HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve adaşlarından ayrılması
Atâyî’nin “eş-Şeyh Abdurrahman (Karabaş Efendi)” başlığıyla anlattığı bu kişi Amasya’dan yetişmiş, hayatının son otuz yılı aşkın bölümünü Mekke’de geçirmiş XVII. yüzyıl âlimidir. İstanbul’daki Karabaş Mescidi’nin bânisi kabul edilen, 940/1533 civarında ölen Abdurrahman Karabaş ile aynı kişi değildir. Daha sonraki Karabaş-ı Velî Ali Alâeddin Atvel de başka bir şahsiyettir.
Amasya ve aile çevresi
Amasya’da doğdu. Kaynak onu sultan muallimi ve güçlü bir âlim olarak tanıttığı Ömer Efendi’nin küçük kardeşi diye kaydeder; fakat bu kısa kayıtta kardeşinin tam künyesini vermez. Bu nedenle mevcut Ömer Efendi kayıtlarından birine tahmine dayanarak bağlanmamıştır.
Rumeli ilmiye meclislerinde yetişmesi
Amasya’dan ayrıldıktan sonra Osmanlı ülkesindeki âlimlerin ders ve sohbet meclislerini dolaştı. Hangi şehirlerde ne kadar kaldığı ve ilk hocalarının kimler olduğu belirtilmez. Bu hareketli tahsil devresi, Amasya’daki ilk birikiminden merkezî ilmiye teşkilâtına geçişini hazırladı.
Hoca Sâdeddin Efendi’den mülâzemet
III. Murad’ın hocası, tarihçi ve daha sonra şeyhülislâm olan Hoca Sâdeddin Efendi’nin hizmet ve ders çevresine girdi; ondan mülâzemet aldı. Buradaki bağ tarikat intisabı değil, Osmanlı ilmiye kariyerine kabul ve hoca-talebe ilişkisidir.
Kırk akçeli medreseler
Mülâzemetin ardından çeşitli medreselerde dinî ilimleri okuttu ve kırk akçeli medrese derecesine kadar yükseldi. Atâyî bu medreselerin adlarını ve tayin tarihlerini tek tek vermez. Dolayısıyla bu devreye belirli kurumlar eklemek yahut görev çizgisini tahminle tamamlamak mümkün değildir.
Mekke Süleymaniye Medresesi
Şâban 1007’de (Şubat-Mart 1599), elli akçe yevmiye ile Mekke’deki Süleymaniye medreselerinden birine tayin edildi. Kaynak hangi medrese bölümünü üstlendiğini ayırmaz. Abdurrahman Efendi bu tayinden sonra Mekke’ye yerleşti ve hayatının kalan kısmını burada geçirdi.
Vâdî-i Abbâs ziyareti ve Karabaş unvanı
Atâyî, Vâdî-i Abbâs’ı ziyaret ettikten sonra Abbâsîlere mahsus sayılan destar ve kıyafeti benimsediğini, vaaz ve nasihatleriyle çevrede tanındığını bildirir. “Karabaş Efendi” unvanıyla şöhret bulmasını da bu kıyafet ve vaaz devresinin ardından kaydeder. Metin belirli bir mürşid, hilâfet veya tarikat silsilesi vermediğinden bu unvan Karabaşiyye aidiyeti sayılmamıştır.
Mekke’de vaaz ve şehir ileri gelenliği
Abdurrahman Efendi yalnız medrese dersleriyle sınırlı kalmadı; vaaz ve nasihatleriyle Mekke’nin dinî hayatında görünür oldu. Atâyî onu daha sonra şehrin en seçkin ileri gelenlerinden ve kıdemli erkânından biri olarak anar. “Şeyh” hitabı bu bağlamda yaş, ilim ve vaaz itibarı taşıyan bir saygı unvanıdır.
Mekke kadılığı itibarıyla taltif
1030 yılı civarında (1620-21), kendisine Mekke kadılığı itibarıyla bir teşrif verildiği ve yüksek vazifeler tahsis edildiği kaydedilir. İfade, kaynakta açık bir fiilî kadılık başlangıcı ve görev süresi biçiminde kurulmadığı için Abdurrahman Efendi’yi doğrudan “Mekke kadısı” diye göstermek yerine, kadılık rütbe ve itibarıyla taltif edildiğini söylemek daha güvenlidir.
Zehirlenerek ölümü
1040 yılı içinde (1630-31) Mekke’de vefat etti. Atâyî ölümünü “mesmûmen intikal eyledi” sözleriyle, yani zehirlenmiş olarak kaydeder. Fail, sebep, soruşturma veya siyasî bağlam verilmediğinden bundan daha ayrıntılı bir suikast hikâyesi kurulamaz. Defin yeri de belirtilmemiştir.
Atâyî’nin şahsiyet tasviri
Kaynak onun açık ve etkili konuşmasıyla, akıcı anlatımıyla, dinî sorumluluk ile dünya işlerini birlikte yürütebilmesiyle tanındığını söyler. Varlıklı fakat şeriat hükümlerine bağlı; Mekke’nin önde gelenleri arasında itibarlı bir âlim ve vaiz olarak tasvir edilir. Tarihî önemi, Osmanlı ilmiye kariyerinin Amasya’dan Hicaz’a uzanan hareketliliğini ve Mekke’de medrese, vaaz ve şehir ileri gelenliği görevlerinin nasıl birleşebildiğini göstermesidir.