Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

51 sonuç · “halef

01
Şahsiyet

Abdüllatîf en-Nakşibendî

Abdüllatîf en-Nakşibendî (ö. 1563-64), Emîr Buhârî’nin halifesi Hâce Mahmud Efendi’nin müridi, damadı ve Fâtih’teki hânkāhın halefidir; İstanbul’daki erken Ahrârî-Nakşibendî mirasını tekke, sohbet ve kitap hizmetiyle sürdürmüştür.

02
Şahsiyet

Ebü’l-Abbâs Şihâbüddin Ahmed el-Mürsî

Ebü’l-Abbas el-Mürsî (616-685/1219-1287), Mürsiye’den Tunus’a ve İskenderiye’ye uzanan hayatında Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’nin halefi olan; İbn Atâullah, Bûsîrî ve Yâkūt el-Arşî’yi yetiştiren Şâzelî şeyhidir.

03
Şahsiyet

Gümüşlüoğlu Abdurrahman Çelebi

Gümüşlüoğlu Abdurrahman Hüsâmî Çelebi (yaklaşık 1387–XV. yüzyıl ortaları), Amasya müftüsü, Şeyh Zekeriyyâ’nın halefi ve tasavvuf şairidir.

04
Şahsiyet

Hasan Hilmi Efendi

Azdavaylı Hasan Hilmi Efendi (1240/1825, Azdavay – 24 Safer 1329 / 1911, İstanbul); Nakşibendî-Hâlidî şeyhi. Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'nin halifesi ve halefi ; hocasının vefatından sonra on sekiz yıl ders okutmuştur. Kabri Süleymaniye Camii bahçesindedir.

05
Şahsiyet

Hayâlî-i Gülşenî (Emîr Ahmed)

Hayâlî-i Gülşenî (Emîr Ahmed, 1485–1570), İbrâhim Gülşenî’nin oğlu ve Kahire âsitânesindeki otuz yedi yıllık post halefi; üç nüshalı, 377 gazelli Dîvân sahibi şeyh ve şairdir.

06
Şahsiyet

Muhammed Fâzıl İmbâkī

Muhammed Fâzıl İmbâkī (ö. 1968), Ahmedü Bamba'nın oğlu; kardeşi Muhammed Mustafa'nın ardından 1945–1968 arasında Mürîdiyye şeyhliğini yürüten ve Tûbâ'nın cami, medrese ve şehir merkezi olarak gelişmesini sağlayan halefidir.

07
Şahsiyet

Muhammed Ma‘sûm

Muhammed Ma'sûm Sirhindî (11 Şevval 1007 / 7 Mayıs 1599 – 9 Rebîülevvel 1079 / 17 Ağustos 1668, Sirhind); Hindistanlı Nakşibendî-Müceddidî şeyhi . İmâm-ı Rabbânî'nin üçüncü oğlu ve halefi; “Urvetü'l-vüskā” ve “Kayyûm-i Sânî” lakaplarıyla anılır. [Editör notu: Bu kayıt 27 numaralı kayıtla mükerrerdir ; CMS'te silinip 27'ye yönlendirilmelidir.]

08
Şahsiyet

Muhammed Ma‘sûm Sirhindî

Muhammed Ma'sûm Sirhindî (11 Şevval 1007 / 7 Mayıs 1599 – 9 Rebîülevvel 1079 / 17 Ağustos 1668, Sirhind); Hindistanlı Nakşibendî-Müceddidî şeyhi . İmâm-ı Rabbânî'nin üçüncü oğlu ve halefi; “Urvetü'l-vüskā” ve “Kayyûm-i Sânî” lakaplarıyla anılır.

09
Şahsiyet

Muhammed Mustafa Mâülayneyn

Moritanya, Batı Sahra ve Fas'ta ilim, irşad, zâviye ve sömürge karşıtı faaliyetleri birleştiren Kādirî şeyh.

10
Şahsiyet

Nasûhîzâde İkinci Alâeddin Efendi

Nasûhî’nin büyük oğlu ve halefi İkinci Alâeddin Efendi, otuz beş yıl post hizmetinde bulunmuş; Mi‘râciyye ve Regāibiyye’nin doğuşuna dair kültürel hafızada adı geçen Nasûhî şeyhidir.

11
Şahsiyet

Seyyid Abdülkadir Nehrî

Seyyid Abdülkadir Nehrî (1851-1925), Şeyh Ubeydullah'ın icazetli halefi; sürgünler, Meclis-i Âyân üyeliği ve Osmanlı son dönem siyaseti içinde Nehrî ailesinin tasavvufî ve kamusal temsilini sürdüren şeyhtir.

12
Şahsiyet

Seyyid Ahi Mahmud en-Nakşibendî

Seyyid Ahi Mahmud (ö. 15 Rebîülâhir 1090/1679), Van'dan Bursa'ya gelerek amcası Açıkbaş Seyyid Mahmud'a intisap eden ve onun zâviyesinde postnişin olan Nakşibendî şeyhidir.

13
Sözlük

Pîr-i Sânî

Sözlük anlamı: “İkinci pîr”. Bir tarikatı ilk defa kuran kişiden sonra yolu yeniden teşkilatlandıran, yayılmasını sağlayan veya erkânını belirginleştiren merkez şahsiyet için kullanılan unvandır. Her gelenekte aynı idarî makamı göstermez; pîrin halefi olan herkes kendiliğinden pîr-i sânî sayılmaz.

14
Sözlük

Burcu'l-evliya

= en-i evi i 3 evliya (برج الاوليا) Medfen-i evliya, evliyası ve yatırı çok olan yer. Bürhan-ı Hak (5> le») Hakk’ı ran gi Öpme, Öpücük. 2. as. a Baunda feyz ve cezbe. b Alınan müjde (Sr). Burhan halkın, cezbe ise nebi v ee bans meee e Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yö- Bit i. fars. (بت) 1. Put, sanem. 2. tas.: ten sözün keyfiyetini kabul etme yetene i (ts), d Ruhun:ا a 5 haste ‘ igi ne zevk, 7 (hevâ hevesi ve) nefsidir. Hakikati ic EREN ll il iş n elini öpme. Dâmen-büs: Şeyhin eteğini öpmek, önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde n nâz-perversin dilârâsın ma ki gayet bi-mahabbasın n destini büs etse âşıklar bir padişâh-ı âlem-ârâsın G. Dede fha. 2. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve eğişik bir halde mevcuttur (us). 1. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Put, sanem. 2. tas.: ten sözün keyfiyetini kabul etme yetene i (ts), d Ruhun:ا a 5 haste ‘ igi ne zevk, 7 (hevâ hevesi ve) nefsidir. Hakikati ic EREN ll il iş n elini öpme. Dâmen-büs: Şeyhin eteğini öpmek, önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde n nâz-perversin dilârâsın ma ki gayet bi-mahabbasın n destini büs etse âşıklar bir padişâh-ı âlem-ârâsın G. Dede fha. 2. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve eğişik bir halde mevcuttur (us). 1. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması

15
Sözlük

Base

(«- (بو Öpme, Öpücük. tas. a Bâtında feyz ve cezbe, b Alınan müjde sonunda hasıl olan haz. c Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yönünden sözün keyfiyetini kabul etme yeteneği. d Ruhun vasıtasız aldığı zevk,

16
Sözlük

Bit

لل لل لل ل ل ا ل haz. Dest-bas: Şeyhin elini öpme. Damen-bas: Şeyhin eteğini öpmek, Zemin-büs: Şeyhin önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde.» Güzelsin bi-bedelsin ndz-perversin dilârâsın Değilsin bt-vefa amma ki gayet bt-mahabbasin Ne mânldir uzatsan destini bas etse âşıklar Kolun bükmezlere bir padişâh-ı âlem-ârâsın G, Dede (بو ى) Koku, nefha 2. tas, Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve ) haberdar olması ki, esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve tefrika makamında değişik bir halde mevcuttur (115). (9 4) veya Budala, 1, Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişina gelen bedelin çoğuludur (aka 111, 1168). 2. عم Yediler. Bunlardan her 'n kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduk- 1, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden birakirareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (xr). Bkz. Yedal. &) 1. Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). |

17
Sözlük

Büdelâ

(Y (بد veya Budala. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişigi anlamına gelen bedelin çoğuludur (Aka ır, 1168). tas. Yediler. Bunlardan her biri gözden kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kayboldukları zaman, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırlar. Hal, hareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve bedil denir. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (kt). Bkz. Yediler, Abdal.

18
Sözlük

Hakim

Bilge, hikmeti bilen. Filozof. tas. Safi, arif Dini hükümleri uygulamada halka kolaylık gösterdiği halde kendisi titiz davranan âlim. Hakimler peygamberlerin halefleridir. Nübüvvetten sonra hikmet gelir. ; Hikmet her hususta en mükemmeli ortaya komaktir. Bazi mutasav- 1 viflar hakim unvanıyla anılırlar, Hakim Tirmizi, Hakim Ata gibi. Hakim Tirmizi'ye bağlı olan süfilere hakimiyyan denir. Hakim-i mutlak Allah. Hakimiyyan Hakim Tirmizi'ye bağlı sûfî taifesi.

19
Sözlük

Halife

ç. Hulefa Halef, câ-nişin, naip. tas. a Şeyhin belli bir bölgedeki müritlerine bakma, onları terbiye etme ve kendisiyle onlar arasındaki irtibatu sağlama işiyle görevlendirdiği müridi. b Müritlerin, şeyhin ölümünün ardından onun vasiyetiyle veya vasiyeti olmadan başa geçirdikleri kişi. Bazen de bir mürit, şeyhin halifesi olduğunu bizzat kendisi iddia eder. c İnsan-ı kâmil, hakiki mürşit. Allah'ın bütün isim ve sıfatlarına mazhar olan veli (arş 306).

20
Sözlük

Mahfuz

(محفوظ) 7, Korunmuş. 2. tas. Sözü, davranışı ve iradesiyle Hakk'a muhalefet etmekten korunmuş veli. Mahfuz yalnızca Hakk'ın razı olduğu sözü Söyler, işi yapar, emrettiğini irade eder (kı). Peygamber masum, veli mahfuzdur. O günah işleyebilir, ama günahta ısrar etmez. Zira Hakk'ın muhafazası altındadır. Bkz. Hıfz.

21
Sözlük

Mekr

(مكر) Oyun, kandırma, hile. tas. Allah'ın, emirlerini dinlemeyen bir kuluna nimet üzerine nimet vermesi, edepsizliğine rağmen durumunu olduğu gibi bırakması ve olağanüstü hususları başarmayı ona nasip etmesi (KI; CT; İFM; Gi 1:83). Bu anlamda mekr, istidractır. Bu yüzden süfiler kendilerinden zuhur eden kerametlerin mekr-i ilahi olmasindan endise ederler, Masukun aşıkını, bazen iltifat ederek, bazen ona muhalefet ederek kandırması (us). Kimk-i mekr-i zen-i dünyaya zebün olmaz ise Rezm-gâh-ı feleke merd gelir merd gider Nâbi Mekr-i hafi Gizli mekr; kerametlerde söz konusudur. Mektümin i ar. (مكتومين) t. Mektüm 1. Gizliler, saklılar. 2. tas. Sayıları dört bin olan, yekdigerini tanımayan, daimi surette hem halktan hem de bizzat kendilerin- .den gizli kalan gayb erenler. Ricâlu'l-gaybten dört bin eren. Bunlar insanların karşısına yabancı kıyafet içinde çıkarlar (TK 11:1266).

22
Sözlük

Mevt

ت) 91. Ölüm 2, tas. Nefsin hevâ ve hevesinin kökünü kazımak. Nefsin canı bu hevâ ve hevestir. Onu maddi hazlara ve bedensel zevklere yönelten hevâ | ve hevesin yok edilmesi nefsin ölümü anlamına gelir. “Ölmeden evvel ölmek” budur. Nefs süfli âleme çekilince kalp ölür, ulvi âleme çekilince kalp ve ruh ha yat bulur. Nefsi öldürmek için açılan savaşa cihad-ı ekber denir (x1), Ölüm çeşitli türlere ayrılmıştır: Beyaz ölüm, nefsi AÇ VE Susuz bırakmak; kara ölüm, halkın eza | 244 |

23
Sözlük

Selamet

>) Emniyet makamı, “Oraya emniyetli olarak selam (selamet) ile giriniz,” mealindeki ayetle buna işaret edilmiştir. 2. Dünyevi huzur ve refah, selamet, terk-i selamettir. Nefsin selameti ona muhalefet etmektir, felaketi ona uymaktır. “Selamet yalnızlıktadır.” “Selamet birliktedir.” “İnsanın selameti dilinin süküt etmesindedir.” Selamet-i sadr Kalbin her türlü manevi hastalıktan şifa bulması ve kirden (gil-u gis) Semâ eme ope mike em. çi 0 arınması (SL 297; NM 110) Bkz. Atvâr-ı dil, Selamname/Selamiyye Es-selâm... (selam olsun...) diye başlayan dua (am 251, 282). Abdulkadir Geylâni'nin türbesinde okunmak üzere yazılan Manzüme-i Selâmiyye'den: €s-selâm ey pir-i tarikat es-selâm es-selâm seyyid-i sâdât-ı ümmet es-selam Tekrar mülâki oluruz bezm-i ezelde Evvel giden ihvâna selâm olsun erenler Yahya Kemal Selam secdesi İslamda esas itibariyle Allah'tan başkasına secde edilmemekle beraber, meleklerin Hz. Âdem'e; babası, eşi ve çocukları Hz. Yüsuf'a secde etmişlerdi (Yasuf Suresi, 99). Süfilere göre bu ibadet secdesi değil, selam secdesidir (secde-i tahiyyât). Sonraki bazı mutasavvıflar bu tür secdeyi câiz görmüşlerdir (İ). Mevlevi şeyhleri ve dervişleri baş keserek birbirine secde ederler, Secdeyi Hz. Mevlânâ teşri etmiştir (GMM 85, 283, 386). Bazı tarikatlerde dervişler şeyhlerinin eteklerini öper, ayak bastıkları yere yüz Sürer (KM 16. bahis; AM 220). Bektaşiler buna niyaz derler (iMR 1:3). Hükümdarlara ve din ulularına secde etmek öteden beri şark kavimlerinde, özellikle İranlılarda âdettir; buna merdüm-peresti denir. Dünyevi huzur ve refah, selamet, terk-i selamettir. Nefsin selameti ona muhalefet etmektir, felaketi ona uymaktır. “Selamet yalnızlıktadır.” “Selamet birliktedir.” “İnsanın selameti dilinin süküt etmesindedir.” Selamet-i sadr Kalbin her türlü manevi hastalıktan şifa bulması ve kirden (gil-u gis) Semâ eme ope mike em. çi 0 arınması (SL 297; NM 110) Bkz. Atvâr-ı dil, Selamname/Selamiyye Es-selâm... (selam olsun...) diye başlayan dua (am 251, 282). Abdulkadir Geylâni'nin türbesinde okunmak üzere yazılan Manzüme-i Selâmiyye'den: €s-selâm ey pir-i tarikat es-selâm es-selâm seyyid-i sâdât-ı ümmet es-selam Tekrar mülâki oluruz bezm-i ezelde Evvel giden ihvâna selâm olsun erenler Yahya Kemal Selam secdesi İslamda esas itibariyle Allah'tan başkasına secde edilmemekle beraber, meleklerin Hz. Âdem'e; babası, eşi ve çocukları Hz. Yüsuf'a secde etmişlerdi (Yasuf Suresi, 99). Süfilere göre bu ibadet secdesi değil, selam secdesidir (secde-i tahiyyât). Sonraki bazı mutasavvıflar bu tür secdeyi câiz görmüşlerdir (İ). Mevlevi şeyhleri ve dervişleri baş keserek birbirine secde ederler, Secdeyi Hz. Mevlânâ teşri etmiştir (GMM 85, 283, 386). Bazı tarikatlerde dervişler şeyhlerinin eteklerini öper, ayak bastıkları yere yüz Sürer (KM 16. bahis; AM 220). Bektaşiler buna niyaz derler (iMR 1:3). Hükümdarlara ve din ulularına secde etmek öteden beri şark kavimlerinde, özellikle İranlılarda âdettir; buna merdüm-peresti denir.

24
Sözlük

Sereyân-ı vücüt Ose

يان و dr. Varlığın sirayeti. 2. tas. Rahmani nefes ve mukaddes feyz ki, âlem ve insan 0 tecellinin panlulandir (sr). Serir 1. Taht, padişahların üzerine kuruldukları taht. 2. tas. Mekânet-i ilahiyedeki rahmani mertebe, ilâhî meşhed. Hakk'ın tecelli ettiği mekân (mekane), Mutasavvıflara göre Hz. Peygamber Allah'ı bir serir (taht) üzerinde tüysüz bir genç (şabb-ı emred) suretinde görmüştü. Serir, Hakk'ın tecelli makamıdır. Tecelli ve temaşa itibariyle sonlu olan bu surete serir, sonsuz olan ilâhî zata ise taç denir . Arş ve taht da bu anlamda kullanılır. Serkeş — Serkeşi GAS لانن 5 us) 7, Serkeşlik. 2. tas, İlahi iradenin hükmüyle sâlikin iradesine ve muradına muhalefet etmesi.

25
Mekân

Cemâlîzâde Tekkesi

İstanbul · Türkiye · Eğrikapı savaklarının karşısında, Kırkçeşme su şebekesine bağlı olan tekke. Vezir Hırâmî Ahmed Paşa tarafından XVI. yüzyılın son çeyreğinde mescid-zâviye olarak kurulmuş, muhtemelen XVIII. yüzyıl başlarında Halvetiyye'ye intikal etmiştir. 1155'te (1742) buraya postnişin olan Cemâleddin Uşşâkī'nin vefatında buraya gömülmesi üzerine Cemâliyye şubesinin âsitânesi ve pîr evi vasfını kazanmıştır. Kaynaklarda Cemâleddin Halvetî, Cemâleddin Uşşâkî, Cemâlî, Cemâlî Efendi, Savaklar, Seyyid Cemâleddin, Seyyid Cemal Efendi ve Şalcızâde gibi çeşitli adlarla anılır. Oğlu ve halefi Mehmed Nizâmeddin Efendi mescid-tevhidhânenin dârülkurrâ olarak da kullanılması için bir vakıf yapmıştır. Tekke ve zâviyelerin kapatılmasından sonra mescid-tevhidhânesi cami olarak kullanılmaya başlanmış, 1958'den az önceki onarımda cami harimi ile türbe arasına duvar çekilerek yapının en önemli mimari özelliği yok edilmiştir.

26
Mekân

Sivâsî Tekkesi — Abdülbâkī Efendi'nin postu

İstanbul · Türkiye · Şeyh Resmî mahallesinde, Sultanselim Çukurbostanı'nın güneybatı köşesinde bulunan tekke; babasının ardından burada postnişin oldu. İlişkili kişi dosyası Sivâsîzâde Şeyh Abdülbâkī Efendi : Sivâsîzâde Şeyh Abdülbâkī Efendi (1023-1122/1614-1710), babası Abdülmecid Sivâsî'den tarikat terbiyesi alıp İstanbul'da yaklaşık yetmiş üç yıl vâizlik ve irşad hizmeti yürüten Halvetî şeyhidir.

27
Mekân

Hille Zâviyesi

Hille · Mali · Tinbüktü'nün 400 km. kuzeyindeki Hille'de açtığı zâviye. Yaklaşık elli yıl boyunca tarikatını buradan Sahrâ, Bilâdüssûdan, Gambia, Senegal'in Kazamans bölgesi, Gine Bissau, Liberya ve Gana'ya kadar yaydı. Vefatından sonra merkez zâviye olarak halefi oğlu Sîdî Muhammed tarafından idare edildi.

28
Mekân

Mürsî Camii

İskenderiye · Mısır · Adını taşıyan ve İskenderiye'de bulunan cami. İlişkili kişi dosyası Ebü’l-Abbâs Şihâbüddin Ahmed el-Mürsî : Ebü’l-Abbas el-Mürsî (616-685/1219-1287), Mürsiye’den Tunus’a ve İskenderiye’ye uzanan hayatında Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’nin halefi olan; İbn Atâullah, Bûsîrî ve Yâkūt el-Arşî’yi yetiştiren Şâzelî şeyhidir.

29
Mekân

Kubbe Tekkesi (Kubbe Dergâhı)

İstanbul · Türkiye · Şeyh Süleyman Efendi-zâde el-Hâc Muhammed Emîn Efendi'nin vefatından sonra şeyh olduğu tekke; menkıbede hasta hâlde buradan Bahçekapı'ya indirildiği anlatılır. Metin tekkenin semtini açıkça vermez. İlişkili kişi dosyası Şeyh Halef Muhammed Efendi : Halef Muhammed Efendi (ö. 1179/1765-66), Bağdatlı Kādirî halifesi; Hacı Muhammed Emin Efendi’den sonra Kasımpaşa Kubbe Tekkesi postuna geçen şair şeyhtir.

30
Mekân

Fatih Camii

İstanbul · Türkiye · 1052'den Şaban 1065'teki vefatına kadar vaizlik yaptığı kürsü; selefi Abdülahad Nûrî Efendi, halefi Üstüvânî Mehmed Efendi. İlişkili kişi dosyası Menteşeli Veliyyüddin Efendi : Menteşeli Veliyyüddin Efendi (ö. 1655), Kādızâde Mehmed Efendi’nin öğrencisi; Abdülahad Nûrî’nin ardından Fatih Camii vâizliği yapan âlimdir.

31
Mekân

Kasımpaşa

İstanbul · Türkiye · Sefîne'nin kaydına göre Halef Muhammed Efendi'nin medfun bulunduğu semt; kabrin tam yeri belirtilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Halef Muhammed Efendi : Halef Muhammed Efendi (ö. 1179/1765-66), Bağdatlı Kādirî halifesi; Hacı Muhammed Emin Efendi’den sonra Kasımpaşa Kubbe Tekkesi postuna geçen şair şeyhtir.

32
Mekân

Abdülmecid Sivâsî Türbesi — Abdülbâkī Efendi'nin medfeni

İstanbul · Türkiye · Eyüp Nişancası'nda, Kösem Vâlide Sultan kethüdâsı Behram Ağa'nın Abdülmecid Sivâsî'nin kabri üzerine yaptırdığı türbe; silsilenâme Abdülbâkī'yi türbenin içinde, kapısının önünde medfun gösterir. İlişkili kişi dosyası Sivâsîzâde Şeyh Abdülbâkī Efendi : Sivâsîzâde Şeyh Abdülbâkī Efendi (1023-1122/1614-1710), babası Abdülmecid Sivâsî'den tarikat terbiyesi alıp İstanbul'da yaklaşık yetmiş üç yıl vâizlik ve irşad hizmeti yürüten Halvetî şeyhidir.

33
Mekân

Mekke

Mekke · Suudi Arabistan · Nisan 1600'de kadılığına tayin edildi; Şerh-i Gülistân 'ı burada tamamladı ve 27 Ağustos 1601'de burada vefat edip defnedildi. İlişkili kişi dosyası Kefevî Hüseyin Efendi : Kefevî Hüseyin Efendi (ö. 1010/1601), Kefe’den yetişmiş; medrese ve Haremeyn kadılıklarının yanında hadis hâşiyeleri, Türkçe Gülistan şerhi, Fâlnâme, şiir ve mûsiki eserleri bırakmış çok yönlü Osmanlı âlimidir.

34
Mekân

Süleymaniye

Süleymaniye · Irak · Abdülkerim Berzencî'nin medresesinde yedi yıl müderrislik yaptığı, Delhi dönüşü irşada başladığı ve Kādirî şeyhlerinin muhalefetiyle karşılaştığı şehir; Vali Mahmud Paşa burada onun için bir zâviye yaptırmıştır.

35
Mekân

Sultanahmed Camii — Abdülbâkī Efendi'nin vaaz kürsüsü

İstanbul · Türkiye · Uzun müddet burada cuma vaizliği yaptığı kaydedilir. İlişkili kişi dosyası Sivâsîzâde Şeyh Abdülbâkī Efendi : Sivâsîzâde Şeyh Abdülbâkī Efendi (1023-1122/1614-1710), babası Abdülmecid Sivâsî'den tarikat terbiyesi alıp İstanbul'da yaklaşık yetmiş üç yıl vâizlik ve irşad hizmeti yürüten Halvetî şeyhidir.

36
Mekân

Eyüp Sultan Camii

İstanbul · Türkiye · 1067 hilâlinde cuma vaizliğine getirildiği cami; selefi Nasrullah Efendi, halefi Şeyh İspirî Ali Efendi. İlişkili kişi dosyası Miftâhîzâde Ahmed Efendi : Miftâhîzâde Ahmed Efendi (ö. yaklaşık 1072/1661-62), Narlıkapı kale kapıcısının oğlu; üç ayrı şeyhin terbiyesinden geçerek Şah Sultan ve Eyüp camilerinde vaaz ve tefsir hizmeti veren müelliftir.

37
Makale

İstanbul'dan Balkanlar'a Rifâî-İzzeddînî Silsilesi

İstanbul Rifâî âsitânelerini, postnişin zincirlerini, zâkirbaşı-musiki çevresini ve Balkan dergâhlarını kişi–mekân ilişkileriyle izleyen ayrıntılı ağ dosyası.

38
Makale

İzzî Tarihi’nde Neccâr-zâde Mustafa Rızâ ve Beşiktaş Hankâhı

İzzî Tarihi’nin Neccâr-zâde kaydını modern araştırmalarla karşılaştırarak Beşiktaş hankâhını, eserleri ve Mehmed Sıddık’a post aktarımını kaynak ihtilaflarıyla birlikte açıklar.

39
Makale

Esircizâde Hüseyin Efendi ve Kırk Yıllık Tekke Hizmeti

Esircizâde Hüseyin Efendi'nin Abdülahad Nûrî çevresindeki terbiyesini, Midilli hilâfetini, kırk yıllık pîş-kademlik hizmetini ve 1691'deki post devrini inceler.

40
Eser

Sayfalar 37–43

Muzaffer Ozak Külliyatı · nur, herhangi bir kimseyi çağırır gibi Yâ Ahmed, Yâ Muhammed diye çağırırsanız bütün hayırlı amellerinizi iptal etmiş olursunuz. Siz, bunun farkına bile varamazsınız. Dikkat ediniz

41
Eser

Sayfalar 34–41

Muzaffer Ozak Külliyatı · Birincisi; gökyüzüdür. Güneşi, ayı, yıldızları ve daha güremediğimiz, bilemediğimiz diğer varlıkları ile enginleşen o muhteşem gökyüzünü bir düşününüz. Düşününüz ki, insanoğlu, en

42
Eser

Sayfalar 44–51

Muzaffer Ozak Külliyatı · at eden kimse, Allahu azim-üş-şânın ve Resûl-ü zişânın sevdiklerini sevmekle mükelleftir. Allah ve Resûlünü seven, kıyamet gününe inanan kişi âhir zaman peygamberinin bütün yakınla

43
Eser

Sayfalar 52–58

Muzaffer Ozak Külliyatı · her kim Allah resûlü bildi ve ona iyman etti, gönül verdi, iki cihan saadetine erdi. Hatırıma gelmişken söylemeden geçemeyeceğim: Resûl-ü zişânı rü'yâsında görmek saadetine erenler

44
Eser

Sayfalar 41–47

Muzaffer Ozak Külliyatı · Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym. Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında h

45
Eser

Sayfalar 59–65

Muzaffer Ozak Külliyatı · lallahu aleyhi ve sellem efendimizle müşerref olur. Efendimiz kendisine sorar: — Sana tevdi olunan emaneti neden yerine getirmedin? — Hangi emaneti yâ Resûlallah? — Bağdat'ta alış-

46
Eser

Sayfalar 57–62

Muzaffer Ozak Külliyatı · yemeğe başlar, âşıkan da mürşidi takip ederler. Yemek esnasında, pilâva kadar konuşulmaz. Bazı tekkelerde, yemekten sonra su dahi içmezler. Yemekten sonra, şeyh evvelâ ellerini yık

47
Eser

Sayfalar 77–84

Muzaffer Ozak Külliyatı · Yunus Isa Uzeyir incil Lokman Zülkarneyn » Muhammed Mustafa aleyhissalâtü ves-selâm (Kur'an-1kerimde ismi geçmemekle beraber Şit aleyhisselâma da 50 suhuf nâzil olmuştur.) Lâm Bunl

48
Eser

Sayfalar 93–99

Muzaffer Ozak Külliyatı · öyle ise, ELLi DÖRT' FARZ'1 mutlaka öğrenelim, icabını yerine getirelim, Hakkın rizasına erelim, cennetine girelim ve cemalini görelim. ELLİ DÖRT FARZ şunlardır: bilmek, ria gire o

49
Eser

Sayfalar 114–119

Muzaffer Ozak Külliyatı · lim, çünkü, hiçbir şey yoktur ki, dünyâda, âhiretin bir nümuncsi olmasın. Yâni, âhirette ne varsa onun bir ifadesi, bir nümunesi, bir örneği ve bir işareti mutlaka ve mutlaka dünya

50
Eser

Sayfalar 117–124

Muzaffer Ozak Külliyatı · lahu tealâ cûd ve kereminden dilediği kadar verir. O'nun fazl-u kereminin sonu yoktur, diye keyfiyyeti bütün halka duyurdu. Akıl isen ne beye, ne şaha bak; Nükte-i ER-RIZKU ALLAH'a

51
Eser

Sayfalar 123–129

Muzaffer Ozak Külliyatı · oğlu Ebu Katade'den emanet aldığım elbiseyi giyerek huzuru Resûlüllah'a dahil olmak üzere giderken ashap bölük bölük gelerek Affı ilâhî ve lûtf-u Nebeviyye mazhar olduğumu tebliğ v