HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Azdavay'dan İstanbul'a
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu velîlerinden. İsmi Hasan Hilmi olup babası Abdullah Ümmî, dedesi Hasan Efendi'dir. 1825 (H. 1240) senesinde Kastamonu iline bağlı Azdavay ilçesinde doğdu.
Ümmî yani okuma yazma bilmemesine rağmen gönül ehli velî bir zâtın oğlu olan Hasan Hilmi Efendi, Kur'ân-ı kerîm okumayı, sarf, nahiv ve temel dinî bilgileri memleketinin âlimlerinden öğrendi.
Ümmî Abdullah Efendi oğlunu daha fazla ilim tahsil etmesi için İstanbul'a gönderdi.
Mahmud Paşa Medresesi'ne yerleşen Hasan Hilmi Efendi, fıkıh, tefsir, hadis ve diğer ilimleri Nevşehirli Büyük Ahmed Hâzım Efendi ile Küçük Ahmed Hâzım Efendilerden okudu. Her iki hocası da ona icâzet verdiler.
Ervâdî'nin hadis dersleri
Bu sırada Ahmed b. Süleymân Ervâdî'nin İstanbul'a gelip Ayasofya Camii'nde iki sene okuttuğu hadis derslerine Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî ile birlikte devam etti.
Müezzinlik
Hasan Hilmi Efendi, Bâbıâli karşısındaki Fâtıma Sultan Camii müezzinliğine tâlib oldu. Derslerine devam ettiği medreseye de yakın olan bu camiyi kısa zamanda tamir ettirdi.
Önceden pek cemaati bulunmayan bu caminin cemaati fazlalaştı. Genç yaşta gönüllü olarak tâlib olduğu bu caminin baş müezzinliğine getirildi.
Yola girişi
Bir cuma günü cemaatten yaşlı bir zât, Hasan Hilmi Efendi'ye, Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî'yi kastederek; “Nerededir oğlum o pîr-i zaîf?” diye sordu. Hasan Hilmi Efendi; “Dergâha gitti biraz sonra gelir” cevabını verdi.
Bu konuşmanın bitimini müteakip Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî geldi. Yaşlı zât ona dönüp; “Hazret! O dergâh nerededir? Bize göster. Gittiğin doğru yola biz de gitmek isteriz” deyince, Gümüşhânevî; “Benim esas hocam ve feyiz pınarım burada değiller. Burada sohbet şeyhim Abdülfettâh-ı Akrî hazretleri var. O da nisbetini hocamın şeyhinden almıştır. Sizleri kendilerine takdim ve teslim edeyim” buyurdu.
Sonra hep birlikte Abdülfettâh Efendi'nin huzûr-ı âlîlerine çıkıp ona talebe oldular. Böylece ilk olarak Abdülfettâh-ı Akrî hazretlerine talebe olan Hasan Hilmi Efendi, ondan feyz aldı. Sohbetlerinde bulunup tasavvuf yolunda ilerledi.
Abdülfettâh-ı Akrî hazretlerinin vefatı üzerine Ahmed b. Süleymân el-Ervâdî'nin irşad izni verdiği Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî'ye bağlandı. Tasavvuf yolundaki ilerlemesini onun hizmet ve sohbetinde tamamladı.
Hilâfetten kaçması
Tasavvuf yolunda olgunlaşıp insanlara İslâmiyet'in emir ve yasaklarını anlatma vakti gelince; “henüz gerekli olgunluğa kavuşmadığı ve hilâfete hak kazanmadığı” düşüncesiyle bir müddet Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî'nin gözü önünden kaybolarak gizlenmeye çalıştı.
Hocasının halefi
Gümüşhânevî hazretleri onu kendilerinden sonra tedrise mezun ettiler.
Hasan Hilmi Efendi, 1893 (H. 1311) senesinde Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî'nin vefatı üzerine bu vazifeyi asil olarak yürütmeye başladı.
Hocasının vefatından sonra on sekiz yıl fiilen ders okutan Hasan Hilmi Efendi, çevresindekilere İslâmiyet'in emir ve yasaklarını anlattı.
Vefatı
Hasan Hilmi Efendi, ömrünün son günlerinde dergâha gelemez oldu. Hastalanıp yatağa düştüğü zaman hiçbir şey yiyip içemez oldu.
Bu hastalığı sırasında talebelerine yazdığı vasiyetini bildiren ve onların Safranbolulu Necâti Efendi'ye tâbi olmalarını isteyen kâğıdı verdi.
Vefatından bir gün önce saat 10.00 civarında hastalığın şiddetinden kapanan gözlerini açarak, hanımına abdest almak ve giyinmek istediğini işaret etti. Abdest aldıktan sonra hırkasını giyindi. Sonra seccadesine kapanarak, artık bu fâni âlemde Allahü teâlâdan ayrılığın ateşine dayanamadığını bildirerek dua ve niyazda bulundu. Bir saat öylece seccadede kaldı. Daha sonra yatağına yatırdılar.
Hasan Hilmi Efendi, bütün gece süren Rabbine kavuşma isteği zevkinin verdiği vecd ve dalgınlık hâlinin ardından sabaha doğru gözlerini açtı. Yanında bulunanların mahzun bakışları arasında; “Benim Rahmet-i Rahmâna kavuşma vaktim geldi. Bu ruh artık Rabb-i Mecîd'ine kavuşmayı diler” dedikten sonra derinden bir “Allah” dedi. 1911 yılı (H. 24 Safer 1329) Perşembe günü İstanbul'da vefat etti.
Kabri, Süleymâniye Camii bahçesindedir.
Kaynak notu: Bu kartın malzemesi, TDV İslâm Ansiklopedisi'nde müstakil madde bulunmadığı için Evliyalar Ansiklopedisi'nin “Hasan Hilmi Efendi” ve “Azdavaylı Hasan Hilmi Efendi” maddelerinden derlenmiştir. Uyarı: Aynı adı taşıyan ve Kuzey Kafkasya'da yaşamış Nakşî-Şâzelî şeyhi Hasan Hilmi Dağıstânî ile karıştırılmamalıdır; künye (1825-1911, Kastamonu-İstanbul) bu zata aittir.