Ara
Menü

Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi

Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi Zamânımızda İstanbul’da bulunan bu zât-ı şerîf herkesin nazar-ı dikkatini celb eder. Uzun boylu, beyaz sakallı, nûr yüzlü, siyah cübbeli, siyah amâmeyi hâvî Halvetî taclı bir pîr-i nûrânîdir. 1260/(1844) senesinde Köstendil’de Kalem Abdullâh Efendi sulbünden dünyâya gelmiştir. Ümmî-i âlimdir. Köstendil’de kibâr-ı meşâyıh-ı Ramazâniyye-i Halvetiyye’den ve veliyy-i kâmil Müderris Baba sülâlesinden Şeyh Ali…

Yol
Cerrâhiyye
Mekân
7 bağlantı
Unvan
Sefîne-i Evliyâ’da kayıtlı tasavvuf şahsiyeti

Hayatı ve irşad çevresi

Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi
Zamânımızda İstanbul’da bulunan bu zât-ı şerîf herkesin nazar-ı dikkatini celb
eder. Uzun boylu, beyaz sakallı, nûr yüzlü, siyah cübbeli, siyah amâmeyi hâvî Halvetî
taclı bir pîr-i nûrânîdir.
1260/(1844) senesinde Köstendil’de Kalem Abdullâh Efendi sulbünden
dünyâya gelmiştir. Ümmî-i âlimdir. Köstendil’de kibâr-ı meşâyıh-ı Ramazâniyye-i
Halvetiyye’den ve veliyy-i kâmil Müderris Baba sülâlesinden Şeyh Ali Efendi’ye
onaltı yaşında intisâb edip, otuz sene dâire-i feyzinde yaşamış ve nihâyet ikmâl-i
sülûka muvaffak olarak tâc-ı Halvetî giymiştir.
Şeyh Ali Efendi’nin pederi Muhammed Âdil Efendi, onun pederi Şeyh Sâlih
Efendi, onun pederi Müderris Baba’dır.
Şeyh Ali Efendi, Yûnus Efendi’de gördüğü feyz ve terbiye hasebiyle kendisine
dâmâd edinerek onu şeref-i sıhriyyetine mazhar kılmış idi.
Köstendil’de tekkesi, onun yirmiden kadar halîfesi vardır.
Şeyh Yûnus Efendi, 1293/(1876)’teki Rus muhârebesi esnâsında
Köstendil’den hicretle İştip’e gidip, iki buçuk sene Müderris Baba halîfelerinden Şeyh
Sâdık Efendi Dergâhı’nda kalmış, 1296 (1879) senesinde Selânik’e gelip, burada otuz
sene ihtiyâr-ı ikâmet buyurmuştur. Mahall-i ikâmeti Pinti Hasan Mahallesi’nde Kula
Kahvesi civârında ve bir aralık Koca Kasımpaşa Mahallesi'nde idi. Merzâ-yı

müslimîni li-ecli’ş-şifâ okumakla dem-güzâr olur ve te’mîn-i maîşet ederdi. Muhârebe-i ahîrede, Selânik’in sükûtunda İstanbul’a gelmeğe mecbûr olup, Ayasofya’da Sultan Murâd-ı sâlisin şeh-zâdegânı türbe-dârlığı uhdesine tevcîh olunmuştur. Elyevm Zincirlikuyu’da Ârif Efendi sokağında, dâmâdıyla berâber bir hânede mukîm iken, mübâdeleye tâbi’ Rumların emlâkinden Fener’de bir hâne kendilerine temlîk edilmiştir. Tekkesi ve meşîhati yoktur. Ara sıra dergâhlara gider, meşâyıhla temâs eder. Fukarâ-yı sâbirînden olup, ehl-i keşf bir zât-ı âlî-kadrdir. Ne hâlinden kimse haber-dâr, ne de onun feyzinden hisse-dârdır.

Kendisiyle mükerreren şeref-yâb oldum. Bir gün türbe-i mezkûrede berâber bulunuyor idik. Kunduramı ve yeni aldığım ipekli ve kıymetli bir şemsiyyemi kapı dışında bırakmış idim. Oturduğumuz yerden görünmüyor idi. Kendi zevk-i vahdetten bir bahis açmış, anlatıyordu. Bu sırada kalbimi kundura ve şemsiyye işgâl etti. “Oradan biri alırsa.” diye endîşe-nâk oldum. Yûnus Efendi gözlerini açarak hiddetle, “Evlâdım, aklını mâ-sivâdan çek, kalbindeki endîşeyi at, beni cân kulağınla dinle.” buyurdu. Bir dakîka kadar gözlerini yumdu, bir heyecân geçirdi. Hicâbımdan kızardım, utandım; hâlimi hissetti.

“Benim ba’zı böyle garîb hallerim vardır, kalbimin haber verdiği bir şey’i sevdiklerimden saklayamam. Hoş gör.” buyurdu. Kerâmet dedikleri bundan başka bir şey değil ya. Cidden ehl-i sülûk bir zâttır. Bir gece Tâhir Ağa Dergâhı’nda Şeyh Behcet Efendi pederimizi ziyârete gelmiş idi. Behcet Efendi’nin ona çok hürmeti, muhabbeti vardır. Sâir tekkelerde müşârünileyhin bu derecede kadrini, kıymetini bilmezler. Fakat Behcet Efendi onun tasarrufuna kâni’ ve velâyetine kâildir. Esnâ-yı zikr, hâlât-ı acîbe rû-nümâ oldu. Behcet Efendi şeyhlik makâmından kalkıp dervişleriyle bir safta zikr etti.

Anladım ki, ona ta’zîm eyledi. “O meydânda o var iken benim zikr idâresinde bulunmaklığım mugâyir-i edeb olur, mülâhazasına düştüm.” dedi. Bu bir anlayıştır, bir görüştür. Fahr-i âlem ( salla'llâhu aleyhi ve sellem ) efendimiz hazretlerinin akl-ı beşerin ihâta edemediği ulviyyetini idrâk eden eâzım-ı ashâb olmakla berâber, ona beşeriyyeti sıfatıyla, “Ebû Tâlib’in yetîmi”, “Deve çobanı” deyen Ebû Cehil dahi zuhûr etmiş idi. Bu bir kâbiliyyet-i isti’dâdiyyedir. Bir gece Yûnus Efendi, fakîre işâret eyledi, kalktım. Fakîre sarıldı; fakîr de ona sarıldım, birlikte semâ’ eyledik.

A’zâ-yı vücûdunun her zerresi zikr-i lisân ve zikr-i kalbden hisse-dâr olmuş, tir tir titriyordu. Sinnen seksen yaşını geçmiş bir çağda onun cezbesine mütehayyir kaldım. Hâli fakîre de in’ikâs eyledi, gaşy oldum.

Ne bilür kadrini erbâb-ı kemâlin câhil
Varlığı ayn-ı hicâbdır anı görmez gâfil
Silsile-i tarîkatı:
Şeyh Ali Efendi: Sofyalı Bâlî Efendi koluna da nisbeti vardır. Selânik’te
medfûndur.
Şeyh Hüseyin Efendi: Köstendillidir. Müderris Baba dervişidir. Ümmî idi.
Fakat çok halîfesi vardır. Köstendil’de türbesi vardır.
Şeyh Hacı İsmâîl Zühdî Efendi: Hicâz’da kalmıştır.
Şeyh İbrâhîm Halîfe: İsmâîl Zühdî Efendi’nin pederidir. Köstendil’de
medfûndur.
Şeyh Süleyman Efendi: Dobnice’de medfûndur.
Seyyid Bedreddîn Mustafa Efendi: Köstendil’de medfûndur.
Hacı Şâkir Muhammed Efendi: Samakov’da medfûndur.

Köstendil'den başkente uzanan bir ömür

Sefîne-i Evliyâ'ya göre Yûnus-ı Bahrî Efendi 1260/1844'te Köstendil'de, Kalem Abdullah Efendi'nin oğlu olarak doğdu. On altı yaşında, Müderris Baba sülâlesinden Ramazânî-Halvetî şeyhi Ali Efendi'ye intisap etti; otuz yıl onun yanında kaldıktan sonra sülûkunu tamamlayarak Halvetî tacını giydi. Şeyhi onu damat edinmişti.

1293/1876'daki Rus harbinde Köstendil'den İştip'e göç etti ve iki buçuk yıl Şeyh Sâdık Efendi Dergâhı'nda kaldı. 1296/1879'da Selânik'e geçip otuz yıl orada yaşadı; geçimini hastalara şifa niyetiyle okuyarak sağlıyordu. Selânik'in elden çıkması üzerine İstanbul'a geldi ve Ayasofya'da Sultan Üçüncü Murad'ın şehzâdelerinin türbedarlığıyla görevlendirildi.

İstanbul'da bir muhacir dede

Vassâf onu ilk görüşte dikkat çeken bir sima olarak tarif eder: uzun boylu, beyaz sakallı, siyah cübbeli, siyah sarıklı, Halvetî taclı bir pîr. Zincirlikuyu'da Ârif Efendi sokağında damadıyla birlikte oturuyordu; sonradan Fener'de bir ev kendisine temlik edilmişti.

Ara sıra dergâhlara gider, meşâyıhla görüşürdü. Tâhir Ağa Dergâhı'nda Şeyh Behcet Efendi'nin ona büyük hürmeti vardı; buna karşılık öteki tekkelerde kadrinin bu kadar bilinmediğini Vassâf açıkça yazar. Kendisi için “fukarâ-yı sâbirîn”den, hâli kimsece bilinmeyen bir zât der.

COĞRAFÎ HAFIZA7 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi7 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Köstendil'de doğum ve Şeyh Ali Efendi'ye intisap

1260/1844'te Köstendil'de Kalem Abdullah Efendi'nin oğlu olarak doğmuş, on altı yaşında Ramazâniyye-i Halvetiyye şeyhi Ali Efendi'ye intisap etmiş ve otuz yıl onun yanında kalmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, Yûnus Efendi'nin 1260/1844'te Köstendil'de, Kalem Abdullah Efendi'nin sulbünden dünyaya geldiğini kaydeder. On altı yaşında, Köstendil'in büyük Ramazânî-Halvetî şeyhlerinden ve veliyy-i kâmil Müderris Baba sülâlesinden Şeyh Ali Efendi'ye intisap etmiştir.

Otuz yıl bu feyz dairesinde kalmış, sonunda sülûkunu tamamlayarak Halvetî tacını giymiştir. Şeyh Ali Efendi'nin nesebi de verilir: babası Muhammed Âdil Efendi, onun babası Şeyh Sâlih Efendi, onun babası Müderris Baba'dır. Ali Efendi, Yûnus Efendi'de gördüğü kabiliyet sebebiyle onu kendisine damat edinmiştir; Köstendil'deki tekkesinde yirmi kadar halifesi vardı.

Çerçeve. Bu kayıt, Balkanlar'daki Halvetî yapısının aile üzerinden süren biçimini gösterir: şeyhlik dört kuşak boyunca aynı sülâlede yürümüş, dışarıdan gelen kabiliyetli mürid ise damatlıkla o aileye katılmıştır. Otuz yıllık sülûk süresi, XIX. yüzyıl taşra tekkelerinde icâzetin ne kadar ağır verildiğini de gösterir. Tarih ve isim zinciri belgeseldir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Musul'da kurulan tekke

Kolun en doğudaki noktası.

Metni gösterMetni daralt

Nûreddin Cerrâhî'nin halifelerinden… Musullu Şeyh Seyyid Yûnus'un Musul'da açtıkları tekkeler, kurucularının ölümünden sonra başka tarikatların eline geçmiştir.

Çerçeve. Cerrâhiyye'nin İstanbul dışındaki üç tekkesinden biridir — diğerleri Edirne ve Tekirdağ'dadır; üçü de kurucusunun ölümüyle elden çıkmıştır. Musul, kolun ulaştığı en doğudaki noktadır. Kolun kalıcı yayılması ise yirmi dokuz tekkeden yirmi dördü İstanbul'da olmak üzere başkentte gerçekleşmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Cerrâhiyye”, c. 7.
KAVRAM

Köstendil'den İştip'e, Selânik'ten İstanbul'a bir hicret hayatı

Savaşlar ve toprak kayıpları yüzünden üç kez göç etmiş; sonunda İstanbul'a gelerek Ayasofya'da III. Murad'ın şehzâdelerinin türbedarlığıyla görevlendirilmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne'ye göre Yûnus Efendi, 1293/1876'daki Rus harbi sırasında Köstendil'den hicret ederek İştip'e gitmiş, iki buçuk yıl Müderris Baba halifelerinden Şeyh Sâdık Efendi Dergâhı'nda kalmıştır. 1296/1879'da Selânik'e geçmiş ve burada otuz yıl ikamet etmiştir; önce Pinti Hasan Mahallesi'nde Kula Kahvesi civarında, bir aralık da Koca Kasımpaşa Mahallesi'nde oturmuştur.

Son harpte Selânik'in elden çıkması üzerine İstanbul'a gelmek zorunda kalmış, Ayasofya'da Sultan Üçüncü Murad'ın şehzâdelerinin türbedarlığı kendisine tevcih edilmiştir. Vassâf'ın yazdığı sırada Zincirlikuyu'da Ârif Efendi sokağında damadıyla birlikte bir evde oturuyordu; mübâdeleye tâbi Rumlardan kalan emlâkten Fener'de bir ev de kendisine temlik edilmişti.

Çerçeve. Bu hayat çizgisi, tek bir kişinin hikâyesi olduğu kadar Balkan tekkelerinin sonunun da kaydıdır: 93 Harbi, Selânik'in kaybı ve mübâdele, bir şeyhi tekkesinden koparıp başkentte türbedar hâline getirmiştir. Sefîne'nin verdiği mahalle adları ve tarihler bu göçün adım adım izlenmesini mümkün kılar; anlatı kerâmete değil, dönemin idarî ve askerî olaylarına yaslanır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
KAVRAM

Doğrulanmamış özdeşlik

Bahrî mi, Musullu mu?

Metni gösterMetni daralt

CMS künyesi “Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi”, TDV maddeleri ise pîrin halifesi olarak “Musullu Yûnus” ve “Musullu Şeyh Seyyid Yûnus” der.

Çerçeve. Bahrî “denize mensup” demektir ve bir nisbe olarak Musul ile bağdaşmaz. İki kaydın aynı kişiye ait olması mümkündür fakat delil yoktur. Silsile araştırmasında ad ortaklığı tek başına özdeşlik delili sayılmaz — nitekim bu ansiklopedide Köstendilli Ali Efendi, Kâsım Çelebi ve Mehmed Sâdık Efendi'de aynı sebeple karışıklıklar tesbit edilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Cerrâhiyye”, c. 7.
TARİHÎ KAYIT

Kurucusuyla birlikte kaybolan tekkeler

Bir yayılma sınırı.

Metni gösterMetni daralt

Nûreddin Cerrâhî'nin halifelerinden Şeyh Ziyâeddin Mehmed Çelebi'nin Edirne'de, Tekirdağlı Şeyh Mustafa'nın Tekirdağ'da ve Musullu Şeyh Seyyid Yûnus'un Musul'da açtıkları tekkeler, kurucularının ölümünden sonra başka tarikatların eline geçmiştir.

Çerçeve. Osmanlı'da tekkeler bir tarikata değil bir vakfa aittir; postnişin ölünce yerine tayin edilen şeyh hangi yoldansa tekke o yola geçer. Kolun taşradaki üç tekkesi de bu şekilde kaybedilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Cerrâhiyye”, c. 7.
KAVRAM

Hastalara okuyarak geçinen bir fakr meşrebi

Selânik'te geçimini hastalara şifa niyetiyle okuyarak sağladığı, sabırlı fukaradan ve ehl-i keşif bir zât olduğu kaydedilir.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, Yûnus Efendi'nin Selânik yıllarında hasta müslümanlara şifa niyetiyle okuyarak vakit geçirdiğini ve geçimini böyle temin ettiğini yazar. Ne bir tekke vakfı ne de bir maaş söz konusudur.

Vassâf onu “fukarâ-yı sâbirîn”den, yani sabırlı yoksullardan sayar ve ehl-i keşif bir zât olduğunu söyler; hâlinden kimsenin haberdar olmadığını, feyzinden de kimsenin hisse almadığını ekler.

Çerçeve. Hastaya okumak, Balkan ve Anadolu tekke çevresinde şeyhlerin gündelik hizmetlerinden biriydi ve çoğu zaman tek gelir kapısıydı. Vassâf'ın “kimse kadrini bilmiyor” vurgusu, kaynağın kendi değer yargısını taşır: gizli kalmışlık burada bir eksiklik değil, velâyetin işareti sayılır. Bu yüzden pasajın olgusal kısmı (geçim biçimi) ile hüküm kısmı (ehl-i keşif oluşu) birbirinden ayrı okunmalıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Köstendil · BulgaristanKöstendilYûnus-ı Bahrî Efendi'nin 1260/1844'te doğduğu ve on altı yaşında Şeyh Ali Efendi'ye intisap ettiği şehir; şeyhinin tekkesi de buradaydı. İlişkili kişi dosyası Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi : Yûnus-ı Bahrî Efendi (d. 1260/1844), Köstendil’de Şeyh Ali Efendi’nin yanında otuz yıl yetişen; İştip ve Selânik’ten İstanbul’a göç ederek türbedarlık yapan Ramazânî-Halvetî şeyhidir.Musul · IrakMusulKaynaklarda “Musullu Şeyh Seyyid Yûnus”un tekke açtığı belirtilen şehir; kurucusunun ölümünden sonra tekke başka bir tarikata geçmiştir. Bu kişiyle özdeşlik doğrulanmamıştır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi : Yûnus-ı Bahrî Efendi (d. 1260/1844), Köstendil’de Şeyh Ali Efendi’nin yanında otuz yıl yetişen; İştip ve Selânik’ten İstanbul’a göç ederek türbedarlık yapan Ramazânî-Halvetî şeyhidir.Karagümrük, İstanbul · TürkiyeNûreddin Cerrâhî ÂsitânesiCerrâhiyye'nin merkez tekkesi ve pîr makamı. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi : Yûnus-ı Bahrî Efendi (d. 1260/1844), Köstendil’de Şeyh Ali Efendi’nin yanında otuz yıl yetişen; İştip ve Selânik’ten İstanbul’a göç ederek türbedarlık yapan Ramazânî-Halvetî şeyhidir.Selânik · YunanistanSelânik1296/1879'dan itibaren otuz yıl ikamet ettiği şehir; Pinti Hasan Mahallesi'nde Kula Kahvesi civarında, bir aralık da Koca Kasımpaşa Mahallesi'nde oturmuştur. İlişkili kişi dosyası Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi : Yûnus-ı Bahrî Efendi (d. 1260/1844), Köstendil’de Şeyh Ali Efendi’nin yanında otuz yıl yetişen; İştip ve Selânik’ten İstanbul’a göç ederek türbedarlık yapan Ramazânî-Halvetî şeyhidir.İstanbul · TürkiyeAyasofya, III. Murad şehzâdeleri türbesiSelânik'in kaybından sonra İstanbul'a gelince kendisine tevcih edilen türbedarlık görevinin yeri. İlişkili kişi dosyası Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi : Yûnus-ı Bahrî Efendi (d. 1260/1844), Köstendil’de Şeyh Ali Efendi’nin yanında otuz yıl yetişen; İştip ve Selânik’ten İstanbul’a göç ederek türbedarlık yapan Ramazânî-Halvetî şeyhidir.Tekirdağ · TürkiyeTekirdağPîrin bir başka halifesi Tekirdağlı Şeyh Mustafa'nın tekke açtığı şehir; aynı âkıbete uğramıştır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi : Yûnus-ı Bahrî Efendi (d. 1260/1844), Köstendil’de Şeyh Ali Efendi’nin yanında otuz yıl yetişen; İştip ve Selânik’ten İstanbul’a göç ederek türbedarlık yapan Ramazânî-Halvetî şeyhidir.Selânik · YunanistanŞeyh Sâdık Efendi DergâhıKaynakta geçen mekân Şeyh Sâdık Efendi Dergâhı , Sefîne-i Evliyâ içinde 1 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki irşad, postnişinlik, intisap ve defin bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ
  2. [2]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Cerrâhiyye”, c. 7
  3. [3]Kişi kartı kaynak paketi — Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi
  4. [4]Sefîne-i Evliyâ
Ortak kaynak kataloğunu aç →