Metin ve neşir kaydı
Kalıcı okuma konumu: person_insights-11048- Müellif
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Çevirmen
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Hazırlayan
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Baskı / nüsha
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Bölüm / şiir
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Kaynak
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Kaynak sayfası
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Varak
- Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
- Tamlık / kesilme
- İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
- Rivayet türü
- Gelenek içi anlatı
Editoryal özet
Tâiyye kasidesinin, günlerce süren istiğrak hâllerinin ardından bir defada otuz-elli beyit hâlinde irticâlen doğduğu rivayeti.
Düzeltilmiş okuma
Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.
Özgün dijital aktarım / ham OCR
CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.
<p>Torunu ve divanının derleyicisi Şeyh Ali'nin naklettiğine göre İbnü'l-Fârız zaman zaman gözlerini bir noktaya dikip söylenenleri duymaz, yanındakileri görmez, yemez, içmez ve uyumaz hâle gelirdi. Bu hâl bazan on gün, hatta daha uzun sürerdi. Asıl adı “Nazmü's-sülûk” olan et-Tâiyyetü'l-kübrâ'yı, bu istiğrak geçtikten sonra söylemeye başlar; bir defada otuz, kırk, elli beyti irticâlen okurdu. Yedi yüz elli beyti aşan kaside kaynağa göre böyle tamamlanmıştır.</p><p>Kasidenin adı da bir seyir izler: şair önce “Enfesü'l-cenân ve nefâisü'l-cinân”, ardından “Levâihu'l-cenân ve revâihu'l-cinân” adını koymuş, nihayet rüyada gördüğü Hz. Peygamber'in işareti üzerine “Nazmü's-sülûk” demiştir.</p><p><strong>Çerçeve.</strong> Anlatı, eserin yazılış sürecini bir telif mesaisi değil bir hâlin taşması olarak sunar; sülûkün şiire dönüşmesi fikri kasidenin nihaî adında da tescillenir. Bilginin kaynağı şairin kendi ailesidir — torunu Şeyh Ali, dayısı Şeyh Kemâleddin Muhammed'e dayanarak anlatır — dolayısıyla iç çevrenin hâtırası olarak değerlendirilmelidir.</p>
Torunu ve divanının derleyicisi Şeyh Ali'nin naklettiğine göre İbnü'l-Fârız zaman zaman gözlerini bir noktaya dikip söylenenleri duymaz, yanındakileri görmez, yemez, içmez ve uyumaz hâle gelirdi. Bu hâl bazan on gün, hatta daha uzun sürerdi. Asıl adı “Nazmü's-sülûk” olan et-Tâiyyetü'l-kübrâ'yı, bu istiğrak geçtikten sonra söylemeye başlar; bir defada otuz, kırk, elli beyti irticâlen okurdu. Yedi yüz elli beyti aşan kaside kaynağa göre böyle tamamlanmıştır.
Kasidenin adı da bir seyir izler: şair önce “Enfesü'l-cenân ve nefâisü'l-cinân”, ardından “Levâihu'l-cenân ve revâihu'l-cinân” adını koymuş, nihayet rüyada gördüğü Hz. Peygamber'in işareti üzerine “Nazmü's-sülûk” demiştir.
Çerçeve. Anlatı, eserin yazılış sürecini bir telif mesaisi değil bir hâlin taşması olarak sunar; sülûkün şiire dönüşmesi fikri kasidenin nihaî adında da tescillenir. Bilginin kaynağı şairin kendi ailesidir — torunu Şeyh Ali, dayısı Şeyh Kemâleddin Muhammed'e dayanarak anlatır — dolayısıyla iç çevrenin hâtırası olarak değerlendirilmelidir.