HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Cemâlî ailesi içinde yetişmesi
Cemâlîzâde Abdülbâkî Efendi, Osmanlı ilmiye hayatında birkaç kuşak boyunca kadı, müderris ve müellif yetiştiren Cemâlî ailesine mensuptur. Babası Cemâleddîn Mehmed, diğer adıyla Cemal Çelebi; dedesi ise şeyhülislâm Zenbilli Ali Cemâlî Efendi’dir. Kaynakların “el-Cemâlî” nisbesiyle kaydettiği Abdülbâkî Efendi, aile çevresinden gelen ilmî birikimi medrese tahsili ve uzun bir kadılık güzergâhıyla sürdürdü.
Tahsili ve Fuzayl Efendi’ye mülâzemeti
Devrin tanınmış hocalarından ders gördükten sonra amcası Fuzayl Efendi’ye mülâzım oldu. Osmanlı ilmiye teşkilâtında mülâzemet, bir âlimin medrese ve kazâ görevlerine girebilmesi için bağlı bulunduğu hocadan aldığı meslekî intisabı ifade ediyordu. Abdülbâkî Efendi bu devreyi tamamlayınca önce Sahn-ı Semân medreselerinden birine, ardından Edirne’deki Sultan Bayezid Medresesi’ne müderris tayin edildi.
Medreseden kadılığa
Sahn ve Edirne’deki müderrislikleri onun yalnız bir idarî görevli değil, yüksek medrese çevresinde yetişmiş bir ilim adamı olduğunu gösterir. Daha sonra Lofça kadılığına geçti. Kaynakların verdiği sıra takip edildiğinde Halep, Mekke, Bursa ve nihayet Mısır kadılıklarında bulunduğu anlaşılır. Böylece Balkanlar’dan Bilâdüşşam ve Hicaz’a, oradan Bursa ve Kahire’ye uzanan geniş bir Osmanlı ilmiye coğrafyasında vazife yaptı.
Lofça kadılığı ve Câmi-i Atîk vakıfları
Lofça’daki vazifesi, hakkında en ayrıntılı kayıt bulunan görevlerinden biridir. Buradaki Câmi-i Atîk’e ilâve yapılar ve vakıflar tahsis etti; mülâzımların barınması için odalar yaptırdı. Nev‘îzâde Atâyî, yıllar sonra Lofça kadılığı sırasında bu vakfın hesaplarını bizzat gördüğünü ve ortaya çıkan eksikleri düzelttiğini anlatır. Bu kayıt, Abdülbâkî Efendi’nin hayır faaliyetinin yalnız övgü kalıbından ibaret olmayıp işletilen bir vakıf düzenine dönüştüğünü gösterir.
Halep, Mekke ve Bursa görevleri
Halep ve Mekke kadılıkları, merkezî ilmiye kariyerinin önemli basamaklarıydı. Bursa kadılığı sırasında şehirdeki bir kaplıcayı yeniden inşa ettirdiği kaydedilir. Medrese, cami, barınma odaları ve kaplıca gibi farklı ihtiyaç alanlarına yönelen bu faaliyetler, servetini kamusal faydaya tahsis eden bir Osmanlı kadısı portresi ortaya koyar.
Mısır kadılığı ve vefatı
Kariyerinin son büyük durağı Mısır kadılığıdır. Kaynaklar onu Mısır kadıları arasında anar ve 1010/1601-02 yılında Mısır’da vefat ettiğini bildirir. Kesin gün ve kabir yeri mevcut kayıtlardan belirlenemediği için şehir merkezi haritada görev ve vefat çevresi olarak gösterilmiştir.
Hıtat-ı Makrîzî tercümesi
Abdülbâkî Efendi’nin ilmî mirasının başında, Takıyyüddin el-Makrîzî’nin Mısır ve özellikle Kahire’nin tarihî topografyasını, yapıları, mahalleleri ve kurumları ele alan el-Mevâ‘iz ve’l-i‘tibâr bi-zikri’l-hıtat ve’l-âsâr adlı eserini Türkçeye çevirmesi gelir. Kaynaklarda kısaca Hıtat-ı Makrîzî diye anılan bu eser, yalnız siyasî olayları değil şehrin maddî ve kurumsal hafızasını da kaydeder. Bir Mısır kadısının bu eseri Türkçeye aktarması, görev yeriyle ilmî ilgisi arasındaki güçlü bağı gösterir.
Münşeât Mecmuası
Ona nisbet edilen bir diğer eser Münşeât Mecmuasıdır. Resmî ve hususî nesir örneklerini, mektupları ve yazışma kalıplarını bir araya getiren bu tür mecmualar, ilmiye mensuplarının idarî ve edebî dilini yansıtır. Mecmuanın mukaddimesini, Fuzayl Çelebi’nin oğlu Ali Çelebi’nin yazdığı bildirilir. Eser aynı zamanda Cemâlî ailesinin şeceresine dair sonraki araştırmalarda başvurulan bir kayıt niteliği taşımıştır.
İlim, cömertlik ve hayır mirası
Biyografi kaynakları Abdülbâkî Efendi’yi ilmi, fazileti ve cömertliğiyle öne çıkarır. Bu nitelemeyi somutlaştıran husus, malını hayır işlerine ayırmasıdır: mülâzımlar için odalar yaptırması, Lofça Câmi-i Atîk’e vakıflar tahsis etmesi ve Bursa’daki kaplıcayı ihya ettirmesi, ilmî kariyerinin şehir hayatına bıraktığı maddî izlerdir. Bu sebeple onu yalnız kadılık makamları ve eser adlarıyla değil, eğitim, ibadet ve kamu hizmetini birlikte gözeten bir vakıf ihyacısı olarak değerlendirmek gerekir.