ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Hem”
01Hemedâniyye
Seyyid Ali Hemedânî'nin Orta Asya, İran ve Keşmir'e uzanan irşad ağına nispet edilen kol.
Hâcegân evresi
Nakşibendiyye adından önce Yûsuf el-Hemedânî ve Abdülhâlik Gucdüvânî çevresinde gelişen kurucu usul halkası.
Abdal Mûsâ
Abdal Mûsâ; menkıbeleri Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla ilgili rivayetlere karışan ve Bektaşî an'anesinde önemli bir yeri olan Anadolu abdallarından biri . Kaynak, gerçek şahsiyetinin “çok müphem” olduğunu belirtir.
Abdullah-ı Berzişâbâdî
Abdullah-ı Berzişâbâdî (789/1387–872/1467-68), Muhammed Pârsâ ve Ya‘kūb-i Çerhî’den Hâcegân-Nakşibendî terbiyesi, İshak Huttalânî’den Kübrevî hilâfeti alan; Horasan’daki irşad hattı daha sonra Zehebiyye silsilelerince geriye dönük olarak sahiplenilen sûfîdir.
Ahî Mîrim Halvetî (Molla Ali Melhemî Şirvânî)
Ahî Mîrim Halvetî, yeni araştırmalarda Molla Ali Melhemî Şirvânî olarak tanımlanan; Pîr Ömer el-Halvetî’den sonra İzzeddin Halvetî’ye uzanan erken Halvetî irşad halkasını sürdüren şeyhtir.
Bâyezîd-i Bistâmî
Bâyezîd-i Bistâmî (Tayfûr b. Îsâ, ö. 234/848 [?]), “sultânü'l-ârifîn” diye anılan Horasanlı sûfî; sekr, fenâ ve mi'rac diliyle tasavvufun sözlüğünü kuran ve şathiyeleriyle asırlarca hem sevilen hem tenkit edilen isim.
Ebü’l-Hüdâ es-Sayyâdî
Ebü’l-Hüdâ Muhammed b. Hasan Vâdî es-Sayyâdî (1850–1909), Rifâî-Sayyâdî şeyhi ve iki yüzü aşkın Arapça eserle anılan müelliftir. II. Abdülhamid devrinde İstanbul ile Arap vilâyetleri arasında dinî, toplumsal ve siyasî aracılık yapmış; nüfuzunun gerçek sınırları ise hem çağdaşları hem modern araştırmacılar arasında tartışılmıştır.
Hâce Abdullah (Ubeydullah) Berakî
Hâce Abdullah (Ubeydullah) Berakî (ö. 555/1160), Hârizm kökenli; Buhara’da faaliyet gösteren, Yûsuf el-Hemedânî’nin dört meşhur halifesinin ilk tertip halkası olarak anılan erken Hâcegân sûfîsidir.
Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî
Abdülhâlik Gucdüvânî, Yûsuf el-Hemedânî’nin halifesi; hafî zikir, sekiz Hâcegân ilkesi, ilim ve toplum içinde mânevî dikkat anlayışıyla Nakşibendiyye öncesi usulün kurucu şahsiyetidir.
Hâce Hasan Endâkî
Hâce Hasan Endâkî (ö. 552/1157), Yûsuf el-Hemedânî’ye uzun süre hizmet eden; Sem‘ânî’nin Merv ve Buhara’da bizzat görüştüğü, Hemedânî rivayetlerini aktaran erken Hâcegân halifesidir.
Hâce Yûsuf el-Hemedânî
Yûsuf el-Hemedânî (440 veya 441/1048-49–22 Rebîülevvel 535/5 Kasım 1140), Nizâmiye’de yetişen; Merv merkezli ilim ve irşadıyla Ahmed Yesevî, Abdülhâlik Gucdüvânî, Abdullah Berakî ve Hasan Endâkî’yi yetiştiren Hanefî fakih, muhaddis ve sûfî müelliftir.
Hoca Sâdeddin Efendi
Hoca Sâdeddin Efendi (943/1536-37 – 1008/1599), III. Murad ve III. Mehmed'in hocası, Haçova'da padişahı savaş meydanında tutan şeyhülislâm ve Tâcü't-tevârîh 'in müellifi; hem “hâce-i sultânî” hem şeyhülislâm olarak “câmiu'r-riyâseteyn” unvanıyla anılmıştır.
İbnü’l-Fârız
İbnü'l-Fârız (576/1181 – 632/1235), “sultânü'l-âşıkīn” diye anılan Mısırlı mutasavvıf şair; Mukattam dağında ve Mekke çöllerinde çile çıkarmış, ilâhî aşkı şarap ve sevgili diliyle anlatan Tâiyye ile Hamriyye kasideleri asırlarca hem şerhedilmiş hem tekfir edilmiştir.
İbrâhim b. Edhem
İbrâhim b. Edhem (ö. 161/778 veya 162/779), Belh'te bütün servetini bırakıp zühd yoluna giren, ömrünü ırgatlık ve bostan bekçiliğiyle geçiren Horasanlı sûfî; hayatı daha kendi asrında destanlaşmış, Türk edebiyatında “Edhem” bir mazmun hâline gelmiştir.
Âb-ı revân
Akan su; akarsu. Farsça tamlama, sözlükte hem gerçek hem mecazî anlamlarıyla kullanılır. Tasavvufî kullanımı Gönle peş peşe gelen ferahlık ve iç huzuru; insanın ezelî bağ ve irtibatından haberdar olması anlamında kullanılan bir tabirdir. Tasavvuf şiirinde akan su, süreklilik ve arınma çağrışımı taşır. Revân kelimesinin “ruh” anlamı sebebiyle tamlama, bağlama göre ruh ve hayat çağrışımı da kazanabilir.
Agyar
(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus
Ahadiyetü'l-cem
Cem ahadiyeti, toplama tekliği. tas. Sıfat ve isimlerin varlığı ve yokluğu (ispatı ve iskatı) söz konusu olmaksızın zatı zat olarak dikkate alma mertebesi. Ahadiyet mertebesinde sıfatlar ve isimler iskat edilir ve dikkate alınmaz; burada ise iskat edilmez, yok sayılmaz, fakat ispat da edilmez, var sayılmaz. Varsayılan ve göreceli olarak ispatla iskat bir arada bulundugu için, başka bir ifadeyle sıfatlar ve isimler hem var, hem yok veya ne var ne de yok sayıldığı için bu mertebeye cem ahadiyeti, yani ‘ahadiyetle vahadiyeti kendisinde toplayan” denilmiştir. Burada nispetler, izafetler ve itibarat söz konusudur, yani sıfatların ve isimlerin varlığı ve yokluğu izafi ve itibaridir. Ahadiyetü'l-kesret (5 حد ية | لكثر 1) Çokluk tekliği. tas. Nispi ve itibari olarak kendisinde çokluğun düşünüldüğü mertebe; cem makamı da denir (kr).
Ahvâl
!) Haller, değişmeler, hisler, gelip geçici duygular. tas. Gayb âleminden ve Allah tarafından kulun çabası dışında pak ve temiz kalbe tümüyle ilâhî lütuf sonucu gelen birtakım hususlar, umur ve manalar. Vecd, cezbe, aşk, şevk, sekr, gaybet ve istiğrak gibi haller (ahval) insanı kendinden geçirir, mest eder, hem aklını ve bilincini, hem de iradesini ve ihtiyarını elinden alır.
Akabe
Yokuş, engel, sarp yerlerden geçen daracık ve tehlikeli yol, barikat. tas, Hakk’a giden yolda karşılaşılan zorluklar ve aşılması gereken engeller. İbrahim Ethem, salihlerin derecesine ulaşmak için şu altı engeli aşmanın şart olduğunu belirtmiştir: refah kapısını kapat, sıkıntı kapısını aç; izzet kapısını kapat, zillet kapısını aç; gevşeklik kapısını kapat, gayret kapısını aç; uyku kapısını kapat, uykusuz kalma kapısını aç; zenginlik kapısını kapat, fakirlik kapısını aç; uzun ömür sürme emeli kapısını kapat, derhal ölüme hazırlanma kapısını aç. Diğer süfilerin de kendilerine göre söz konusu ettikleri akabeler vardır.
ÂLi aba Le
ل D Aba ehli, abalılar. tas. Muhammed (s.a.), Ali, Fatma, Hasan, Hüseyn (r.a.), bu beş kişiye âl-i aba denir. Bunlardan her biri âl-i aba'dandır. Ehl-i beyt, ehl-i kisd, penç-i âl-i aba, penç-ten-i âl-i aba, hemse-i âl-i aba ve beşler gibi isim-
arîf
[Ar.} Sözlük anlamı “bilen” olan bu söz, İslâm devletlerinde ve toplumlarında sivil veya askerî bir grubun başında bulunan kimseye verilen ad olarak kullanılmıştır. Hz. Muhammed döneminde hem kumandan hem de sosyal işlerden sorumlu kimse olarak görev yapan arifler, Hulefâ-yı Râşidîn, Emevîler, Abbasîler dönemlerinde de her askerî birliğin başkanı olarak tayin edilmişlerdir. Sosyal hayatın içinde ise esnaf teşkilâtlarının başındaki kimselere de bu ad verilmiştir. Orta Çağ İslâm devletlerinde bu teşkilâtlar için her birine bir sokak tahsis edildiğinden buradaki görevli ve sorumlu kimselere “arîf, arîfu’s-sûk, şeyhu’s-sûk” adlarınm verildiği kaynaklarda zikredilmektedir.
Arbede
Savaşmak, kavga etmek. tas, Cezbeli sâliklerin ve galebe halindeki bazı süfilerin Hak'la tartışmaları, çekişmeleri ve kavga etmeleri (BM 181); müşacere ve muhaseme de denir. Bir naz ve samimiyet halidir (Bakli, age, s 180). Hz. Ibrahim Allah'la tartışmıştı (Hud Suresi, 74). Hz. Musa Allah’a, “Bu senin fitnendir” (Araf Suresi, 155) demişti. En güzel arbede Hz. Berhiya ile ilgilidir. Hz. Musa kavmiyle birlikte yağmur duasına çıkınca, Cenab-ı Hak, Berhiya isimli kulu dua etmedikçe o günahkâr kavme yağmur vermeyeceğini söylemiş, Hz. Musa gi- dip onu bulmuş, alıp dua yerine getirmiş, dua etmesini rica etmiş, Berhiya da Allah’a hitaben şöyle demiş: “Bu yaptığın şey senin ne fiiline ne de hilmine yaraşır! Ne gördün de rahmetini kestin! Rüzgârlar mı emrini dinlemiyor, rahmetin mi tü- kendi, yoksa günahkârlara gazabın mı şiddetlendi! Bu günahkârları yaratmadan önce affedici değil miydin! Rahmeti yarattın, şefkatli olmayı emrettin, ama sen böyle yapıyorsun! Yoksa rahmetini bizden esirgiyor musun, yoksa bizi elinden kaçıracağından korktuğun için hemen cezalandırmak mı istiyorsun?” Berhiya Al- lah'a böyle nice sözler söylemiş. Sözü biter bitmez gökte bulutlar belirmiş, sicim gibi yağmur yağmaya başlamış. Hz. Musa, Berhiya'nın bu sözlerine çok öfkelen- İİİ İÇİM >“ö“—«< EAEö. Arif e eee ee د miş. Allah ise ona: “Ya Musa! Berhiya beni her gün üç defa güldürür,” demiş. (ci Iv:331). Yünus'un şiirlerinde de bu türlü çekişmeli dizeler vardır: Sen temâşâ kılasın ben hod yanam Hâşâ lillah senden ey Rabbu’l-Enam
EE
اا حتت Ashab-ı kurb-i nevafil yolculuk sırasında asa bulundurmak süfilikte bir gelenektir. Hz. Ibrahim ve Hz. Musa'nın asalan vardı. Hz. Peygamber de asa kullanırdı (sa 136, 137, 142). Asaya muin ve müttekâ da denir. Asa o çağlarda hem silah, hem bazı ihtiyaçları giderme aracı olarak kullanılırdı. Süfilere benzemek için riyakârlar da asa taşırlar. Yesevilikte tarikat asası Hz. Hızır'dan intikal etmiştir. Sana erden âsâ gerek bu yolda Dayanırsan âsâya dayanasın Yunüs Biz mütteka-i zer-keş-i câha dayanmazız Hakk'ın kemâl-i Intfunadtr itimâdımız Baki
Ayna
İnsan-ı kâmilin kalbi. Allah'ın zat, sıfat, isim ve fiillerine mazhar ve tecelligâh olması itibariyle genel anlamda insana, özel anlamda kâmil insana ayna (ayine, mir'at) ve mir'ât-ı Hak, ayine-i Rahman denir; çünkü Allah, diğer varlıklardan çok insanda tecelli eder, en mükemmel olarak da kâmil (olgun, yetkin) insanda tecelli eder. Hakk’a nazaran bütün kâinat ayna mesabesindedir. Ancak bu aynanın cilası insandır (Âdem). Şayet âlem insan cilasıyla cilalanmamış olsaydı, orada Hak bu kadar mükemmel tecelli etmezdi (iFH 48, AT 10, 20). Allah üstünlük derecelerine göre velilerde, nebilerde, resullerde daha açık ve daha mükemmel tecelli eder; fakat en mükemmel ve en göz kamaştırıcı ve şaşalı biçimde Hz, Muhammed'de tecelli ve zuhur eder: Zâtıma mir'at edindim zâtını Bile yazdım adım ile adını 5. Çelebi Ayinedir âlem, her şey Hak ile kâim Mir'at-ı Muhammed'den Hak'tır görünen dâim Lâedri 2. “Mümin müminin aynasıdır” (AK 11:294; ), yani ondaki hata ve eksikleri görerek hem onu, hem kendini kusurlardan arındırır. Ondaki iyi şeyleri görerek bunları örnek alır. Bu anlamda şeyh müridin; mürit şeyhin aynısıdır. İlâhî kemal önce Hak'tan pire, sonra pirden müridine yansır. Müminin kalbi ayna gibi olduğundan bu ayna ne kadar iyi cilalanırsa, yani kalp ne kadar temizlenir ve saflaştırılırsa oraya ilâhî feyz ve inayet, o nispette fazla akar. Bkz. Ayine-i cemal, ayine-i hüsn, Ayine-i dil, Ayine-i vücut. Çelebi Ayinedir âlem, her şey Hak ile kâim Mir'at-ı Muhammed'den Hak'tır görünen dâim Lâedri 2. “Mümin müminin aynasıdır” (AK 11:294; ), yani ondaki hata ve eksikleri görerek hem onu, hem kendini kusurlardan arındırır. Ondaki iyi şeyleri görerek bunları örnek alır. Bu anlamda şeyh müridin; mürit şeyhin aynısıdır. İlâhî kemal önce Hak'tan pire, sonra pirden müridine yansır. Müminin kalbi ayna gibi olduğundan bu ayna ne kadar iyi cilalanırsa, yani kalp ne kadar temizlenir ve saflaştırılırsa oraya ilâhî feyz ve inayet, o nispette fazla akar. Bkz. Ayine-i cemal, ayine-i hüsn, Ayine-i dil, Ayine-i vücut.
Baş kesmek
Eğilmek. tas. Mevlevilikte dervişlerin, canların ve semazenlerin | şeyhlerinin önünde özel bir şekilde durup baş eğmeleri. Baş kesmek teslimiyetin | — simgesidir. Bkz. İnhina, Secde. Baş okutmak Bektaşilikte her yıl muharrem ayında mürşidin ve ihvanın huzurunda yapılan rıza alma töreni, 5 Bâtıl sar. (با طل) >. Asılsız, temelsiz, geçersiz; yokluk. tas. Mâsivâ, mümkün varlıklar, yaratılmış âlem, saf yokluk. Hakk'ın, cebbar ve kahhar sıfatı yanında her şey yok olur, hiçbir şey var olarak gözükmez. Bu halde gölge varlık, Hakk'ın dışındaki şeyler bâtıl ve hayal olarak görülür. Çü ba'z-ı zuhurat-1 Hak âmed bâtıl Pes münkir-i bâtıl neseved cüz câhil CN 434 Vakt olur ki hak çıkar vaktiyle bâtıl sandığın Talii Bâtıl hemişe bâtıl u bihadedir veli Müşkil odur ki suret-i Hak'tan zuhur ede Baki
bürhân
Sözlük anlamı “açıklığa kavuşturmak, berraklaştırmak, delil getirmek’ olan bu söz, “Hak ile batılı birbirinden ayıran kesin delil” olarak tanımlanmış ve Kur’ân-ı Kerîm’de “Bakara suresi”, “Enbiya suresi”, “Mü'min suresi” nde ise “delil” anlamıyla kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in mucizeleri, Hz. Musa’nın asâsı ve “yed-i beyzâ” denilen elinin meşale gibi parlaması mucizelerine de “burhân” denilmiştir. İslâm dünyasında burhanm bir kıyas türü ve ispat metodu olduğu, mantıkta, felsefede, kelâmda ve usûl-i fıkhta kullanıldığı söz konusudur. İlk Çağ ile Orta Çağ felsefesinde sadece akim verilerine dayanan deliller bu terim ile karşılanırken modern felsefede hem aklî hem de deneye dayalı delillere burhan adı verilmiştir. Çağdaş felsefe ise bunu “burhân-ı riyâzî” olarak nitelemiştir.
Mîr Seyyid Ali Hemedânî Türbesi
Kûlab · Tacikistan · Cenazesi önce Huttalân'a nakledilmiş, daha sonra buraya defnedilmiştir; bugün Tacikistan'ın en büyük ziyaretgâhlarındandır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Seyyid Ali Hemedânî : Seyyid Ali Hemedânî, Kübrevî öğretisini Horasan, Mâverâünnehir ve Keşmir arasında taşıyan seyahatleri, halifeleri ve eserleriyle Hemedâniyye çevresinin merkezidir.
Selânik Mevlevîhânesi
Selânik · Yunanistan · Ahmed Dede'nin baba mesleğini bırakıp intisap ettiği ilk kapı. Şeyhi Mehmed Efendi'nin yanında hem öğrenim gördü hem şeyhinin yazdıklarını temize çekerek Mevlevî tarikatının âdâbını öğrendi. İlişkili kişi dosyası Müneccimbaşı Ahmed Dede (Âşık) : Müneccimbaşı Ahmed Dede (yaklaşık 1630-1702), Selânik'te yetişen; Mevlevî terbiyesiyle tefsir, hadis, matematik ve astronomi tahsilini birleştiren Osmanlı müneccimbaşısı, tarihçisi, müellifi ve şairidir.
Tûs
Meşhed · İran · Ebü'l-Kāsım el-Cürcânî'ye intisap için gittiği ve 477/1084'te vefat ettiği şehir; Sem'ânî kabrini defalarca ziyaret ettiğini kaydeder. Gazzâlî de buralıdır. İlişkili kişi dosyası Ebû Ali el-Fârmedî : Ebû Ali Fazl b. Muhammed el-Fârmedî (1010/11–1084), Kuşeyrî’nin öğrencisi, Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr ve Ebü’l-Kāsım el-Cürcânî çevrelerinden faydalanan; Yûsuf el-Hemedânî’nin mürşidi Horasanlı sûfîdir.
Emîr Buhârî Dergâhı, Otakçılar
İstanbul · Türkiye · 1690'da babasının yerine şeyh olduğu ve yaklaşık kırk yıl ders verip postnişinlik yaptığı dergâh; mezarı da bu tekke ile Kemalpaşazâde'nin türbesi arasında, babasının kabri civarındaydı. Hem tekke hem mezarlar çevre yolu yapımı sırasında ortadan kalkmıştır.
Basret (İnceler) Dergâhı
Cizre · Türkiye · Hâlid el-Cezerî'nin Cizre'nin hemen yakınında kurduğu dergâh. Sonraki kuşaklarda Şeyh Ömer-i Zengânî burada postnişinlik yapmış, dergâhın adı Şeyh Hüseyin Basretî gibi isimlerin nisbesine geçmiştir. İlişkili kişi dosyası Hâlid el-Cezerî : Mevlânâ Hâlid'in halifesi Hâlid el-Cezerî'ye ulaşan silsileler Suriye, Irak ve Güneydoğu Anadolu'da faaliyet gösterdi.
Köstendilli Ali Alâeddin Türbesi (açık türbe)
Üsküdar, İstanbul · Türkiye · Toygar tepesi Selâmi Ali mahallesindeki yıkık tekkenin yan tarafında, Kâtibim Aziz Bey sokağı ile Ethem Ağa sokağının birleştiği yerdedir. Sol yanında zevcesi Havva Bacı Hatun, onun solunda oğlu Ömer Efendi (ö. 1194/1780) medfundur. Konum yaklaşıktır.
Galata Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · 1670'li yılların başlarında şeyhi Gavsî Dede'ye intisap ettiği, ömrünün son otuz yıla yakın kısmını geçirip eserlerinin hemen hepsini kaleme aldığı ve hâmûşânına defnedildiği mevlevîhâne. Kabrinin yanına sonradan Esrar Dede gömülmüş, iki kabir 1912'de bir ihata duvarıyla çevrilmiştir.
Hâce Yûsuf Ziyaretgâhı
Merv · Türkmenistan · Bâmeîn'de defnedildikten sonra İbnü'n-Neccâr adlı bir müridi tarafından Merv'e nakledilen kabrinin bulunduğu yer. Bugün Türkmenistan sınırları içinde, Merv yakınlarındaki Bayramali denilen mevkide Hâce Yûsuf adıyla bir ziyaretgâhtır.
Sofya
Sofya · Bulgaristan · 1137 Şevvalinde kendisine tevcih edilen ve vefatına kadar elinde kalan kadılık; selefi Babadağlı Ali Efendi’dir. İlişkili kişi dosyası Rıfkî Hemşirezâdesi Ahmed Efendi : Rıfkî Hemşirezâdesi Ahmed Efendi (ö. 1726), Mahmud Paşa Mahkemesi kâtipliğinden medrese ve Sofya kadılığına ilerleyen Osmanlı âlimidir.
Belh
Belh · Afganistan · Horasan'daki doğum şehri; bütün servetini burada bırakıp yola çıktı. Riyâzetini bu şehirdeki Budizm'e bağlayan görüşün tutarsızlığı ortaya konmuştur. İlişkili kişi dosyası İbrâhim b. Edhem : İbrâhim b. Edhem (ö. 161/778 [?]), Belh’ten ayrılarak Şam ve Hicaz çevresinde zühd, helâl kazanç ve halka hizmet esaslı bir hayat süren ilk dönem sûfîlerindendir.
Kumcân Köyü, Hemedan
Hemedan · İran · Irâkī'nin 610 (1213) dolayında doğduğu köy; Kumcânî nisbesi buradan gelir. Hemedan'daki Şehristan Medresesi'nde daha on yedi yaşındayken ders vermeye başladı; medresede ders okuturken içeri giren Kalenderî dervişlerin gazeli ve semâı sebebiyle 627'de (1230) buradan ayrıldı. Koordinat Hemedan şehir merkezine göre verilmiştir; köyün kesin yeri gösterilmemiştir.
Ali Fakih (Balcılar) köyü
Gerede, Bolu · Türkiye · Kaynak, Halil Efendi'nin Bolu'nun Gerede ilçesine bağlı Ali Fakih köyünde doğduğunu ve köyün bugün Balcılar adıyla anıldığını bildirir. Doğum tarihi, ailesi ve köydeki ilk yılları hakkında bilgi vermez; halk arasındaki “Geredeli Aziz” adı da bu memleket nispetinden gelir. Köyün güncel yerleşim sınırı kaynak metinden doğrulanamadığı için koordinat verilmemiş, konum Gerede ilçesi ölçeğinde bırakılmıştır.
Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi
Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.
Tarikatlar Bir Hafıza Zinciri Olarak Nasıl Okunur?
Silsile, tekke, sohbet, âyin, eser ve menkıbenin nesiller arası dinî hafızayı nasıl taşıdığını; modernleşmeyle birlikte bu taşıyıcıların nasıl biçim değiştirdiğini açıklayan yöntem yazısı.
Rifâiyye'nin İstanbul ve Balkan Yolculuğu
Üsküdar'dan Unkapanı, Yakova ve Prizren'e. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.
Ecvibe-i Mutasavvıfâne: Bir Dervişin Soruları
Banyalukalı Musâfî'nin Celvetî yoluna dair soruları ve Hüdâyî'nin cevapları. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
Matbah-ı Şerif ve Binbir Günlük Mevlevî Çilesi
Saka postundan hücre sahibi dedeliğe hizmet yolculuğu. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Kübreviyye'nin Başlıca Halifeleri ve Kolları
Hârizm'den Buhara, Horasan, İran ve Keşmir'e yayılan irşad ağı. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Halvetiyye'nin Dört Ana Kolu Nasıl Okunmalı?
Rûşeniyye, Cemâliyye, Ahmediyye ve Şemsiyye gövdeleri ile alt şubelerin tarihî mantığı TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
Yeseviyye: Silsile, Halvet ve Cehrî Zikir
Ana yol, alt kollar, pîrler ve usul arasındaki bağlantıları açıklayan editoryal dosya.
Reşehât'ta Hâcegân Haritası
Yûsuf el-Hemedânî'den Bahâeddin Nakşibend ve Ahrâr çevresine kişi, şehir, meslek ve sohbet ağı
Lâmiî Çelebi'nin Nefehât'a Katkıları
Mukaddime, minhuvât, Anadolu sûfîleri ve müellif tanıklığı üzerinden Lâmiî'nin gerçek payı
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
Sayfalar 1–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g