Ara
Menü

İbnü’l-Fârız

İbnü'l-Fârız (576/1181 – 632/1235), “sultânü'l-âşıkīn” diye anılan Mısırlı mutasavvıf şair; Mukattam dağında ve Mekke çöllerinde çile çıkarmış, ilâhî aşkı şarap ve sevgili diliyle anlatan Tâiyye ile Hamriyye kasideleri asırlarca hem şerhedilmiş hem tekfir edilmiştir.

Doğum
1181
Vefat
1235
Unvan
Sultânü’l-âşıkīn lakabıyla tanınan Mısırlı mutasavvıf şair

Doğumu ve adı

Kahire'de dünyaya geldi. Doğum tarihini, divanını derleyen kızından torunu Şeyh Ali 4 Zilkade 577 (11 Mart 1182), çağdaşı İbn Hallikân 4 Zilkade 576 (22 Mart 1181) olarak gösterir.

Babası, mahkemede kadınların eşlerinden almaları gereken miras ve nafakayı tesbit işiyle uğraştığından “Fârız” diye bilindiği için o da İbnü'l-Fârız olarak meşhur olmuştur. Hz. Peygamber'in sütannesi Halîme'nin kabilesine mensubiyetinden Sa'dî, aslen Hamalı olduğu için Hamevî, Kahire'de doğduğu için Mısrî nisbeleriyle de anılır.

Babası

Babası Ali b. Mürşid, evinin bir depremde harap olması üzerine memleketi Hama'dan göç edip Kahire'ye yerleşmiş ve Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü'l-Azîz tarafından nâibliğe tayin edilmişti. Zâhid bir kişiydi: kendisine teklif edilen kādılkudâtlık görevini kabul etmeyip Ezher Camii'nde inzivaya çekildi ve pek çok kişinin katıldığı sohbet toplantıları yaptı.

İbnü'l-Fârız ilk bilgileri babasından aldı. Ebû Muhammed İbn Asâkir'den hadis okudu; Şâfiî fıkhı, dil ve edebiyat dersleri gördü. Münzirî'nin kendisinden hadis rivayet etmiş olması bu dalda ileri bir seviyeye ulaştığını gösterir.

Mukattam dağı

Genç yaşta tasavvufa yöneldi; babasından izin alarak Müsta'zafîn vadisindeki Mukattam dağında harap hâldeki bir mescidde kendini ibadet ve tefekküre verdi. Bu arada babasının sohbetlerine ve mahkemedeki oturumlarına da devam etti.

Şeyh Bakkāl ve Mekke

Çileli bir hayatı tercih etmesine rağmen tasavvufta istediği noktaya gelemediğini düşünüyordu. Bir gün medreseye giderken, Şeyh Bakkāl diye tanınan birinin abdest alırken âdâbına uymadığını görüp onu uyardı. Aslında bir velî olan ve melâmet için abdest âdâbına uymayan Şeyh Bakkāl ona fetih ve feyzin kendisine Mısır'da değil Mekke'de geleceğini, hemen oraya gitmesi gerektiğini söyledi.

İbnü'l-Fârız Mekke'ye gitti ve çevresindeki dağlarda ve çöllerde çile çıkarmaya başladı. Muhtemelen 613-628 (1216-1231) yılları arasında geçen bu çetin dönem ruhî hayatı üzerinde derin etkiler bıraktı. Mekke'deyken 628'de Avârifü'l-maârif müellifi Sühreverdî ile görüştü.

Bir gün iç dünyasında “Hemen Mısır'a dön ve cenaze namazımda hazır ol” diyen bir ses işitince Hicaz'dan ayrılıp Kahire'ye döndü; ölüm döşeğindeki Şeyh Bakkāl'ı ziyaret etti ve cenaze namazında bulundu.

Vefatı

Son yıllarını Kahire'de Ezher Camii'nde vaaz ve sohbetle geçirdi. 2 Cemâziyelevvel 632 (23 Ocak 1235) tarihinde vefat etti; Mukattam dağının eteğindeki Karâfe'de Ârız diye bilinen mescidin yanında toprağa verildi.

Ölüm yıl dönümünde ve cuma günleri kabrini ziyaret edip şiirlerini ilâhî şeklinde okumak gelenek olmuştur.

Sultanlarla mesafesi

Selâhaddin, el-Melikü'l-Azîz, el-Melikü'l-Âdil ve el-Melikü'l-Kâmil dönemlerinde yaşadı ve hepsinden saygı gördü. Buna karşılık ziyaretlerden hoşlanmazdı: el-Melikü'l-Kâmil'in gönderdiği 1000 altını almadı; hükümdarın maiyetiyle kendisini ziyarete geldiğini haber alınca caminin öbür kapısından çıkıp İskenderiye'ye gitti ve bir süre orada kaldı. Kendisine türbe yaptırma teklifini de kabul etmedi.

Mizacı: sesle gelen vecd

Hakkındaki bilgiler torunu Şeyh Ali'nin, dayısı Şeyh Kemâleddin Muhammed'e dayanarak anlattıklarıyla çağdaşları İbn Hallikân ve Münzirî'nin yazdıklarına dayanır.

Oğlu Kemâleddin'e göre nazik, hoşsohbet, ifadesi düzgün ve eli açık bir kişiydi; sohbet meclislerine gelenler onu derin bir saygıyla dinlerdi ve semâa çok önem verirdi.

Son derece hassas ruhluydu: her güzel şeyin arkasında ilâhî güzelliği görürdü. Özellikle duyduğu seslerin, nağmelerin ve şiirlerin tesirinde kalırdı — Nil kenarında çamaşır yıkayanların okuduğu bir beyitten, bir cenazede söylenen ağıttan, hatta bekçilerin çaldığı çanlardan bile etkilenip coşardı. Nil'in taştığı mevsimde akşamları Ravza'daki Müştehâ Camii'ne gider, coşkun suları hayranlıkla seyreder, akışın âhengine kapılıp vecde gelirdi.

İbn Hacer, Yukarı Mısır'daki Behnesâ'da bulunan evinde def ve şebbâbe çalan câriyeleri olduğunu, zaman zaman gidip ezgilerini dinlediğini ve raksederek kendinden geçtiğini söyler. Oğlu, bir defasında babasının kalkıp raksettiğini, büyük vecd hâlleri gösterip kendinden geçerek yere düştüğünü, ayılınca duyduğu bir beyitten etkilendiği için bu hâli yaşadığını söylediğini kaydeder.

Uzlet

Gerek Mukattam dağında gerek Mekke civarındaki vadilerde münzevi bir hayat yaşadı, riyâzet yaptı, defalarca erbaîne girdi; âdeta dağlarla, vadilerle, buralardaki bitki ve hayvanlarla dostluk kurup bunları şiirleriyle özdeşleştirdi.

Şeyh Ali, zaman zaman kendinden geçip hayret ve dehşet içinde gözlerini bir noktaya diktiğini, söylenenleri duymadığını, yiyip içmediğini, uyumadığını, bu hâlin bazan on gün, hatta daha uzun sürdüğünü anlatır — ve asıl adı “Nazmü's-sülûk” olan “et-Tâiyyetü'l-kübrâ”yı bu hâl geçince söylemeye başladığını, bir defada otuz, kırk veya elli beyti irticâlen okuduğunu, eserin böyle tamamlandığını bildirir.

Vahdet-i vücûd meselesi

Genellikle İbnü'l-Arabî gibi vahdet-i vücûda inandığı kabul edilmiş ve şiirleri bu esasa göre açıklanmıştır; ancak İbnü'l-Fârız vahdet-i vücûda yabancıdır.

Şiirleri, Bâyezîd-i Bistâmî'nin sözleri ve Attâr'ın şiirleri gibi ilâhî aşkı yansıtır. Mutlak cemâlin etkisiyle kendinden geçen şair her şeyi sevgilisi olarak görür; bazan fenâ hâlinde ikiliği kaldırıp varlığın O'ndan ibaret olduğunu söyler, bazan ittihaddan söz eder. Fakat bunlar kozmolojik bir varlık anlayışını ifade etmez; mânevî hâlin etkisiyle söylenmiş sözlerdir — bu hâl içinde sevenle sevilenin, temaşa edenle edilenin geçici olarak bir sayılmasıdır. Şathiyeleri ve iddialı sözleri de bu hâlin eseridir.

İbnü'l-Arabî'nin “Nazmü's-sülûk”ü şerhetmek isteyip izin talep ettiğinde İbnü'l-Fârız'ın “Buna gerek yok, senin el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'n onun şerhidir” dediği rivayeti ise asılsızdır.

Melâmet neşvesi

Hem kendisinde hem üstadı Şeyh Bakkāl'da melâmet neşvesi vardır. Bakkāl'ın kınanmak için abdest alırken yıkanan organların sırasını değiştirmesi; İbnü'l-Fârız'ın sûfîlerin kıyafetini kullanmaması, güzel elbiseler giymesi; Sühreverdî'nin Mekke'de oğullarına hırka giydirmek istemesi üzerine “Bu bizim yolumuzda yoktur” deyip önce karşı çıkması, sonra ısrar üzerine ses çıkarmaması; şöhretten kaçması, sultanla görüşmek istememesi ve türbe teklifini geri çevirmesi bunun işaretleridir.

Şiiri

Şiirleri Arap edebiyatında tasavvufî şiirin en güzel örneklerindendir. İbn Ebû Hacele, fikren muhalif olduğu hâlde onu şairlerin bayraktarı diye nitelemiştir.

İlâhî aşkı beşerî aşk şeklinde ifade eden, mecazlara, kinayelere ve edebî sanatlara geniş yer veren, Hamriyye'de şarabı ilâhî aşkın simgesi olarak tasvir eden İbnü'l-Fârız Arap şiirinde sembolizmin önemli bir temsilcisidir. Coşkulu olduğu kadar hikemî olan şiirleri Mısır başta olmak üzere birçok Arap ülkesinde ilâhî şeklinde okunmuştur.

Tekfir ve müdafaa

Şiirleri zâhir ulemâsını rahatsız etti, ancak bu saygı görmesine engel olmadı.

Aleyhinde olanlar: Kādılkudât İbn Bintü'l-Eaz onu hulûle inanmakla suçlamış, sonradan eleştirilerinden vazgeçmiştir. En ağır tenkitler İbn Teymiyye'den gelmiştir: ona göre ittihad akîdesinin canlı ifadesi olan “Nazmü's-sülûk” “domuz etinden daha pistir”. İbn Haldûn kasidelerini yok edilmesi gereken zararlı eserler arasında sayar. İbn Hacer el-Askalânî örtülü ifadelerin altında felsefe ve kötülüğün yattığını söyler; Zehebî şiirlerini zehirli şerbete benzetir; Bulkīnî “bunlar küfür” demekle yetinmiştir. Burhâneddin el-Bikāî ise el-Muârız fî tekfîri İbni'l-Fârız'da kırk âlimin onu kâfir, mülhid ve zındık sayan fetvalarını nakleder.

Lehinde olanlar daha çoktur: Eyyûbî sultanları, devlet adamları, âlimler ve halk ona saygı gösterdi. Zekeriyyâ el-Ensârî suçlamaların haksız olduğunu bir fetvayla bildirdi, İbn Hacer el-Heytemî onu savundu, Süyûtî müdafaası için Kamhu'l-muârız fî nusreti İbni'l-Fârız adlı bir eser yazdı. Mutasavvıflar ve edebiyatçılar da onu yüceltti.

Bir ayrıntı bu tabloyu tamamlar: Osmanlılar Mısır'ı ele geçirince Kur'an okutmaya başladıkları yedi merkezden biri İbnü'l-Fârız'ın mescidiydi.

COĞRAFÎ HAFIZA12 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi12 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 4 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Abdest âdâbına uymayan velî

Uyarmak isterken yolunu bulması.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Tasavvufta istediği noktaya gelemediğini düşündüğü bir dönemde, medreseye giderken Şeyh Bakkāl diye tanınan birinin abdest alırken âdâbına uymadığını görüp onu uyardı.

Aslında bir velî olan ve melâmet için abdest âdâbına uymayan Şeyh Bakkāl ona, fetih ve feyzin kendisine Mısır'da değil Mekke'de geleceğini, hemen oraya gitmesi gerektiğini söyledi.

Çerçeve. Anlatı iki şeyi birden kurar: mürşidin bulunuşu ve melâmet fikrinin devralınışı. İbnü'l-Fârız'ın sonradan sûfî kıyafeti giymemesi, hırkaya karşı çıkması aynı çizginin devamıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Şeyh Ali (divan derleyicisi), Dîbâcetü'd-Dîvân.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

“Cenaze namazımda hazır ol”

Mekke'de duyduğu ses üzerine Kahire'ye dönmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Mekke çevresinde on beş yıla yakın süren çile döneminin sonunda, bir gün iç dünyasında “Hemen Mısır'a dön ve cenaze namazımda hazır ol” diyen bir ses işitti. Hicaz'dan ayrılıp Kahire'ye döndü, ölüm döşeğindeki Şeyh Bakkāl'ı ziyaret etti ve cenaze namazında bulundu.

Çerçeve. Anlatının simetrisi belirgindir: Mekke'ye gönderen ses de, geri çağıran ses de aynı kişiye aittir. Ayrılık ve dönüş, bir mürşidin ömrüyle sınırlanmış olur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Şeyh Ali, Dîbâcetü'd-Dîvân; TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Fârız”.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

On günlük hayret ve elli beyit

Tâiyye'nin nasıl söylendiğine dair tanıklık.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Şeyh Ali, İbnü'l-Fârız'ın zaman zaman kendinden geçip hayret ve dehşet içinde gözlerini belli bir noktaya diktiğini, söylenenleri duymadığını, yanındakileri görmediğini, yiyip içmediğini, uyumadığını; bu hâlin bazan on gün, hatta daha uzun sürdüğünü anlatır.

Asıl adı “Nazmü's-sülûk” olan et-Tâiyyetü'l-kübrâ'yı bu hâl geçince söylemeye başlar, bir defada otuz, kırk veya elli beyti irticâlen okurdu; 750 beyitten fazla olan eser böyle tamamlanmıştır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Şeyh Ali, I, 12.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kasidenin üç adı

“Nazmü's-sülûk” adının rüyada verilmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Büyük kasidesine önce “Enfesü'l-cenân ve nefâisü'l-cinân”, ardından “Levâihu'l-cenân ve revâihu'l-cinân” adını verdi. Daha sonra rüyada gördüğü Hz. Peygamber'in işareti üzere “Nazmü's-sülûk” diye isimlendirdi.

Çerçeve. İlk iki ad da secili ve süslüdür; sonuncusu ise sade ve tariftir: sülûkün nazmı. Kasidenin muhtevası da budur — bir mânevî yolculuğun ve ruhî mi'racın tasviri.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Şeyh Ali, I, 8.

Hayatından kayıtlar

İlk 3 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Öbür kapıdan çıkıp İskenderiye'ye gitmesi

Hükümdarın ziyaretinden ve bin altınından kaçınması.

Metni gösterMetni daralt

Ziyaretlerden hoşlanmazdı. el-Melikü'l-Kâmil'in gönderdiği 1000 altını almadı; hükümdarın maiyetiyle birlikte kendisini ziyarete gelmekte olduğunu haber alınca caminin öbür kapısından çıkıp İskenderiye'ye gitti, bir süre orada kaldıktan sonra Kahire'ye döndü. Hükümdarın kendisine bir türbe yaptırma teklifini de kabul etmedi.

Çerçeve. Dört Eyyûbî hükümdarı döneminde yaşayıp hepsinden saygı gördüğü hâlde hiçbirinden bir şey almaması, melâmet eğiliminin siyasî düzlemdeki karşılığıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Fârız”, c. 21, s. 40-43.
BİYOGRAFİK KAYIT

Çanlardan gelen coşku

Nil kenarındaki bir beyit, bir ağıt, bekçilerin çanı.

Metni gösterMetni daralt

Son derece hassas ruhluydu ve her güzel şeyin arkasında ilâhî güzelliği görürdü. Özellikle sesler, nağmeler ve şiirler onu derinden etkilerdi: Nil kenarında çamaşır yıkayanların okuduğu bir beyit, bir cenazede söylenen ağıt, hatta bekçilerin çaldığı çanlar onu coştururdu.

Nil'in taştığı mevsimde akşamları Ravza'daki Müştehâ Camii'ne gider, coşkun suları hayranlıkla seyreder, akışın âhengine kapılıp vecde gelirdi. Nağmeler nâra attırır ve raksettirirdi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyh Ali, I, 13-14; İbnü'l-İmâd, Şezerâtü'z-zeheb, V, 152.
BİYOGRAFİK KAYIT

Raksedip yere düşmesi

Oğlunun tanıklığıyla bir vecd hâli.

Metni gösterMetni daralt

Oğlu Kemâleddin, bir defasında babasının kalkıp raksettiğini, bu sırada çok büyük vecd hâlleri gösterdiğini, sonra kendinden geçip yere düştüğünü; ayılınca duyduğu bir beyitten etkilendiği için bu hâli yaşadığını söylediğini kaydeder.

Çerçeve. İbn Hacer, Behnesâ'daki evinde def ve şebbâbe çalan câriyeleri olduğunu, zaman zaman gidip ezgilerini dinlediğini ve raksederek kendinden geçtiğini yazar. Semâ onun için bir merasim değil, doğrudan bir hâl kapısıydı.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyh Ali, I, 10 (Şeyh Kemâleddin Muhammed'den).

Eserleri ve metinleri

İlk 5 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Tâiyye şerhleri ve İstanbul’daki nüshaları

Sefîne, Tâiyye üzerine yazılan şerhleri sayar ve bir kısmının hangi İstanbul kütüphanelerinde bulunduğunu kaydeder.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, Tâiyye üzerine yazılmış şerhleri tek tek anar. Mesnevî şârihi İsmâil Rusûhî-i Ankaravî’nin şerhi Bayezid Umumi Kütüphanesi ile Fatih’teki Millet Kütüphanesi’nde mevcuttur. Saîd-i Fergânî’nin biri Arapça biri Farsça iki şerhi vardır; İmam Yâfiî, Şihâbeddîn-i Sühreverdî, Zevzenî ve Hasan-ı Bûrînî’nin şerhleri Koca Râgıb Paşa Kütüphanesi’nde Edebiyat faslında 1129 ve 1130 numaralarda kayıtlıdır.

Ayrıca Molla Câmî’nin, Abdülganî en-Nablusî’nin, Abdürrezzâk-ı Kâşânî’nin, Şeyh Abdullah Salâhî’nin ve Nâzım Paşa’nın şerhleri de itibar görmektedir. Nâzım Paşa’nın Elfiyye, Mîmiyye ve Râiyye şerhleri 1328/(1910)’da İstanbul’da basılmıştır. Es‘ad Dede’nin ise Tâiyye’den elli üç beyit üzerine yazılmış, basılmamış bir şerhi vardır.

Çerçeve. Liste, bir Mısır kasidesinin Osmanlı ilim çevresinde nasıl yerlileştiğini gösterir: Farsçadan Türkçeye, yazmadan matbuya uzanan bir şerh zinciri. Kütüphane ve numara kayıtları, Sefîne’nin yalnız menkıbe derlemediğini, kaynak künyesi de tuttuğunu ortaya koyar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

et-Tâiyyetü'l-kübrâ (Nazmü's-sülûk)

750 beyitten fazla; mânevî yolculuğun ve ruhî mi'racın tasviri.

Metni gösterMetni daralt

Divanındaki en önemli şiir. 750 beyitten fazladır ve şairin bir tür mânevî yolculuğunun, ruhî mi'racının tasviridir.

Başlıca şerhleri: Dâvûd-i Kayserî'nin Şerhu'l-Kasîdeti't-tâiyye'si (mukaddimesi “Risâle fî ilmi't-tasavvuf” adıyla ayrıca yayımlanmıştır), Abdürrezzâk el-Kâşânî'nin Keşfü Vücûhi'l-gur'u ve Saîdüddin el-Fergānî'nin Meşâriku'd-derârî'si (müellif sonradan Müntehe'l-medârik adıyla Arapça'ya çevirmiştir). İsmâil Rusûhî Ankaravî kasideyi Türkçe şerhetmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbnü'l-Fârız, Dîvân; şerhler: Dâvûd-i Kayserî, Abdürrezzâk el-Kâşânî, Saîdüddin el-Fergānî.
TARİHÎ KAYIT

Dîvân

İlk nüshalarda on beş, torununun derlemesinde yirmi dört kaside.

Metni gösterMetni daralt

En eskisi Konya Yûsuf Ağa Kütüphanesi'nde bulunan ilk üç nüshada, mevâliyyâ ve dûbeyt denilen dörtlüklerle lugazların yanında Tâiyye ve Hamriyye'nin de dahil olduğu on beş kaside vardır. Torunu Şeyh Ali'nin derlediği nüshada ise yirmi dört kaside bulunur.

İlk neşrinden (Halep 1247) sonra Beyrut, Kahire, Londra ve Ürdün'de pek çok baskısı yapılmış; Arthur Arberry ve Abdülmecid Tâcî Fârûkī İngilizce transkripsiyonlarını hazırlamıştır. Divanın tamamı Bedreddin el-Bûrînî ve Abdülganî en-Nablusî tarafından şerhedilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: En eski nüsha: Konya Yûsuf Ağa Ktp., nr. 7838.
TARİHÎ KAYIT

Şarkiyat literatüründeki yeri

Latince, Fransızca, İtalyanca, İngilizce, Almanca ve İspanyolca çeviriler.

Metni gösterMetni daralt

Şarkiyatçılar şiirlerine büyük ilgi gösterdi. Başta Tâiyye ve Mîmiyye olmak üzere bazı şiirleri Fabricius, William Jones ve Wallin tarafından Latince'ye; Silvestre de Sacy, Grangeret de Lagrange ve Dermenghem tarafından Fransızca'ya; Vallerga, Ignazio di Matteo ve Nallino tarafından İtalyanca'ya; Nicholson ve Arberry tarafından İngilizce'ye; Hammer tarafından Almanca'ya; Carlos Varono Narvión tarafından İspanyolca'ya çevrilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Fârız”, c. 21, s. 40-43.
TARİHÎ KAYIT

Aleyhindeki ve lehindeki eserler

Bikāî'nin tekfir derlemesi ve Süyûtî'nin müdafaası.

Metni gösterMetni daralt

Hakkındaki tartışma iki karşıt kitapta simgeleşir. Burhâneddin el-Bikāî, el-Muârız fî tekfîri İbni'l-Fârız'da kırk âlimin onu kâfir, mülhid ve zındık sayan fetvalarını nakleder.

Buna karşılık Süyûtî, adını doğrudan ona cevap olarak koyduğu Kamhu'l-muârız fî nusreti İbni'l-Fârız'ı yazmıştır. Zekeriyyâ el-Ensârî suçlamaların haksızlığını fetvayla bildirmiş, İbn Hacer el-Heytemî de onu savunmuştur. Kaynak hükmünü açıkça verir: taraftarları ve savunucuları muhaliflerinden çoktur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Burhâneddin el-Bikāî, el-Muârız fî tekfîri İbni'l-Fârız; Süyûtî, Kamhu'l-muârız fî nusreti İbni'l-Fârız.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Tâiyye’yi ezberleyen çevre

Sadreddîn-i Konevî her mecliste bir beytini okur, halifesi Şemseddîn-i Eykî ise sûfîlere ezberlemeyi farz sayardı.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, Tâiyye’nin şiir bakımından değil hakikat bakımından önemli olduğunu söyledikten sonra kasidenin nasıl okunduğuna dair üç tanıklık sıralar. Sadreddîn-i Konevî, Kur’ân okur gibi her mecliste kasideden bir beyit okurdu. Halifesi Şemseddîn-i Eykî ise “Sûfiyyûna, bunu ezberlemek farzdır” derdi. Metinde ayrıca Suriye ve Mısır’da âşıkların kasideyi bütünüyle ezberde tuttuğu belirtilir.

Çerçeve. Bir metnin klasikleşmesi, şerhlerinden önce ezberlenişinden anlaşılır. Bu kayıt, Tâiyye’nin XIII-XIV. yüzyıldan itibaren okuma değil icra metni hâline geldiğini gösterir; Konevî örneği ise İbnü’l-Fârız’ın Anadolu’daki vahdet-i vücûd çevresine ne kadar erken girdiğinin işaretidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Ezher’deki uzlet

Şeyhinin vefatından sonra Ezher’de ibadete çekilmiş, büyüklerin sohbetinden kaçınmış ve kimseden bir şey istememiştir.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, azizinin vefatının ardından Mısır’da Câmiü’l-Ezher’de namaz ve ibadetle meşgul olduğunu, büyüklerin sohbetine asla iltifat etmediğini, hatta onlardan kaçtığını ve kimseden bir şey istemediğini kaydeder. Dinî ilimlerde ve tasavvuf hakikatlerinde bir umman olduğu da aynı yerde söylenir.

Çerçeve. Tasvir, İbnü’l-Fârız’a nisbet edilen melâmet tavrının gündelik karşılığıdır: makam sahiplerinden uzak durmak ve kimseye el açmamak. Bu tür karakter kayıtları menâkıb diline aittir; ölçülebilir bir olaydan çok, çevrenin hafızasında kalan bir duruşu nakleder.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Vassâf’ın İbnü’l-Fârız’a niyazı

Sefîne’nin müellifi, bahsi kendi yazdığı bir kıt‘ayla bitirerek İbnü’l-Fârız’dan himmet ve müjde diler.

Metni gösterMetni daralt

Vassâf, bahsin sonunda kendi kaleminden bir kıt‘a koyar: “Aşk-ı Hak aşkına redd itme kapından nûrum / Kıl himâyet bana yâ Hazret-i İbni’l-Fârız… Aczime bakmayarak aşk ile Vassâf oldum / Kıl beşâret bana yâ Hazret-i İbni’l-Fârız.”

Çerçeve. Kayıt, İbnü’l-Fârız hakkında değil, Sefîne’nin ona bakışı hakkındadır: müellif kendini bir derleyici değil, bahsin muhatabı sayar. Bu tavır, eserin tarihî bir sözlük değil, muhabbetle yazılmış bir menâkıb kitabı olduğunu hatırlatır ve içindeki bilgileri okurken gözetilmesi gereken mesafeyi de gösterir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Sultânü'l-âşıkīn

“Âşıkların sultanı” — kendisine verilen lakap.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Fârız tasavvuf geleneğinde sultânü'l-âşıkīn (âşıkların sultanı) lakabıyla tanınır. Lakap, şiirinin merkezindeki tek konuyu adlandırır: ilâhî aşk.

Şiirlerinin Bâyezîd-i Bistâmî'nin sözleri ve Attâr'ın şiirleriyle aynı damarda sayılması da bu yüzdendir; mesele bir varlık nazariyesi değil, bir hâlin dile getirilmesidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Fârız”, c. 21, s. 40-43.
TARİHÎ KAYIT

Hamriyye: şarap sembolü

İlâhî aşkın bâde diliyle anlatılması.

Metni gösterMetni daralt

Kısa fakat en çok şerhedilen kasidelerinden biridir. Şair burada ilâhî aşkı bâde tarzında tasvir eder: şarap, sarhoşluk ve meclis, aşkın mertebelerinin sembolleridir.

Bu kullanım İbnü'l-Fârız'ı Arap şiirinde sembolizmin önemli bir temsilcisi yapar ve aynı zamanda hakkındaki tekfir tartışmalarının da kaynağıdır. Şerhleri arasında Dâvûd-i Kayserî'nin Şerhu'l-Kasîdeti'l-mîmiyye'si, Seyyid Ali Hemedânî'nin Meşâribü'l-ezvâk'ı ve Abdurrahman-ı Câmî'nin Levâmi'i sayılabilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbnü'l-Fârız, el-Kasîdetü'l-hamriyye (el-Kasîdetü'l-mîmiyye).
TARİHÎ KAYIT

Fenâ ve ittihad ayrımı

Hâl ile nazariye arasındaki fark.

Metni gösterMetni daralt

Şiirlerinde bazan fenâ hâlinde ikiliği kaldırıp varlığın O'ndan ibaret olduğunu söyler, bazan ittihaddan söz eder. Ancak bunlar kozmolojik bir varlık anlayışı değil, mânevî hâlin etkisiyle söylenmiş sözlerdir: bu hâl içinde sevenle sevilenin, temaşa edenle edilenin geçici olarak bir sayılmasıdır.

Bu ayrım önemlidir: şiirleri asırlarca vahdet-i vücûd esas alınarak açıklanmış, oysa İbnü'l-Fârız vahdet-i vücûda yabancıdır. Şathiyeleri ve iddialı sözleri de nazariyenin değil hâlin eseridir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbnü'l-Fârız”, c. 21, s. 40-43.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Kahire · MısırKahireİbnü'l-Fârız'ın doğduğu, Ebû Muhammed İbn Asâkir'den hadis okuyup Şâfiî fıkhı ve edebiyat tahsil ettiği şehir. Babası Ali b. Mürşid, evi bir depremde harap olunca Hama'dan buraya göç etmiş ve Ezher Camii'nde inzivaya çekilmişti. İbnü'l-Fârız da son yıllarını Ezher Camii'nde vaaz ve sohbetle geçirdi; el-Melikü'l-Kâmil maiyetiyle ziyarete geldiğini haber alınca caminin öbür kapısından çıkıp bir süreliğine İskenderiye'ye gitmişti.Kahire · MısırKarâfe (kabri, Ârız Mescidi yanı)Mukattam dağının eteğindeki mezarlık; 23 Ocak 1235'te vefat edip Ârız diye bilinen mescidin yanında toprağa verildi. Ölüm yıl dönümünde ve cuma günleri ziyaret edilip şiirleri ilâhî şeklinde okunması gelenek olmuştur.Kahire · MısırMukattam Dağı ve Karâfe'deki kabriGenç yaşta tasavvufa yönelen İbnü'l-Fârız, babasından izin alarak Müsta‘zafîn vadisindeki Mukattam dağında harap hâldeki bir mescidde ibadet ve tefekküre çekildi. 2 Cemâziyelevvel 632'de (23 Ocak 1235) vefat edince aynı dağın eteğindeki Karâfe'de, Ârız diye bilinen mescidin yanında toprağa verildi. Ölüm yıl dönümünde ve cuma günleri kabrinin ziyaret edilip şiirlerinin ilâhi şeklinde okunması gelenek hâline gelmiştir.Kahire · MısırMukattam dağıMüsta'zafîn vadisindeki harap bir mescidde ibadet ve tefekküre çekildiği dağ; münzevi hayatının ilk mekânı. İlişkili kişi dosyası İbnü’l-Fârız : İbnü’l-Fârız (1181–1235), ilâhî aşkı ve seyrüsülûk tecrübesini Arap şiirinin en güçlü örnekleri arasında yer alan el-Kasîdetü’t-tâiyye ve el-Hamriyye ile anlatan Mısırlı sûfî şairdir.Kahire · MısırEzher CamiiBabası Ali b. Mürşid'in kādılkudâtlığı reddedip inzivaya çekildiği ve sohbet meclisleri kurduğu cami; İbnü'l-Fârız da son yıllarını burada vaaz ve sohbetle geçirdi. İlişkili kişi dosyası İbnü’l-Fârız : İbnü’l-Fârız (1181–1235), ilâhî aşkı ve seyrüsülûk tecrübesini Arap şiirinin en güçlü örnekleri arasında yer alan el-Kasîdetü’t-tâiyye ve el-Hamriyye ile anlatan Mısırlı sûfî şairdir.Mekke · Suudi ArabistanMekke ve çevresindeki vadilerŞeyh Bakkāl'ın “fetih sana Mısır'da değil Mekke'de gelecek” işareti üzerine geldiği şehir. Muhtemelen 613-628 (1216-1231) yılları arasında Mekke çevresindeki dağ ve vadilerde çile çıkardı; kaynak bu çetin dönemin ruhî hayatında derin izler bıraktığını söyler. 628'de burada Avârifü'l-maârif müellifi Şehâbeddin es-Sühreverdî ile görüştü.Mekke · Suudi ArabistanMekkeŞeyh Bakkāl'ın işaretiyle gittiği ve çevresindeki dağlarda ve çöllerde yaklaşık 613-628 (1216-1231) arasında çile çıkardığı şehir; 628'de Sühreverdî ile burada görüştü. İlişkili kişi dosyası İbnü’l-Fârız : İbnü’l-Fârız (1181–1235), ilâhî aşkı ve seyrüsülûk tecrübesini Arap şiirinin en güçlü örnekleri arasında yer alan el-Kasîdetü’t-tâiyye ve el-Hamriyye ile anlatan Mısırlı sûfî şairdir.Hama · SuriyeHamaBabasının memleketi; evi bir depremde harap olunca Kahire'ye göç etti. “Hamevî” nisbesi buradan gelir. İlişkili kişi dosyası İbnü’l-Fârız : İbnü’l-Fârız (1181–1235), ilâhî aşkı ve seyrüsülûk tecrübesini Arap şiirinin en güçlü örnekleri arasında yer alan el-Kasîdetü’t-tâiyye ve el-Hamriyye ile anlatan Mısırlı sûfî şairdir.İskenderiye · Mısırİskenderiyeel-Melikü'l-Kâmil'in maiyetiyle ziyarete geldiğini duyunca caminin öbür kapısından çıkıp gittiği ve bir süre kaldığı şehir. İlişkili kişi dosyası İbnü’l-Fârız : İbnü’l-Fârız (1181–1235), ilâhî aşkı ve seyrüsülûk tecrübesini Arap şiirinin en güçlü örnekleri arasında yer alan el-Kasîdetü’t-tâiyye ve el-Hamriyye ile anlatan Mısırlı sûfî şairdir.Kahire · MısırRavza, Müştehâ CamiiNil'in taştığı mevsimde akşamları gidip coşkun suları seyrettiği, akışın âhengine kapılıp vecde geldiği cami. İlişkili kişi dosyası İbnü’l-Fârız : İbnü’l-Fârız (1181–1235), ilâhî aşkı ve seyrüsülûk tecrübesini Arap şiirinin en güçlü örnekleri arasında yer alan el-Kasîdetü’t-tâiyye ve el-Hamriyye ile anlatan Mısırlı sûfî şairdir.Beni Süveyf çevresi · MısırBehnesâİbn Hacer'e göre def ve şebbâbe çalan câriyelerinin bulunduğu evinin olduğu yer; zaman zaman gidip ezgilerini dinler ve raksederek kendinden geçerdi. İlişkili kişi dosyası İbnü’l-Fârız : İbnü’l-Fârız (1181–1235), ilâhî aşkı ve seyrüsülûk tecrübesini Arap şiirinin en güçlü örnekleri arasında yer alan el-Kasîdetü’t-tâiyye ve el-Hamriyye ile anlatan Mısırlı sûfî şairdir.Konya · TürkiyeKonya (en eski divan nüshası)Divanının bilinen en eski nüshası Yûsuf Ağa Kütüphanesi'ndedir (nr. 7838). İlişkili kişi dosyası İbnü’l-Fârız : İbnü’l-Fârız (1181–1235), ilâhî aşkı ve seyrüsülûk tecrübesini Arap şiirinin en güçlü örnekleri arasında yer alan el-Kasîdetü’t-tâiyye ve el-Hamriyye ile anlatan Mısırlı sûfî şairdir.