Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

60 sonuç · “Tor

01
İlişkili kol

Babagân / Mücerred Babalar

Balım Sultan sonrası mücerred babalar ve pîr evindeki dedebaba otoritesini esas alan teşkilat hattı.

02
İlişkili yol

Bektaşiyye

Hacı Bektâş-ı Velî'nin tarihî ve menkıbevî hafızası çevresinde Anadolu abdalları, Rumeli gazi-dervişleri ve XVI. yüzyılda Balım Sultan'ın düzenlediği erkânla teşekkül eden; Babagân ve Çelebiler otorite hatları bulunan tasavvuf geleneği.

03
İlişkili kol

Çelebiler / Bel Evlâdı

Hacı Bektâş'ın biyolojik soyundan geldiklerini ileri süren Çelebiler ailesinin pîr evi, vakıf ve temsil otoritesi çevresi.

04
İlişkili kol

Geylânî Aile ve Bağdat Hattı

Abdülkādir-i Geylânî'nin oğulları ve torunlarıyla sürdürülen Bağdat merkezli ilim, vakıf, nesep ve irşad hattı.

05
Şahsiyet

Abdülmelik Atâ

Abdülmelik Atâ, Arslan Baba’nın torunu ve Mansûr Atâ’nın oğludur. Babasının 1197’deki vefatından sonra irşad mevkiine geçmiş; oğlu Tâc Hâce’yi yetiştirerek Zengî Atâ’ya ulaşan Yesevî aile ve terbiye zincirini sürdürmüştür.

06
Şahsiyet

Ayasofya Hatibi Şeyhülkurrâ Şâban Efendi

Ayasofya Hatibi Şeyhülkurrâ Şâban Efendi (1607/08–1686), Evliyâ Mehmed Efendi’den kıraat tahsil eden; Kadırga, Fâtih, Haseki, Üsküdar Valide Sultan, Süleymaniye ve Ayasofya camilerinde imamlık ve hatiplik yapan XVII. yüzyıl Osmanlı kıraat otoritesidir.

07
Şahsiyet

Baba Nakkaşlı Şeyh Mustafa

Şeyh Mustafa (ö. 980/1572), Baba Nakkaş Muhammed b. Şeyh Bayezid’in torunu, Mahmud Defterî’nin oğlu; Hekim Çelebi’nin yanında yetişen Halvetî şeyh ve nakkaştır.

08
Şahsiyet

Cemâlîzâde Abdülbâkî Efendi

Cemâlîzâde Abdülbâkî Efendi (ö. 1010/1601-02), Zenbilli Ali Cemâlî Efendi’nin torunu; Sahn ve Edirne Sultan Bayezid medreselerinde müderrislik, Lofça, Halep, Mekke, Bursa ve Mısır’da kadılık yapan; Makrîzî’nin el-Hıtat’ını Türkçeye çeviren Osmanlı âlimi, kadısı ve hayır sahibidir.

09
Şahsiyet

Çerkeşşeyhizâde Mehmed Tevfik Efendi

Çerkeşî Mustafa Efendi’nin torunu Mehmed Tevfik Efendi (1826-1901), kadılık ve müderrislikten Meclis-i Meşâyih reisliğine uzanan kariyeri; kelâm, mantık, tasavvuf ve şiir alanlarındaki eserleriyle geç Osmanlı ilim ve kurum tarihinin çok yönlü şahsiyetlerindendir.

10
Şahsiyet

Erzurumlu Muhammed Nûreddin Efendi

Muhammed Nûreddin Efendi (1853–1924 sonrası), Tortum’da doğan; Hacı Baba’nın Hâlidî terbiyesinde yetişen, Arapça-Farsça muallimliği ve çeşitli memuriyetlerde bulunan, Nûrî mahlasıyla şiir yazan âlim ve mutasavvıftır.

11
Şahsiyet

Hacı Bayrâm-ı Velî

Yaklaşık 1340’ta Ankara çevresinde doğduğu düşünülen Hacı Bayrâm-ı Velî (ö. 1430), Somuncu Baba’nın terbiyesini sohbet, ortak emek ve şehir dayanışmasıyla birleştirerek Bayramiyye’yi kuran sûfî ve şairdir.

12
Şahsiyet

Hz. Hüseyin b. Ali

Hz. Ali ile Hz. Fâtıma'nın oğlu, Hz. Peygamber'in torunu ve Kerbelâ'da şehid edilen Ehl-i beyt büyüğü; çok sayıda tasavvuf silsilesinin erken halkaları arasında anılır.

13
Şahsiyet

İştibîzâde Seyyid Ahmed Efendi

İştibîzâde Seyyid Ahmed (ö. 9 Rebîülevvel 1070/1659), Halvetî İştibî Emir Seyyid Abdülkerim'in torunu; babası Şeyh Mustafa'dan sonra Bursa'daki aile zâviyesinin postuna geçen şeyhtir.

14
Şahsiyet

İzzeddin Ahmed es-Sayyâd

İzzeddin Ahmed es-Sayyâd (ö. 1271), Ahmed er-Rifâî’nin kızından torunu; Sayyâdiyye kolunun pîri ve Rifâîliğin Irak, Hicaz, Yemen, Mısır ve Suriye’de yayılmasında etkili olan şeyhtir.

15
Şahsiyet

Kâsım b. Muhammed b. Ebû Bekir

Kāsım b. Muhammed b. Ebû Bekir (Hz. Osman devri – 106-107 / 725-726, Kudeyd); fukahâ-yi seb'a dan tâbiî fakihi ve muhaddis. Hz. Ebû Bekir'in torunu, Hz. Âişe'nin yeğeni; Ca'fer es-Sâdık onun torunudur ve Nakşî silsilesinin ilk halkalarındandır.

16
Şahsiyet

Kemâl-i Ümmî İsmâil

Kemal Ümmî (asıl adı İsmâil); mutasavvıf-şair. Tahsil görmeden yetiştiği için şiirlerinde Ümmî Kemal mahlasını kullanmıştır. Halvetî; son durağının Bolu olduğu araştırmalarla anlaşılmıştır. [Editör notu: Bu kayıt 1181 numaralı kayıtla mükerrerdir ; CMS'te silinip 1181'e yönlendirilmelidir.]

17
Sözlük

Âyin-i cem

İ) Cem veya Cemşid ayini. Efsaneye göre şarabın mucidi olan eski Iran hükümdarlarından Cem veya Cemşid adına yapılan tören. tas. Bektaşiler'in ve Alevi zümrelerin çeşitli vesilelerle düzenledikleri müzikli ve içki- Ayin-i serif li toplantı. Alevilerde, kadınlar da bu ayinlere katılır. Ayin-i ehlullah (ae! يين D Ayin-i tarikat, evliya ayini. Şeyh veya halifesi tarafindan yönetilen, mürit ve dervişlerin katılımıyla yapılan tarikat ayinleri. Evliyanın sireti, gidişat, hareket ve ibadet tarzı, meşrebi ve zihniyeti. Bütün tarikatlerde belli ayinler ve dini törenler, başka bir deyimle vecd yoluyla Allah’a yaklaşmak için yapılan belli hareketler vardır. Bu ayine Mevleviler semâ veya mukabele, Kadiriler devran, Rifailer ve Sadiler zikr-i kıyam, Celvetiler nısf kıyam, Halvetiler darb-ı esma, Şazeliler hadra ve Nakşbendiler hatm-ı hâcegân ismini verirler. Bu ayinler tekkelerde, zaviyelerde, mescitlerde ve evlerde icra edilir. Birkaç tarikat hariç bütün tarikat ayinlerinde besteli şiirler ve ilahiler, bazı tarikatlerde ise buna ek olarak ney ve kudüm gibi musiki âletlerini çalmak esastır. Bkz. Deveran.

18
Sözlük

Erin

>!) Gece ile gündüzün aynı kaldığı ve kutuplara eşit uzaklıktaki yer, ekvator. 2. Neşelenmek, bâtıl. 3. tas. Eşyada itidal mahalli ve hali (ir). Neşelenmek, bâtıl. 3. tas. Eşyada itidal mahalli ve hali (ir).

19
Sözlük

Seyit

veya Seyyid. ع Sade, Sadat. Efendi, bey, saygı değer kisi. 2. tas. a Mutasavvıflar büyük süfilere ve şeyhlere genellikle seyyidt, sidt (efendim) şeklinde hitap ederler. b Hz. Peygamber'in torunu Hz. Hüseyn'in soyundan geldiklerine inanılan kişilere özellikle seyit (bazen Alevi) denir ve bunların çoğunun evliya olduğuna inanılır. Abdulkadir Geylâni ve Ahmed Rifâi gibi tarikat kurucularının da “Seyit oldukları kabul edilir. Islam âleminin her yerinde seyitler vardır. Bunlar bulundukları toplumda özel ilgi görür, bazen devlet de, bunlara birtakım ayrıcalıklar tanır. Nakibu'keşraf'lar bunlarla ilgili işleri yürütür. Hz. Hasan'ın soyundan gelenlere ise şerif (ç. eşraf, şürefa) denir. Seyli.ar. (سيل) 1. Sel. 2. tas. Coşkun haller (galebe- i ahval) (11s). Bozma ey mevc gözüm yaşı habbabın ki bu seyl Komadı hiç imâret bu binâdan gayri Fuzüli Sel. 2. tas. Coşkun haller (galebe- i ahval) (11s). Bozma ey mevc gözüm yaşı habbabın ki bu seyl Komadı hiç imâret bu binâdan gayri Fuzüli

20
Sözlük

Taayyün

Belirme, belirlenme, belli olma, ortaya çıkma. 2. tas. Müşahhas hale gelme, birbirinden seçilme, ayırt edilme, ayn olarak ortaya çıkma. Ilk taayyün, vahdet mertebesi; ikinci taayyün ise vahidiyet mertebesidir. Süfilere göre Hakk'ın zatında her şey vardır, ama belirsiz olarak vardır. Şeylerin ondan zuhur ve tecelli yoluyla çıkışları bir taayyün (belirme) şeklinde kendini gösterir (ir (Affifi), 291). Taayyünler biri külli, diğeri cüzi olmak üzere iki türlüdür. Cins ve türlerin taayyünleri küllidir. Bunların ruhlar âleminde mücerret manevi mahiyetleri vardır. Cüzi taayyünler ise küllilere bağlı olan sonsuz sayıdaki ferdi taayyünlerdir. Sâlik için taayyünler birer perdedir. Hakk’a yükseliş halinde bulunan sâlik bu taayyünleri kaldırır, perdeleri açar, en sonunda hakiki varlığa ulaşıp yek olur, sır olur, yoklukta var olur. Ettik ol kadar ref'i taayyün ki Neşâti Ayine-i pür tâb-ı mücellâda nihaniz Tabib-i ruhani/Tabib-i kulüb Tabib-i dil, gönül doktoru, kalp doktoru, yani mürşit, pir, kâmil insan (x1). Taç — Tâc-ı serif i. fars (تاج - اتاج شر يف) 1. Serpus, külah; asalet, kudret, ihtişam ve saltanat simgesi olarak başa giyilen süslü ve değerli başlık. 2. tas. a Tarikat şeyhlerinin, ruhani saltanat ve manevi devlet simgesi olarak giydikleri külah. Her tarikat şeyhinin, diğerlerinden ayrı ve farklı bir tacı vardır (smT 517-19). Taç giymenin belli birtakım şartları ve usülü vardır. Bektaşilerde taç giyerken okunan bazı tercemanlar da vardır (AM 212, 219) Mevlevilikte taca sikke denir. b Sonsuzluk. Sonsuz olan Zatın mahiyeti. Bkz. Serir. Taçname Tacı tasvir eden ve taç geleneği hakkında bilgi veren nesir ve nazım yazilar, sözler. Tâc marifet tacıdır sanma gayri tâc ola Taklid ile tok olan hakikatte ac ola Gaybi eo Takdis Tac u destâr ile tefâhur eden Açamaz başını keli görünür Nef'i Ümmi Sinan yol iyan olubtur her şey beyan Dervişlik yolu heman tac u hırkası değil Tahakkuk / Serpus, külah; asalet, kudret, ihtişam ve saltanat simgesi olarak başa giyilen süslü ve değerli başlık. 2. tas. a Tarikat şeyhlerinin, ruhani saltanat ve manevi devlet simgesi olarak giydikleri külah. Her tarikat şeyhinin, diğerlerinden ayrı ve farklı bir tacı vardır (smT 517-19). Taç giymenin belli birtakım şartları ve usülü vardır. Bektaşilerde taç giyerken okunan bazı tercemanlar da vardır (AM 212, 219) Mevlevilikte taca sikke denir. b Sonsuzluk. Sonsuz olan Zatın mahiyeti. Bkz. Serir. Taçname Tacı tasvir eden ve taç geleneği hakkında bilgi veren nesir ve nazım yazilar, sözler. Tâc marifet tacıdır sanma gayri tâc ola Taklid ile tok olan hakikatte ac ola Gaybi eo Takdis Tac u destâr ile tefâhur eden Açamaz başını keli görünür Nef'i Ümmi Sinan yol iyan olubtur her şey beyan Dervişlik yolu heman tac u hırkası değil Tahakkuk /

21
Sözlük

Ân

Ân , zamanın bölünemeyecek kadar kısa parçası; içinde bulunulan vakit demektir. Tasavvuf dilinde sâlikin geçmiş ve gelecek kaygısından sıyrılarak Hakk’ın huzurunu idrak ettiği vakti, Hak ile zuhur hâlini ve aşkın şimdiki zamanını ifade eder. Ne mâziyim ne müstakbel, her ânın ânesiyim ben Yetürdüm benliği benlik, bana Hak benliğindendir Niyâzî-i Mısrî Farsçada ân ayrıca güzellik, cazibe ve anlatılması güç hoşluk anlamına gelir. Klasik şiirde sevgilinin boyu elife, kaşları nûn harfine benzetilir; bu iki harfin birleşmesinden “ân” kelimesine ulaşan söz oyunu, âşık ile mâşukun karşılaşmasını anlatmak için kullanılır. Baktıkça hüsn ü ânına hayran olur âşıkların Geldikçe hicrin yâdına nâlân olur âşıkların Bkz. Vakit, ibnü’l-vakt, huzur, dem.

22
Sözlük

mektup, -bu

mektup, -bu a. U^) [< Ar. ketb] “Yazılan şey. ” anlamındaki bu söz, eski dönemlerden beri insanlarm birbirleriyle haberleşme vasıtası olarak başvurduğu yazı türü olarak terim niteliği kazanmıştır. Arap edebiyatında bu yazı türü için “risale, kitab, ahd, kelime, sahife, makale, lisan, vasıyye” gibi sözler de kullanılmıştır. İslâmiyet öncesinden başlayarak kullanılan bu yazışma türü, Hz. Peygamber’in bizzat kendisi tarafından da kullanılmış; O, özellikle arkadaşlarına, ordu kumandanlarına ve özellikle İslâm’a davet amacıyla yabancı devlet adamlarına pek çok mektup yazdırmıştır. Bunmekzûb 450 lardan en tanınmışı Bizans İmparatoru Herakleios’a gönderdiği yazıdır (bk. Buhârî, “İsti'zân” bölümü). Sonraki dönemlerde ise “mektup” her milletin yazma sanatı içinde başlı başına bir edebî tür kimliğini kazanmış; hatta eski “inşâ” (nesir) tarzının önemli bir bölümünü oluşturmuştur.

23
Sözlük

hürmet-i hafîfe

hürmet-i hafîfe a. Bir veya iki talak üe oluşan haram. hürmet-i musâhere a. Evlüik münasebetiyle oluşan akrabalıktan doğan haramlığı ifade eden terim. İslâm inancına göre, evlilikten doğan akrabalık sebebiyle kendileri ile evlenilmesi yasak olan kimseler iki gruba ayrılmıştır. Birinci grupta kendileriyle ebediyen evlenilmesi yasak olanlar girmektedir. Bunlar, üvey anne, üvey nineler, gelinler, kaym valideler, üvey kızlar, eşin torunları olarak belirlenmiştir. İkinci grupta ise evliliğin geçici olarak yasaklandığı kimseler sayılmaktadır. Bunlar ise teyze, hala, eşlerin kardeşleri, yeğenler olarak gösterilmektedir. Eşler birbirinden ayrılmadıkça veya ölüm hâli olmadıkça bu kimseler ile evlenmek veya nikâh kıymak haram sayılmıştır.

24
Sözlük

ta'ziyye

Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin ile yakınlarmm Kerbelâ’da şehit edilmesini konu alan temsilî gösteriler için Şiî imamiyyesi arasında kullanılan terim.

25
Sözlük

ehil

CUI) [< 4r.ehl] (ç. b. ahâlî Sözlük anlamı “Sahip, malik mutassarıf’ olan bu söz, değişi kelimelerle terkipler oluştura rak yeni terimler meydana geti rir. § tam. ehl-i abâ a. (Ll >1) bk âl-i abâ ehl-i adi a. (Jjc Jıi “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhid” sözü ile birlikt kendilerine nispet ettikler “ehlü’l-adl ve’t-tevhîd” te rimi. bk. mu'tezile ehl-i âhiret a. (o>i JaI) Ölü ler. ehl-i âlem a. ÇJL Jıl) B dünyalılar. ehl-i arz a. (^jl >1) Şeytan cin, peri. ehl-i ayâl a. (JLc Jıl) Ev ha kı, kadın, aile. ehl-i azâb a Çljc J*l) Ce hennem ehli, Müslüman o mayanlar. i ehl-i bâdiyye a. (<ujL JaI) Çöl n halkı, bedevi. si ehl-i bedir a. (j^ >1) Hicreitin ikinci yıhnda Müslümanlarla müşrikler arasında Beis dir adh yerleşim bölgesi çevi resinde meydana gelen Bedir a- Savaşı’na katılan ashaba verilen ad. Bunlar Bedrî olarak da adlandırılmış olup 313 kişi olduğu kaynaklarda zikreî) dilmektedir. Bunlardan k, Kur’ân’da (Âl-i İmrân sureik si, 3 / 123) ve Hz. Peygamaber’in hadislerinde övgüyle isöz edilmiş, hepsinin cennet ehli olduğu özellikle hadislerde vurgulanmıştır. k. ehl-i beyt d. (cuj >1) “Hane halkı” anlamındaki bu söz, i) Hz. Muhammed’in aile fertlem ri ve yakm akrabası, yani tote runlar ve damatları için kulri lanılan bir terimdir. e Kur’ân’da bu söz, üç ayette geçmektedir. Birincisi Hz. İbü rahim’in ev halkma (Hûd. suresi, 11 / 73), İkincisi Hz. Musa’nm ev halkma (Kasas su Bu resi, 28 / 12), üçüncüsü Hz. Peygamber’in ev halkma n, (Ahzâb suresi, 33 / 33) ait ayetlerdir. Hz. Peygamber’in al ev halkma yani “ehl-i beyt”e kimlerin dahil olacağı tartışma konusu olmuştur. Kimi eulema, Peygamber’in ev halolkma sadece hanımları dahil etmiş; kimileri Peygamber’in eşleri, çocukları, torunları Haşan ve Hüseyin’i ve damadı Hz. Ali’yi dahil etmişlerdir; Şii uleması ise Peygamber’in ev halkına Hz. Peygamber’in yanı sıra Ali, onun eşi Fatma ile Haşan ve Hüseyin’i dahil etmişlerdir. ehl-i bida' a. ^ Jıl) bk. ehl-i bid'at ehl-i bid'at a. (oto >1) Hz. Peygamber döneminden sonra ortaya çıkan, Kur’an-ı Kerîm ve Hz. Muhammed’in sünnetine uymayan, Hak yolundan ayrılan ve Müslüman sayılmayan, dinî bir delile dayanmayan bazı inanç ve davranışları benimseyen, bunları başkalarma da empoze etmeye çahşan fırkalar, gruplar veya kimseler, Haricîler, Şia v.b. “ehl-i sünnet” karşıtı. ehl-i hidâyet a. bh Jıl) tas. bk. mübtedi' ehl-i büyûtât a. (ot^ Jıl) Sâsânîler döneminde ve Abbâsî devleti içinde meşhur kabile mensupları için kullanılan terim. ehl-i cehennem a. (^=. Jıl) Cehennemlik olanlar. ehl-i cehl a. (J^ Jıl) Cahiller. ehl-i cihâd a. (jl^ J^D Gaziler, vakıftan aylık alan kimseler. ehl-i dalâlet a. (obua. Jıi) bk. ehl-i bid'at ehl-i dünyâ a. (LûjJaI) Kendini dünya işlerine adamış, ahreti düşünmeyen kimse. ehl-i ehvâ a. Cyd >0 İnanç ve davranışlannı dünya görüşlerine veya bireysel tercihlerine göre oluşturanlar ve dinde mezhep ayrımcılığı yapan kimseler, bk. ehl-i bid'at ehl-i firkat a. (dji Jıl) bk. ehl-i bid'at ehl-i hadîs a. (iuxx Jıl) Hadis öğrenimi veya öğretimi ile uğraşan, ravîlerin çalışma yöntemlerini bilen ve bu konuda söz sahibi olan kimseler için kullanılan bir terim. 2. Hz. Peygamber’in hadislerine göre amel eden kimse anlamında bir terim, “ashâbu’l-hadîs” (bk. bu madde). ehl-i hakk a. (,> >1) Gerçeğe uygun inanç, hüküm ve düşünceleri benimseyen kimse, Allah’a inananlar, anlamında kullanılan bu söz, sonradan “İslâm, iman ve Hak yolunda olan veya kitap ve sünneti esas alan mezheplere tâbi olan Müslümanlar için kullanılan bir terim nite liği kazanmıştır. ehl-i hakikat a. (ciu JaI) 1 Gerçekleri, doğruları görebi lenler. 2. tas. Hakka ulaşm yolunda hakikat mertebesin de bulunanlar. ehl-i hâl a. (Jl^ JaI) Vecd sa hibi, İlâhî aşka bağlanmı kimse. ehl-i hevâ a. (Ij* >1) Sözlü anlamı “Zevk ve sefa içind gününü geçirenler, nefis arzu larına uyanlar.” olan bu söz “İnançlarını, tutum ve davra nışlarını, Kur’an-ı Kerîm v Hz. Muhammed’in sünnetin göre düzenlemeyen ahlâksı kimseler.” için kullanılan bi terim olmuştur. ehl-i hey’et a. (oLa JaI) As ronomi ile uğraşanlar. ehl-i hıbre a. (»j^i) huk Bir iş hakkında bilgi ve vuku sahibi olan, bilirkişi. ehl-i hikmet a. (c^ JaI) F lozof. ehl-i hilâf a. (JiL >1) bk nâsıbe ehl-i hükümet a. (c-AhO Devlet yönetiminde olanlar hükümette yer alanlar. ehl-i ırz a. ^ JaI) Namus lu kimseler. r” ehl-i iffet a. (ok JaI) bk. ehl-i e ırz ehl-i idrâk a. (JIjjIJaI) Düşü 1. nürler. iehl-i ilm a. Çk JaI) Bilginler. ma n ehl-i îmân a. (jLJJaI) îman sahipleri, müminler. a ehl-i isbât a. (oUil JaI) İlâhî ış sıfatların Allah’a nispet edilmesini benimseyen kelâm bilginleri için kullanılan teük rim. de u ehl-i İslâm a. ÇjLl JaI) Müsz, lümanlar. aehl-i ittikâ a. (l£(>l) Sofu, ve aşırı dindar. ne ız ehl-i kâl a. (Jli JaI) tas. İlâhî hakikatlere ulaşamamış, mair nevî zevkelerden uzak kalmış kimse. stehl-i kelâm a. ( ^ JaI) Düzgün ve güzel konuşanlar, k. fasahat sahipleri. uf ehl-i kıble a. (< Li JaI) 1. İnanç ve itikatlarmı farklı bi Fiçimlerde yorumlayan ve uygulayan ve de değişik mezk. heplere tabi olan Müslüman. 2. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğunu ka O bul eden Müslüman. r, ehl-i kitab a. ÇK JaI) 1. “Allah’ın peygamberlerine indirsdiği kitaplara iman eden.” anlamında olan bu terim, Kur’an’da dört kitaptan birine inananlar (Nisâ suresi, 4 / 153; Mâ'ide suresi, 5 / 15); Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. 2. İslâmiyet’ten önce Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. ehl-i kubbe a. («uî JaI) Hz. peygamberin mescidi veya çadırı içinde konuk ettiği kendisini ziyarete gelen kimseler için kullanılan terim. ehl-i kubûr a. (^A >1) Mezarlıkta yatanlar, ölüler. ehl-i mahşer a. (jJ^ JaI) Kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i ma'rifet a. (^^ JaI) 1. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. Hz. Peygamber’in hadislerine göre amel eden kimse anlamında bir terim, “ashâbu’l-hadîs” (bk. bu madde). ehl-i hakk a. (,> >1) Gerçeğe uygun inanç, hüküm ve düşünceleri benimseyen kimse, Allah’a inananlar, anlamında kullanılan bu söz, sonradan “İslâm, iman ve Hak yolunda olan veya kitap ve sünneti esas alan mezheplere tâbi olan Müslümanlar için kullanılan bir terim nite liği kazanmıştır. ehl-i hakikat a. (ciu JaI) 1 Gerçekleri, doğruları görebi lenler. 2. tas. Hakka ulaşm yolunda hakikat mertebesin de bulunanlar. ehl-i hâl a. (Jl^ JaI) Vecd sa hibi, İlâhî aşka bağlanmı kimse. ehl-i hevâ a. (Ij* >1) Sözlü anlamı “Zevk ve sefa içind gününü geçirenler, nefis arzu larına uyanlar.” olan bu söz “İnançlarını, tutum ve davra nışlarını, Kur’an-ı Kerîm v Hz. Muhammed’in sünnetin göre düzenlemeyen ahlâksı kimseler.” için kullanılan bi terim olmuştur. ehl-i hey’et a. (oLa JaI) As ronomi ile uğraşanlar. ehl-i hıbre a. (»j^i) huk Bir iş hakkında bilgi ve vuku sahibi olan, bilirkişi. ehl-i hikmet a. (c^ JaI) F lozof. ehl-i hilâf a. (JiL >1) bk nâsıbe ehl-i hükümet a. (c-AhO Devlet yönetiminde olanlar hükümette yer alanlar. ehl-i ırz a. ^ JaI) Namus lu kimseler. r” ehl-i iffet a. (ok JaI) bk. ehl-i e ırz ehl-i idrâk a. (JIjjIJaI) Düşü 1. nürler. iehl-i ilm a. Çk JaI) Bilginler. ma n ehl-i îmân a. (jLJJaI) îman sahipleri, müminler. a ehl-i isbât a. (oUil JaI) İlâhî ış sıfatların Allah’a nispet edilmesini benimseyen kelâm bilginleri için kullanılan teük rim. de u ehl-i İslâm a. ÇjLl JaI) Müsz, lümanlar. aehl-i ittikâ a. (l£(>l) Sofu, ve aşırı dindar. ne ız ehl-i kâl a. (Jli JaI) tas. İlâhî hakikatlere ulaşamamış, mair nevî zevkelerden uzak kalmış kimse. stehl-i kelâm a. ( ^ JaI) Düzgün ve güzel konuşanlar, k. fasahat sahipleri. uf ehl-i kıble a. (< Li JaI) 1. İnanç ve itikatlarmı farklı bi Fiçimlerde yorumlayan ve uygulayan ve de değişik mezk. heplere tabi olan Müslüman. 2. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğunu ka O bul eden Müslüman. r, ehl-i kitab a. ÇK JaI) 1. “Allah’ın peygamberlerine indirsdiği kitaplara iman eden.” anlamında olan bu terim, Kur’an’da dört kitaptan birine inananlar (Nisâ suresi, 4 / 153; Mâ'ide suresi, 5 / 15); Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. 2. İslâmiyet’ten önce Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. ehl-i kubbe a. («uî JaI) Hz. peygamberin mescidi veya çadırı içinde konuk ettiği kendisini ziyarete gelen kimseler için kullanılan terim. ehl-i kubûr a. (^A >1) Mezarlıkta yatanlar, ölüler. ehl-i mahşer a. (jJ^ JaI) Kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i ma'rifet a. (^^ JaI) 1. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. İnanç ve itikatlarmı farklı bi Fiçimlerde yorumlayan ve uygulayan ve de değişik mezk. heplere tabi olan Müslüman. 2. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğunu ka O bul eden Müslüman. r, ehl-i kitab a. ÇK JaI) 1. “Allah’ın peygamberlerine indirsdiği kitaplara iman eden.” anlamında olan bu terim, Kur’an’da dört kitaptan birine inananlar (Nisâ suresi, 4 / 153; Mâ'ide suresi, 5 / 15); Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. 2. İslâmiyet’ten önce Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. ehl-i kubbe a. («uî JaI) Hz. peygamberin mescidi veya çadırı içinde konuk ettiği kendisini ziyarete gelen kimseler için kullanılan terim. ehl-i kubûr a. (^A >1) Mezarlıkta yatanlar, ölüler. ehl-i mahşer a. (jJ^ JaI) Kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i ma'rifet a. (^^ JaI) 1. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğunu ka O bul eden Müslüman. r, ehl-i kitab a. ÇK JaI) 1. “Allah’ın peygamberlerine indirsdiği kitaplara iman eden.” anlamında olan bu terim, Kur’an’da dört kitaptan birine inananlar (Nisâ suresi, 4 / 153; Mâ'ide suresi, 5 / 15); Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. 2. İslâmiyet’ten önce Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. ehl-i kubbe a. («uî JaI) Hz. peygamberin mescidi veya çadırı içinde konuk ettiği kendisini ziyarete gelen kimseler için kullanılan terim. ehl-i kubûr a. (^A >1) Mezarlıkta yatanlar, ölüler. ehl-i mahşer a. (jJ^ JaI) Kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i ma'rifet a. (^^ JaI) 1. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. İslâmiyet’ten önce Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. ehl-i kubbe a. («uî JaI) Hz. peygamberin mescidi veya çadırı içinde konuk ettiği kendisini ziyarete gelen kimseler için kullanılan terim. ehl-i kubûr a. (^A >1) Mezarlıkta yatanlar, ölüler. ehl-i mahşer a. (jJ^ JaI) Kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i ma'rifet a. (^^ JaI) 1. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk.

26
Sözlük

sultân (II)

sultân (II) a. [Ar.] “Güçlü delil, yetki ve otorite.” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’te otuz yedi yerde geçen bir terim (bk. M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “slt"” maddesi).

27
Sözlük

cem'iyyet

C-n» ^) [< Ar. cem'] İslâm dünyasında ve OsmanlI devletinde 19. yüzyılm ilk çeyreğinden itibaren siyasî, İlmî ve sosyal amaçla kurulan teşkilât. Bu söz ilk defa İslâm dünyasında 18. yüzyıl başında Yunan- Katolik mezhebi Salvatoryenler adına kurulan “Cem'iyyetü’l- Muhallis” için kullanılmış; sonra Osmanh devletinde ve İstanbul’da “Beşiktaş Cem'iyyet-i İlmiyyesi” ilk örnek olmuş; 1856 yılında “Dersaâdet Cem'iyyet-i Tıbbıyyesi” kurulmuş; bu cemiyet, adını “Cem'iyyet-i Tıbbıyye-i Şâhâne” olarak değiştirmiş; bunu 1861 yılında Münif Paşa’nm kurduğu “Cem'iyyet-i ilmiye-i Osmaniyye” izlemiştir. Bu örneklerden sonra pek çok kuruluş, özellikle 20. yüzyılla birlikte “cem'iyet” admı kullanmaya başlamıştır. tas. Sûfînin bütün düşüncesini ve ruh dünyasmı Allah’a yönelme noktasmda toplaması, dünya işlerini bir kenara bırakarak sadece Allah zikriyle meşgul olması durumu.

28
Sözlük

neseb bi’l-amûd

neseb bi’l-amûd a. (jjJL [Ar.] fik. Aşağı doğru inen soy kütüğü. Buna göre anne-baba, çocuklar, torunlar ile bunlarm çocukları.

29
Mekân

Merkezefendi Kabristanı

İstanbul · Türkiye · İstanbul'da vefat eden Abdüllatif Efendi buraya defnedilmiştir. Tıp doktoru olan oğlu Fâik Bey de vefatında babasının kabrinin yanına gömülmüştür. Mezar taşı kitâbesi, vefat tarihi tartışmasında belirleyici kayıt olmuştur.

30
Mekân

Ali Fakih (Balcılar) köyü

Gerede, Bolu · Türkiye · Kaynak, Halil Efendi'nin Bolu'nun Gerede ilçesine bağlı Ali Fakih köyünde doğduğunu ve köyün bugün Balcılar adıyla anıldığını bildirir. Doğum tarihi, ailesi ve köydeki ilk yılları hakkında bilgi vermez; halk arasındaki “Geredeli Aziz” adı da bu memleket nispetinden gelir. Köyün güncel yerleşim sınırı kaynak metinden doğrulanamadığı için koordinat verilmemiş, konum Gerede ilçesi ölçeğinde bırakılmıştır.

31
Mekân

Kul Himmet Türbesi, Görümlü

Tokat (Almus) · Türkiye · Eski adı Varzıl olan köyde bulunan türbesi; torunları hâlen aynı köyde yaşamakta ve Kul Himmetliler diye anılmaktadır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Kul Himmet : Kul Himmet, XVI. yüzyılın ikinci yarısı ile XVII. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı kabul edilen; Tokat-Almus çevresinden yetişmiş Alevî-Bektaşî şairidir.

32
Mekân

Şemdinli

Hakkâri · Türkiye · Kaynak, Seyyid Abdullah'ın Şemdinli civarında dünyaya geldiğini, doğum tarihinin ise bilinmediğini kaydeder. Küçük yaşta ilim tahsiline burada yöneldi. Koordinat ilçe merkezi düzeyindedir; kaynak köy adı vermez (mevcut biyografideki Humâro nahiyesi kaydı bu kaynağa dayanmaz).

33
Mekân

Himmet Efendi Tekkesi

İstanbul · Türkiye · Bayramiyye'nin Himmetiyye kolunun âsitânesi olan XVII. yüzyıla ait tekkedir; Himmetzâde Tekkesi olarak da anılır. Fatih ilçesinde Şehremini'den Yenibahçe'ye inen yamaçta, Ördek Kasap mahallesi Himmetzâde Dergâhı sokağında yer almaktaydı. IV. Mehmed devri defterdarlarından İbrâhim Efendi'nin mescidinin içinde XVII. yüzyıl ortalarında onun tarafından faaliyete geçirilmiş, vakfiyesi torunu ve tekkenin üçüncü postnişini Himmetzâde Şeyh Abdüssamed Efendi tarafından 1135 (1723) yılında düzenlenmiştir. Vefatından sonra meşihat, 1925'e kadar Himmetzâdeler adıyla tanınan ailenin tasarrufunda kalmıştır. Tekke bütünüyle tarihe karışmış, arsası İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nin arazisine katılmış, mimari özellikleri tesbit edilememiştir; yalnız çekirdeğini oluşturan mescid-tevhidhânenin kâgir duvarlı ve kırma çatılı olduğu tahmin edilmektedir.

34
Mekân

Yâkub Paşa Tekkesi

Amasya · Türkiye · Halk arasında Çilehâne Tekkesi diye anılan, 815/1412’de Halvetiyye’ye meşrut olarak kurulan tekke; doğrudan onun için yaptırılıp vakfedilmiştir. Mescid, tevhidhâne, şeyh odası, halvethâneler ve derviş hücrelerinden oluşur; tevhidhânenin batısındaki türbe kısmında medfundur. Türbenin dehlize açılan hâcet penceresinin üzerinde, içeride yatanlara dair bir kitâbe bulunur.

35
Mekân

Cebel-i Himrin

Cebel-i Himrin · Irak · Osman Sirâceddin'in 1781'de (H. 1195) doğduğu yer. Babası Hâlid b. Abdullah, annesi Halîme Hanım'dır. Hz. Hüseyin'in neslinden geldiği için Hüseynî nisbesiyle de anılır. Kesin nokta belirtilmediğinden koordinat verilmemiştir.

36
Mekân

Van

Van · Türkiye · Zâhirî ilimleri tahsil ettikten sonra tasavvufa yönelen Sıbgatullah Arvâsî, Van'a giderek Seyyid Muhyiddîn Efendi'nin hizmetine girdi. Uzun yıllar süren riyâzet ve mücâhede devresini burada geçirdi; hocasının “vefat etmiş velîlerden istifade edecek makama geldin” sözü de bu dönemin sonuna aittir. Koordinat şehir düzeyindedir; kaynak Van'da hangi medrese veya tekkede bulunduğunu belirtmez.

37
Mekân

Şeyh Ahmed Müsellem Türbesi

Sefîne-i Evliyâ, Ahmed Vefâ Efendi'nin babası Şeyh Ahmed Müsellem'in türbesine defnedildiğini bildirir. Metin türbenin bulunduğu şehri veya semti belirtmediğinden konum boş bırakılmıştır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Ahmed Vefâ Efendi : Hasan Sezâî'nin torunu ve Ahmed Müsellem'in oğlu Ahmed Vefâ, 1753'ten itibaren Gülşenî Veli Dede Dergâhı'nda uzun süre irşad etmiş; kırk hadis, tahmis ve şiirleri bulunan Gülşenî şeyhidir.

38
Mekân

Nizâmeddin Evliyâ Dergâhı, Delhi

Yeni Delhi · Hindistan · Mürşidinin kabrinin yakınına defnedildi; kaynak, şeyhinin ve kendisinin türbelerinin Delhi'nin en önemli ziyaret yerleri olduğunu kaydeder. İlişkili kişi dosyası Emîr Hüsrev-i Dihlevî : Nizâmeddin Evliyâ'nın müridi Emîr Hüsrev-i Dihlevî, Farsça şiiri, tarihî mesnevileri, mûsiki hafızası ve Çiştî muhabbet diliyle Delhi kültürünün kurucu isimlerindendir.

39
Mekân

Kâzımeyn Türbesi

Bağdat · Irak · Bağdat'ın kuzeybatısındaki Mekābirukureyş'in Bâbüttibn mahallinde medfundur. Torunu Muhammed et-Takī de buraya gömülmüş, türbe Şah İsmâil tarafından genişletilip Kanûnî Sultan Süleyman zamanında tamamlanmıştır.

40
Mekân

Müminpûr (Müminâbâd)

Patiali civarı · Hindistan · 651'de (1253) doğduğu, babası Seyfeddin Mahmûd'a iktâ edilen kasaba; Moğol esaretinden kurtulduktan sonra 1287'ye kadar burada oturdu. Konumu yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Emîr Hüsrev-i Dihlevî : Nizâmeddin Evliyâ'nın müridi Emîr Hüsrev-i Dihlevî, Farsça şiiri, tarihî mesnevileri, mûsiki hafızası ve Çiştî muhabbet diliyle Delhi kültürünün kurucu isimlerindendir.

41
Makale

Bahâeddin Nakşibend: Hayatı, Yolu ve Kaynakları

Bahâeddin Nakşibend'in hayatını, Hâcegân geleneği içindeki yerini ve öğretisinin ana kavramlarını üç farklı nitelikteki kaynağı birbirine karıştırmadan ele alan kaynaklı giriş.

42
Makale

Nakşibendiyye'yi Okumak: Kaynaklar ve Yöntem

Risâle-i Kudsiyye, Faslü'l-hitâb ve modern Nakşibendiyye araştırmalarının aynı soruya farklı kanıt türleriyle nasıl cevap verdiğini açıklayan yöntem yazısı.

43
Makale

Melâmîlik: Üç Devre, Ortak Bir Tavır

Kassâriyye, Bayrâmî Melâmîliği ve Nûriyye arasındaki devamlılık ve farklar üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

44
Makale

İlk Dönem Melâmetîliğinin Temel İlkeleri

Nişâbur çevresinde ihlâs, fütüvvet, emek ve hâli gizleme üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

45
Makale

Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî'nin Hayat Haritası

1813 Mahalletü'l-Kübrâ'dan 1887 Ustrumca'ya uzanan eğitim ve irşad yolculuğu üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

46
Makale

Nûru'l-Arabî'de Sülûk ve Tevhid Mertebeleri

Fiillerden sıfatlara, zâttan cem mertebelerine uzanan eğitim dili üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

47
Makale

Nûru'l-Arabî'nin Eserleri: 75 Başlıklı Bir Külliyat

Türkçe ve Arapça şerhler, risaleler, tefsirler ve takrirler üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

48
Makale

Melâmîliğin Balkanlar'daki İzleri

Makedonya, Kosova ve Bosna'da sohbet, tekke ve halife ağları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

49
Makale

İstanbul'da Melâmî Şeyhleri ve Tekkeler

Nûru'l-Arabî çevresinin şehirdeki temas ve temsil mekânları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

50
Makale

Bursalı Mehmed Tâhir'in Melâmî Tanıklığı

Yakın çevre bilgisi, bibliyografya ve menâkıbnâme dilini birlikte okumak üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

51
Makale

Melâmîlikte Nokta Sembolü

Birlik, çokluk, yazı ve insan hakikati arasında kurulan yoğun mecaz üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

52
Makale

Melâmetîlikte Kaynak ve Yöntem

Menâkıbnâme, akademik bildiri, belge ve yaşayan hafızayı birlikte değerlendirme üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

53
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

54
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

55
Eser

Sayfalar 11–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h

56
Eser

Sayfalar 13–18

Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g

57
Eser

Sayfalar 9–16

Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny

58
Eser

Sayfalar 18–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,

59
Eser

Sayfalar 29–35

Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık

60
Eser

Sayfalar 31–36

Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali