Ara
Menü

TASAVVUF SÖZLÜĞÜ

ذ

Havf

Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları

Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları · Mahmud Esad Erkaya

1.4.1. Havf ve Recâ Mutasavvıflar havf ( ف وخلا) ve recâ ( ء اجرلا) kavramlarını müminde eşit oranda bulunması gereken iki güzel haslet olarak değerlendirmektedirler. Nitekim sûfîler arasında meşhur olan “Havf ve recâ amelin iki kanatıdır, onlarsız uçulmaz.” sözü,638 her iki kavramın 635 Bkz. Mukatil b. Süleyman, Tefsîr, IV, 129; Taberî, Tefsîr, XVIII, 578. 636 Tüsterî, Tefsîr, s.

153.

Yakîn kavramı hadislerde de yer alan bir kavramdır.

Nitekim Kuşeyrî’nin eserinde yer verdiği yakîn kelimesinin de yer aldığı hadiste Resûlüllah (sas) şöyle buyurmaktadır: “Allah’ı kızdırarak kimseyi hoşnut etme.

Allahu Teâlâ’nın verdiği nimetten dolayı kimseyi övme. Allah’ın vermediği bir nimetten dolayı kimseyi yerme. Hiçbir muhteris Allah’ın takdir ettiği bir rızkı sana ulaştıramayacağı gibi mükrih de senden bu rızkı alıkoyamaz. Allahu Teâlâ adaleti ile rahatı ve neşeyi rızâ ve yakînin içine, tasa ve hüznü ise şüphe ve öfkenin içine yerleştirmiştir.” Ebü’l-Kâsım Süleyman b.

Ahmed b.

Eyyûb el-Lahmî Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebir, thk.

Hamdi Abdülmecid Selefî, Mektebetü İbn Teymiyye, Kahire, ty., X, 215, no. 10514. Bkz. Kuşeyrî. 637 Gazâlî, İhyâ, IV, 389. 638 Serrâc, el-Luma‘, s.

57.

tasavvuftaki önemine işaret etmektedir.

Havf ve recâ kavramlarına tasavvuf kaynaklarında umumiyetle haller ve makamlar arasında yer verilmektedir.

Söz gelimi Serrâc, Kelâbâzî, Ebû Tâlib el- Mekkî, Kuşeyrî ve Herevî havf kavramını hal yahut makam olarak ele alan mutasavvıflardandır.639 Ayrıca Serrâc, havfı muhabbet ile birlikte ele almaktadır.

Nitekim ona göre kimi sûfî muhabbet ile kimisi i se havf i le Allah’a yakınlaşmakta olduğu için havf v e muhabbet hallerinin birlikte ele alınmasını gerekli kılmaktadır.640 Recâ kavramını ise Serrâc gibi bazı sûfîler hal olarak kabul etmekle birlikte641 recâyı makamlar arasında ele alan sûfîler de bulunmaktadır.

Ebû Tâlib el-Mekkî ve Herevî, recâyı makam olarak sınıflandıran sûfîler arasındadır.642 Gazâlî ise eserinin “Münciyât” bölümünde recânın sâliklerin makamlarından, tâliblerin ise hallerinden olduğunu belirterek havf kavramı ile birlikte ele almıştır.643 Sözlükte “korkmak, kaygılanmak, ürkmek, endişe duymak” gibi anlamlara gelmekte olan havf, dînî literatürde hoşlanılmayan bir durumun başa gelmesinden veya arzulanan bir şeyin elde edilememe ihtimalinden dolayı duyulan kaygı ve korku anlamında kullanılmaktadır.644 Tasavvufta ise kelime anlamıyla doğrudan irtibatlı olarak insanın Allah katındaki durumu hakkında hissettiği korku ve kaygıları ifade etmektedir.645 Kuşeyrî, havfın geleceğe dair bir korku olduğunu söylemektedir.

Nitekim insan ya hoşlanmadığı bir şeyin başına gelmesinden ya da istediği bir şeyi kaçırmaktan korkar.

Bu iki korku da istikbâle dairdir, içinde bulunulan zaman ile ilgili değildir.

Allah’tan korkmak ise onun dünyada veya âhirette kendisini cezalandırabilecek olmasından dolayıdır.646 639 Havf kavramına Serrâc haller arasında Kelâbâzî ve Ebû Tâlib el-Mekkî makamlar arasında, Kuşeyrî haller ve makamlara dair ayırdığı bölümde, Herevî ise “Ebvâb” bölümündeki makamlar arasında yer vermiştir.

Gazâlî ise havf kavramını, eserinin “Münciyât” bölümünde recâ kavramı ile birlikte ele almıştır. Bkz. Serrâc, el-Luma‘, s.

55; Kelâbâzî; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 375; Kuşeyrî, er-Risâle, s.

162; Herevî; Gazâlî, İhyâ, IV, 205. 640 Serrâc, el-Luma‘.

641 Serrâc, el-Luma‘. Kuşeyrî, sûfîlerin halleri ve makamları bölümünde yer vermiştir. Kuşeyrî. 642 Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 356; Herevî. 643 Gazâlî, İhyâ, IV, 186. 644 Bkz..

Râgıb el-İsfahânî; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, XV, 1290; Cürcânî, et-Ta‘; Mustafa Kara, “Havf”, DİA, İstanbul, 1997, XVI, 528.

645 Bkz.

Tehânevî, Keşşâf, I, 766; Kara, “Havf”, DİA, XVI, 528.

646 Kuşeyrî, er-Risâle, s.

161.

Serrâc, Allah’a yaklaşması esnasında, kalbinin, efendisinin azametini, heybetini, kudretini müşâhede eden kulu havf (korku), hayâ ve vecel (ürperti) halinin kuşatacağını, buna mukabil Allah’a yaklaşması esnasında kalbinin efendisinin lütfunu, şefkatini, ihsânını ve sevgisini müşâhede eden kulu ise muhabbet, şevk, istek ve beka arzusu kaplayacağını söylemektedir.647 Recâ ise sözlükte “ümit, emel, ummak, beklenti içinde olmak, istemek yahut içerisinde mutluluk ve rahatlık olan bir şeyin elde edileceğine dair zan” anlamlarına gelmektedir.648 Tasavvuf terminolojisinde, kulun Allah’ın rahmetine güvenerek ümit içinde olmasını ifade etmektedir.649 Kuşeyrî’ye göre recâ, kalbin gelecekte elde edilebilecek bir isteğe takılıp kalmasıdır.

Recâ da tıpkı havf gibi istikbalde vuku bulması umulan bir şey ile ilgilidir.

Kuşeyrî’ye göre recâ t emenniden farklıdır.

Nitekim temenni, sahibini gayret ve çaba sarf etmekten alıkoyarak tembelliğe sevk eder.

Recâda ise böyle bir durum söz konusu değildir. Recâ övülmüş bir haslet iken, temenni ise hastalıklıdır.650 Serrâc recâyı üç kısma ayırarak tarif eder. İlki Allah hakkında (هللا يف ءاجر) olan recâdır ki, kulun Allah’tan başkasından hiç bir şey ummaması anlamına gelir. Nitekim Şiblî’ye göre recâ, mâsivânın rabbi ile kendisi arasına girmemesini ummaktır.

İkincisi Allah’ın rahmetinin genişliği konusunda ümitvâr olmaktır.

Nitekim Z ünnûn-ı Mısrî “Allah’ım!

Kendi amellerimizden çok senin rahmetinin genişliğinden ümitvârız.

Senin affediciliğine dair güvenimiz ve ümidimiz azabına olan korkumuzdan daha çoktur.” şeklinde dua etmektedir.

Üçüncüsü ise Allah’ın vereceği sevaplar konusunda ümitvâr olmaktır.651 Gazâlî, havf v e recâ kavramlarını tıpkı diğer kavramlar için yapmış olduğu gibi geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek ile ilişkilendirerek açıklar.

Geçmişe ait bir hadiseyi hatırlamaya zikir ve tezekkür, hâlihazırda olan bir şeyi kalp ile hissetmeye vecd, zevk ve idrak, gelecekte olması muhtemel bir vakıayı beklemeye ise intizar ve tevakku’ adı verilir.

İşte bu bekleyiş istenmeyen ve so- 647 Serrâc, el-Luma‘.

648 Râgıb el-İsfahânî; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, XVII, 1604; Cürcânî, et- Ta‘.

649 Süleyman Uludağ, “Recâ”, DİA, İstanbul, 2007, XXXIV, 502. 650 Kuşeyrî.

651 Serrâc, el-Luma‘, s.

57.

nucunda elem verecek bir hadise ise bu bekleyişe havf, t am aksine hoşa giden ve umulan bir şey ise buna da recâ a dı verilir.652 Gazâlî havfı gelecekle ilgili hoşa gitmeyecek bir beklentiden dolayı kalbin acı duyması olarak tanımlar.653 Havf kelimesinin Kur’an’da türevleriyle birlikte 124 yerde geçtiği görülmektedir.

Mukatil b.

Süleyman havf kelimesinin Kur’an’da öldürme,654 savaş,655 ilim656 ve bir şeyin şerrinden veya azaptan korkma657 olmak üzere dört ayrı anlamda kullanıldığını belirtmektedir.658 İbnü’l- Cevzî bunlara ilaveten havf kelimesinin bir de zan659 anlamında kullanıldığını ifade etmektedir.660 Mutasavvıfların havf kavramı ile ilgili delil getirdikleri âyetlerden bazıları ise şöyledir:.

اعً مَ طَ وَ افًوْ خَ مْ هُ بَّرَ نَ وعُ دْ يَ “Korku ve ümit içerisinde Rablarına dua ederler.”661 Bu âyet siyak sibak göz önünde bulundurulduğunda gecenin derinliklerinde yataklarından kalkıp Allah’a derin bir saygı ve teslimiyet ile secdelere kapanıp yakaran müminlerin halini tasvir etmektedir.

Havf kelimesinin anlamına bakıldığında tefsirlerde havfın Allah’ın azabından ve cehennemden korkmak, tamaın ise Allah’ın rahmetini ve cenneti ummak olduğu şeklinde yorumlandığı görülmektedir.662 İşârî tevillere bakıldığında ise tefsirlerde verilen bu anlamlara ilaveten havf v e tama’ kelimelerinin “hicrândan (ayrılma, terk) korkmak, Allah’a kavuşmayı ummak”, “Allah’ın öfkesinden korkmak, rızâsını ummak”, “Allah ile olan irtibatı kopartmaktan korkmak, ona vuslatı ummak” ve “Allah’ın mekrinden korkmak, ona ulaşmayı ummak” anlamlarının verildiğini görmekteyiz.663 Âyetteki havf kelimesi ile ilgili yapılan yorumların hepsi aslında kişinin kendi durumuna bakarak hatalarından dolayı Allah’tan 652 Gazâlî, İhyâ, IV, 188.

653 Gazâlî, İhyâ, IV, 205.

654 Nisâ, 4/83.

655 Ahzâb, 33/19.

656 Bakara, 2/182, 229; Nisâ, 4/35, 128; En’âm, 6/51. 657 Âl-i İmrân, 3/170; A’râf, 7/56; Secde, 16; Fussilet, 41/30. 658 Mukatil b. Süleyman. 659 Bakara, 2/229. 660 İbnü’l-Cevzî. 661 Secde, 32/16. Bkz. Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 359; Kuşeyrî. 662 Bkz. Taberî, Tefsîr, XVIII, 616; Semerkandî, el-Bahru’l-ulûm, III, 31; Vâhidî, el-Vasît, III, 453. 663 Bkz.

Tüsterî, Tefsîr, s.

125; Sülemî, Tefsîr, II, 137; Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, V, 126.

gelebilecek ceza beklentisiyle hissettiği korkuyu ifade etmektedir.

Bu anlamda havf kavramının ıstılâhlaşmasında yukarıdaki âyetin etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Öte yandan müfessirlerin ifadesiyle Allah’ın gazabından korkmak olarak anlaşılan havf kavramının mutasavvıfların tevilleriyle Allah’tan ayrı kalma gibi bir boyutta ele alınmış olduğu da görülmektedir.

Allah’tan ayrı kalmanın bir mutasavvıf için en büyük azap olduğu düşünüldüğünde işârî tevillerin de aslında müfessirlerin verdiği azap anlamının kapsamı içerisinde mütalaa edilebileceği anlaşılacaktır.

Kuşeyrî, Allah’ın kullarına havfı farz kıldığını ve yalnız Allah’tan korkmanın da imanın bir gerekliliği olduğunu ifade eder ek şu âyeti delil getirmektedir:.

نَ ينِمِ ؤْ مُ مْ تُنْكُ نْ ِٕا نِ وفُاخَ وَ مْ هُ وفُاخَ تَ الَ فَ هُ ءَ ايَلِوْ أَ ُفِّوَخُي ُناَطْيشَّ لا ُمُكِلَذ اَم َّ نٕاِ “Şeytan sizi kendi yandaşlarıyla korkutmaya çalışır.

Ama eğer siz gerçekten müminseniz onlardan değil benden korkun!”664 Kuşeyrî bu âyetin “Siz gerçekten müminseniz benden korkun!” şeklindeki son kısmını eserine alır ve büyük ihtimalle Allah’ın, şeytanın avanelerinden değil de yalnızca kendisinden korkulması gerektiğini bildirmesi gerekçesiyle bu âyeti Allah’tan korkmanın imanın bir gereği olduğuna yorar.

Kuşeyrî’nin bu yorumu havf kavramının tasavvuftaki önemine işaret etmektedir.

Kuşeyrî’nin yalnızca Allah’tan korkmanın gerekliliğine dair kaydettiği diğer bir âyet ise.

نِ وبُهَ رْ افَ يَ ايَّإِفَ دٌ حِ اوَ هٌ لَِٕا وَ هُ امَ نَِّٕا نِ يْنَثْا نِ يْهَ لَِٕا اوُذِخَّتَت اَل ُهلَّ لا َلاَقَو “Allah buyuruyor ki, ‘(Benden başka) birtakım ilahlar edinmeyin.

(Bilin ki) sizin ilahınız bir tek ilahtır.

O hâlde tek gerçek ilah olarak yalnız benden korkun.’” âyetidir.665 Tevhid vurgusunun öne çıktığı bu âyet ile ilgili olarak bazı müfessirler Allahu Teâlâ’nın tevhidden uzaklaşmaktan korkmaları konusunda müminleri uyardığını, bazı müfessirler ise tevhidden uzaklaşmanın bir sonucu olan Allah’ın gazabından korkmaları konusunda uyarıldıkları yorumlarını yapmaktadırlar.666 Kuşeyrî, havfın önemini anlatırken havf ehli müminlerin övüld üklerini belirterek şu âyeti nakletmiştir:.

مْ هِ قِ وْ فَ نْ مِ مْ هُ بَّرَ نَ وفُاخَ يَ 664 Âl-i İmrân, 3/175.

Bkz. Kuşeyrî, er-Risâle, s.

161, 162; ayrıca bkz. Serrâc, el-Luma‘, s.

89; 665 Nahl, 16/51. Bkz. Kuşeyrî. 666 Bkz. Mukatil b.

Süleyman, Tefsîr, II, 472; Taberî, Tefsîr, XIV, 246.

“Onlar, mutlak hükümranlık sahibi olarak tanıyıp bildikleri Rablerinden korkarlar.”667 Kuşeyrî her ne kadar bu âyet ile genel anlamda müminlerin methedildiklerini söylemekte olsa da gerek siyak-sibak itibariyle değerlendirildiğinde gerekse tefsirlerde yapılan açıklamalara bakıldığında668 bu âyetin meleklerle ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim bir önceki âyette “Göklerdeki ve yerdeki bütün canlılar ile melekler de Allah’a boyun eğer, onun kanunlarına uyarlar.

Ayrıca melekler Allah’a boyun eğme hususunda hiçbir büyüklük duygusuna kapılmazlar.” buyurularak669 meleklerden bahsedilmektedir.

er-Risâle şârihi E bû Yahyâ el-Ensârî (ö.

926/1520) de burada meleklerin kastedildiği açıklamasını yapmıştır.670 Kuşeyrî’nin melekler ile ilgili olan bu âyeti genele teşmil edip tüm müminleri kapsadığını düşünmüş olması muhtemeldir. Mutasavvıflar bu âyetlerin yanı sıra bir de havf kavramını Kur’an’dan yola çıkarak çeşitli şekillerde tasnif etmişlerdir.

Söz gelimi Serrâc havfı üç kısımda ele almıştır. Bunlardan ilkini “Şeytan sizi kendi yandaşlarıyla korkutmaya çalışır.

Ama eğer siz gerçekten müminseniz onlardan değil benden korkun!”671 âyetine dayandırır.

Serrâc’a göre yalnız Allah’tan korkmak, büyüklerin havfıdır.

Orta halli olanların havfı ise “Rabbinin huzuruna çıkıp hesap verme endişesiyle yaşayanlara (mükâfat olarak) iki cennet vardır.”672 âyetinde ifade edilen âhiretteki hesaba dair korkudur.

Serrâc’a göre bu orta halliler Allah’a uzak kalmaktan ve mârifetin sâfîliğinin ortadan kalkmasından k orkmaktadır.

Avamın havfı ise “Onlar kalplerin ve gözlerin korku ve dehşetten halden hale döneceği kıyâmet ve hesap gününden korkarlar.”673 âyetinde ifadesini bulan havftır.

Serrâc, burada ifade edilen havfın ise avamın, Rablerinin azametini bildiklerinden dolayı kalplerinde oluşan huzursuzluk, sıkıntı ve endi- 667 Nahl, 16/50.

Kuşeyrî. Ayrıca bkz. Herevî. 668 Bkz. Taberî, Tefsîr, XIV, 246; Sa’lebî, el-Keşf ve’l-beyân, VI, 21. 669 Nahl, 16/49.

670 Ebû Yahya Zeynüddin Zekeriyya b. Muhammed b.

Ahmed es-Süneykî el-Ensâri, Şerhu’r- Risâleti’l-Kuşeyriyye (Netâicü’l-efkâri’l-kudsiyye içerisinde) Beyrut, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2000/1420, II, 300. 671 Âl-i İmrân, 3/175. Bkz. Serrâc, el-Luma‘. 672 Rahmân, 55/46. Bkz. Serrâc, el-Luma‘, s.

55. 673 Nûr, 24/37. Bkz. Serrâc, el-Luma‘.

şeler olduğunu belirtmektedir.674 Serrâc bu taksimi havfın zorluğuna göre Kur’an’dan da yola çıkarak gerçekleştirmiştir.

Benzer bir taksime Kuşeyrî’nin er-Risâle’sinde de rastlanır ki burada E bû Ali ed-Dekkâk da havfı belirli âyetlerden yola çıkarak üç mertebeye ayırmaktadır. Bunlar havf, haşyet ve heybettir.

Ona göre havf imanın şartıdır. Nitekim K ur’an’da “Şeytan sizi kendi yandaşlarıyla korkutmaya çalışır. Ama eğer siz gerçekten müminseniz onlardan değil benden korkun!”675 buyurulmaktadır.

Haşyet ilmin şartıdır.

Nitekim “Kulları içerisinde Allah’tan gerçek mânâda korkan ancak âlim olanlardır.”676 âyeti buna işaret etmektedir.

Heybet ise mârifetin bir şartıdır “Allah, asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız konusunda uyarmaktadır.”677 âyeti buna delalet etmektedir.678 Havf kavramı ile yakın bir ilişkiye sahip olan recâ kavramı da kök itibariyle Kur’an’da otuza yakın âyette geçmektedir.

Mukatil b.

Süleyman recânın Kur’an’da u mmak679 ve haşyet680 anlamlarında kullanıldığını belirtmektedir.681 Recâ kavramı ile ilgili tasavvuf kaynaklarında yer alan âyetlere örnek olarak şunları verebiliriz:.

تٍ آ لَ هِ لَّ لا لَ جَ أَ نَّ إِفَ هِ لَّ لا ءَ اقَ لِ وجُ رْيَ نَ اكَ نْ مَ “Her kim Allah’a kavuşmayı ümit ediyorsa, Allah’ın tayin ettiği o kavuşma günü mutlaka gelecektir.”682 Serrâc ve Herevî’nin eserlerine aldığı âyette ise şöyle buyurulmaktadır:.

ارً يثِكَ هَ لَّ لا رَ كَ ذَ وَ رَ خِ آ لْا مَ وْ يَلْاوَ هَ لَّ لا وجُ رْيَ َناَك ْنَمِل ٌةَنَسَح ٌةَوْسأُ ِهلَّ لا ِلوُسرَ يِف ْمكُ لَ َناَك ْدقَ لَ “And olsun ki Resûlüllah sizin için, yani ölüm sonrasında 674 Serrâc, el-Luma‘, s.

55, 56.

675 Âl-i İmrân, 3/175. Bkz. Kuşeyrî. 676 Fâtır, 35/28. Bkz. Kuşeyrî. Ayrıca bkz.

İbn Fûrek. 677 Âl-i İmrân, 3/28. Bkz. Kuşeyrî. 678 Kuşeyrî. Havf kavramı ile ilgili olarak Tasavvuf kaynaklarında bunların dışında da bazı âyetler delil getirilmiştir.

Örneğin Gazâlî’nin havf kavramına dair eserine aldığı diğer bazı âyetler şunlardır: Fâtır, 35/28; A’râf, 7/154; Beyyine, 98/8; Hücurât, 49/13; Nisâ, 4/131; Âl-i İmrân, 3/175. Bkz.

Gazâlî, İhyâ, IV, 212.

Havf kavramı ile ilgili âyetlerin yanısıra pekçok hadis de bulunmakta ve havfın Tasavvuftaki kullanımına kaynaklık etmektedir.

Örnek olması açısından burada Kuşeyrî’nin naklettiği şu hadisi vermek yeterli olacaktır: “Sağılmış olan süt, memeye geri dönmedikçe Allah korkusundan ağlayan kimse cehenneme girmez...” Kuşeyrî.

Hadisin baş tarafı Kuşeyrî’de (نْ مَ رَانَّلا لُ خُ دْيَ ال) şeklinde olmasına karşın hadis kaynaklarında şu şekilde geçmektedir: ةِيَشْ خَ نْ مِ ىكَ بَ لٌ جُ رَ رَانَّلا جُ لِيَ الَ عِ رْضَّ لا يفِ نُ بَلَّلا دَوعُيَ ىتَّحَ هِلَّلا Tirmizî, Zühd, 8, no.

2311; Nesai, Cihad, 8, no.

3110. 679 Bkz. İsrâ, 17/57; Bakara, 2/218. 680 Bkz. Kehf, 18/110; Furkan, 25/21; Yûnus, 10/ 7; Nebe, 78/27. 681 Mukatil b.

Süleyman. Ayrıca bkz. İbnü’l-Cevzî. 682 Ankebût, 29/5. Bkz. Kuşeyrî. Herevî bu âyeti şevk makamı için vermektedir. Bkz.

Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, s.

91.

Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı arzulayan ve onu çokça zikreden kimseler için, son derece güzel bir örnektir.”683 Her iki âyette de kök itibariyle geçen recânın, “ümit etmek, arzulamak, ummak” anlamlarında kullanıldığı görülmektedir.

Ebû Tâlib el-Mekkî havf i le recânın birbirinden çok kesin çizgilerle ayrılamayacağını, recânın içerisinde her zaman havfın da yer alması gerektiğini vurgular.

Nitekim bir şeye ümit ve arzu besleyen kimse aynı zamanda onu elde edememek yahut kaçırmaktan da korkar.

Dolayısıyla bir taraftan recâ halini yaşarken diğer taraftan da havf halini de kaybetmez.

Bu sebeple Araplar recâyı havf olarak da adlandırırlar.

Ebû Tâlib el-Mekkî bu kanaatini şu âyet ile misallendirmektedir:.

ادً حَ أَ هِ بِّرَ ةِ دَ ابَعِ بِ كْ رِ شْ يُ الَوَ احً لِاصَ الً مَ عَ لْ مَ عْ يَلْفَ هِ بِّرَ ءَ اقَ لِ وجُ رْيَ نَ اكَ نْ مَ فَ “Artık kim rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa/kavuşmaktan kor kuyorsa, onu razı edecek işler yapmaya koyulsun ve rabbine kullukta/ibadette hiçbir şeyi ona ortak koşmasın.”684 Ebû Tâlib el-Mekkî’ye göre bu âyetteki (وجُ رْيَ) ifadesinin korku ve ümit anlamlarının ikisini de içerdiği kanaatindedir.685 Recâ anlamı verildiğinde Allah’a kavuşmayı arzulama, havf anlamı verildiğinde ise hata ve günahlar dolayısıyla olmalı ki Allah’a kavuşmaktan korkma anlamı verildiği anlaşılmaktadır.

Bu ifadenin iki zıt anlama gelebileceği kanaatinin tefsirlerde de yer aldığı görülmektedir.686 Gazâlî Allah’tan af ve mağfiret ummayı, kulun üzerine düşen vazifeyi yerine getirmesine bağlar.

Kul öncelikle rabbine karşı ibadetleri ve genel olarak kulluğu en güzel tarzda yerine getirmeye, yasak ve günahlardan uzak durmaya gayret edecek ki daha sonra Allah’tan bağışlanmayı umabilsin.

Nitekim Kur’an’da, رٌ وفُ غَ هُ لَّ لاوَ هِ لَّ لا تَ مَ حْ رَ نَ وجُ رْيَ كَ ئِلَوأُ هِ لَّ لا لِ يبِسَ يفِ اودُ هَ اجَ وَ اورُ جَ اهَ نَ يذِ لَّاوَ اونُمَ ٓا نَ يذِ لَّا نَّ ِٕا.

مٌ يحِ رَ “İman edip imanı uğrunda hicret eden ve Allah yolunda cihad eden kimseler var ya, Allah’ın rahmetinden ümitvâr olmayı hak edenler işte onlardır.

Allah çok affedici, çok merhametlidir.”687 683 Ahzâb, 33/21. Bkz. Serrâc, el-Luma‘, s.

57; Herevî. 684 Kehf, 18/110. Bkz. Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 360. 685 Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 360.

Serrâc tefsîrlerde, bu âyetteki kavuşmadan Allah’ın sevabının kastedildiğini belirtmektedir. Bkz. Serrâc, el-Luma‘. 686 Örneğin bkz. Taberî, Tefsîr, XV, 440; Vâhidî, el-Vasît, III, 172. 687 Bakara, 2/218. Bkz.

Gazâlî, İhyâ, IV, 189. Gazâlî’ye göre Allah’ın rahmetini ummayı hak edenler işte bunlardır.

Bunun dışındakilerin recâsı kurak b ir araziye tohum ekip kendi haline bırakarak yetişmesini beklemek gibidir.688

Sözlüğe dön