Ara
Menü

Sayfalar 41–47

1.785 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 41–47

Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym.

Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında hizmet edecek vildanlar, yani uşaklar, cennet ehlinin emirlerine her an hazır beklerler. Bu cennet hizmetçileri o kadar güzeldirler ki, onları gördügünde sen, dizisi kopmuş inci daneleri zannedersin. Bu nimet, bir seferlik degildir, bunlar ebediyen onların hizmetini görecekler.»

Üçüncü bir esiri çağırdığında, o esir kralın önüne vardı ve diz çöktü: «Ben sizin dininize girerim, şartlarınız ne ise, hepsini kabul ederim» dedi. Bu, dininden dönen âhiretini dünyasına satan adam bir veled-i zinâ idi. Nitekim dürüst ve nesebi düzgün olan ilk ikisi dinine, vatanına, milletine ihanet etmaydi beni nasil faltit edece sea e Be dediginde kral, birada mın Tarsus şehrine vali olduğuna dair bir berat yazılmasını emr edip, güzel kadınlardan birkaç kadın ve sarayında hizmet etmek içın kendısıne hızmetçıler, uşaklar ve kendisıne davul ile bir de bayrak verilmesini irade ettiğinde yanında bulunan papas, «Muhterem kralım; bu adamın böyle dinimi değiştirdim demesine itimat etmek doğru değildir. Bize hıristiyan olduğunu isbat eylesin. Meselâ Kur'ân-i ayağı altına alıp çiğnesin, diğer esirleri hıristiyanlığa dâvet etsin, icabet etmezler ise onları öldürsün ve bize hıristiyan olduğunu böylece beyan etsin, o vakit onun bizim dinimize girdiğine inanırız. Yoksa, bize hıristiyan oldum diye yalan söyleyip bizi kandırabilir.»

dedi. Kral, o herife dedi ki: «Bak ruhanimiz ne söylüyor? Işittin mi?» O da: «Evet! Işittim, ne derseniz yaparım» dedi.

Kur'ân-1 Şerifi getirdiler, çiğnedi. Sonra müslüman esirlerine döndü. «Hıristiyanlığı kabul ediniz, yoksa hepinizi öldürü-

rüm» dedi. Müslüman esirleri cevap bile vermege tenezzül etmediler. İçlerinden birkaçı, «Aklını başına topla! Ebedi hayatını mahvetme!» diye ikaz etmesine rağmen kılıcı alıp hepsini katl eyledi ve krala dönüp «İşte dediklerinizi yaptım. Şiz de vaadinizde durup beni vali olacağım şehre gönderin» dediğinde papaz krala dedi ki: «Ey şevketli kral; ben bu zata birkaç şey soracagım. Bu soracagım sualler bizim için gayet menfaatlidir.» dediginde kral ona müsaade etti. Papaz: «Bu öldürdüğün esirleri tanır mıydın? Onlar ile yakınlığın varmıydı?»

diye sordu. Dönme kâfir cevap verdi: «Onların çogu ile aynı köydenim. Küçük yaştan beri bir mahallede beraber oynardık.

Fakat sizin teklifiniz bana hoş geldi ve size olan bağlılığımı ve sizin dininize girdiğimi isbat için işte bunları öldürdüm.»

Papaz, krala dönüp: «Bu adama valilik vermek degil, kölelik bile yakışmaz. Bu insan degi, insan suretinde bir canavardır.

Dünya menfaati için yakınlarını ve arkadaşlarını öldüren, mukaddesatını satan bu herif yarın başka bir düşman tarafından gösterilecek bir menfaat uğruna kale ve gerimizi düşmana satabilir.» dedi. «Buna valilik fermanı değil, ölüm fermanı yazmak daha doğrudur» dediğinde, kral düşünüp papazı haklı buldu. Cellâda bağırarak: «Bu habisin kafasını vur!» dedi.

O mel'un, papaz ve kralın ayaklarına zelilâne kapanıp, yalvarmakta iken, habis canının bağışlanmasını isterken zillet içinde başına inen kılıçla canı cehenneme yuvarlandı. Onun kellesi ise şu âyeti okuyordu.

ic Esteizü billâh: «Rubemâ yeveddülleziyne keferû lev kânû müslimiyn.»

Hicr sûresi: 2 Meâli gerifi: «Kâfirlerin ytizleri azaba gevrildiğinde keşke müslüman olsaydık! diyecekler.»

Vatan ve dinine, milletine hiyanet edenler zelil olarak öldürülürler. Dünyada rezalet ile katl olundukları gibi, âhirette de ebedî azâba dûçar olurlar. Zaten, sahih nesebi olan kimse vatan ve dinine, milletine ihânet edemez. Böyle ihaneti ancak piç olanlar yapabilir.

Bir müslüman, esir düşebilir, belki de ölüm ile tehdid edi-

lebilir. Fakat vücudu «Circis» nebi gibi parçalansa, ateşlerle yakısa dininden ve mukaddesatı olan vatan, millet ve devletinin surrından bir şeye ihanet etmez. Çünkü dinin icablarını, hürriyeti ve istiklâli sayesinde kendi vatanında icraya kaadirdir. Onun için Allah celle celâlûhu hazretleri şöyle buyuruyor:

Esteizü billâh: «Ya ey yühelleziyne amenû in tutiy'u feriykan minelleziyne ûtûl kitâbe yeruddukûm bade iymaniküm kâfiriyn» sadakallahuleziym.

Al-i-Imrân sûresi: 100 Mânayı şerifi: «Ey mü'min! Ahdinde sadık, iyınanında sabit ol. Dünyada herkes dininden dönse, kâfir olsa, vatanına milletine ihanet etse, sen dininden dönme.»

Esteizü billah: (İnneddiyne indellahil islâm)

Al-i-Imrân sûresi: 19 Allah indinde yegâne din islâm dinidir.

(Lâ ilâhe illallah Muhammeden resûlüllah) kelime-i taysib bin i zer aylema harkes vata ve ihale ene hant gorese.

Şahsına kötülük yapanı af eyle. Fakat mukaddesatına kötülük yapanı asla af etme! Böyle hainleri ne Allah, ne peygamber, ne de gehid ve gazi olan abâ-ü ecdadın af eder. O halde sen de af eyleme! Böyle kişiler tövbe eder, yaptıklarına nadim olup, sebep oldukları zararı tazmin eder ve dinlerine, vatan, namus ve mukaddesatlarına ve milletlerine dönerler ve âmâli-sâliha icra edip bir daha böyle âdiliklere dönmezler ise tövbeleri kabul olur. Allah, rahman ve rahîmdir. Bu şekilde tövbe edenle-

ri sen de af eyle! Zira, Allah tövbe edemeri affı magtiret edicidir. Şeytana uyup çok fenalıklar yaptıktan sonra tövbe edip, Allaha dönüp hayır işleyenlerin haddi hesabı yoktur.

Meselâ, Uhûd harbinde, Hz. Hamza'yı şehid eden Vahşî isimli siyahi köle, İslâm olup, yaptığı zararına karşılık olarak o devirde Yemen'de yalancı peygamberlik iddiasında bulunan Museylemetül Kezzâbı katl eylemiştir. Bu herif kendine peygamberlik geldiğini iddia etmiş, birçok masum halkı doğru yoldan çıkarmıştı. Küstahlığını ileri götürerek efendimize mektup yazıp, dünyanın yarısının kendi ümmetine, yarısının müslümanlara bırakılmasını istiyordu. Efendimiz ona, «Yalancı Museyleme» diye hitab etti. Kendi risaletpenahilerinin tarafı ilâhiyyeden gönderildiğini, böyle dünya menfaati için beşeri ikiye ayıramıyacağı mealinde bir mektup yazıp gönderdi. Bu yalancı peygamber efendimizin son günlerinde ortaya çıkmıştı. Efendimiz âhirete irtihal edince; halife-i-hak olan Ebu Bekir radiyallahu anh, bu adamın üzerine asker sevk etti ve bunlar ile muharebeye karar verdi. Önce, bunlar îymana ve tövbeye dâvet edilecek, kabul etmediklerinde mukatele edilecekti. Islâm ordusu yalancı Museyleme üzerine sevk olunduğunda, Vahşi isimli siyahi köle şöyle diyordu: «Küfrü delâletim zamanında, Islâmın en şerefli insanı olan Resül aleyhisselâmın amcası Hz. Hamza'yı katlü şehid ettim. İslâmı mahzun edip, mü'minleri ağlattım. Şimdi ise, bu yalancı herifi ben katl edeyim de, ruhu Resûlü şad ve mü'minleri sürura gark edeyim. Belki yaptığım o zararı, bu haini katl etmekle telâfi ederim» dedi ve sözünde durdu. Museyleme'yi katledip canını cehenneme gönderdi. Gönderdi ama, yüzbin.

Museyleme, Hazreti Hamza'nın bir kılına feda idi. Efendimiz, hazreti Hamzanın na'şı mübarekleri üzerine yetmiş defa cenaze namazı kılmış ve «Ey Hamza! Senin yerine yetmiş kâfir katledeceğim»

ahdinde bulunmuştu, ve «Hamza'yı şehid edeni destarı Kâbe'de bulsanız bile katl ediniz!» diye emrü ferman ettiği halde, râuf rahim olan nebiyyi erham efedimiz iltica eden ve îymana gelen bu vahşî adlı zat hakkında affı ilâhiyyeyi hâmil olan âyet inzal olmuştu:

o Sgte.

Esteizü billâh: «Kul ya ibadiyelleziyne earefu âlâ enfuaihim la taknatu min rahmetilab innallabe yagfiruzzünube cemiy'a innebu büvel gafurur rahiym.»

Zümer sûresi: 53 Meâli gerifi: «Nefislerini israf edenlere ilân et. Benim rahmetimden ümidlerini kesmesinler. Ben erhamer-rahiminim. Bana iyman, bans tövbe, bana dönenlerin bütün günahlarını af ederim. Onları mağfiretim ile şad ederim:» Nazmı celili inzal olmuş. Bu derece büyük günah işleyenlerin bile tövbe ettikleri takdirde af olunacakları ilân ediliyordu.

Efendimiz, Vahşi'nin îymana gelmesinden, tövbeye ermesinden sonra onu bile affetmiş, yalnız kendisine hitaben: «Eğer, benim üzüldüğümü istemez isen, meclisime geldiğinde benim karşımda oturma. Arka tarafımda otur, zira seni gördüğümde sevgili amcamı hatırlıyor, müteessir oluyorum. Herhalde benim müteessir olmamı istemezsin» buyurmuşlardı.

Vahşi, dünyada, onun cemalinden mahrum kalmış idi. «Kötülük vapan, tövbekâr da olsa mahcubtur» buyuruldu. Zira en büyük ceza affetmektir. Yine en büyük mükâfat affetmektir.

Günahkâr, iken affa mazhar ol da ondaki lezzeti tat demişler. Zulüm gör, sonra o zalimi af eyle. Ondaki lezzeti duy.

Ondaki lezzet hiçbir seyde yoktur. Demişler. Tabiî, anlayana!

Kalbi lezzet duymayan bu histen mahrum olanlara birşey söylenemez.

HİKÂYE Zaman, Halife-i Hak olan Ömer ibnil-Hattab zamanı idi.

Hz. Ömer Radiyallahu anh, ikinci halife idi. Hilâfeti hak idi.

Resûlün kayın pederi olmak gerefine nail olmuş, ayni zamanda imam-ı Ali'nin damâdı idi. Kur'anı kerimde bazı âyetlerin inzali Hz. Ömer'in isteği üzerine inmiştir. Faziletini kalem ile, lisan ile ifade etmek mümkün değildir. Şanının yüceliğine şu hadisi şerif kâfîdir:

Efendimiz bir hadislerinde, «Benden sonra peygamber gelmesi icab etseydi, Omer ibni Hattab peygamber olarak gönderilirdi» buyurmuşlar. Yine onun sanı âlilerini şundan yüksek bir şey lle itade etmek mümkün müdür ki, efendimizin kayın babası ve Imam-ı Alinin damadı olmak şerefini kazanmıştı.

Vine kitabullah ile sabittir ki, Allah muhacirin-i islâmdan razı olduğunu ilân etmiştir ve Ömer İbnil Hattab muhacirini islâmdandır. Hem de her sahabe gizli olarak Mekkeden, Medineye hicret etmiş olduğu halde Ömer, âşikâr olarak Mekke kâfirlerine:

«Ben, Medine'ye hicret ediyorum. Haberiniz olsun, kimin anası, babası ağlayacak, karısı dul, evlâtları yetim kalacak ise karşıma çıksın!» demiş, hiçbir kâfir Ömer'in karşısına çıkmağa cesaret edememişti.

Bütün harblerde efendimizin yanından ayrılmamış ve mücaviri, minberi vel mihrab ünvanını almıştır. Hilâfeti zamanında Suriye, Şam, Irak, İran, Mısır feth olunmuştur. Kerameti aliyyeleri nihayetsizdir. Kerameti vücüdiyye, kerameti kevniyye ve kerameti ilmiyyeye malik idiler. İngallah yeri geldiğinde zikr olunur. Özü, sözü doğru bir insandı ve insanı kamıl idl. Aşere-1 mübeşşereden yanı hayatında ıken «Ne yaalanlardan parlardan tailaak yolueda mitevazi, digmaaaıkarm sideetti ve herkese karşı âdil idi. Resûl aleyhisselâmın, sıdîkiyet vasfının Eba Bekirde zuhuru gibi; Adl'i Ömer'de, Hâyâ'sı Osmanda, İlmi, cömerdlik ve vefası Ali radiyallahu anh'da zuhura gelmiştir.

Cenabı Fâruku âzam Ömer ibnil-Hattab, ashabın ileri gelenleri ile bir mecliste otururken, güzel yüzlü temiz giyinmiş bir gencin kollarından tutmuş iki delikanlının geldiğini gördü-

ler. Onlarda güzel giyimli ve güzel yüzlü idiler. Huzuru Ömer'e dahil oldular ve emiril-müminin önünde durdular. Hz. Faruk önce iki delikanlıya, sonra diğerine niye geldiklerini sordugunda; iki delikanlı şu şekilde dertlerini, meramlarını arz ettiler: «Biz, iki kardeşiz. Babamız, bahçesinde çalışırken şu delikanlı tarafından katl olundu. Babamız, kavmi ve kabilesi arasında sevilen ve saylan temiz ahlâklı bir insandı. Şimdi, biz tutup bu delikanlıyı size teslim ediyoruz. Allahın kitabı ne emir ediyorsa, bu delikanlıya tatbikini istiyoruz.» Hz. Ömer üçüncü gence hitab etti: «Yaptığın doğru mu? Doğru ise ne cevap vereceksin?» dedi. O delikanlı hiçbir korku eseri göstermeden, gayet sakin oldugu halde: «Evet! dogru söylüyorlar.

Vakıa şahidleri yok ama, Hazreti Allah celle celâlûbu, bu işi biliyor. Olay, maalesef böyle oldu. Sözleri hakikati halden başka bir gey değil. Müsaade ederseniz olan hâdiseyi ben anlatayım. Siz ne emir ederseniz muhakkak o emir adalet olacaktır. Zira, siz adaletin kendisisiniz. Ben sizin vereceğiniz emre muhalefet etmem. Hâdise şöyle cereyan etti: Ben köylüyüm.

Bu sabah, bu sehire yâni Medine'ye vâsıl oldum. Burada ne aran dic din sek volunin nehrurasobe ziyadet kasdine gesi miştim. Mescidinde namaz kılıp, onu ziyaret edecektim. Zira, o, nebiyler serveri «Benim mevtimden sonra beni ziyaret, hayatımda beni ziyaret gibidir» buyurdu. Ben şehrin kenarındaki hurma bahçelerinin arasına abdest tazelemek için indim.

Atımı bir yere bağladım. O sırada atım bahçeden uzanan bir hurma dalını koparıp, yemeğe başlamıştı. Ben hemen atın yularından tutup çektigimde birden duvarın kenarında asabi bir ihtiyarın süratle bize doğru gelmekte olduğunu gördüm. Hırsından yüzü bembeyaz olmuştu. Sağ elindeki büyükçe bir taşı atıma doğru fırlattı. Bakmağa kıyamadığım o güzel hayvanimı, o cins atımı oraya cansız yere serdi. Ben bu hali görünce aklım gitti ne yapacagımı şaşırmış bir vaziyette, o taşı aldığım gibi ben de o adama attım. Eceli gelmiş olacak ki, bir kere bağırdı ve öldü. Kaçmak isteseydim kaçabilirdim. Fakat nereye? Burada bu cezayı görmesem, âhirette göreceğim, muhakkak! Ben Allaha inanmışım. Ahiret azabının, dünya azabından ağır olacağına da inandığım için, böyle bir şeye tenezzül etmedim. Niyetim o adamı öldürmek değildi. Hayvanımı çok severdim. Onun atılan bir taşla ölmesi beni deli divaneye çevirdi. İhtiyara, canını acıtayım diye taşı attım, fakat öldü.

Şimdi emir sizindir» dedi.

Sayfalar 41–47 · İrşad II — tarikat.org