HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Ailesi
943'te (1536-37) İstanbul'da doğdu. Büyük babası, Şah İsmâil'e intisap etmişken Çaldıran zaferinden sonra Yavuz Sultan Selim tarafından İranlı âlim ve sanatkârlarla birlikte Tebriz'den İstanbul'a getirilen ve padişahın güvenini kazanarak hâfız-ı mahsûs-i sultânî sıfatıyla Mısır seferine katılan İsfahanlı Hâfız Muhammed'dir. Babası, Yavuz Sultan Selim'in çok sevdiği nedimi Hasan Can Çelebi'dir.
Tahsili ve müderrislik yılları
Babasının saray çevresindeki etkisi sebebiyle küçük yaşta iyi bir tahsil gördü; sahn müderrisi Karamânî Mehmed Efendi'den ve devrin ileri gelen âlimlerinden ders aldı. Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi'den mülâzemetle 1556'da İstanbul'daki Murad Paşa Medresesi müderrisliğine tayin edildi.
Şevval 971'de (Mayıs 1564) Bursa Yıldırım Bayezid Medresesi'ne nakledildi; bir yıl sonra hâriç rütbesine yükseltilip yevmiyesi 50 akçeye çıkarıldı. Zilhicce 977'de (Mayıs 1570) Bursa Sultânî Medresesi pâyesini aldı, ertesi yılın sonlarında Sahn müderrisliğine terfi etti.
Dönüm noktası: şehzade hocalığı
Muharrem 981'de (Mayıs 1573), Şehzade Murad'ın muallimi İbrâhim Efendi'nin ölümü üzerine onun yerine şehzade hocalığına tayin edilip Manisa'ya gönderildi. Bu görev hayatının dönüm noktası oldu; bundan sonra “Hoca” ve “Hoca Efendi” diye şöhret buldu.
Manisa'da öğrencisine büyük bir saygı ve güven aşılamaya muvaffak oldu. Sekiz ay sonra III. Murad'ın saltanata çağrılması üzerine onunla birlikte İstanbul'a geldi ve cülûsun ardından (8 Ramazan 982 / 22 Aralık 1574) “hâce-i sultânî” unvanını kazandı.
Sarayda konumu
Fâtih Sultan Mehmed'in Kānunnâme'sinde şeyhülislâm “reîs-i ulemâ”, hünkâr hocaları ise “serdâr-ı ulemâ ve müsteşâr-ı umûr-ı dîn ü dünyâ” olarak nitelendirilir; hoca efendilerin şeyhülislâmla aynı elkābla anılmaları ve sadrazamların onları riâyeten üst makama almaları öngörülmüştür. Bir yandan padişahın güveni, öte yandan bu kanunî üstünlük sayesinde III. Murad devrinde sarayda çok seçkin bir mevki kazandı.
Padişaha yakınlıklarıyla tanınan Şemsî Ahmed ve Kara Üveys paşalarla Şeyh Şücâ', Gazanfer Ağa ve Canfedâ Hatun gibi etkili kişiler arasında yer aldı; konumunu güçlendirmek için Sokullu Mehmed Paşa'nın muhalifleriyle iş birliği etmekten çekinmedi.
İngiltere ile ilişkilerin kurulması
Dış siyasetteki en büyük etkisi, İngiltere ile diplomatik ilişkilerin kurulması ve bir ticaret antlaşmasının imzalanmasında görüldü. Kraliçe Elizabeth'in 1578'den itibaren gönderdiği temsilciler Bâbıâli ve sarayla münasebet kurmaya çalışırken hep ondan destek gördüler; ilki Harborne ve ikincisi Barton raporlarında Hoca Efendi'nin kendilerine her türlü kolaylığı gösterdiğini belirtirler.
Harborne'un naklettiğine göre Hoca Sâdeddin ondan bu konuyla ilgili bir arz-ı hâl vermesini istemiş, hazırlanan metni düzelterek III. Murad'a sunmuştur. Dönemin Akdeniz siyasetinin mahiyetini ve İngiltere ile münasebetlerin kapsamını lâyıkıyla kavrayamamış olsa da Türk-İngiliz resmî ilişkilerinin kurulmasında büyük rol oynamıştır.
III. Mehmed devri
III. Murad'ın ölümünden sonra yeri sarsılmadı; III. Mehmed'in tahta çıkışında ilk biat eden o oldu. Yeni padişahın şehzadeliğindeki hocası Molla Nasuh, cülûs davetinin alınmasından iki gün önce öldüğü için hâce-i sultânî unvanını kullanmaya devam etti.
Vâlide Safiye Sultan'ın desteğini alarak eskiden beri arası açık olan Şeyhülislâm Bostanzâde Mehmed Efendi'yi gözden düşürmeye çalıştı. III. Mehmed'in, vezirliklere ve ilmiye rütbelerine tayin edilecek kişiler için onunla meşveret edilmesi emrini vermesiyle mevkii iyice sağlamlaştı; Koca Sinan ve Damad İbrâhim paşalar gibi vezîriâzamlar da onunla iş birliği yapmak zorunda kaldılar.
Haçova
Gücünün zirvesindeyken III. Mehmed'in bizzat Avusturya seferine çıkmasını sağladı ve birlikte giderek zayıf iradeli padişahı yönlendirdi. 20 Ekim 1596'da otağ-ı hümâyunda toplanan meşveret meclisinde devlet ileri gelenlerinin çoğu düşmanla karşılaşmayıp geri dönülmesini teklif etti.
Hoca Sâdeddin buna karşı çıktı: savaş kabul edilmeyip başka tarafa yönelinirse düşmanın takip edip tuzağa düşürebileceğini, üstelik şimdiye kadar hiçbir Osmanlı padişahının çok zorunlu bir sebep olmadan muharebeden yüz çevirmediğini belirterek şehid oluncaya kadar savaşılmasını savundu. Padişahın huzurunda da aynı ısrarla III. Mehmed'i savaşa ikna etti; ordunun alacağı düzenle bile ilgilendi ve üç gün süren savaşı hünkâr ve sadrazamla birlikte idare etti.
Savaşın ikinci günü (26 Ekim 1596) Osmanlı safları çözülünce Habsburg kuvvetleri hazine sandıklarının bulunduğu yere kadar ilerleyip sancaklarını diktiler. III. Mehmed ne yapacağını şaşırdı; Sadrazam İbrâhim Paşa'nın telkiniyle savaş meydanından kaçma hazırlıkları yapılırken Hoca Sâdeddin padişaha yerinde kalması gerektiğini, aksi takdirde ordunun dağılacağını söyleyerek onu yatıştırdı ve hırka-i saâdeti giydirerek yerinde tuttu.
Azil ve şeyhülislâmlık
Haçova zaferi ününü daha da artırdı, fakat bu uzun sürmedi. Cigalazâde Sinan Paşa'nın Damad İbrâhim Paşa yerine sadârete getirilmesini istediğinden, damadını tutan Safiye Sultan'la arası açıldı. III. Mehmed annesinin telkiniyle İbrâhim Paşa'yı yeniden sadârete getirirken Hoca Sâdeddin'i hocalıktan azletti ve ulemâ tayinlerine ve devlet işlerine karışmamasını emretti (9 Cemâziyelâhir 1005 / 28 Ocak 1597). Muhalifleri — aralarında Şeyhülislâm Bostanzâde ve eski ders arkadaşı şair Kazasker Bâkî de vardı — Mekke kadılığıyla merkezden uzaklaştırılmasını istediyse de artık “pîr” olduğu için bu yola gidilmedi.
On ay sonra İbrâhim Paşa'nın sadâretten alınması (Kasım 1597) ve Bostanzâde'nin ölümü, ona beklenmedik biçimde şeyhülislâmlık kapısını açtı. Sadrazam Hadım Hasan Paşa makamın Bâkî veya Karaçelebizâde Hüsâmeddin'e verilmesini arzettiği hâlde III. Mehmed onu tercih etti; 24 Şâban 1006'da (1 Nisan 1598) hâce-i sultânî unvanı ve ulûfesi bâki kalmak şartıyla şeyhülislâmlığa getirildi. İki riyâseti birden yürüttüğü için “câmiu'r-riyâseteyn” unvanıyla anıldı. III. Mehmed tarih düşürmüştü: “Oldu mollam Hoca Sa'deddin” (1006/1598).
Şeyhülislâmlığı
Yeniden güç kazanınca rakiplerinden intikam almakta gecikmedi ve devlet işlerine yeniden müdahale etti: Hadım Hasan Paşa'yı azlettirip yerine Cerrah Mehmed Paşa'yı tayin ettirdi, üçüncü defa sadârete gelen Damad İbrâhim Paşa'yı kendisine uymak zorunda bıraktı. Macaristan seferine çıkan Serdar Satırcı Mehmed Paşa'ya tâlimatı bizzat verdi, başarısızlığı üzerine mektupla azarladı. Kırım Hanı II. Gazi Giray ile mektuplaşır ve iyi ilişkiler içindeydi.
Fetva vermede büyük bir sürat gösteriyordu: her cuma Ayasofya Camii'nde kendisine sorulan meselelere Türkçe, Arapça veya Farsça, mensur yahut manzum cevaplar veriyordu.
Vefatı
12 Rebîülevvel 1008 (2 Ekim 1599) günü III. Murad için Ayasofya'da okunacak mevlide gitmek üzere evinde abdest alırken fenalaştı; bu hâlde camiye gitti ve orada vefat etti. Şeyhülislâmlığı on sekiz ay iki gün sürmüştür.
Cenaze namazını Fâtih Camii'nde, yerine getirilen Sun'ullah Efendi kıldırdı; naaşı Eyüp'te yaptırdığı dârülkurrâ hazîresine defnedildi. “Nâgehan göçtü Hoca Sa'deddin” (1008/1599) mısraıyla ölümüne tarih düşürüldü.
Himayesi ve tenkitler
Zamanın birçok edip ve şairi eserlerini ona ithaf etti. Kendisini acı bir dille tenkit eden Gelibolulu Mustafa Âlî bile Menâkıb-ı Hünerverân'ını onun arzusu üzerine yazdı; rasathâne kurması için büyük destek verdiği Takıyyüddin astronomi eserlerini ona ithaf etti. Şehnâmeci Lokman ve Kınalızâde Hasan Çelebi de himayesine mazhar olanlardandır.
Siyasî olaylardaki rolü çok sayıda muhalif doğurdu ve bazı suistimallere karıştığı yolunda ithamlara uğradı. Özellikle oğullarını ve yakınlarını önemli mevkilere getirmesi, ulemâ mesleğindeki bozulmanın sebeplerinden sayılır; büyük ulemâ ailelerinin doğuşu da bu döneme dayandırılır. Daha sağlığında oğullarını Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerine getirtti; böylece Hocazâdeler ailesi ulemâ arasında nüfuzlu bir yer kazandı ve etkisini sonraki asırlarda da sürdürdü. Beş oğlu da ilmiye sınıfına girdi: Mehmed ve Esad efendiler şeyhülislâmlığa, Abdülaziz ve Sâlih efendiler kazaskerliğe yükseldi. Torunlarından Ebûsaid Mehmed, Bahâî Mehmed ve Ebûsaid'in oğlu Feyzullah efendiler de şeyhülislâmlık yaptı.
Hayratı
Büyük para hırsına rağmen hayır ve hasenattan geri kalmadı. Eyüp Camii'nde herkese açık bir kütüphane kurdu; oturduğu Beşiktaş semtinde bir hamam ve bir ekmek fırını yaptırdı. Eyüp'te inşa ettirdiği dârülkurrâ sonradan tekkeye ve mescide çevrilmiş, Servi Mahallesi Mescidi (Hoca Sâdeddin Efendi Mescidi) adıyla anılmıştır. Sofular'daki Sofu Ali Çavuş Mescidi'ni de tamir ettirdi.