ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Fark”
01Bayramiyye
Hacı Bayrâm-ı Velî çevresinde Ankara merkezli teşekkül eden; farklı halife hatlarıyla Osmanlı coğrafyasına yayılan tasavvuf yolu.
Zehebiyye
İran sahasında Kübrevî miras içinde gelişen, silsile tertipleri kaynaklara göre farklılaşan kol.
Balabânî Şeyh Hasan Hüsnü Efendi
Balabânî Hasan Hüsnü Efendi (ö. 1347/1928), Nakşibendî-Hâlidî ana terbiyesini farklı tarikatlardan aldığı icâzetlerle birleştiren; Balaban Tekkesi’nin son postnişini, Mesnevîhan, duagû ve tasavvuf müellifidir.
Dıhkî Mustafa Efendi
Dıhkî Mustafa Efendi (ö. 1723), Bâdincânî Mehmed Efendi’den mülâzemet alan ve Bursa çevresindeki medreselerden Sahn derecesine yükselen Osmanlı müderrisidir; 1680’de ölen Sirozlu Rumeli kazaskeri Dahkî Mustafa’dan farklı kişidir.
Hikmetî İsmâil Efendi
Hikmetî İsmâil Efendi (ö. 1751), Sâkī Baba’nın halifesi; Uşşâkî ana nispetini şiirlerinde açıkça dile getiren ve farklı tarikatlardan icâzet taşıyan mutasavvıf şairdir.
Muînüddin Hasan Çiştî
Köken ve eğitim Muînüddin Hasan Çiştî'nin doğum yeri ve erken hayatı hakkındaki rivayetler farklıdır. Horasan ve Mâverâünnehir ilim çevrelerini dolaştığı, Osman Hârûnî'nin hizmetinde tasavvuf eğitimi aldığı kabul edilir. Ecmîr'e yerleşme Kuzey Hindistan'a gelerek Ecmîr'de irşad halkası kurdu. Yabancı bir sûfî olarak bölgedeki ilk faaliyetlerinin ayrıntıları
Mustafa Safvet Efendi
Mustafa Safvet Efendi (1866-67 sonrası), Urfa mebusu, Tasavvuf gazetesi neşriyatçısı ve müellif; farklı dönemlerde üstlendiği tekke ve meşihat görevleriyle son Osmanlı tasavvuf çevrelerinde yer alan bir isimdir.
Seyyid Ahmed et-Ticânî
1150/1737’de Aynimâzî’de doğan Seyyid Ahmed et-Ticânî, Mâlikî ilimleri ve farklı tasavvuf icâzetleriyle yetişti; 1196/1782’de Sîdîebîsemgūn’da müstakil Ticâniyye yolunu teşekkül ettirdi ve Fas’tan Kuzey ile Batı Afrika’ya uzanan kalıcı bir irşad ağı kurdu.
Şeyh Ahmed Hüsâmeddin-i Dağıstânî
Ahmed Hüsâmeddin-i Dağıstânî (1848–1925), Dağıstan’dan İstanbul’a uzanan ilim ve irşad hayatında Kur’an tefsiri, tasavvuf ve farklı tarikat silsilelerini bir araya getiren Nakşibendî şeyhi ve üretken müelliftir.
Şeyh Ahmed-i Sârbân
Ahmed-i Sârbân (ö. 1546), Kanûnî devrinde sarbanbaşılık yapan, Hayrabolu’da irşad çevresi kuran Bayramî-Melâmî şeyhidir. Pîr Ali-i Aksarâyî ve İsmâil Ma‘şûkī ile bağı ile adına nispet edilen Dîvânın aidiyeti kaynaklarda farklı değerlendirilir.
Şeyh Fahri Ahmed Efendi
Şeyh Fahrî Ahmed Efendi (ö. 1214/1799), irşad nispeti kaynaklarda farklı gösterilen; İstanbul'da vefat edip Kasımpaşa Ali Efendi Dergâhı'na defnedilen Şarköylü sûfîdir.
Şeyh İbrâhim Cezbî
Tırhalalı İbrâhim Cezbî, Himmetzâde Abdullah ve Abdüssamed Efendilerin sohbetinde yetişen; Rumeli Kalemi ve kadılık hizmetlerinden sonra tasavvufî şiiriyle tanınan, sürgün ve vefatı hakkında farklı rivayetler bulunan şair şeyhtir.
Hûş der dem
Her nefeste uyanık olmak; nefesin gafletle geçmemesine dikkat etmek. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.
Sefer der vatan
Kişinin kötü huylardan iyi huylara doğru iç yolculuğu. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.
Halvet der encümen
Toplum içinde bulunurken kalben Allah ile beraber olma şuurunu korumak. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.
Bâz geşt
Zikir sırasında niyeti yenileyerek Allah'ın rızasına yönelmek. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.
Nigâh dâşt
Kalbi dağıtan düşüncelere karşı iç dikkati muhafaza etmek. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.
Vukûf-ı zamânî
Geçen zamanı ve o andaki mânevî hâli gözetmek; vakti bilinçli değerlendirmek. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.
Vukûf-ı adedî
Zikrin sayısını dikkatle takip etmek; sayıyı amaç değil, dikkati toplama aracı görmek. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.
Vukûf-ı kalbî
Kalbin hâline ve yönelişine dikkat etmek; zikrin merkezini kalpte tutmak. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.
Zikr-i dâimî
Belirli sayıdaki günlük zikrin ötesinde, kişinin gece gündüz ilâhî huzur farkındalığını korumaya çalışması.
Celvetî devrânı
Celvetî tarihinde farklı yorumlanan zikir hareketi. Erken metinler sükûnu ve sınırlı hareketi öne çıkarırken bazı sonraki çevrelerde devrân görülmüştür.
Terk (tâc)
Tâc kubbesini meydana getiren dilim veya dikiş bölümlerinden her biri. Terk sayıları kaynaklarda farklı dinî ve tasavvufî kavramlarla ilişkilendirilmiştir; yorumlar her çevrede aynı değildir.
Taylasan
Destar yahut sarığın aşağıya bırakılan ucu; bazı kaynaklarda risâle adıyla da anılır. Sağ, sol veya arkaya bırakılması farklı tekke geleneklerinde ayrı biçimler almıştır.
Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Tekkesi
Manisa · Türkiye · Türbesinin yanında bulunan ve irşad görevini son olarak sürdürdüğü tekke; başlangıçta bir mescidle birlikte yaptırıldığı kaydedilir. Manisa merkezindeki çeşitli camilerde sürdürdüğü irşadı buraya taşımıştır. Zamanla yıkılıp kaybolmak üzere olan tekkenin yerine, adına kurulan Yiğitbaşı Vakfı tarafından bir mescid inşa ettirilmiştir. Bulunduğu mahalle kaynaklarda farklı adlarla geçtiği için semt alanı boş bırakılmıştır.
Tavâşî Hasan Ağa Camii
İstanbul · Türkiye · Üsküdar İnadiye’de, mahalleye adını veren cami. İstanbul’a geldikten sonra ilk olarak burada Rifâî âyini icra etmiş, etrafında kalabalık bir mürid topluluğu burada oluşmuştur; bu sebeple Rifâîliğin İstanbul’daki ilk merkezi sayılır.
Bursa Ulucamii
Bursa · Türkiye · İmamlık yaptığı camidir. Mevlidini kaleme almasıyla ilgili yaygın rivayete göre eserin ilk beytini, burada imamlık yaptığı yıllarda bir vâizin peygamberler arasında fark bulunmadığı yolundaki sözü üzerine çıkan tartışmada söylemiştir.
Mahmud Ağa Medresesi
İstanbul · Türkiye · 1106 Zilkade'sinin 3. günü yeni ihdas edilen bu medresenin ilk müderrisi oldu. Neşir medreseyi Mahmud Ağa (der-Eyyûb) adıyla verir; Hammer'in listesi aynı yıl ve aynı rol için medresenin adını Mehmedağa diye yazar — bu ad farkı çözülmemiştir.
Bağdat
Bağdat · Irak · 556/1161'de doğduğu kabul edilen şehir ve nisbesinin kaynağı; Hârizm'in Bağdadek köyünde doğduğunu söyleyenler de vardır. Ailesi, Hârizm şahının Abbâsî halifesinden doktor istemesi üzerine buradan gitmiştir.
Rifâî Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Üsküdar İnadiye’de, Tavâşî Hasan Ağa Mahallesi’nde, Gündoğumu caddesi (eski Menzilhâne Yokuşu) ile Ferah sokağı arasında, caminin karşısında bulunuyordu. Tavâşî Hasan Ağa Camii ihtiyaca cevap vermeyince 1145/1732-33’te inşa edildi; kaynakların ilk postnişin olarak gösterdiği kişi odur (1732-1756). Rifâiyye’nin Ulvâniyye koluna bağlı olan âsitâne, tekkelerin kapatıldığı 1925’e kadar tarikatın Osmanlı sınırları içindeki merkezi idaresini temsil etti. 1942’deki yangından sonra geriye yalnız hazire duvarı ile bazı mezarlar kalmıştır. 1918 Meşihat kaydı Üsküdar’da Rifâî Asitanesi şeyhi Ziya Efendi’nin vefatı üzerine, meşihate vekâleten Fuad Efendi tayin edildiğinden dergâhın muhassasatının kendisine verilmesi. Bu belge, kurumun 1918 tarihli idarî hafızasına aittir; manevî silsile veya kişi ilişkisi iddiası olarak kullanılmaz.
Nûreddin Cerrâhî Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Âsitâne ve pîr makamı Halvetiyye’nin Cerrâhiyye kolunun merkezi olan tekke, III. Ahmed tarafından Şeyh Nûreddin Cerrâhî adına yaptırıldı ve 6 Receb 1115’te (15 Kasım 1703) açıldı. Tekke, Nûreddin Cerrâhî’nin türbesini de barındırdığı için hem âsitâne hem pîr makamıdır. Yeniden inşa katmanları Yapı tek bir devrin eseri değildir. Muhsinzâde Mehmed Paşa 1766-67’de tekkeyi yeniledi; 1782 Balat yangınından sonra Seyyid Halil Efendi tarafından yeniden kuruldu. II. Mahmud 1818-19 ve 1835-36’da kapsamlı inşa faaliyetleri yürüttü. Abdülmecid ve II. Abdülhamid dönemlerindeki onarımlar, tevhidhâne-türbe ile harem ve derviş hücrelerinin bugünkü ana düzenini biçimlendirdi. Mekânın işlevi Tevhidhâne, türbe, zâkirler mahfili, selâmlık, harem, meydan ve misafir odaları yalnız zikir icrasını değil; post, musiki meşki, misafir ağırlama ve gündelik tekke hizmetlerini de barındıran bir bütün oluşturuyordu. Tevhidhâne tavanındaki Sultan Mahmud güneşi ve Cerrâhî tacı biçimli bezemeler, yol kimliğinin mimariye yansıyan unsurlarıdır. 1925 sonrasında Tekkelerin kapatılmasından sonra kullanılmayan bölümlerin korunmasında son şeyh ailesinin gayreti belirleyici oldu. Tevhidhâne-türbe 1945’te müze idaresine devredildi ve farklı tarihlerde onarıldı; yapı topluluğu Cerrâhî hafızasının yaşayan ana merkezi olarak varlığını sürdürdü. 1915: yarım hisse meşihatın tevcihi 1915 tarihli kayıtta, Karagümrük’teki Nûreddin Cerrâhî Dergâhı’nda Nimetullah Efendi’nin vefatıyla boşalan yarım hisse meşihatın Fahreddin Efendi’ye tevcihi ve dergâh tahsisatının kendisine verilmesi yer alır. Kayıt, kurum görevi ile tahsisatın birlikte yürütülmesine dairdir.
Şüşter (Tüster)
Hûzistan · İran · Cerrâhî silsilenâmesindeki “Tüsterî” nisbesinin işaret ettiği şehir; iki kayıt farklı coğrafya gösterir. İlişkili kişi dosyası Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî (el-Ezherî) : Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî, Şîrâzî ve Ezherî nisbeleriyle anılan; Şehâbeddin Mahmûd Tebrîzî’den tasavvuf terbiyesi aldıktan sonra Lenkeran–Astara hattında tekke kuran, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’yi yetiştiren ve Ebheriyye’den Zahidiyye, Halvetiyye ve Safeviyye’ye uzanan aktarımın başlıca halkalarından olan XIII-XIV. yüzyıl sûfîsidir.
Aziz Mahmud Hüdâyî Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Celvetiyye’nin merkez tekkesi Aziz Mahmud Hüdâyî’nin 997-1003 (1589-1595) yılları arasında kurduğu külliye, Celvetiyye’nin âsitânesi ve pîr evidir. Kaynaklarda Hüdâyî Mahmud Efendi Âsitânesi, Hankāh-ı Celvetî ve Aziz Mahmud Hüdâyî Efendi Dergâhı gibi farklı adlarla anılır. İlk yapı programı Hüdâyî’nin 1589’da satın aldığı arsada başlayan ilk tekke, 1595’te tamamlandı; tevhidhâne 1598-99’da minber eklenerek camiye çevrildi. Derviş hücreleri, aşhane-imaret, taamhâne, meşrutahâneler, çeşmeler ve Hüdâyî’nin türbesi merkez çevresinde gelişti. Geniş vakıf ağı, kalabalık derviş topluluğunun barınma ve iaşesini destekliyordu. Yangın ve ikinci inşa 1850 Üsküdar yangınında türbe dışındaki yapıların büyük bölümü ortadan kalktı. Sultan Abdülmecid 1855-56’da külliyeyi, önceki yerleşim düzenini büyük ölçüde koruyarak yeniden yaptırdı; cami-tevhidhâneye hünkâr mahfili ve arsaya sıbyan mektebi eklendi. Lutfi Bey’in 1899-1900 tarihli kütüphane ve türbe yapısı da geç Osmanlı katmanını temsil eder. İrşad ve şehir hafızası Âsitâne yalnız Hüdâyî’nin kabri çevresindeki ziyaret hareketinin değil, Celvetî post silsilesinin, halife ağının, imaret hizmetinin ve Üsküdar’daki tasavvuf coğrafyasının merkezidir. Yakındaki Fenâî Ali Efendi Türbesi, Kapıcı Tekkesi ve Küçükçamlıca Çilehânesi bu geniş irşad çevresinin bağlantılı duraklarıdır. 1921: türbe müstahfızlığı için tevcih 1921 tarihli kayıtta, Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdâyî Hankahı’nda türbe müstahfızı İsmâil Bedreddin Efendi’nin vefatı üzerine görevin kardeşi Hüseyin Haydar Efendi’ye tevcihi yer alır. Bu, türbe hizmetinin devamına ilişkin idarî kayıttır.
Mihne (Ebû Saîd)
Meyhene · Türkmenistan · Meclisine gelip “bir hususta iki tercümana gerek yok” diyen Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'ın memleketi; semâ ve hırkaya verdiği önemle Harakānî'den ayrılır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ebü’l-Hasan el-Harakānî : Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Harakānî (352/963-425/1033), Bistâm yakınındaki Harakan’da yaşayan; Bâyezîd-i Bistâmî’ye mânevî nispeti, Ebü’l-Abbas el-Kassâb’dan terbiyesi, halka hizmet ve merhamet merkezli sözleriyle Horasan tasavvufunun etkili sûfîlerinden biridir.
Hacı Bayram-ı Velî Külliyesi
Ankara · Türkiye · Âsitâne ve pîr makamı Hacı Bayrâm-ı Velî’nin Ankara’da kurduğu merkez, Bayramiyye’nin âsitânesi ve pîr makamıdır. İlk çekirdeğin, onun Ankara’ya dönüp irşada başladığı yıllarda halvethânelerle küçük bir mescid-tevhidhâne çevresinde teşekkül ettiği; bugünkü caminin ise kaynaklarda 828/1425 veya 831/1427-28 tarihlerine bağlandığı belirtilir. Külliyenin katmanları Hacı Bayrâm-ı Velî’nin 833/1430’daki vefatından sonra kabri üzerine türbe yapılmış; cami, türbe, iki hazîre, tekke birimleri, medrese, imaret, harem, muvakkithâne ve çeşmeler zaman içinde genişleyen bir yapı topluluğu oluşturmuştur. Komşu Augustus Tapınağı’nın Osmanlı döneminde Akmedrese ve hazîre çevresiyle külliyenin şehir dokusuna katılması, mekânın Roma, Bizans ve Osmanlı katmanlarını yan yana taşır. Onarım ve kayıplar Cami 1126/1714’te Şeyh Mehmed Baba tarafından kapsamlı biçimde onarılmış, 1940-41’de yeniden ele alınmış; türbe 1947’de tamir edilmiştir. 1925 sonrasında harem, cümle kapısı, medrese ve hazîrenin bir bölümü gibi birçok tekke unsuru ortadan kalkmış; cami, türbe ve muvakkithâne tarihî çevrelerinden büyük ölçüde ayrışmış halde günümüze ulaşmıştır. İrşad ağı Meşihatın Hacı Bayrâm-ı Velî’nin neslinden gelen postnişinlerde sürmesi ve geniş vakıf ağı, burayı yalnız bir ziyaretgâh değil Ankara merkezli Bayramî hafızanın kurumsal düğümü haline getirmiştir.
Sünbül Efendi Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Koca Mustafa Paşa Külliyesi içindeki Sünbül Efendi Âsitânesi, Bizans döneminden kalan manastır kilisesinin 1486'da camiye çevrilmesi ve çevresine medrese, imaret ve tekke birimlerinin eklenmesiyle teşekkül etti. Külliye Cemâl-i Halvetî'ye tahsis edildi; onun vefatından sonra Sünbül Sinân'ın post merkezi oldu. Âsitâne, cami, tevhidhâne, derviş hücreleri, harem, türbe ve hazîreyle birlikte yalnız bir ibadet mekânı değil; Sünbülî irşad silsilesinin, musiki ve zikir meclislerinin, postnişin ailelerinin ve şehir hafızasının taşıyıcısıdır. Sünbül Sinân ile sonraki postnişinlerin kabirleri bu çevrededir. Yapı topluluğu farklı dönemlerde onarım görmüş; 2015–2019 arasındaki çalışmalarla da korunmuştur.
Bahâeddin Nakşibend: Hayatı, Yolu ve Kaynakları
Bahâeddin Nakşibend'in hayatını, Hâcegân geleneği içindeki yerini ve öğretisinin ana kavramlarını üç farklı nitelikteki kaynağı birbirine karıştırmadan ele alan kaynaklı giriş.
Altın Silsile: Kırk Halka
Nakşibendî geleneğin kırk halkasını dönem adları, aktarım biçimleri ve farklı silsile tertiplerine dair ihtiyat notlarıyla birlikte okuyan ana dosya.
Nakşibendiyye'yi Okumak: Kaynaklar ve Yöntem
Risâle-i Kudsiyye, Faslü'l-hitâb ve modern Nakşibendiyye araştırmalarının aynı soruya farklı kanıt türleriyle nasıl cevap verdiğini açıklayan yöntem yazısı.
Yûnus Emre Dîvânı Nasıl Okunmalı?
Dîvân'ın tek bir el yazmasından değil, farklı yüzyıllara ait nüshaların karşılaştırılmasından doğduğunu açıklayan okuma kılavuzu.
Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi
Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.
Melâmîlik: Üç Devre, Ortak Bir Tavır
Kassâriyye, Bayrâmî Melâmîliği ve Nûriyye arasındaki devamlılık ve farklar üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Nûru'l-Arabî'de Sülûk ve Tevhid Mertebeleri
Fiillerden sıfatlara, zâttan cem mertebelerine uzanan eğitim dili üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Nûru'l-Arabî'nin Eserleri: 75 Başlıklı Bir Külliyat
Türkçe ve Arapça şerhler, risaleler, tefsirler ve takrirler üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Melâmîliğin Balkanlar'daki İzleri
Makedonya, Kosova ve Bosna'da sohbet, tekke ve halife ağları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
İstanbul'da Melâmî Şeyhleri ve Tekkeler
Nûru'l-Arabî çevresinin şehirdeki temas ve temsil mekânları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Melâmîlikte Nokta Sembolü
Birlik, çokluk, yazı ve insan hakikati arasında kurulan yoğun mecaz üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Şâbân-ı Velî: Hayatı ve Kastamonu'daki İrşadı
İhtilaflı doğum kayıtlarından 1569'daki vefatına uzanan kaynaklı biyografi üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI
Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Cennette, gözlerin göremediği, kulakların işitemediğı ve insan kalbinin idrak ve ilata edemediği ni'metler vardır..) Fazl-ı ilâhi ile cennete girecek bazı zevatı, Allahu sübhanehu
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için