ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “âhid”
01Câhidiyye
Câhidiyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Zâhidiyye
Zâhidiyye, Mısır Bedeviyye çevresinin tarihî kol listelerinde yer alır; günümüzdeki kurumsal devamı yerel ve güncel kayıtla ayrıca doğrulanmalıdır.
Halvetiyye
Ömer el-Halvetî'ye nispet edilen; Zâhidiyye çevresinden doğup Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin halifeleriyle Anadolu, Osmanlı coğrafyası, Balkanlar, Suriye, Mısır ve Kuzey Afrika'ya yayılan çok kollu tasavvuf yolu.
Safeviyye
Safeviyye, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’nin Zâhidiyye çevresinden yetişen Safiyyüddin-i Erdebîlî’nin Erdebil’de şekillendirdiği; XIV ve XV. yüzyıllarda geniş bir coğrafyaya yayılan tasavvuf yoludur.
Ahî Muhammed Nûr el-Halvetî
Ahî Muhammed Nûr el-Hârizmî, İbrâhim Zâhid Geylânî’nin halifesi; Pîr Ömer el-Halvetî’nin amcası ve mürşidi olarak Halvetiyye’nin teşekkülündeki temel aktarım halkasıdır.
Bursalı Şeyh Mehmed Eşrefî
Bursalı Şeyh Mehmed Eşrefî (ö. 1060/1650 civarı), İznik’te Eşrefzâde derviş çevresine katılan, Şeyh Sırrî Ali Efendi’nin kızıyla evlenerek Eşrefiyye’ye bağlanan ve Bursa Eşrefiyye Zâviyesi’nde uzun süre zikir ve tevhid hizmeti yürüten âlim ve zâhid şeyhtir.
Cürcân Efendi (Muhyiddin Mehmed b. İbrâhim)
Muhyiddin Mehmed b. İbrâhim, Molla Cürcân veya Cürcân Efendi (ö. 969/1562), Akyazı’dan yetişerek Sahn-ı Semân’a ve Amasya müftülüğüne ulaşan; Şehzade Bayezid krizinde Îcâdî Hayreddin Efendi ile arabuluculuk yapan Osmanlı âlimidir.
Dâvûd et-Tâî
Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.
Derviş Muhammed İmkenegî
Derviş Muhammed İmkenegî (ö. 18 Eylül 1562), Ubeydullah Ahrâr’dan başlayan terbiyesini dayısı Muhammed Zâhid Vahşuvârî’nin yanında tamamlayan; İmkene çevresinde ziraat, hadis tedrisi ve irşadı birleştiren Ahrârî-Nakşibendî şeyhidir.
Ebü’l-Abbas Ahmed b. Mûsâ b. Uceyl el-Yemenî
Ebü’l-Abbas Ahmed b. Mûsâ b. Uceyl el-Yemenî (625-690/1228-1291), Tihâme’de yetişen Şâfiî fakih ve zâhid; ders halkası çevresinde oluşan Beytü’l-Fakīh şehrine adını veren Yemen âlimidir.
Ebü’l-Fazl Abdülvâhid b. Abdülazîz et-Temîmî
Ebü’l-Fazl Abdülvâhid b. Abdülazîz et-Temîmî (342/953-954–425/1033-1034), babası Abdülazîz et-Temîmî’nin ilim ve tasavvuf çevresini sürdüren Bağdatlı Hanbelî âlim; Kādirî silsilesinin Ebü’l-Ferec et-Tarsûsî’ye uzanan ara halkasıdır.
Ebü’l-Ferec Muhammed et-Tarsûsî
Ebü’l-Ferec Muhammed b. Abdullah et-Tarsûsî (ö. 447/1055), kaynaklarda Kudüs şeyhi diye anılan; Abdülvâhid et-Temîmî’den hırka alıp Ebü’l-Hasan el-Hakkârî’ye aktaran, Kādirî silsilenin erken âlim-sûfî halkasıdır.
Ebü’l-Hasan Abdülazîz b. Hâris et-Temîmî
Ebü’l-Hasan Abdülazîz b. Hâris et-Temîmî (317/929–371/981-982), Hanbelî fıkıh ve hadis çevresinde yetişen Bağdatlı âlimdir. Tasavvuf silsilelerinde Ebû Bekir eş-Şiblî’den sonra, oğlu Ebü’l-Fazl Abdülvâhid’den önce anılır.
Ebü’l-Hasan Ali el-Kureşî el-Hekkârî
Ebü’l-Hasan Ali el-Kureşî el-Hekkârî (409-486/1018-1093), tabakat kaynaklarında âlim, muhaddis ve zâhid olarak anılan; Kādirî hırka silsilelerinde Ebü’l-Ferec et-Tarsûsî ile Ebû Sa‘d el-Muharrimî arasında gösterilen erken dönem sûfîsidir.
Edirneli Câhidî Ahmed Efendi
Edirneli Câhidî Ahmed Efendi (ö. 1070/1659-60), Gelibolulu Ömer Karîbî’nin halifesi olarak Kilitbahir’de irşad merkezi kuran, Câhidiyye’ye adını veren ve şiir ile nasihat metinlerinde Uşşâkî terbiyesini işleyen mutasavvıf şairdir.
Habîb el-Acemî
Habîb el-Acemî (ö. 130/747-48 [?]), Hasan-ı Basrî çevresinde yetişen İran asıllı Basralı zâhid, güvenilir hadis râvisi ve sonraki tarikat silsilelerinin önemli halkasıdır.
Aba
Dervişlerin ve müritlerin giydikleri kalın ve kaba kumaştan yapılan uzun ve bol elbise. Yoksul ve züğürtlerin giydiği basit bir elbise olduğu için süfiler ve dervişler bu elbiseyi fakr alameti ve züht nişanesi olarak giymeyi tercih etmişlerdir. Aba, dervişliğin ve süfiliğin simgesidir. Halk, aba giyen süfilere evliya ve ermiş nazarıyla bakıp saygı gösterdiğinden, bazı kurnaz kişiler fakir ve sûfî olmadıkları halde sırf çıkar sağlamak için aba giymiş ve halkın bu kıyafete olan güvenini kötüye kullanmışlardır. Bu yüzden “Aba giyen nice zındık, kabâ giyen nice sıddık (dürüst) vardır,” denilmiştir. Ebü Hafs el-Haddâd, aba yerine kabâ giyen Şâh Sucâ'yı görünce, “Abada aradığımı kabâda buldum,” demişti. Ca'fer Sadık da inanç sömürüsü yapan kişilere benzememek için aba giyer, ama bunun üzerine de kabâ giyinirdi. Bkz. Âl-i Aba. Boş değildir zâhidâ köhne abâsı dervişin Defineler bilmez misin kasrın harâbından çıkar Derdli İbrahim
Ahdâs
(! ع (احد Hades. Yeni yetmeler, oğlanlar, tüyleri yeni bitmiş yakışıklı ve güzel sesli çocuklar. Bazı mutasavvıflar bu nitelikteki oğlanları sohbet toplantılarına çağırmışlar, onlara ilâhî okutup coşmuşlardır. Râiha-i tayyibe, vechisabih ve savt-ı melih dedikleri güzel koku, şirin yüz ve hoş nağme hoşlarına gitmiştir. Tüysüzün şahsında Allah'ın güzelliğinin tecellilerini seyrettiklerini söylemişlerdir. Bu işe cemalperestlik, şâhid-bâzi, tüysüze de emred ve şahit demişlerdir. Büyük süfiler oğlanlarla düşüp kalkmayı ve sohbet etmeyi tehlikeli bir iş ve büyük bir afet olarak görmüş, çevrelerindekileri bu konuda sık sık uyarmışlardır Ahiretlik ( 376, 396). Bkz. Şahit. Ahd-i emanet ( (عهد | ما Emaneti kabul ve onu muhafaza edeceğine dair ahit ve peyman verme, emaneti taahhüt etme (Ahzâb Suresi, 72). 2. İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60). İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60).
Dervâze
(¢ رو از >) Kale kapısı, şehrin büyük kapısı, yoksulların dilendikleri yer. Aşıkız dervâze-i şehr-i melâmet bekleriz Zâhid-âsâ sanmanız semt-i selamet bekleriz Hayali
Ehli dil
Hudavend-i dil, Gönül ehli, arif, 2. Serden geçen sırra eren sâlik. Ehl-i dil, her istediğini rahat ve serbestce söyler, sözlerinden dolayı kınanmaz; fakat kendi derdini gizler. Bkz. Ashab-ı dil Edvar-ı vücut e — Zâhidâ mihrab-ı mescid ârife ebra-yi yar Cilvegerdir perte-i ntir-1 Huda her küşeden Nevi Serden geçen sırra eren sâlik. Ehl-i dil, her istediğini rahat ve serbestce söyler, sözlerinden dolayı kınanmaz; fakat kendi derdini gizler. Bkz. Ashab-ı dil Edvar-ı vücut e — Zâhidâ mihrab-ı mescid ârife ebra-yi yar Cilvegerdir perte-i ntir-1 Huda her küşeden Nevi
Hab u hayal
Uyku ve rüya. 2. tas. Dünya, mâsivâ. Haci. ar. (>) 1. Ziyaret. 2. Bir Müslümanın Belli kurallara uyarak zilhicce ayında Kâbe'yi ziyaret etmesi. 3. tas. Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhsal yolculuk (11s). Allah'ın inayetine güvenen sâlik sefere azmeder, varlık memleketinden yokluk (fena) diyarına sefere çıkar. Mikat yerinde gösteriş elbisesini çıkarır, dostun giysisi olan ihramı giyinir; dünyadan tecerrüt eder, marifet arafatında arif olarak durur. Nefs koçunu kurban eder, Safa'da saflaşır, Merve'de mürüvvet ehli olur. Nefsindeki kötü huyları taşlar. Kâbe'de Hakk'ın harimine erer. Sonra manevi neşe ve ruhsal ferahlıkla Vatanına döner ( sL 222). Süfiler haccın esaslarını ruhansal gerçeklerin simgeleri sayarlar (TK 1:310). Gönül (kalp) Kâbe (Beytullah) olup onun imarı hacdır. Ak sakalı bir koca bilmez hali nice Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise Yünus e ME ea Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhid beri Asikin kalbi içinde sen bu beytullahı gör Nesimi Ziyaret. 2. Bir Müslümanın Belli kurallara uyarak zilhicce ayında Kâbe'yi ziyaret etmesi. 3. tas. Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhsal yolculuk (11s). Allah'ın inayetine güvenen sâlik sefere azmeder, varlık memleketinden yokluk (fena) diyarına sefere çıkar. Mikat yerinde gösteriş elbisesini çıkarır, dostun giysisi olan ihramı giyinir; dünyadan tecerrüt eder, marifet arafatında arif olarak durur. Nefs koçunu kurban eder, Safa'da saflaşır, Merve'de mürüvvet ehli olur. Nefsindeki kötü huyları taşlar. Kâbe'de Hakk'ın harimine erer. Sonra manevi neşe ve ruhsal ferahlıkla Vatanına döner ( sL 222). Süfiler haccın esaslarını ruhansal gerçeklerin simgeleri sayarlar (TK 1:310). Gönül (kalp) Kâbe (Beytullah) olup onun imarı hacdır. Ak sakalı bir koca bilmez hali nice Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise Yünus e ME ea Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhid beri Asikin kalbi içinde sen bu beytullahı gör Nesimi Bir Müslümanın Belli kurallara uyarak zilhicce ayında Kâbe'yi ziyaret etmesi. 3. tas. Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhsal yolculuk (11s). Allah'ın inayetine güvenen sâlik sefere azmeder, varlık memleketinden yokluk (fena) diyarına sefere çıkar. Mikat yerinde gösteriş elbisesini çıkarır, dostun giysisi olan ihramı giyinir; dünyadan tecerrüt eder, marifet arafatında arif olarak durur. Nefs koçunu kurban eder, Safa'da saflaşır, Merve'de mürüvvet ehli olur. Nefsindeki kötü huyları taşlar. Kâbe'de Hakk'ın harimine erer. Sonra manevi neşe ve ruhsal ferahlıkla Vatanına döner ( sL 222). Süfiler haccın esaslarını ruhansal gerçeklerin simgeleri sayarlar (TK 1:310). Gönül (kalp) Kâbe (Beytullah) olup onun imarı hacdır. Ak sakalı bir koca bilmez hali nice Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise Yünus e ME ea Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhid beri Asikin kalbi içinde sen bu beytullahı gör Nesimi
Hangâh
veya Hankah Hanegâh, toplantı ve sohbet yeri. tas. Âsitâne, zaviye, dergâh, tekke. Tarikat ehlinin, dervişlerin ve mutasavvıfların toplanıp sohbet ettikleri ve birlikte zikir ve semâ yaptıkları özel yer. Sorarsan hânkâh-ı aşkı Zâhid Makam-ı dlidir, ulu ocaktır
Harâbât
1, Harap yerler, viraneler. 2. mec. Meyhane. 3. tas. a Tekke, b Gönül. e Beşeri vücudu ve bedeni tahrip (ifna) etme, maddi mevcudiyetten fani Nefsani arzuları tahrip, süfli duyguları imha, hayvani eğilimleri harap et- mek; kötü huyları yıkmak. Allah'ın kahhariyet tecellisi karşısında mahv ve fani olmak. Harâbât ehlini hor görme zâhid Hazineye mâlik virâneler var Ben harâbât ehliyem yoktur kararım tâ ebed Bâde-i aşk içmişem gitmez humarım tâ ebed Hakkı Harabat ehli Harâbâti, harap-türap olmuş. Harâbât-ı müğân (0. ابات 2>) 1. Mecusi rahiplerin mabedi, meyhane, 2. tas. Hakk’a erenleri vahdet badesiyle sermest eden ittisal ve vuslat makamı (SF; NMN 270). Gah ma'mur kılar bade beni gah harâb Görünüz gah yapıp gah yıkan miman Fuzüli
Hatem
Çı. Mühür, yüzük, son. tas. Sâlikin bütün makamları katetmesi ve nihayete ermesi (sr). Hâtemü'lenbiya Son peygamber. Hatm-ı nübüvvet zamanla sınırlı olup Hz. Peygamber'le sona erdiği halde, hatm-ı velayet zamanüstüdür; ezelden ebede kadar sürer. Zira nübüvvet nebinin, velayet Allah'ın vasfıdır (AT 308, 303; İFH 24-29; iv 219). Bkz. Hâtemü'l-evliya. Hâtemü'levliya Son veli veya velilerin en ulusu; bir rivayete göre İbn Arabi. Hatm-i velayet görüşünü Hakim Tirmizi ortaya atmış, İbn Arabi bunu geliştirmiştir (HH 111). Bkz, Hatemu'l-enbiya. Hâtıri.ar.( bis) ç. Havâtır. İnsanın içine gelen hitap, iç âlemde duyulan ses, alınan mesaj. Bu hitap Allah'tan, melekten, Şeytan'dan ve nefsten olabilir. Allah'tan gelen hitaba hâtır-ı Hak, melekten gelene ilham, Şeytan'dan gelene vesvese, nefsten gelene hevâcis ve hadisu'n-nefs denir. Haktan ve melekten gelen sesler dinin zahiri hükümlerine uygun olur, Şeytan'dan gelen ses günaha, nefsten gelen ses süfli arzulara davet eder, Kalp, gönül. Gönül yap zâhidâ beyt-i Huda'dır taat istersen Muhakkaktır ki bâb-ı cenneti hâtır-şiken açmaz Sâhib Hâtır-ı evvel - Hâtır-ı sani “Hak'tan gelen aynı konudaki farklı iki hâtırdan hangisi daha kuvvetli olur?” sorusuna Cüneyd ilk hâtır, İbn Atâ ikinci haur, diye cevap vermiştir (KR 43). Bir kimse evvela sadaka vermeyi düşünse, sonra da bundan vazgeçse ilki Rabbani, ikincisi şeytani kabul edilir (Gi m: 40). 1 Hâtır-şiken Gönül yıkan, kalp kıran. I
Hıfz-ı ahd
7, Sözde durma, vaadi yerine getirme. 2. tas. Sâlikin, Allah'ın kulları için belirlediği sınırda durması, hiçbir zaman yasaklanan sahada görülmemesi, daima emredilen hususların yanında olması (kn). Hıfz-ı ahd-i rububiyet ve ubüdiyet r. İlahi ve beşeri ahdi muhafaza etme. 2. tas. Sâlikin daima kemali Rabb'a, kusuru kula nispet etmesi. Mürit Allah ile yapugi sözleşmeye (mudhede) sonuna kadar sadık kalmak zorundadır. Tasavvufta ahdi bozmak ve yapılan muahedeye uymamak (nakz-i ahd) dindeki riddete ve irtidada benzer.. A Hifz-1 enfas (حفظ | نفا س) Nefesleri denetim altında tutmak, alınan ve verilen solukları korumak, her nefeste şuurlu olmak, Süfiler, her nefeste Allah'ın anılmasını ve hatırlanmasını isterler. Bkz. Huş der-dem. Her nefeste Allah adın de müdâm Allah adıyle olur her iş tamam Hifz-1 nispet — Hıfz-ı tarik بق) pb (حفظ نسبة - حفظ Silikin şeyhine ve tarikatine bağlılığını samimiyet ve sadakatla sürdürmesi, mürşidinden aldığı ahde ve misaka, ezkar ve evrada bağlı kalması. Hırka 1 ar. Yamalı elbise, çeşitli kumaş parçaları birbirine dikilerek yapılan elbise, murakkaa; dervişlerin toplu zikir yaptıkları esnada giydikleri yelek. Bir mürit adayı belli bir deneme ve hazırlık döneminden sonra tarikate ehil ve şeyhe layık görülürse ona tekkede yapılan bir törenle hırka giydirilir. Hırka giyen talip artık bundan böyle şeyhin müridi, tarikat mensubu ve diğer müritlerin kardeşidir. tarikatın kural ve ilkelerine uymak, kendisine verilen görevleri seve seve yerine getirmek zorundadır, Hırka giymek, mürit adayını şeyhin kabul ettiğinin, dolayısıyla Hakk'ın da kendisini kabul ettiğinin simgesidir. Hırka giyen talip ar- uk belli bir derneğin üyesidir (-102). Hırka atma Remy-i hırka, semâ esnasında müridin üzerindeki hırkayı atması, tarh-ı hırka. Bazen bir hırka parçalanır ve dervişlere dağıtılır (Nür 296). Hırkanın rengi siyah, mavi veya beyaz olabilir. Tarikate yeni girenler siyah, belli bir dereceye ulaşanlar mavi, sülükunu tamamlayanlar beyaz hırka giyer. Bkz. Murakka. Hırka vu tac ile zâhid kerem et sikleti ko Ademe cübbe vu destâr kerâmet mi verir Ş. Yahya 166 | Hicabu'lizzet Atlas-ı çarha da değişmezdin ey hoca sen Ger bulaydın bulduğum ben hırka-ı peşimenede Nef'i Hırka-i iradet Müritlik hırkası. Bu hırkayı giyen talip mürit olmuş ve sülüka başlamış sayılır. Hırkasi teberrük Fahri hırka, onur hırkası. Belli bir şeyhten hırka giyen ve onun tarikatine giren talip daha sonra diğer bir şeyhten de hırka giyer, ama onun tarikatine girmezse giydiği hırkaya teberrük hırkası denir. Tarikate girmemiş ve şeyhe intisap etmemiş bir kimse dervişlere benzemek ve onlar gibi yaşamak isterse onlara da teberrük hırkası giydirilebilir. Bu şekilde hırka giyen daha sonra irade (müritlik) hırkası da giyebilir. Buna muhip hırkası ve muhip kisvesi de denir. Hırka-i tevbe Günahlarına tevbe eden ve nefslerini ıslaha azmeden taliplere giydirilen hırka. Bunlar henüz tarikate girmiş sayılmazlar. Hırka-i velayet Müritlere giydirilen hırka.
İbnü'lvakt
1) veya İbnü'l-vakit Vaktin çocuğu. tas. a Sûfî İbnü'l vakittir, yani o, içinde bulunduğu zamanda (halde) yapılması en uygun olan şeyle meşgul olur, o vakitte kendisinden istenen sey neyse onu yapar. Derviş ne geçmiş ne gelecekle ilgilenir; yalnızca hali değerlendirir Geçti mâzi, çekme istikbale gam Gün bugün, saat bu saat dem bu dem Harâbât ehline duzah azabın anma ey zâhid Ki bunlar ibn-i vakt olmuştur fedayi bilmezler Hayali
Külah
ه) +S) Derviş başlığı, serpuş, sikke. Dedi o derviş: Ey şeh-i ali-tebâr Hırka kabrimdir, küleh seng-i mezâr Divâne M. Çelebi Ka'betu'l-ussak oluptur hankah-1 Mevlevi Tâc-ı izzet ser-firazdır küllâh-ı Mevlevi Şâhidi Külahi Derviş. Külbe-i ahzan Hüzünler kulübesi. tas. Üzüntü vakti. Hz. | Yakub'un, oğlu Yüsuf'u Kenan diyarında kaybettikten sonra içinde ağladığı ve hüzünlendiği kulübe, dert küpü. Kılma her saat beni rüsva-yi halk ey berk-i âh Eyleme rüşen şeb-i gam hülbe-i ahzânımı | Vâız bize dün duzahı vasfetti Fuzalt | Ol vasf senin külbe-i ahzânın içindir | tee Yâr ki rahmetti meğer nâle vu efgânımıza Kadem bastı bugün külbe-i ahzânımıza | Fuzüli |
Mahv-i ubüdiyet
Kullugun mahvı. tas. A'yâna varlık nispet etmemek. Aslında | aynlar (ç. a'yan) yoktur, yalnızca Hak onlarda zuhur ettiği için vardır. Bu türlü varoluş aslında yok oluştan başka bir şey değildir. Haktan başka fail ve mevcut yoktur. Kul suretinde taayyün etmesi itibariyle abit, mutlak oluşu itibariyle mâbuttur. Mescüd ile sâcid oldu vâhid Mescüd-i hakiki oldu sâcid | Nesimi |
Şeyh Safiyyüddin Türbesi ve Dergâhı
Erdebil · İran · İbrâhim Zâhid-i Geylânî'nin halife tayin ettiği dergâh; 12 Muharrem 735'te (12 Eylül 1334) vefat edip avlusuna defnedilmiştir. Oğlu Sadreddin Mûsâ'nın yaptırdığı türbe Safevî sanatının en görkemli eserlerindendir. Konum yaklaşıktır.
Buhara
Buhara · Özbekistan · Attâr'ın babasının vefatından sonra medresede zâhidâne hayat sürdüğü, Bahâeddin Nakşibend'e intisap ettiği ve şeyhinin 791 (1389) yılındaki vefatından sonra on yıl irşad faaliyetinde bulunduğu şehir. Nakşibendiyye'nin Buhara dışına yayılışı da buradan tayin ettiği halifelerle başladı.
Orta Pazar Camii hazîresi
Bursa · Türkiye · Dedesi Nakkaş Ali'nin yaptırdığı cami; 938'de (1532) vefat edince buraya defnedildi. Mezar taşındaki “el-merhûm Şeyh Lâmiî b. Osman” ibaresi, öldüğünde bir tekkede şeyh olduğunu gösterir. İlişkili kişi dosyası Lâmiî Çelebi : Bursalı Lâmiî Çelebi, Emîr Ahmed Buhârî'nin sohbetinde yetişen; Fütûhu'l-Mücâhidîn ile Câmî'nin tabakat hafızasını Anadolu sûfîleri, kavram açıklamaları ve şahsî tanıklıklarla genişleten velût bir müelliftir.
Sücâs (Sincâs)
Zencan · İran · Nisbesini aldığı, Zencan çevresindeki yerleşim. Silsilenâmede vefat yeri kaydedilmemiştir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Rükneddin Sincâsî : Rükneddin Sincâsî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin sühreverdî halkası halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.
Tebriz
Doğu Azerbaycan · İran · Nisbesini aldığı şehir; İlhanlı devrinin başşehri ve devrin en canlı tasavvuf merkezlerindendir. Silsilenâme vefat yerini kaydetmez. İlişkili kişi dosyası Şihâbüddin Tebrîzî : Şihâbüddin Tebrîzî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin sühreverdî halkası halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.
Siyâvrud (Lâhîcân)
Gîlân · İran · 615/1218 civarında doğduğu ve 700/1301'de vefat ettiği nahiye; Güştâsfî'de hastalanınca vasiyeti üzerine damadı Safiyyüddîn-i Erdebîlî tarafından buraya getirilmiş, iki hafta sonra vefat etmiştir. Konum yaklaşıktır.
Edirne
Edirne · Türkiye · Kaynak, Câhidî Ahmed Efendi'nin Edirne'de doğduğunu, Kitâbü'n-Nasîha 'dan Rumelili bir aileden geldiğinin ve babasının adının Muhammed olduğunun anlaşıldığını bildirir. Muhtemelen Halvetî-Uşşâkī hilâfetini de burada almıştır.
Basra
Basra · Irak · Basralı zâhid olarak anılır; Hasan-ı Basrî'nin meclisine burada katılıp tövbe etti ve gündüzleri ondan ilim tahsil etti. İlişkili kişi dosyası Habîb el-Acemî : Habîb el-Acemî (ö. 130/747-48 [?]), Hasan-ı Basrî çevresinde yetişen İran asıllı Basralı zâhid, güvenilir hadis râvisi ve sonraki tarikat silsilelerinin önemli halkasıdır.
Lâhîcân
Gîlân · İran · Oturduğu ve İbrâhim Zâhid-i Geylânî'nin gelip intisap ettiği nahiye; şeyhiyle birlikte tarlada çalışıp ürünü pazara götürdüğü yer burasıdır. İlişkili kişi dosyası Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî (el-Ezherî) : Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî, Şîrâzî ve Ezherî nisbeleriyle anılan; Şehâbeddin Mahmûd Tebrîzî’den tasavvuf terbiyesi aldıktan sonra Lenkeran–Astara hattında tekke kuran, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’yi yetiştiren ve Ebheriyye’den Zahidiyye, Halvetiyye ve Safeviyye’ye uzanan aktarımın başlıca halkalarından olan XIII-XIV. yüzyıl sûfîsidir.
Kûfe
Kûfe · Irak · Ebû Hanîfe'nin yanında uzun yıllar hadis ve fıkıh okuduğu, sonra evine kapanıp zühde çekildiği ve harap evinde Kur'an okurken vefat ettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Dâvûd et-Tâî : Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.
Selmânıpâk (türbesi)
Medâin · Irak · Vali olduğu ve vefat ettiği Medâin yakınında, kabri etrafında oluştuğu belirtilen kasaba. Türbesi IV. Murad tarafından yeniden yaptırılmıştır. İlişkili kişi dosyası Selmân-ı Fârisî : Selmân-ı Fârisî (ö. 36/656 [?]), hakikat arayışı İran’dan Hicaz’a uzanan, Hendek Gazvesi’ndeki teklifi ve Medâin valiliğindeki zâhid yaşayışıyla tanınan sahâbîdir.
Kayalar Camii Hazîresi
İstanbul · Türkiye · Rumelihisarı sahilinde, bugünkü Bebek semti yakınlarında Kayalar denilen yer. İdamının ardından naaşının buraya defnedilmesinden sonra burası bir mezarlık haline gelmiş ve bir cami yapılmıştır; kabri bu caminin hazîresindedir ve hazîrede bir makam kabri şâhidesi bulunmaktadır. Mezar taşında "tarîkat-ı aliyye-i Bayrâmiyye" ibaresinin yer aldığı kaydedilir.
Nûru'l-Arabî'nin Eserleri: 75 Başlıklı Bir Külliyat
Türkçe ve Arapça şerhler, risaleler, tefsirler ve takrirler üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Hasan-ı Basrî: Zâhid, Âlim ve Öncü Sûfî
Kurumsal kuruculuk yerine ahlâkî ve tarihî öncülük. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Hasan-ı Basrî'nin Tasavvuf Silsilelerindeki Yeri
Tarihî temas, ilmî isnad ve manevî aidiyet katmanları. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Mevleviyye'nin Kuruluşu ve Kurumsallaşması
Mevlânâ çevresinden Konya merkezli tarikat teşkilatına. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Kübreviyye Silsile Varyantları
Ammâr-ı Yâsir, İsmâil el-Kasrî ve Ehl-i beyt hatlarını birbirine karıştırmadan okumak. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Halvetiyye'nin Zâhidiyye Kökü
Ebheriyye ve Zâhidiyye'den Safeviyye ile Halvetiyye'nin ayrıldığı tarihî kavşak. Reşat Öngören'in ders kitabı mevcut Halvetiyye monografileriyle karşılaştırılarak hazırlandı.
Tarikatların Teşekkülü: Zühd Çevrelerinden Kurumsal Yollara
İlk zâhid çevreleri, klasik tasavvuf dili ve XII. yüzyıldan sonra belirginleşen tarikat kurumları TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
Tomâr-ı Turuk Nasıl Okunmalı?
Sâdık Vicdânî'nin büyük silsile projesini, Lütfiye Tezer'in karşılaştırmalı tenkidi eşliğinde; güvenilir omurga, tarihî tasnif ve ihtilaflı kol adı katmanlarına ayırır.
Lâmiî Çelebi'nin Nefehât'a Katkıları
Mukaddime, minhuvât, Anadolu sûfîleri ve müellif tanıklığı üzerinden Lâmiî'nin gerçek payı
Nefehât'tan Fütûhu'l-Mücâhidîn'e: Bir Tabakat Hafızasının Dönüşümü
Câmî'nin Farsça tabakatı Lâmiî'nin elinde nasıl Osmanlı-Anadolu tasavvuf hafızasına dönüştü?
Halvetiyye Silsilesi ve Kollar Haritası
Halvetiyye'nin ortak erken silsilesi, Zâhidiyye kavşağı, dört ana kolu ve doğrulanmış alt şubeleri tek bir ayrıntılı ağda gösterilir.
Zühdden Tarikata: Tasavvufun Tarihî Dönemleri
İlk zâhid çevrelerinden tasavvuf dilinin teşekkülüne ve XII. yüzyıl sonrasında kurumsal yolların yaygınlaşmasına uzanan tarih çizgisi
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme