işi Allah’a havale etmektir. Bkz. Lale. Ta'rife gitmemektir evlâ Ta'rife gelir mi hiç Mevlâ M. Nâci Allah adamı Merd-i hüda; ricalü'llah'tan, ehlü'llah'tan ve evliyau'llah'tan olan kimse; hak dostu, ermiş, kötülüklerden arınıp saf (saf-derun) hale gelmiş, süfli hislerden temizlenmiş samimi insan, hakeren. | Allah kafi (,3 (الله كا “Kuluna Allah kâfi değil mi?” “Hasbünâllâhü ve ni'mel-vekil” (Allah bize kâfi, O ne güzel bir vekildir). Ehl-i tevhid olmak isteyen sivâ'ya meyli kes Aç gözün merdâne bak: Allah bes baki heves! Aziz Mahmud Hudâi Buradaki bes (kâfi) kelimesi b ve s harflerinden oluşur. B, Besmele'nin başındaki harftir; s Nâs Süresi'nin sonundaki harftir. Kur’ân b harfiyle ile başlar, s harfiyle sona erer. “Bes,” “Kur’ân sana yeter” demektir. “Allah bes, mâsivâ heves, ve'n-katanın.” Allah korkusu Havfu'llâh, haşyetu'llâh, mehafetu'llâh. “Hikmetin başı Allah korkusudur.” İnsan ya ‘Allah beni cehenneme gönderir, diye veya 'cennete girmekten mahrum olurum” ya da 'Allah'ın gazabına uğrarım" veyahut da “Allah'ın rızasına uygun düşmeyen bir iş yapmama serefinden ve faziletinden yoksun olurum, diye O'ndan korkar. Bkz. Havf, Heybet. Allah sevgisi Mahabbetu'llâh, hubb-i ilâhî. 1. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ
  3. Bütün esma-i hüsnanın anlamlarını kendinde toplayan hak ilahın ismi. 4. Gerek ilim ve ayn mertebesinta 00000 / Allah sevgisi de, gerekse fiiller ve eserler mertebesinde (hazretinde) tüm zat sıfatlarını ve kemal vasıflarını kendinde toplayan, varlığı zorunlu zatın ismi. 5. Tüm ilâhî sıfat, isim ve fiilleri içeren Yüce Yaratıcı'nın en kapsamlı ismi. Arapça yazılışında Allah kelimesinde dört harf vardır: elif, (iki) lâm, ha. Elif alınacak olursa Lillâh (Hak için), birinci lâm alınacak olursa Lehâ (O'nun için), ikinci lâm da alınacak olsa Hü (O) kalır. Kısacası Allah kelimesinde her harfin bir anlamı vardır. Elif Hakk'ın zatına, birinci lâm aklın suretine, ikinci lâm ruhun suretine, he nefsin suretine işaret eder. Allah kelimesindeki harflerin ebced hesabıyla sayı değeri 66’dır. “Altmışaltıya bağlamak” deyimi, işi Allah’a havale etmektir. Bkz. Lale. Ta'rife gitmemektir evlâ Ta'rife gelir mi hiç Mevlâ M. Nâci Allah adamı Merd-i hüda; ricalü'llah'tan, ehlü'llah'tan ve evliyau'llah'tan olan kimse; hak dostu, ermiş, kötülüklerden arınıp saf (saf-derun) hale gelmiş, süfli hislerden temizlenmiş samimi insan, hakeren. | Allah kafi (,3 (الله كا “Kuluna Allah kâfi değil mi?” “Hasbünâllâhü ve ni'mel-vekil” (Allah bize kâfi, O ne güzel bir vekildir). Ehl-i tevhid olmak isteyen sivâ'ya meyli kes Aç gözün merdâne bak: Allah bes baki heves! Aziz Mahmud Hudâi Buradaki bes (kâfi) kelimesi b ve s harflerinden oluşur. B, Besmele'nin başındaki harftir; s Nâs Süresi'nin sonundaki harftir. Kur’ân b harfiyle ile başlar, s harfiyle sona erer. “Bes,” “Kur’ân sana yeter” demektir. “Allah bes, mâsivâ heves, ve'n-katanın.” Allah korkusu Havfu'llâh, haşyetu'llâh, mehafetu'llâh. “Hikmetin başı Allah korkusudur.” İnsan ya ‘Allah beni cehenneme gönderir, diye veya 'cennete girmekten mahrum olurum” ya da 'Allah'ın gazabına uğrarım" veyahut da “Allah'ın rızasına uygun düşmeyen bir iş yapmama serefinden ve faziletinden yoksun olurum, diye O'ndan korkar. Bkz. Havf, Heybet. Allah sevgisi Mahabbetu'llâh, hubb-i ilâhî. 1. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ
  4. Gerek ilim ve ayn mertebesinta 00000 / Allah sevgisi de, gerekse fiiller ve eserler mertebesinde (hazretinde) tüm zat sıfatlarını ve kemal vasıflarını kendinde toplayan, varlığı zorunlu zatın ismi. 5. Tüm ilâhî sıfat, isim ve fiilleri içeren Yüce Yaratıcı'nın en kapsamlı ismi. Arapça yazılışında Allah kelimesinde dört harf vardır: elif, (iki) lâm, ha. Elif alınacak olursa Lillâh (Hak için), birinci lâm alınacak olursa Lehâ (O'nun için), ikinci lâm da alınacak olsa Hü (O) kalır. Kısacası Allah kelimesinde her harfin bir anlamı vardır. Elif Hakk'ın zatına, birinci lâm aklın suretine, ikinci lâm ruhun suretine, he nefsin suretine işaret eder. Allah kelimesindeki harflerin ebced hesabıyla sayı değeri 66’dır. “Altmışaltıya bağlamak” deyimi, işi Allah’a havale etmektir. Bkz. Lale. Ta'rife gitmemektir evlâ Ta'rife gelir mi hiç Mevlâ M. Nâci Allah adamı Merd-i hüda; ricalü'llah'tan, ehlü'llah'tan ve evliyau'llah'tan olan kimse; hak dostu, ermiş, kötülüklerden arınıp saf (saf-derun) hale gelmiş, süfli hislerden temizlenmiş samimi insan, hakeren. | Allah kafi (,3 (الله كا “Kuluna Allah kâfi değil mi?” “Hasbünâllâhü ve ni'mel-vekil” (Allah bize kâfi, O ne güzel bir vekildir). Ehl-i tevhid olmak isteyen sivâ'ya meyli kes Aç gözün merdâne bak: Allah bes baki heves! Aziz Mahmud Hudâi Buradaki bes (kâfi) kelimesi b ve s harflerinden oluşur. B, Besmele'nin başındaki harftir; s Nâs Süresi'nin sonundaki harftir. Kur’ân b harfiyle ile başlar, s harfiyle sona erer. “Bes,” “Kur’ân sana yeter” demektir. “Allah bes, mâsivâ heves, ve'n-katanın.” Allah korkusu Havfu'llâh, haşyetu'llâh, mehafetu'llâh. “Hikmetin başı Allah korkusudur.” İnsan ya ‘Allah beni cehenneme gönderir, diye veya 'cennete girmekten mahrum olurum” ya da 'Allah'ın gazabına uğrarım" veyahut da “Allah'ın rızasına uygun düşmeyen bir iş yapmama serefinden ve faziletinden yoksun olurum, diye O'ndan korkar. Bkz. Havf, Heybet. Allah sevgisi Mahabbetu'llâh, hubb-i ilâhî. 1. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ
  5. Tüm ilâhî sıfat, isim ve fiilleri içeren Yüce Yaratıcı'nın en kapsamlı ismi. Arapça yazılışında Allah kelimesinde dört harf vardır: elif, (iki) lâm, ha. Elif alınacak olursa Lillâh (Hak için), birinci lâm alınacak olursa Lehâ (O'nun için), ikinci lâm da alınacak olsa Hü (O) kalır. Kısacası Allah kelimesinde her harfin bir anlamı vardır. Elif Hakk'ın zatına, birinci lâm aklın suretine, ikinci lâm ruhun suretine, he nefsin suretine işaret eder. Allah kelimesindeki harflerin ebced hesabıyla sayı değeri 66’dır. “Altmışaltıya bağlamak” deyimi, işi Allah’a havale etmektir. Bkz. Lale. Ta'rife gitmemektir evlâ Ta'rife gelir mi hiç Mevlâ M. Nâci Allah adamı Merd-i hüda; ricalü'llah'tan, ehlü'llah'tan ve evliyau'llah'tan olan kimse; hak dostu, ermiş, kötülüklerden arınıp saf (saf-derun) hale gelmiş, süfli hislerden temizlenmiş samimi insan, hakeren. | Allah kafi (,3 (الله كا “Kuluna Allah kâfi değil mi?” “Hasbünâllâhü ve ni'mel-vekil” (Allah bize kâfi, O ne güzel bir vekildir). Ehl-i tevhid olmak isteyen sivâ'ya meyli kes Aç gözün merdâne bak: Allah bes baki heves! Aziz Mahmud Hudâi Buradaki bes (kâfi) kelimesi b ve s harflerinden oluşur. B, Besmele'nin başındaki harftir; s Nâs Süresi'nin sonundaki harftir. Kur’ân b harfiyle ile başlar, s harfiyle sona erer. “Bes,” “Kur’ân sana yeter” demektir. “Allah bes, mâsivâ heves, ve'n-katanın.” Allah korkusu Havfu'llâh, haşyetu'llâh, mehafetu'llâh. “Hikmetin başı Allah korkusudur.” İnsan ya ‘Allah beni cehenneme gönderir, diye veya 'cennete girmekten mahrum olurum” ya da 'Allah'ın gazabına uğrarım" veyahut da “Allah'ın rızasına uygun düşmeyen bir iş yapmama serefinden ve faziletinden yoksun olurum, diye O'ndan korkar. Bkz. Havf, Heybet. Allah sevgisi Mahabbetu'llâh, hubb-i ilâhî. 1. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ
  6. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ
  7. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

Kainatın yegane yaratıcısının zat ismi. ism-i celal. Lafza-i celal. İsm-i a’zam. Varlığına, ilk insan Hz. Adem ile inanılan ve bağlanılan en yüce varlık. Allah’ın varlığının alametleri her yerde bulunmaktadır. Maddi bir varlık olmadığı için, maddeye bulanmış varlıklar, Allah’ı doğrudan doğruya göremezler, görmeye tahammül edemezler. Hz. Musa’nın Tur-ı Sina’da Allah’ı görme isteğine karşılık meydana gelen durum, bunun en güzel misalidir. Güneşin ışığına bile dayanamıyan bir göz, nasıl olur da kainatın yaratıcısı ve ilk sebebini görebilir? O’nun varlığı, kalplerde daha iyi hissedilir. Medeni veya vahşi her milletin, her kavmin dilinde O’na tekabül eden bir kelime mutlaka vardır. Bütün milletlerin tarihlerinde, batılı milletlerin kanunlarının başında, kitapların başlangıcında, paraların üzerinde, sanatkarların eserlerinde, şairlerin mısralarında, dindarların dudaklarında veya kalplerinde, filozofun düşüncesinde, kafirlerin inkarında, bilim adamının araştımalarında özet olarak her yerde O’nun ismiyle karşılaşmak daima mümkündür. O, mutlak varlıktır. Yoklukla karışmış vaziyette değildir. Mükemmeldir, noksanlıklardan beridir. Zaruri, ezeli ve ebedi varlıktır. O, sübjektir veya objektif varlık değildir. Öyle olsaydı, insan O’nu tasavvur edebilirdi. Kur’an’a göre O’na benzer hiç bir şey yoktur. O, obje ve sübjeye göre değişmeyen, izafi olmayan mutlak varlıktır. Mutlak varlık olmasaydı, mutlak yokluk olurdu. Mutlak yokluk ise yoktur. Allah, gayr-i şahsi ve âlemle karışmış bir varlık değildir. Panteistlerin dediği gibi, O, âlemin içinde değildir. Âlemin dışında varlıkları hür iradesiyle yaratmıştır. Eğer, O yaratıcı olmasaydı, âlem ve varlık, şuursuz bir tesadüfün eseri olurdu. Bu ise, mümkün değildir. Mümkün olsa bile hürriyet ve düzen olmazdı. Hürriyet olmasaydı, însan hürriyeti, dolayısıyla sorumluluğu ve ahlakı da mesnetsiz kalırdı. Tıpkı varlığının mesnetsiz kalışı gibi. Demek ki O, ontolojik yönden tek prensip olup, var oluşun ve külli faaliyetin en üstün sebebidir. Mantık yönünden âlemdeki nizamın, insandaki aklın, eşya ile düşünce arasındaki tavassufun üstün prensibidir. Allah, fiil sahibi mutlak fail olarak düşünülünce, insanı sonsuzca aşan, insanlığa emirler veren, tavsiyelerde bulunan, ona yol gösteren, kendisine ibadet edilen âlemin düzenini kuran ve kontrol altında tutan bir varlık akla gelir. Allah’ın varlığını ispat için çeşitli deliller ileri sürülmüştür: Bunlar, fizik, metafizik (ontolojik), ahlaki ve ilmi deliller olmak üzere çeşitli gruplara ayrılabilir. Allah’ın varlığına akıl ile nüfuz edilemez. O’na ancak inanılır. Çünkü aklı aşan ve onu yaratan bir varlığı akıl kavrayamaz ve kuşatamaz (La tüdrikuhu’l-ebsar vehuve yudriku’l-ebsar). En’âm/103. insan zihni de, O’nu bu yüzden tasavvur edemez. Allah’tan vazgeçmek ve problem olarak dahi O’nun dışında kalmak mümkün değildir. Materyalistler bile bu hususu problem edinmişlerdir. Nietsche, Nicolai Hartmann ve benzeri filozoflar, Allah’ı inkar etmek suretiyle, kendi varlıklarını tasdik edebileceklerini ileri sürmüşlerdir. Bunlara Sartre’ı da dahil etmek mümkündür. August Comte, insanlığı tanrılaştırarak yine bu probleme yer vermiştir. Friedrich Nielsche de insanı tanrılaştırarak, aynı şeyi menfi yönden yapmıştır. Allah’ı inkar edip, insanı âlem ve madde içinde eritmek materyalist felsefelerin işidir. Âlemi ve insanı Allah ile birleştirmek ise panteist anlayışların kârıdır. Bu ifratların hepsinden kurtulmak, Allah’ı ve yaratıcılığını, O’na teslimiyeti kabul etmekle mümkün olur. O zaman varlıklar, değerlerine göre âlemde yerlerini bulurlar.Allah, Kur’an’ı Kerim’de kendisini doksan dokuz kadar isimle kullarına tanıtmıştır. Şimdi kısaca Esmau’l-Hüsna denilen bu isimlere göz atalım :Allah : Zat ismi. Ulûhiyete mahsus sıfatların hepsini kendisinde toplamış bulunan, Zat-ı Vacibü’l-Vücud’a delalet eden isim olup sayılan isimler içinde ism-i a’zamdır.er-Rahman : Ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet dileyen, sevmediğini, sevdiğini ayırdetmeyerek bütün yaratıkları sayısız nimet, boğan manasınadır.er-Rahim : Pek ziyade merhamet edici verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vermek suretiyle mükafatlandırıcı.el-Melik : Bütün kainatın sahibi, mutlak surette hükümdarı.el-Kuddus : Hatadan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz.es-Selâm : Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan, kullarını her türlü tehlikeden selamete çıkaran, cennetdeki bahtiyar kullarına selâm eden.el-Mü’min : Gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendisine sığınanlara iman verip onları koruyan, rahatlandıran.el-Müheymin : Gözetici ve koruyucu.el-Aziz : Mağlup edilmesi mümkün olmayan galip.el-Cebbar : Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.el-Mütekebbir : Her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.el-Hâlık : Her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tayin ve tespit eden ve ona göre yaratan, yoktan var eden.el-Bâri : Eşyayı ve her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun ve mülayim bir halde yaratan.el-Musavvir : Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren. Mağfireti, gufranı, bağışlaması pek çok. Her şeye, her istediğini yapacak suretteel-Gaffârel-Kahhâr galip ve hakim.el-Vahhâb duran.er-Rezzâk ihsan eden.el-Fettâh : kolaylaştıran.el-Alim el-Kabıdel-Bâsitel-Hafıder-Râfi :el-Mu’izzel-Müzilles-SemiÇeşit çeşit nimetleri daima bağışlayıp Yaradılmışlara faydalanacakları şeyleri : Her türlü müşkili çözen, açan, Her şeyi çok iyi bilen. Sıkan, daraltan. Açan, genişleten. Yukarıdan aşağıya indiren alçaltan. Yukarı kaldıran, yükselten. : izzet veren, ağırlayan. Zillete düşüren, hor ve hakir gören. İyi işiten.el-Basir : iyi gören.el-Hakem : Hükmeden, hakkı yerine getiren.el-Adl : Çok adaletli.el-Latif : En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemiyen, en ince şeyleri yapan, ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran.el-Habir : Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan.el-Halim : Hilmi çok. Kula hakettiği halde hemen cezasını vermeyip, geciktiren, müsaade veren.el-Azim : Pek azametli.el-Gafur : Mağfireti çok.eş-Şekur : Kendi rızası için yapılan iyi işleri daha ziyadesi ile karşılayan.el-Aliyyü : Pek yüksek.el-Kebir : Pek büyük.el-Hafiz : Yapılan işleri bütün tafsilatıyla tutan, her şeyi belli vaktine kadar afat ve beladan saklayan.el-Mukit : Her yaratılmışın rızkını veren.el-Hasib : Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin bütün tafsilat ve teferruatiyle hesabını en iyi bilen.el-Celil : Celâlet ve ululuk sahibi.el-Kerim : Keremi bol.er-Rakib : Bütün varlık üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan.el-Mücib : Kendine yalvaranların isteklerini veren.el-Vâsi : Geniş ve müsaadekâr.el-Hakîm : Buyrukları ve bütün işleri hikmetli.el-Vedûd : iyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren yahut sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya biricik layık olan.el-Mecîd : Şanı büyük ve yüksek.el-Bâis : Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran.eş-Şehîd : Her zaman ve her yerde hâzır ve nazırel-Hakk : Varlığı hiç değişmeden duran.el-Vekil : İşlerini yoluyla kendisine bırakanların işini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyi temin eden.el-Kavi : Pek güçlü.el-Metin : Çok sağlam.el-Veliyy : İyi kullarına dost.el-Hamîd : Ancak kendisine hamd ü sena olunan, bütün varlığın diliyle biricik öğülen.el-Muhsî : Bir bir her şeyin sayısını bilen. Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak ilkel-Mübdi: baştan yaratan.el-Mu’id : el-Muhyîel-Mümit :el-Hayy :el-Kayyumel-Vâcid :el-Mâcid :el-Vâhid :Yaratılmışları yok ettikten sonra, tekrar Can bağışlayan, sağlık veren Canlı bir mahlukun ölümünü yaratan. Diri, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten.: Gökleri ve her şeyi tutan.istediğini, istediği vakit bulan. Kadr ü şanı büyük, kerem ve semahatı bol. Tek. Zatında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şeriki (ortağı) veya benzeri bulunmayan.es-Samed : Hacetlerin bitirilmesi, ıztıraplarm giderilmesi için tek merci.el-Kâdir : İstediğini, istediği gibi yapmaya gücü yeten.el-Muktedir : Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden.el-Mukaddim : İstediğini ileri geçiren, öne alan.el-Muahhir : istediğini geri koyan, arkaya bırakan,el-Evvel : Kendisinden önce bir ilk bulunmayan “İlk”.el-Âhir : Kendisinden sonra bir son bulunmaya “Son”.ez-Zâhir : Aşikâr.el-Bâtın : el-Vâli : Bu muazzam kâinatı ve her an olup biten hadiseleri, tek başına tedbir ve idare eden.el-Müteâ’li : Yaratılmışlar hakkında, aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce.el-Berr : Kulları hakkında müsâid bulunan, iyiliği, ve bahşişi çok olan.et-Tevvâb : Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.el-Müntakim : Suçluları, adaleti ile hak ettikleri cezaya çarptıran.el-Afüvv : Afvı bol.er-Rauf : Pek şefkatli, çok acıyan.Malikü’l-Mülk : Mülkün ebedi sahibi, hükümdarı.Zülcelali ve’l-İkrâm : Hem büyüklük sahibi, hem de fazi u kerem sahibi.el-Muksit : Bütün işlerini denk ve birbirine uygun ve yerli yerinde yapan.el-Câmi : İstediğini istediği zaman, istediği yerde toplayan.el-Ganiyy : Çok zengin ve her şeyden müstağni, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan.el-Muğni : İstediğini zengin eden.el-Mâni : Bir şeyin meydana gelmesine müsaade etmeyen.ed-Dârr : Elem ve zarar verici şeyler yaratan.en-Nâfi : Hayır ve menfaat verici şeyler yaratan.en-Nur : Âlemleri nurlandıran, islediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran.el-Hâdi : Hidayeti yaratan, istediği kulunu hayırlı ve karlı yollara muvaffak kılan, muradına erdiren.el-Bedi : Örneksiz, misalsiz, acaib ve hayret verici âlemleri icad eden.el-Bâki : Varlığının sonu olmayan.el-Vâris : Servetlerin geçici sahipleri, elleri boş olarak yokluğa döndükten sonra, varlığı devam eden servetlerin hakiki sahibi.er-Reşîd : Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp dosdoğru ve bir nizam ve hikmet üzere akıbetine ulaştıran.es-Sabûr : Çok sabırlı.Allahü Teala’nın bu güzel isimleri, çeşitli kaynaklara göre daha çoktur. Biz burada sadece Allah’ın Kur’an-ı Kerim’inde bildirdiklerini zikrettik. Süleyman Cezulî’nin Delâil-i Hayrat adlı eserinde bu sayının yüz bir olduğunu görürüz.Dikkat edilirse, Allah’ın bu isimlerinin bir kısmının insanda sınırlı halde, sıfat olarak bulunduğu görülür: Görmek, işitmek, sabırlı olmak, zarar vermek, faydalı olmak, affetmek, şefkatli olmak, vs. gibi. Yine bir kısım isimler vardır ki bunlar yaratıklarda bulunmaz. Öncesi olmamak, yeniden diriltmek, vs. gibi.Bazı hadis-i şeriflerde, Allah’ın doksan dokuz ismini ezberleyip her gün okuyanın cennete gireceği müjdelenmektedir. Yine, çeşitli Kur’an ayetlerinde Allah, kendisine bu güzel isimlerle dua edilmesini tavsiye etmektedir.Allah kelimesinin üzerinde etimolojik açıdan bir hayli tartışmalar vuku bulmuştur. Bunlardan en dikkati çekeni, Allah kelimesinin dünya üzerindeki hiç bir lisanda bulunmadığı, bu nedenle, Allah kelimesinin Allahça olduğudur. Bir başka dikkat çeken açıklama da şudur : Allah kelimesi ve-le-he’den türemiştir. Bu kelime de, dişi devenin yavrusuna duyduğu aşırı sevgi ve şefkati ifade eder. Burada, şu husus antr-parantez olarak kaydedilir: Deve, hayvanlar içinde yavrusuna en fazla şefkat besleyen bir hayvandır. Bu, yavrusuna zarar vereni öldürecek derecede aşırı bir sevgidir. İşte Allah kelimesi, bu sevgi ve şefkatten türemiştir.

İlgili maddeler

Sözlüğe dön