HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, nisbesi ve tartışmalı doğum yeri
Tam adı kaynaklarda Seyyid Cemâleddîn Muhammed b. Safder el-Efgānî el-Hüseynî şeklinde geçer. 1254/1838-39 yılında doğduğu kabul edilir. Afganistan’ın Kunar bölgesindeki Esedâbâd’da doğduğunu bildiren gelenek ile Hemedan yakınındaki İran Esedâbâd’ını gösteren belge ve araştırmalar arasında uzun süren bir ihtilâf vardır. Hayatı boyunca “Efgānî” nisbesini kullanması ve farklı siyasî ortamlarda kimliğini farklı biçimlerde sunması tartışmayı büyütmüştür. Kesinliği tartışmalı mezhep ve soy iddiaları bu sebeple biyografinin değişmez gerçeği gibi sunulmamalıdır.
Tahsili ve ilk yolculukları
Çocukluk ve ilk tahsil devresine dair rivayetler birbiriyle bütünüyle örtüşmez. İslâmî ilimler, Arapça, mantık, felsefe, matematik ve tabiat ilimleriyle ilgilendiği; İran ve Irak’taki ilim çevrelerinden sonra Hindistan’a gittiği bilinmektedir. Hindistan’daki İngiliz hâkimiyetini ve 1857 ayaklanmasının doğurduğu siyasî ortamı yakından görmesi, sonraki sömürge karşıtı düşüncesinin oluşmasında etkili oldu.
Afganistan’daki siyasî tecrübesi
1860’ların ortasında Afganistan’a geçti. Emîr Dost Muhammed Han’ın ölümünün ardından başlayan iktidar mücadelesi sırasında Muhammed A‘zam Han’ın yakınında bulundu; devlet işleri, eğitim ve dış siyaset konularında görüşler sundu. Şîr Ali Han’ın üstün gelmesinden sonra ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Bu dönem, fikirlerinin yalnız ders ve yazıyla değil doğrudan siyaset içinde şekillendiği ilk büyük tecrübedir.
İlk İstanbul dönemi
1869’da İstanbul’a geldi ve dönemin devlet ve ilim çevrelerinde ilgi gördü. Meclis-i Maârif üyeliğine getirildi; Dârülfünun’un açılış sürecindeki konferanslara katıldı. Nübüvvet ve toplum hayatı üzerine yaptığı bir konuşmanın bazı ifadeleri sert tartışma doğurdu. Konuşmanın maksadı ve naklediliş biçimi hakkında farklı değerlendirmeler bulunsa da siyasî ve ilmî gerilim sonunda 1871’de İstanbul’dan ayrıldı.
Mısır’da ders halkası
Kahire’de geçirdiği 1871-1879 devresi onun ilmî tesirinin en belirgin olduğu dönemdir. Ezher’de resmî bir görevden ziyade evinde ve çeşitli toplantılarda felsefe, kelâm, mantık, siyaset ve toplum meseleleri üzerine dersler verdi. Muhammed Abduh en tanınmış talebesi oldu. Sa‘d Zağlûl ve dönemin başka genç aydınları da bu çevreden etkilendi. Derslerinde taklitçiliğe karşı düşünmeyi, eğitim kurumlarının yenilenmesini ve siyasî istibdada karşı toplumsal sorumluluğu öne çıkardı.
Mısır’dan çıkarılışı ve Hindistan yılları
Siyasî tesirinden kaygı duyulması üzerine 1879’da Mısır’dan çıkarıldı. Haydarâbâd ve Kalküta’da bulundu. Hindistan’da materyalist ve tabiatçı düşünceye karşı Farsça Hakīkat-i Mezheb-i Neyçerî ve Beyân-ı Hâl-i Neyçeriyyân risâlesini kaleme aldı. Muhammed Abduh’un Arapçaya çevirdiği eser er-Red ale’d-dehriyyîn adıyla tanındı. Efgānî burada dinin toplumun ahlâkî ve medenî kuruluşundaki yerini savundu.
Paris ve el-Urvetü’l-vüskā
1883’te Avrupa’ya geçti; Londra ve Paris’te siyasî temaslar kurdu. Muhammed Abduh’la birlikte 1884’te Paris’te el-Urvetü’l-vüskā dergisini çıkardı. Yalnız on sekiz sayı yayımlanabilen dergi, sömürge yönetimlerine karşı dayanışma, İslâm ülkeleri arasındaki bağların güçlendirilmesi, eğitim ve siyasî uyanış konularını işledi. Kısa yayın ömrüne rağmen Hindistan’dan Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir okur çevresine ulaştı.
İran, Rusya ve Avrupa arasındaki faaliyetleri
İran Şahı Nâsırüddin’le kurduğu ilişki kısa sürede çatışmaya dönüştü. Yönetimin keyfîliği, yabancı imtiyazları ve siyasî ıslahat meselelerindeki tenkitleri yüzünden İran’dan çıkarıldı. Rusya ve Avrupa’da bulundu; yazı, görüşme ve mektuplarla İran’daki muhalif çevreleri etkiledi. Faaliyetlerinde açık ders ve yayın kadar kapalı siyasî teşkilâtlarla temas kurmayı da bir araç olarak kullanması, yaşadığı dönemde ve sonrasında tartışılmıştır.
İkinci İstanbul dönemi
II. Abdülhamid’in daveti üzerine 1892’de İstanbul’a geldi ve Nişantaşı’nda kendisine tahsis edilen konakta yaşadı. Padişah, onun İslâm ülkeleri ve özellikle İran üzerindeki nüfuzundan faydalanmak istiyordu. Efgānî ise İslâm birliği düşüncesini siyasî bir programa dönüştürmeye çalıştı. Başlangıçtaki ilgi zamanla ihtiyatlı gözetim ve hareket alanının daralmasına dönüştü. İstanbul’daki sohbetlerine Osmanlı aydınları, İranlı muhalifler ve farklı ilim çevrelerinden kişiler katıldı.
Tasavvuf çevreleriyle teması
İstanbul’da Murad Buhârî Dergâhı çevresindeki Seyyid Süleyman Belhî ile görüşmeleri ve tasavvufî sohbetleri kaydedilir. Bununla birlikte mevcut kaynaklar Efgānî’yi belirli bir tarikatın şeyhi, halifesi veya silsile halkası olarak göstermeye yeterli değildir. Tasavvufla teması fikir ve sohbet çevresi düzeyinde ele alınmalı; siyasî ve fikrî şahsiyeti tarikat mensubiyeti üretilerek açıklanmamalıdır.
Islah, hürriyet ve İslâm birliği düşüncesi
Efgānî’ye göre İslâm toplumlarının zayıflığının sebepleri dinin kendisi değil cehalet, taklit, siyasî istibdat, parçalanmışlık ve yabancı müdahalesiydi. Çözümü eğitimde, aklî ve naklî ilimlerin birlikte canlandırılmasında, halkın yönetime katılmasında ve Müslüman toplumların dayanışmasında aradı. “İslâm birliği” onun düşüncesinde tek biçimli bir devlet tasarımından çok ortak tehditlere karşı siyasî ve ahlâkî dayanışma anlamı taşıdı.
Bilim ve din anlayışı
Modern bilimlerin öğrenilmesini zorunlu görürken Batı’nın siyasî ve kültürel üstünlüğünü taklit yoluyla kabullenmeye karşı çıktı. Ernest Renan’ın İslâm ve bilim ilişkisine dair iddialarına verdiği cevap, onun din, felsefe ve toplumsal ilerleme arasında kurmaya çalıştığı ilişkinin en çok tartışılan metinlerindendir. Farklı dillerde yayımlanan cevapların tonu ve tercümesi ayrıca değerlendirilmelidir.
Eserleri
Başlıca eserleri arasında materyalizme karşı yazdığı er-Red ale’d-dehriyyîn, Afganistan tarihi hakkında Tetimmetü’l-beyân fî târîhi’l-Efgān ve Muhammed Abduh’la yayımladığı el-Urvetü’l-vüskā yer alır. Mektupları, gazete yazıları, siyasî bildirileri ve öğrencilerinin aktardığı dersler de fikrî mirasının önemli bölümünü oluşturur. Ona nispet edilen her metnin müellifliği aynı derecede kesin değildir.
Vefatı, ilk kabri ve nakli
Cemâleddîn-i Efgānî 5 Şevval 1314/9 Mart 1897’de İstanbul’da vefat etti. Ölüm sebebi hakkında siyasî söylentiler yayılmışsa da kaynaklarda çene kanseri ve tedavi süreci öne çıkar. Maçka’daki Şeyhler Mezarlığı’na defnedildi. Naaşı 1944’te Afganistan hükûmetinin girişimiyle Kâbil’e nakledilerek Kâbil Üniversitesi çevresinde hazırlanan kabre konuldu.
Tesiri
Muhammed Abduh başta olmak üzere Mısır’daki ıslah hareketini, İran’daki meşrutiyetçi çevreleri ve Osmanlı fikir hayatındaki İslâmcı, Türkçü ve hürriyetçi aydınları farklı derecelerde etkiledi. Onu yalnız “modernist”, yalnız “siyasî devrimci” veya yalnız “panislâmist” diye tanımlamak yetersizdir. Mirası; eğitim, dinî düşünce, sömürge karşıtlığı, anayasal yönetim ve İslâm dünyasının ortak geleceği üzerine birbirine bağlı tartışmalardan oluşur.