ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
58 sonuç · “Dünya”
01Abdülkādir-i Geylânî
Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.
Cemâleddîn-i Efgānî
Cemâleddîn-i Efgānî (1254/1838-1314/1897), Kahire, İstanbul, Hindistan, İran ve Avrupa arasında yürüttüğü eğitim, yayın ve siyasî faaliyetlerle İslâm dünyasında ıslah, hürriyet, dayanışma ve sömürge karşıtı düşünceyi etkileyen fikir ve siyaset adamıdır.
Hoca Ahmed Yesevî
Ahmed Yesevî (ö. 562/1166), Türkistan bozkırlarında hece vezniyle söylediği “hikmet”lerle İslâm'ı Türklere kendi dilinde anlatan Yeseviyye pîri; tarihî şahsiyetine dair vesikalar az, buna karşılık tesiri Orta Asya Türk dünyasında eşsizdir.
Kefevî Hüseyin Efendi
Kefevî Hüseyin Efendi (ö. 27 Safer 1010 / 27 Ağustos 1601), Kefe'de tâcirken dünyadan el çekip İstanbul'da ilme yönelen müderris ve kadı; üç dilde şiir söyleyen, mûsiki bilen ve Râznâme ile Sevânihu't-tefe'ül 'de devrinin aynası sayılan yüzlerce hikâye bırakan müellif.
Sa‘dî-i Şîrâzî
Sa'dî-i Şîrâzî (yak. 610-615/1213-1218 – 691/1292), Gülistân ve Bostân 'ın müellifi; gazeli müstakil bir tür olarak mükemmelliğe kavuşturmuş, sözleri atasözüne dönüşmüş ve tesiri Fars edebiyatını aşarak Türk, Urdu ve Batı dünyasına ulaşmıştır.
SÜLEYMÂN HİLMÎ EFENDİ
SÜLEYMÂN HİLMÎ EFENDİ Bedreddîn İzzî Efendi merhûmun halîfesidir.102 Aydosludur 1270 sene-i hicriyesinde (1854) Hoca İbrâhîm Efendi sulbünden dünyâya gelmiştir. On yaşına kadar Aydos’ta bulunup tahsîl için 1280/(1863)'de İstanbul’a gelmiştir. Çarşamba’da Vâlide Sultân Medresesi’nde ibtidâî tahsîlden sonra Hoca Hâfız Priştineli İbrâhîm Efendi'nin…
Süleyman Veliyyüddin Efendi
Şeyh Süleymân Veliyyüddîn Efendi Vâris-i esrâr-ı tarîkat Şeyh Süleymân Veliyyüddîn Efendi, Hz. Pîr’in şeyhi tarafından kendisine devr olunan ve ikmâl-i sülûku emr edilen zevât-ı kirâmdandır. İstanbulludur. 1084/(1673) senesinde dünyâya kadem basıp 1108/(1696-97)’de yirmiiki21 yaşında Köstendilli Ali Efendi’ye intisâb eylemiş, 1115/(1703-04)’te Hz. Nûreddîn tarafından istihlâf olunmuş olduğu gibi, 1133 senesi Zi'l-ka’desi ibtidâsı…
Şeyh İsmâil Gavsî Efendi
İsmâil Gavsî Efendi (d. 1892), Abdüşşekûr Efendi’nin oğlu; modern mektep, hukuk ve mûsiki eğitimi alan, I. Dünya Savaşı’nda görev yapan ve 1921’de Kādirîhâne postuna geçen şeyhtir.
Şeyh Murâd el-Özbeki en-Nakşıbendi
ŞEYH MURAD el-ÖZBEKİ en-NAKŞiBENDİ Keşmir veya Kabil beldesinden neş'et eyledi. 105 5/( 1 645) tarihinde dünyaya zi net-bahş olmuştur. Henüz üç yaşındayken ayaklarına felç arız olmakla kötürüm bir halde kaldı. Fakat atideki tafsilden ma'lum olacağı üzre, ayakları sağlam olandan zi yade dünyayı dolaştı. Sinni kemal bulunca, tahsll- i kemalata başlayıp…
Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi
Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi Zamânımızda İstanbul’da bulunan bu zât-ı şerîf herkesin nazar-ı dikkatini celb eder. Uzun boylu, beyaz sakallı, nûr yüzlü, siyah cübbeli, siyah amâmeyi hâvî Halvetî taclı bir pîr-i nûrânîdir. 1260/(1844) senesinde Köstendil’de Kalem Abdullâh Efendi sulbünden dünyâya gelmiştir. Ümmî-i âlimdir. Köstendil’de kibâr-ı meşâyıh-ı Ramazâniyye-i Halvetiyye’den ve veliyy-i kâmil Müderris Baba sülâlesinden Şeyh Ali…
Abdal
بدال) 1) & Bedel, Bedil. ع Abdalan (Bedel kelimesinin çoğulu olan abdal kelimesi, tekil kabul edilerek Türkçede abdallar (evlatlar gibi], Farsçada abdalan şeklinde çoğul yapılır; bir bakıma çoğulun çoğulu olmaktadır.) Sayıları yedi, yetmiş ya da kırk olarak gösterilen bir evliya zümresi. Abdal-ı Hak, abdullah, evliya, hak erenler. Dünyadan habersiz kalacak kadar kendini ahirete, gönlünü Hakk'a veren saf derun insanlar, ermişler. Bkz. Büdelâ.
Afak
& Ufuk. Ufuklar. Dünya, maddi âlem. “Mana ve gönül âlemine ise enfüs denir (Fussilet Suresi, 53) Tasavvufta Allah, afaktan çok enfüste (kalp) aranır. Afaki ayetler Hakk'ın birliğine delalet eden dış âlemdeki her zerre. Birliği çoklukta bulmak. Bkz. Ayet.
Ahkâm-ı bâtına
İç dünyaya ve kalbe ilişkin hükümler. Niyet, ihlâs, riya, kibir, tevekkül ve benzeri mânevî-ahlâkî konuların hükümlerini ifade eden klasik bir tabirdir. “Bâtınî fıkıh” diye de anılan bu alan, ibadet ve davranışların yalnız dış biçimini değil niyetini ve kalpteki etkisini ele alır; zâhirî hükümleri geçersiz sayma anlamına gelmez.
Ahlâm
Rüya, düş. 2. tas. a Hayal mertebesi, misal mertebesi. İnsan uyurken, nefs maddi âlemle ilişkisini tamamen keserse, o nefse misal âleminin suretleri yansır, tıpkı bir şeyin aynaya yansıması gibi. Sadık rüya ve ahlâm bu durumda ortaya çıkar (iFH, 6. Fas). Bkz. Rüya. Ahmed-i muhtar postu (~~ حيد محتا ريو |) Bektaşi dergâhlarında meydandaki İkiz anali a A tarikat tahun sağındaki makama verilen isim. Yeni nasip alan talip buraya geldiğinde, rehberi ona “Buna Ahmed-i muhtar postu derler. Evvelkilerin ve sonrakilerin tüm ilimleri bunun yüzü suyu hürmetine yaratılmış olup, hidayete erdiren budur. Sebeb-i icâd-ı âlem budur. Cümlenin anası atası budur” der (Po 1:30). Ahret adam— Ahret hatun Münzevi, dünyayla ilgisini kesip kendini ahirete veren, ebnâ-i ahiret (Po 1:30). Fas). Bkz. Rüya. Ahmed-i muhtar postu (~~ حيد محتا ريو |) Bektaşi dergâhlarında meydandaki İkiz anali a A tarikat tahun sağındaki makama verilen isim. Yeni nasip alan talip buraya geldiğinde, rehberi ona “Buna Ahmed-i muhtar postu derler. Evvelkilerin ve sonrakilerin tüm ilimleri bunun yüzü suyu hürmetine yaratılmış olup, hidayete erdiren budur. Sebeb-i icâd-ı âlem budur. Cümlenin anası atası budur” der (Po 1:30). Ahret adam— Ahret hatun Münzevi, dünyayla ilgisini kesip kendini ahirete veren, ebnâ-i ahiret (Po 1:30).
Âkil
Akıllı, ölçülü ve düşünerek hareket eden kimse. Tasavvuf ahlâkında âkil kişi geçici dünya arzularının tuzağına düşmeyen, sözünü ölçülü söyleyen ve âhiret yurdunu gözetendir. Emaneti, doğruluğu, iyi dostluğu ve sırrı korumak âkilin alametleri arasında sayılır. Buradaki akıl yalnız zihnî yetenek değil, davranışı hikmet ve sorumlulukla düzenleyen idraktir.
Âlem
Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.
Avâik
şe) Gaileler, engeller, mânialar, amaca ulaşılmasını aksatan ve geciktiren şeyler. tas. Kalbin Allah’a yükselmesini ve ruhun O'na açılmasını enmm mm İş Şİ, ei İş tea Pr, Oe) 2 EŞ GA Avâlimü'-lübs
A‘yân-ı sâbite
Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.
bürhân
Sözlük anlamı “açıklığa kavuşturmak, berraklaştırmak, delil getirmek’ olan bu söz, “Hak ile batılı birbirinden ayıran kesin delil” olarak tanımlanmış ve Kur’ân-ı Kerîm’de “Bakara suresi”, “Enbiya suresi”, “Mü'min suresi” nde ise “delil” anlamıyla kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in mucizeleri, Hz. Musa’nın asâsı ve “yed-i beyzâ” denilen elinin meşale gibi parlaması mucizelerine de “burhân” denilmiştir. İslâm dünyasında burhanm bir kıyas türü ve ispat metodu olduğu, mantıkta, felsefede, kelâmda ve usûl-i fıkhta kullanıldığı söz konusudur. İlk Çağ ile Orta Çağ felsefesinde sadece akim verilerine dayanan deliller bu terim ile karşılanırken modern felsefede hem aklî hem de deneye dayalı delillere burhan adı verilmiştir. Çağdaş felsefe ise bunu “burhân-ı riyâzî” olarak nitelemiştir.
Berzah
Farklı iki ortam arasında yer alan ve bu iki ortama tamamen benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam; iki şeyi birbirinden ayıran üçüncü şey, ara bölge. 2. Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT).
Beyza
Beyaz, ak. a tas, Akl-ı evvel, ilk varlık. İlk akıl amânın merkezidir. Gayb siyahlığından da ilk olarak o ayrılmıştır. Bulunduğu felekte en büyük ışık o olduğu için beyzâ adını almıştır. İlk aklın beyazlığı gaybın siyahlığına tekabül eder. Böylece zıddı sayesinde apaçık hale gelir. Varlık beyaz, yokluk siyahtır. Bundan dolayı bazı arifler fakrı beyazlık diye yorumlamışlardır. Burada fakr sözüyle imkânı kastetmişlerdir (kr). b Melekler ve ruhlar âlemine de beyzâ denir. Çok geniş olan bu âlemde pek çok yaratık bulunur ki, 75 |
Bilal
(J (بلا Bkz. Hümeyra. Bilmek-bulmak-olmak, Bil-bul-ol Tasavvufta üç mertebe Kendini bilmek, Hakk'ı bulmak, “kendini bilen Rabb'ini de bilir,” insan-ı kâmil olmak. Bayram özünü bildi bilen'i anda buldu Bulan ol kendi oldu sen seni bil sen seni Ham bodem, puhte şüdem, sühtem ham idim, piştim, yandım ifadesi bunu dile getirir. “Yolcu sensin. Yol gönüldür. Gitmek benliktendir. Gelmek kendine ben- liksiz gelmendir. Bilmek hakikati anlamaktır. Bulmak şuhud ve ıyan ile onu gör- Kiem an, ا a | mektir. Olmak ikiliksiz birliğe yetmektir” (ase 110). | Bimar s. Jars. Rahatsız, sıkıntılı, huzursuz, âşık.
Yenikapı semti
İstanbul · Türkiye · Abdülbâki Nâsır Dede İstanbul’un Yenikapı semtinde, Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhlerinden Ebûbekir Dede ile Galata Mevlevîhânesi şeyhlerinden Kutbünnâyî Osman Dede’nin kızı Saîde Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldi; üç erkek kardeşin ortancasıdır. Harita işareti semt değil şehir ölçeğindedir.
Şemdinli
Hakkâri · Türkiye · Kaynak, Seyyid Abdullah'ın Şemdinli civarında dünyaya geldiğini, doğum tarihinin ise bilinmediğini kaydeder. Küçük yaşta ilim tahsiline burada yöneldi. Koordinat ilçe merkezi düzeyindedir; kaynak köy adı vermez (mevcut biyografideki Humâro nahiyesi kaydı bu kaynağa dayanmaz).
Kefe
Kefe · Ukrayna / Kırım · Medîne-i Kefe'de dünyaya geldi ve ilimlerin mukaddimelerini burada tamamladıktan sonra İstanbul'a gitti; “Kefevî” nisbesi buradan gelir. İlişkili kişi dosyası Kefevî Salih Efendi : Kefevî Salih Efendi (ö. 1725), Kefe'den İstanbul'a gelerek Süleymaniye müderrisliğine yükselen ve Haremeyn vakıfları müfettişliği yapan Osmanlı âlimidir.
Kûzegerân kasabası
Tebriz · İran · Babası Şeyh Sun'ullah, Şah İsmâil'in mezhep baskısı üzerine gittiği Bitlis'ten dostlarının ısrarıyla dönünce Tebriz yakınındaki Kûzegerân'a yerleşmişti. Ebû Saîd 920 (1514) yılında burada dünyaya geldi. Kasabanın bugünkü konumu ayrıca tespit edilmediğinden koordinat Tebriz düzeyindedir.
Tosya
Tosya · Türkiye · Anadolu vilâyetindeki Tosya kasabasından çıkmış olduğu için “Tosyevî” diye anılır; 1050 tarihinde burada dünyaya geldi. İlişkili kişi dosyası Tosyevî Mustafa Efendi : Tosyevî Mustafa Efendi (1640-1723), İstanbul, Kahire ve Medine'de tahsil gören; Tokat, Bağdat, Kudüs, Mısır, Edirne ve İstanbul kadılıklarının ardından Anadolu kazaskerliğine yükselen Osmanlı âlimidir.
Alucra
Giresun · Türkiye · Giresun'un Alucra ilçesinde, yedi çocuklu bir ailenin altıncı evlâdı olarak dünyaya gelmiştir. İlişkili kişi dosyası Hâfız Kāsım Yağcıoğlu (Kāsım Baba) : Hâfız Kāsım Yağcıoğlu (Mart 1934–9 Mart 2025), Alucra ve Boyluca’dan Samsun, Trakya ve İstanbul’a uzanan hayatında hıfz, imamet, Kur’an tedrisi, talebe hizmeti ve sohbeti birleştiren; Haydar Baba’dan gelen Halvetî-Şâbânî irşad hattının son dönem postnişinlerindendir.
Butnân
Berka, Defne bölgesi · Libya · 1862'de doğduğu yer; I. Dünya Savaşı yıllarında Nûri Paşa ile görüşmek üzere yine buraya gitti. İlişkili kişi dosyası Ömer el-Muhtâr : Ömer el-Muhtâr (1862–1931), Senûsî zâviyelerinde yetişen bir eğitimci ve şeyh; Cebelülahdar kabilelerini teşkilatlandırarak İtalyan işgaline karşı Libya direnişini yöneten bağımsızlık önderidir.
Miyatlı köyü (Çerkay)
Çerkay, Dağıstan · Rusya · Kuzey Kafkasya'da Koysu nehri kıyısındaki Çerkay kasabasına bağlı köy. Ömer Ziyâeddin burada, sekiz çocuklu bir ailenin yedincisi olarak dünyaya geldi; babası Avar Türkleri'nden Abdullah Dağıstânî'dir. Babasından Arapça ve çeşitli Kafkas dillerini öğrendi, ayrıca medreseye devam ederek dinî ilimleri tahsil etti. Sitedeki mevcut biyografide köyün adı “Mırtay” biçiminde kayıtlıdır; kaynak “Miyatlı” yazmaktadır.
İstanbul
İstanbul · Türkiye · Kaynak, kendisinin İstanbul'da (Dârüssaltanati'l-aliyye mahmiyye-i Kostantiniyye) dünyaya geldiğini kaydeder; On İki Divan kasabası babası Lâgarî Ali Efendi'nin memleketidir. İlişkili kişi dosyası Kurızâde Ahmed Efendi : Kurızâde Ahmed Efendi (ö. 1723), On İki Divan'dan İstanbul'a gelerek medrese tedrisi ve çeşitli eyalet kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Tire
Tire · Türkiye · Kaynak, Bostan Efendi'nin 904 (1498) yılında İzmir yakınlarındaki Tire kazasında, Tireli tüccar Muhammed Ali'nin oğlu olarak dünyaya geldiğini kaydeder. İlk hocası Sâdık Efendi'nin yanında Kur'an'ı ezberlemesi ve Tireli Molla Efendi'nin sohbetlerinde bulunması da bu şehirde geçmiştir.
Karadağ kasabası (Şehrizor)
Mevcut kayıttaki Sefîne alıntısına göre Şehrizor mülhakatından Karadağ kasabasında 1189/(1775) senesinde dünyaya gelmiştir; bazı eserlerde 1192/(1778) olarak kayıtlıdır. Yer adı bugünkü idarî karşılığıyla eşleştirilmediğinden ülke ve koordinat boş bırakılmıştır.
Simav
Kütahya · Türkiye · Doğum, eğitim ve irşad çevresi Abdullah-ı İlâhî’nin doğduğu; Semerkant dönüşünde dergâhını kurup Nakşibendîliği yaymaya başladığı kasabadır. Medrese ilimlerine vukufu sayesinde çevresindeki halka kısa sürede genişlemiştir. Kaynak aktarımında Ahmed-i Buhârî’nin de burada seyrüsülûkünü tamamladığı belirtilir. Kişi bağlantısı Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen âlim-sûfîdir.
Nakşibendiyye'yi Okumak: Kaynaklar ve Yöntem
Risâle-i Kudsiyye, Faslü'l-hitâb ve modern Nakşibendiyye araştırmalarının aynı soruya farklı kanıt türleriyle nasıl cevap verdiğini açıklayan yöntem yazısı.
Vâhib Ümmî Dîvânı ve Elmalı İrfan Çevresi
Vâhib Ümmî'nin dîvânını, silsilesini ve Elmalı'da oluşan şiir-irfan halkasını birlikte okumak için giriş.
Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi
Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.
Şâbâniyye'nin Kolları ve Yenilenme Hatları
Karabaşiyye, Nasûhiyye, Bekriyye, Çerkeşiyye, Kuşadaviyye ve Halîliyye üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Şâbânî Kıyafet ve Sembol Dünyası
Hırka, renk, sarık, tâc, risâle, asâ, post ve seccadenin tarihî dili üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Sühreverdî terbiyesinde şeyh, mürid, sohbet ve ribat
Tasavvuf eğitimini kişi kültüne indirgemeden, sorumluluklar ve kurumsal mekân üzerinden açıklayan bir inceleme.
Ahmed er-Rifâî'nin Ahlâk ve Nasihat Dünyası
Hizmet, tevazu, ilim ve nefs muhasebesi. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.
Hasan-ı Basrî'nin Zühd ve Hüzün Anlayışı
Dünyayı terk etmekten kalbi korumaya. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Sefîne-i Evliyâ Cilt 1 Tarikat Haritası
Ana yollar, şubeler ve geç Osmanlı hafızası. Birinci cildin tamamı indekslenerek hazırlanmış editoryal rehber.
Şâzelî terbiyesinin beş esası ve çalışma hayatı
Takvâ, sünnet, halka ihtiyaçsızlık, teslimiyet ve Allah’a yöneliş ilkelerinin gündelik hayattaki karşılığı.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
Mevleviyye'nin Kuruluşu ve Kurumsallaşması
Mevlânâ çevresinden Konya merkezli tarikat teşkilatına. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 10–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny