HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı, irşadı ve metinleri
Mücâhidin-i İslâmiyye'dendir. Afganistan'da 1254/(1838) senesinde tevellüd etmiştir. Küner (5 59) sâdâtına mensüb bulunmakla ma'rüftur. Şeyh Cemâleddin, mükemmel tahsil görmüş, dinimizin felsefesini anlamış, siyâset-i cihânı tedkik etmiş eâzımdandır. Şeyh Abdülkâdir Efendi'nin pederi Seyyid Süleymân Efendi hazretleriyle ilmi tasavvufi mubâhaselerde bulunmuş ve ondan ahz-ı feyz eylemiştir.
Medeniyyet-i şarkıyyeyi, medeniyyet-i garbiyye ile te'life çalışırdı. Sultân Abdülaziz merhümun devr-i saltanatının nihâyetine doğru İstanbul'a gelmiştir. Murâd el-Buhâri Dergâhı'nda Seyyid Süleymân hazretleriyle sohbetleri vâki' olmuş idi. Devr-i Hamidi'de, Münif Paşa merhümun delâletiyle Meclis-i Maârif a'zâlığına ta'yin olunmuş idi. Dârü'l-Fünün'da ve Fâtih Câmi'-i şerifinde ilmi musâhabelerde bulunur.
Seyyid İsâ Hân nâmında bir zât, müşârünileyh hakkında yazdığı makâlede diyor ki:
“Bir gün Fâtih Câmi'-i şerifinde ricâl-i devlet, ulemâ ve bir cemâat-ı kübrâ huzürun-
da Hz. Mevlânâ'nın Mesnevi-i şerifinden takrir ve tercüme ettiği beyitlerden,
علم حق در علم صوفى كم شود اين سخن كى باور مردم شود علم صوفى حادث واز حق قديم اين جنان در فهم Mİ اى سليم 307Mübâhase-i ilmiyyesi esnâsında orada, cemâat içinde hâzır bulunan sudürdan /235/
Hoca Yünus Vehbi Efendi, bu mubâhase-i ilmiyye netâyicini tağlit ederek, gizlice
Şeyhü'l-islâm Akşehirli Hasan Fehmi Efendi vâsıtasıyla Sultân Abdülaziz'e bi'l-ih-
bâr, allâme-i şehirin Mısır'a nefy ü iclâsına bâdi olmuştu.
Mısır'da Câmiü'l-Ezher'de gâyet mukayyed, içtimai, ahlâki ve felsefi dersler verme-
ye başladı. Onbeş sene Mısır'da kaldılar. Ehl-i İslâm'ı tenvire sebeb oldu. Birçok mü-
nevverânın yetişmesine sebeb oldu. Şeyh Muhammed Abduh merhüm, bu meyân-
dadır.”
Bir aralık Asyâ-yı Vustâ'ya seyâhat ederek, oradaki efkâr-ı İslâmiyye'yi tenvire çalışmıştır. Bir aralık Paris'e azimet etti. Urvetü'l-Vüskâ nâmıyla risâle-i mevküte neşr etti. Hattâ elyevm, Mısır'ı İngiliz istibdâdından kurtaran Zağlül Paşa, o zamân hey'et-i tahririyye meyânında idi.
Türkleri çok sever idi. 1310/(1892) senesinde İstanbul'a geldiler. Abdülhamid-i sâni esâsen da'vet etmiş idi. Geldiklerinde Nişântaşı'nda ihzâr olunan konakta misâfir olmuştur. Fakat Abdülhamid merhümun zulm ü i'tisâfını görünce, Genç Türkler'le birleşip çalışmağa başladı. Dostlarından ve kadim âşinâlarından Seyyid Burhân-ı Belhi ve Muhâcirin Komisyonu reisi merhüm Yüsuf Rızâ Paşa, Seyyid Fâzıl Paşa, İran inkılâbcılarından Şeyh er-Reis Efendi, merhüm Aka Hân, Hasan Hân, Şeyh Mahmüd, Muhammed Sıddik Hân ve Feyzi Efendi (ile) sık sık görüşürler idi. Abdülhamid merhüma jurnal ettiler. Bu sırada, ya'ni 1315/(1897) senesi Ramazânında kanser illetinden ameliyye-i cerrâhiyye icrâsından sonra bir tesemmüm neticesinde mukim bulundukları konakta irtihâl eyledi. Maçka'da Şeyhler Kabristânı'nda medfündur.
302. (“Hakikat ilmi süfinin ilmi içinde kaybolur. Halkın inandığı söz şudur: Süfinin ilmi, kadim olan Cenâb-ı Hak'dan zuhür etmiştir. Ey Selim! Bu böyle anlaşılır.” (H)
İbnü'l-Emin Seyyid Ahmed Tevfik Bey 413
Burhân-ı Belhi, onun hakkında der ki:
Ey mihr-i münir-i âlem-i cân
Vey bahr-ı muhit- ilm ü irfân
Allâme-i Bâ Ali-hikemsin
Hurşid-i maârif ü keremsin
Halkın ki müsellemi kemâlin
Mir'ât-ı Muhammedi cemâlin
Haydar gibi âleme şeref vir
Tâliblere ders-i “men araf” vir
Eseri Redd-i Mezheb-i Dehriyye matbü'dur.
Şeyh Cemâleddin-i Afgâni'ye, “Cemâleddin Hân” dahi derler. Sebebi Belh hükümdârı Sultân Burhâneddin Kılıç Hân'ın ahfâdından olmasıdır.
Belh Hakkında Ma'lümât:
Belh, Afganistan'da Bâhter vilâyetinde, zengin bir vâdide, ezmine-i kadimede binâ ve inşâ edilmiştir. Bir vakitler Sultân İbrâhim Edhem'in makarr-ı idâresi idi. 24. sahifede tafsili geçti. Mahfil risâle-i mevkütesinin beşinci cildinde 58. nüshasında Belh hakkında ma'lümât vardır.
Kılıç Hân, Özkend'de terk-i saltanat etti. İki evlâdı /236/ vardı. Biri Buhârâ'da sülâlesi bulunan Seyyid Mir Divâne, diğeri Türkistân-ı Afgâni'de, Kunduz'da ahfâdı bulunan sâlifü't-tercüme, Seyyid Cemâleddin-i Afgâni'ye muttasıldır.
Belh şehri, (milâdi) 1220 târihinde Moğol hükümdarı Tatar Cengiz Hân'ın istilâsına uğradı, tahrib ve ihrâk olundu. Bu şehir yerine Mezâr-ı Şerif denilen mahalde bir şehir te'sis edildi. Demek ki, bugün Belh şehri hâk ile yeksândır. Târihe karışmıştır. Yeni Belh şehri Türân ırkından Özbek kabâili ile meskündur. Münbit ve mahsüldar bir yerdir. 1
Şâir Burhâneddin Efendi de işte bu Sultân Burhâneddin ahfâdındandır. Belh hakkında der ki:
Belh'i yapmış mevkinde dil-nişim mi'mâr-ı Belh
Dâir olmakda bütün dillerde hoş ezkâr-ı Belh
Belh'dir ümmü'l-bilâd ümm-i deryâsı ne hoş
Âb-rü-yı hâkdir ib ü diyâr u dâr-ı Belh