HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve ailesi
Bostanzâde Mehmed Efendi, 942/1535-36 yılında İstanbul’da doğdu. Kanûnî devrinin önde gelen ilmiye mensuplarından Tireli Bostan Mustafa Efendi’nin oğludur. Bostanzâdeler adıyla tanınan aile, XVI ve XVII. yüzyıllarda müderris, kadı, kazasker, şeyhülislâm, şair ve müellifler yetiştiren güçlü bir ilmiye hanedanına dönüştü.
Kaynaklarda adı Mehmed b. Mustafa b. Bostan b. Mehmed-i Tirevî şeklinde geçer. Aynı ailede Mehmed, Mustafa ve Yahyâ adlarını taşıyan başka âlimler bulunduğundan eserleri ve görevleri yalnız adına bakılarak birbirine karıştırılmamalıdır.
Tahsili ve mülâzemeti
Garîk Arabzâde Efendi, Kadızâde Ahmed Şemseddin Efendi ve Gül Hoca Çelebi gibi devrin tanınmış âlimlerinden ders aldı. 963/1555-56’da Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alarak Osmanlı ilmiye mesleğine girdi. Bu çevre ona tefsir, fıkıh, Arap dili ve edebiyatı yanında fetva ve yargı geleneğinin uygulamalı tarafını da kazandırdı.
İlk medreseler
966/1558-59’da kırk akçe ile Eski İbrâhim Paşa Medresesi’ne müderris tayin edildi. Rebîülevvel 970/Ekim 1562’de Yeni Ali Paşa Medresesi’ne geçti; Muharrem 975/Temmuz 1567’de Haseki pâyesine yükseldi.
Cemâziyelevvel 976/Ekim 1568’de Sahn-ı Semân medreselerinden birinde, Zilkade 977/Nisan 1570’te Yavuz Sultan Selim Medresesi’nde, Cemâziyelâhir 978/Ekim 1570’te Süleymaniye Medresesi’nde ders verdi. Safer 980/Haziran 1572’de yeni kurulan Edirne Selimiye Medresesi’ne tayini, tedris kariyerinin en yüksek basamaklarından biriydi.
Şam, Bursa, Edirne ve İstanbul kadılıkları
Safer 981/Haziran 1573’te Şam kadısı oldu. Receb 983/Ekim 1575’te Bursa kadılığına getirildi; yaklaşık yirmi gün sonra Edirne’ye nakledildi. Şâban 984/Ekim 1576’da İstanbul kadılığına yükseldi.
Bu hızlı görev silsilesi onun imparatorluğun Arap eyaletleriyle üç büyük Osmanlı şehrindeki hukuk ve idare tecrübesini birleştirdiğini gösterir. Kadılıkları, daha sonra üstleneceği kazaskerlik ve şeyhülislâmlık makamlarının kurumsal zeminini hazırladı.
Anadolu ve Rumeli kazaskerliği
Şâban 985/Ekim 1577’de Anadolu kazaskeri, Rebîülâhir 988/Temmuz 1580’de Rumeli kazaskeri oldu. Safer 989/Mart 1581’de görevden ayrıldı ve yaklaşık iki yıl resmî vazife almadı. Rebîülevvel 991/Mart 1583’te Kahire kadılığına tayin edilerek yeniden faal göreve döndü.
995/1586-87’de ikinci defa Rumeli kazaskerliğine getirildi. Böylece medrese, büyük şehir kadılıkları ve iki kazaskerlik dairesindeki uzun tecrübesi, onu fetva makamının en kuvvetli adaylarından biri hâline getirdi.
İlk şeyhülislâmlığı
Şeyhülislâm Müeyyedzâde Abdülkadir Şeyhî Efendi’nin Beylerbeyi Vak‘ası sonrasında azledilmesi üzerine 3 Nisan 1589’da şeyhülislâm oldu. Bu ilk dönem yaklaşık üç yıl sürdü.
Bostanzâde’nin ilmiye tayinlerinde etkin davranması, makamın yalnız fetva veren bir merci değil, ilmiye teşkilâtının merkezî otoritesi hâline gelmesinde etkili oldu. Bununla birlikte dönemin güçlü âlim ve şairleriyle yaşadığı çekişmeler makam çevresindeki siyasî gerilimi de artırdı.
Bâkî ile ihtilâfı ve azli
Azlinin başlıca sebeplerinden biri Anadolu kazaskeri ve büyük şair Bâkî ile yaşadığı sert ihtilâftı. Kaynakların anlatımına göre Bostanzâde, kardeşi İstanbul Kadısı Mustafa Efendi’nin Anadolu kazaskerliğine getirilmesini isterken Bâkî aleyhinde şikâyetler yürüttü; Bâkî de divan toplantısında onu tertipçilik ve insafsızlıkla suçladı.
III. Murad bu gerilim üzerine Bostanzâde ile kardeşini görevden aldı ve meşihata Bayramzâde Zekeriyyâ Efendi’yi getirdi. Sultan Bayezid Medresesi’nde şeyhülislâmların sürdürmesi beklenen dersi ihmal ettiği iddiası da azil sebepleri arasında zikredilir. Bu anlatılar, devrin ilmiye rekabetini gösterir; tek taraflı bir ahlâk hükmü gibi okunmamalıdır.
İkinci şeyhülislâmlığı
Azlinden sonra yeniden Rumeli kazaskerliğine getirildi. Bayramzâde Zekeriyyâ Efendi’nin vefatı üzerine 11 Temmuz 1593’te ikinci defa şeyhülislâm oldu ve ölümüne kadar makamda kaldı. Osmanlı tarihinde azledildikten sonra yeniden şeyhülislâmlığa getirilen ilk kişidir.
İki dönemin toplamı yedi yıl, dokuz ay ve yirmi sekiz güne ulaşır. III. Murad’ın son yılları ile III. Mehmed’in ilk saltanat yıllarını içine alan bu uzun hizmet, şeyhülislâmlığın idarî ağırlığını kalıcı biçimde artırdı.
Şeyhülislâmlık makamına getirdiği uygulamalar
Şeyhülislâmlara düzenli ve belirli miktarda arpalık tahsis edilmesi onun döneminde yerleşti. III. Mehmed’in takdiriyle kendisine otuz mülâzemet kontenjanı verildi; bu sayı daha sonraki şeyhülislâmlar için örnek teşkil etti.
Mübârek gecelerde minarelerde kandil yakılması âdetinin de onun meşihat yıllarında başladığı kaydedilir. Bu uygulama zamanla Osmanlı şehirlerinin dinî ve görsel hafızasının kalıcı unsurlarından biri oldu.
Hoca Sâdeddin ile rekabeti
Bostanzâde’nin Hoca Sâdeddin Efendi ile ilişkisi ilmî ve siyasî rekabet taşıyordu. III. Murad’ın cenaze namazını kıldırmak üzere izin alan Hoca Sâdeddin gecikince namazı Bostanzâde kıldırdı; namazın tekrarı yönündeki teşebbüsler daha sonra yatıştırıldı.
Bu olay, padişah hocası ile şeyhülislâmın saray ve ilmiye içindeki nüfuz alanlarının nasıl kesiştiğini gösteren dikkat çekici bir örnektir. Bostanzâde’nin vefatından sonra şeyhülislâmlığa Hoca Sâdeddin getirildi.
Yenâbîu’l-yakīn
Bostanzâde, Gazzâlî’nin İhyâʾü ulûmi’d-dîn adlı büyük ahlâk ve tasavvuf klasiğini Yenâbîu’l-yakīn fî İhyâi ulûmi’d-dîn adıyla Türkçeye çevirdi. Eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Fâtih koleksiyonu 2574 numarada kayıtlıdır.
Bu çalışma, İhyâ’nın Osmanlı Türkçesindeki erken ve kapsamlı dolaşım halkalarından biridir. Bostanzâde’nin yalnız idarî bir hukukçu değil, ahlâk ve tasavvuf literatürünü geniş okuyucu çevresine taşıyan bir mütercim olduğunu gösterir.
Fıkıh çalışmaları ve manzum fetvaları
Hanefî fıkhının temel metinlerinden İbrâhim el-Halebî’nin Mülteka’l-ebhur adlı eserini şerhetti. Fetva faaliyetinin edebî cephesi de dikkat çekicidir: mensur cevapların yanında nazmen verdiği fetvalar, fetva ile klasik şiir dilinin kesiştiği seçkin örnekler arasında değerlendirilir.
Şiiri, mersiyesi ve takrizleri
Türkçe ve Arapça şiirler yazdı. Kanûnî Sultan Süleyman’ın vefatı üzerine kaleme aldığı mersiye büyük takdir gördü. Bazı eser ve risalelere yazdığı takrizler, devrin ilmî metin dolaşımı içinde onun onay ve değerlendirme makamını da gösterir.
Şiirlerinde ilmiye mensubunun kavram dünyasıyla divan şiirinin mazmunlarını bir araya getirir. Bostanzâde’nin edebî şahsiyeti, şeyhülislâm şairler geleneğinin XVI. yüzyıldaki önemli halkalarındandır.
Ailesi ve ilmiye ağı
Babası Bostan Mustafa Efendi’den aldığı ilmî miras oğulları ve damatları üzerinden devam etti. Oğlu Bostanzâde Yahyâ Efendi Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerine yükseldi; damadı Hocazâde Esad Efendi daha sonra şeyhülislâm oldu. Ailenin başka mensupları da medrese, kaza ve fetva teşkilâtında görev aldı.
Bostanzâdeler bu yönüyle yalnız biyolojik bir aile değil, hocalık, mülâzemet, evlilik ve himaye bağlarıyla genişleyen bir ilmiye ağıydı.
Hayratı
Koca Mustafa Paşa’da, Hacıkadın caddesi üzerinde bir mescid yaptırdı. Yapı günümüze ulaşmamıştır. Bu küçük hayrat, yüksek ilmiye görevlilerinin mahalle ölçeğindeki dinî ve sosyal yapıları destekleme geleneğinin bir örneğidir.
Vefatı ve kabri
24 Şâban 1006’da, 1 Nisan 1598’de İstanbul’da şeyhülislâmlık görevi sürerken vefat etti. “Ders-i ilmin bozuldu bostânı” mısraı ölümü için tarih olarak söylendi.
Şehzade Camii haziresinin caddeye bakan tarafına defnedildi. Mezar taşı, Bostanzâdeler ailesinin İstanbul’daki ilmiye hafızasının bugün görülebilen başlıca izlerinden biridir.
Tarihî yeri
Bostanzâde Mehmed Efendi, uzun medrese ve kaza kariyerini iki dönem şeyhülislâmlıkla tamamlayan XVI. yüzyıl Osmanlı âlimidir. İkinci defa meşihata getirilen ilk şeyhülislâm olması, makamın malî ve meslekî imkânlarını genişletmesi ve ilmiye tayinlerindeki nüfuzu kurumsal tarih bakımından önemlidir.
İhyâ tercümesi, Mülteka şerhi, manzum fetvaları ve şiirleri ise onun yalnız idarî mücadelelerle anılamayacağını; fıkıh, ahlâk, tasavvuf ve edebiyat arasında çalışan çok yönlü bir kalem sahibi olduğunu gösterir.