ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
51 sonuç · “Ehad”
01Ayderûsiyye
Hadramut ve Aden'deki Ayderûsî irşadını Medyenî silsileyle ilişkilendiren nispet.
Abdürrezzâk Şâban Efendi
Abdürrezzâk Şâban Efendi (ö. 1098/1686-87), İnebolu çevresinden İstanbul'a gelerek Kasımpaşa Kızanlık Çeşme Mescidi imamlığı yapan; 1668'den vefatına kadar Eyüp Sultan Camii kürsüsünde hadis, tefsir ve vaaz hizmeti yürüten âlimdir.
Ahterî Mustafa Efendi
Muslihuddin Mustafa b. Şemseddin el-Karahisârî, Ahterî-i Kebîr adlı yaklaşık 40.000 maddelik Arapça-Türkçe sözlüğü; fıkıh, siyer, hadis ve âdâb eserleriyle tanınan XVI. yüzyıl Kütahya müderrisidir.
Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn
Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn (38/659–94/712), Hz. Hüseyin’in oğlu; Kerbelâ’dan sağ çıkan, Medine’de hadis, fıkıh, ibadet ve gizli hizmet hayatıyla tanınan büyük tâbiî ve Ehl-i beyt büyüğüdür.
Bolbolcızâde Şeyh Abdülkerim Fethî Efendi
Bolbolcızâde Abdülkerim Fethî Efendi (ö. 1694), Abdülehad Nûrî-i Sivâsî’nin halifesi; Fatih, Beyazıt, Süleymaniye ve Ayasofya kürsülerinde vaaz veren müfessir, şair ve Halvetî-Sivâsî mürşididir.
Bosnevî Osman Efendi
Bosnevî Osman Efendi (ö. 1074/1664), Tirevî Ahmed Efendi’nin halifesi olarak Hekim Çelebi Tekkesi postuna geçen; Fâtih, Bayezid, Süleymaniye ve Ayasofya kürsülerinde vaaz, tefsir ve hadis halkaları kuran Nakşibendî şeyhidir.
Bosnevî Şeyh Mustafa Efendi
Bosnevî Şeyh Mustafa Efendi (ö. 15 Rebîülevvel 1127/21 Mart 1715), II. Mustafa’nın Nemçe seferine ordu vaizi olarak katılan; Galata Vâlide Sultan, Eyüp Sultan ve Sultan Selim camilerinde hadis, tefsir ve vaaz hizmeti yürüten Bosnalı âlimdir.
Cüneyd-i Bağdâdî
Ebü’l-Kāsım Cüneyd b. Muhammed el-Hazzâz el-Kavârîrî (ö. 297/909), fıkıh ve hadis tahsilini tevhid, fenâ, bekā, sahv ve temkin diliyle birleştiren; Bağdat sûfîliğinin ölçü kabul edilen büyük temsilcisidir.
Çağalı Şeyh Hamza Efendi
Çağalı Şeyh Hamza Efendi (1014-1111/1605-1700), Bolu’nun Çağa yöresinden İstanbul’a gelerek medrese tahsili gören, Abdülehad Nûrî’nin yanında Halvetî-Sivâsî terbiyesini tamamlayan; Mehmed Ağa Dârülhadisi, Haseki ve Ayasofya kürsüleri ile Bayram Paşa Zâviyesi’nde hizmet eden muhaddis, vaiz ve şeyhtir.
Çerkeşîzâde Osman Vehbi Efendi
Çerkeşî Mustafa Efendi’nin oğlu Osman Vehbi Efendi (ö. 1860), Ankara’da yetişip II. Mahmud tarafından İstanbul’a davet edilen; Arap dili, Farsça ve hadis şerhi alanındaki eserleriyle Çerkeşiyye’nin ilim-irşad mirasını sonraki kuşaklara taşıyan âlim-sûfîdir.
Dâvûd et-Tâî
Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.
Ders-i Âm Beñli Mustafa Efendi
Ders-i Âm Beñli Mustafa Efendi (1628/29–1697), Unkapanı kayıkçılarından Hüseyin Çelebi’nin oğlu; İsmetî Mehmed Efendi’den mülâzemet alan, Vişnezâde İzzetî çevresinde hadis ve halka açık dersleriyle tanınan Osmanlı âlimidir.
Dizdâr-zâde Mehmed Efendi
Tırhalalı Dizdâr-zâde Mehmed Efendi (ö. Ağustos 1599), müderrislikten Nakşibendî terbiyeye yönelen, Edirne Selimiye Camii’nde vaizlik, tefsir ve hadis öğretimi yapan Osmanlı âlim ve şeyhidir.
Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Âlem
Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.
Avâik
şe) Gaileler, engeller, mânialar, amaca ulaşılmasını aksatan ve geciktiren şeyler. tas. Kalbin Allah’a yükselmesini ve ruhun O'na açılmasını enmm mm İş Şİ, ei İş tea Pr, Oe) 2 EŞ GA Avâlimü'-lübs
Avâlim-i seba
عو! لم سبعه) Yedi âlem. tas. Halvetilikteki yedi âlem: âlem-i şehadet, âlem-i misal, âlem-i ervah, âlem-i ceberüt, âlem-i lâhüt, âlem-i nâsüt, âlem-i hakikat. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için SME 35 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Berzah
Farklı iki ortam arasında yer alan ve bu iki ortama tamamen benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam; iki şeyi birbirinden ayıran üçüncü şey, ara bölge. 2. Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT).
Ceberüt
(جبروت) Mülk ve melekat, diğer bir deyimle şehadet ve gayb, yani maddi ve manevi âlemlerin arasında bulunan orta âlem. Ceberüt âlemi, hem cismani âlemin hem de ruhani âlemin de bazı özelliklerine sahiptir. Bu bir berzah ve misal âlemidir (cr; TK 1:221).
Cehri zikir
& >>) Yüksek sesle yapılan zikir. Nakşbendiye gibi bazı tarikatler, müritlerin ancak kendilerinin işitebilecekleri kadar pes bir sesle zikre izin verir. Buna hafi zikir, diğerine cehri veya aleni zikir denir. Kadiriye ve Mevleviye gibi tarikatler cehri zikri esas alırlar. Cehri zikri kabul eden, semâ ve devranı da kabul eder. Celal (J (جلا 1. Ululuk; büyüklük. 2. tas. Masukun âşıka asla muhtaç olmadığını göstermesi için ululuğunu izhar etmesi, âşıkın gururunu kırarak kendisi karşısında ne kadar çaresiz olduğunu ona ıspatlaması (kr; us). Hakk'ın gözden ve gönüllerden uzak olması, zat ve ehadiyet mertebesi. Bkz. Cemal. Celali tecelli ilâhî darbe; kahr, cebr, intikam, azap ve gazaba vesile olan ilâhî tecelliler; afet ve felaket getiren ilâhî irade. Bu tecelli halkın Hak karşısında eğilmesini, bencillikten ve benlik davasından vazgeçmesini sağlar, bir terbiye vasıtasıdır (TK 1:269). Celisü'1-Hak (جليس | لحق) veya Celisullah (جليس اله) Hakk'ın huzurunda olan, Hakk dostu, Hak eren. Sâlik Allah'ı dille zikrede zikrede öyle bir noktaya ulaşır ki, artık bütün varoluşuyla, gönlü ve ruhuyla onu zikretmeye başlar, kendini zikredilenin (mezkür) huzurunda hisseder. Bu hal içindeki slike celisii’l-Hak denir. Celis, hem-meclis ve sohbettaş anlamına gelir. Hakk'ın da sâlikin celisi (hem-meclisi) olması söz konusudur. Nitekim bir kutsi hadiste Allah, “Ben beni zikredenin hem-meclisiyim,” buyurmuştur (aK 1201). Allah kendisini zikredeni zikreder. Bazen zakir (zikreden) bazen mezkür (zikredilen) olur (SM 256). Celvet/ Ululuk; büyüklük. 2. tas. Masukun âşıka asla muhtaç olmadığını göstermesi için ululuğunu izhar etmesi, âşıkın gururunu kırarak kendisi karşısında ne kadar çaresiz olduğunu ona ıspatlaması (kr; us). Hakk'ın gözden ve gönüllerden uzak olması, zat ve ehadiyet mertebesi. Bkz. Cemal. Celali tecelli ilâhî darbe; kahr, cebr, intikam, azap ve gazaba vesile olan ilâhî tecelliler; afet ve felaket getiren ilâhî irade. Bu tecelli halkın Hak karşısında eğilmesini, bencillikten ve benlik davasından vazgeçmesini sağlar, bir terbiye vasıtasıdır (TK 1:269). Celisü'1-Hak (جليس | لحق) veya Celisullah (جليس اله) Hakk'ın huzurunda olan, Hakk dostu, Hak eren. Sâlik Allah'ı dille zikrede zikrede öyle bir noktaya ulaşır ki, artık bütün varoluşuyla, gönlü ve ruhuyla onu zikretmeye başlar, kendini zikredilenin (mezkür) huzurunda hisseder. Bu hal içindeki slike celisii’l-Hak denir. Celis, hem-meclis ve sohbettaş anlamına gelir. Hakk'ın da sâlikin celisi (hem-meclisi) olması söz konusudur. Nitekim bir kutsi hadiste Allah, “Ben beni zikredenin hem-meclisiyim,” buyurmuştur (aK 1201). Allah kendisini zikredeni zikreder. Bazen zakir (zikreden) bazen mezkür (zikredilen) olur (SM 256). Celvet/
Gayb erenler
غيب!> « نلر) Göze görünmeyen veliler, Ricalw’l-gayb, malü'-gayb. Üçler, yediler, kırklar, abdallar gibi bazı veliler vardır ki, gâibtirler; göze görünmezler, kısa zamanda uzun mesafeler katettiklerine inanılır. Bkz. Tayy-i mekân, Tayy-i zaman. Gayb— Şehadet (5 (غيب — شها د Allah'ın insan vasıtasıyla baktığı her âlem şehadet âlemidir. Vasıtasız baktığı âlem ise gayb âlemidir. Ahadiyet mertebesine de gayb âlemi denir. Şehadet âlemine şehadet-i vücudiye, gayb âlemine gayb-ı ademiye adı verilir. İnsan bu âlemden o âleme göçünce bu sefer ona göre o âlem şehâdet, bu âlem gayb âlemi haline gelir. Dünyevi âlemin fani olması ve büyük kıyamet işte bu haldir. “Allah gaybı ve şehadeti bilir”.
Hâdim
ç Huddamı. Hizmetçi, hizmetkâr, hizmet ehli. 2. tas. Sûfî ve derviş olmadığı halde onlara hizmet eden, tekke sakinlerine ve tarikat ehline yardım eden (-94). Hâdimler, Hak taliplerine ve dervişlere götürdükleri hizmetin nafile ibadetlerden dâha sevap olduğuna inanırlar. Genel olarak hizmette samimi oldukları halde hizmetin adap ve erkânına tam olarak riayet etmeyen, ara sıra gösteriş için de hizmet eden kimselere mütehâdim denir. Allah'ın kullarına yaptığı hizmeti sömürme aracı olarak kullananlara ise mutehaddim denir.. Hizmet ehli olmak çok şerefli bir görev olduğu için bazen hâdim ile mahdum, hizmet edenle hizmet edilen birbirine karıştırılır. Bkz. Hizmet. Hadi-yi ezel Ezelde hidayete erdiren, Allah. Bulmaz reh-i Hakk'ı meğer ol kimse ki ona Tevfikini Hâdi-yi Ezel rehber eyler Nâbi
Haliye
ليه) +) Mutasavvıflardan bir zümre. Bunlar semâı, musikiyi ve raksı helal sayar. Bu gibi hususlar birtakım halleri celbetmek için aracı olarak kullanıhr; bu haller içinde coşar, kendilerinden geçerler (TK 1:400; im 430). Halk i ar. (55) x, Yaratmak; yaratılmak. 2. a Zaman ve mekân içinde yaratılmış olan maddi âlem, âlem-i halk, âlem-i mülk, âlem-i şehadet (rx 1:428). b Mahluk, yaratılan; insanlar, ahali, toplum.
Hayret
Şaşmak, şaşırmak. 2. tas. Kalbe gelen bir tecelli (vârit) sebebiyle sâlikin düşünemez ve muhakeme edemez hale gelmesi. Hayret ya delilde olur veya medlulde. Allah'ın varlığını ispatlayan delilde hayrete düşmek zindikhk ve mülhitliktir. Medlulü, yani delille varılan Hakk'ın tecellilerini temaşada hayrete düşmek sıddıklıktır (si 421). Hayzu'r-rical (4 1 (حايز 1, Erkeklerin hayzı. 2. tas. Sâlikin cezbeye kapılarak ve j Hazret-i ilmiye-i amaiye vecde gelerek kendinden geçmesi, bu yüzden hayız gören kadınlar gibi Allah'ın huzuruna çıkamaması, namaz kılamaması hali. Bazı mutasavvıflar kerametleri ve harikulade halleri de bir eksiklik olarak değerlendirir ve bu hallere de erlerin hayzı derler. Henüz irşat ehliyetini kazanamadığı için kendisine uyulmayan ve örnek alınmayan sâlikler de hayız halinde sayılır. İrşat ehliyetini kazandıkları zaman artık er olurlar.: Hazarât-ı hams (> (حضر ات 1. Beş mertebe, beş âlem. 2. tas. Varlığın beş genel ve tümel kategorisi: Mutlak gayb hazreti, a'yân-ı sâbite âlemi; mutlak şehadet hazreti, mülk âlemi; izafi gayb hazreti (bu da iki kısımdır: mutlak gaybe yakın olan kısım, yani ruhlar âlemi, mücerret nefsler ve akıllar âlemi; mutlak şehadet âlemine yakın olan kısım, yani misal âlemi, meleküt âlemi); dört âlemi içeren hazret, insan âlemi. Mülk âlemi, meleküt âleminin mazharı ve tecelligâhı, meleküt âlemi ceberüt âleminin mazharı ve tecelligâhı, ceberüt a'yân-ı sâbite âleminin mazharı ve tecelligâhı, o da ilâhî isimlerin ve vahdaniyet hazretinin tecelligâhı, bu da ahadiyet ve ahadiyet hazretlerinin tecelligâhıdır; böylece hazret ve âlem sayisi yedi olur (kı; cr). Beş hazrete tenezzulat-1 hams denir. Beş mertebe, beş âlem. 2. tas. Varlığın beş genel ve tümel kategorisi: Mutlak gayb hazreti, a'yân-ı sâbite âlemi; mutlak şehadet hazreti, mülk âlemi; izafi gayb hazreti (bu da iki kısımdır: mutlak gaybe yakın olan kısım, yani ruhlar âlemi, mücerret nefsler ve akıllar âlemi; mutlak şehadet âlemine yakın olan kısım, yani misal âlemi, meleküt âlemi); dört âlemi içeren hazret, insan âlemi. Mülk âlemi, meleküt âleminin mazharı ve tecelligâhı, meleküt âlemi ceberüt âleminin mazharı ve tecelligâhı, ceberüt a'yân-ı sâbite âleminin mazharı ve tecelligâhı, o da ilâhî isimlerin ve vahdaniyet hazretinin tecelligâhı, bu da ahadiyet ve ahadiyet hazretlerinin tecelligâhıdır; böylece hazret ve âlem sayisi yedi olur (kı; cr). Beş hazrete tenezzulat-1 hams denir.
Hikmet
a Felsefe. b Düşünme melekesinin itidal halinde olması. c Uygulamayla birlikte olan bilgi, tecrübeyle kazanılan doğru bilgi. 4 Hakka uygun düşen söz. e Söz ve davranıştaki isabet. Her şeyin en mükemmeli. g Olanı olduğu gibi bilmek. Hikmet Allah'ın bir ordusudur. O bununla evliyanın kalplerini güçlendirir. Tasavvufi şiirlere de hikmet denir. Ahmed Yesevi'nin Divân-ı hikmet'i Turfa dükkân-ı hikemdir bu kohen Tâk-ı Felek Ne ararsan bulunur derde devâdan gayri Ragıb Paşa Alem ki tamam-ı nüsha-i hikmettir Meânisini fehmeyleyene cennettir Nabi Hikmet-i camia Hakk'ı bilme ve ona uygun davranma; bâtılı bilme ve ondan sakinma; hikmet-i hassa da denir. Hikmet-i halide Ebedi hikmet, perennial philosophy. Bazı süfilerin savundukları ezeli-ebedi hikmet görüşü. Hikmet-i mantuka biha Söylenen hikmet, şer'i hükümler; şeriat ve tarikat hakkındaki bilgiler. Hikmet-i meçhule Gizli ve örtülü hakikatler. İnsanın kavrayamadığı hususlar. Hikmet-i meskute anha Söylenmeyen hikmet. Hakikatin sırları. Hikmet-i müteal Aşkın hikmet. Hilafetname Şeyhin halife tayin ettiği müridine verdiği belge; ehliyetname, şehadetname.
Aydınoğlu Tekkesi ve Türbesi
İstanbul · Türkiye · Kırk bir yıl boyunca ikamet edip irşad ettiği kendi hankahı; taş türbesi de buradadır. Mevcut kayıtta tekkenin yeri Alay Köşkü civarı olarak veriliyor. İlişkili kişi dosyası Şeyh Hasan Ünsi Efendi : Hasan Ünsî (1642-1723), Karabaş-ı Velî’nin halifesi; kırk bir yıl Aydınoğlu Tekkesi’nde yaşayan, Türkçe-Arapça-Farsça şiirleri ve Kelâm-ı Azîz ile Sırr-ı Ehadiyye adlı eserleri bulunan Şâbânî şeyhidir.
Mehmed Ağa Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Dârüssaâde ağası Çarşambalı Mehmed Ağa'nın 994/1586'da cami ile birlikte bir külliye içinde yaptırdığı tekke; Atikali Mahallesi, Beyceğiz Caddesi, Çilekeş Sokak'ta bulunuyordu. Abdülmecid Sivâsî'nin ve babası Abdülahad Nûrî'nin şeyhlik ettiği, Sivâsîliğin İstanbul'daki ilk merkezi olan bu tekkenin postunu babasından devralmıştır. 1312/1895'te II. Abdülhamid tarafından yeniden yaptırılan iki katlı ahşap bina 1971'de çökmüş, 1997'de yıktırılmıştır; 1312 tarihli kitâbesi Saraçhane'deki Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi'ndedir.
Merkez Efendi Kabristanı
İstanbul · Türkiye · Kutub Hüseyin Efendi'nin medfen olduğu kabristan. Sefîne'ye göre kabrin etrafı demir parmaklıklıdır, geceleri kandil yanar; kitâbesinde Abdülehad en-Nûrî'nin halifesi ve Hacı Evhad şeyhi olarak anılır. Kabrine bitişik olarak Şeyh İsmâil-i Halvetî ile oğlu Şeyh Ahmed Efendi'nin medfun olduğu kaydedilir.
Bayezid Camii
İstanbul · Türkiye · Kaynağın vâizlik yaptığı yerler arasında saydığı camilerden biridir (diğerleri Sun‘ullah Efendi, Hüseyin Bey ve Vâlide Sultan camileridir). İlişkili kişi dosyası Nazmî Mehmed Efendi : Nazmî Mehmed Efendi (1032-1112/1622-1701), Abdülehad Nûrî'nin yanında yedi tavrı tamamlayıp hilâfet alan; Yavaşca Mehmed Ağa Zâviyesi ve Vâlide Sultan Camii'nde hizmet eden Halvetî şeyh ve şairdir.
Uyvar (Nové Zámky)
Uyvar · Slovakya · Kaynak: Uyvar seferi esnasında (1074/1663) ordu şeyhliğine getirildi. Sefer güzergâhı ve bulunduğu yerler hakkında kaynakta başka ayrıntı yoktur. İlişkili kişi dosyası Nazmî Mehmed Efendi : Nazmî Mehmed Efendi (1032-1112/1622-1701), Abdülehad Nûrî'nin yanında yedi tavrı tamamlayıp hilâfet alan; Yavaşca Mehmed Ağa Zâviyesi ve Vâlide Sultan Camii'nde hizmet eden Halvetî şeyh ve şairdir.
Muhammed Ağa Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Kaynakta geçen mekân Muhammed Ağa Tekkesi , Sefîne-i Evliyâ içinde 1 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki irşad, postnişinlik, intisap ve defin bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Abdülehad Nûrî.
Sultan Ahmed Camii
İstanbul · Türkiye · Kaynakta geçen mekân Sultan Ahmed Camii , Sefîne-i Evliyâ içinde 1 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki ibadet, ders, irşad ve çevresindeki kişi bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Abdülehad Nûrî.
Dıraman Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Adın kaynak bağlamı Dergâhın adı kaynakta, Şeyh Îsâ Mahvî’nin görevlerini sıralayan cümlede “Dıraman Tekkesi” biçiminde geçer. Buradaki Dıraman, İstanbul Fatih’teki tarihî Draman çevresini ifade eder. Îsâ Mahvî’nin İstanbul görevi Gerede çevresinden yetişen Şeyh Îsâ Mahvî, Abdülehad Nûrî silsilesinden Fethi Abdülkerim Efendi’nin halifesiydi. Şehzade Camii vaizliğinin ardından Dıraman Tekkesi meşihatını ve Süleymaniye Camii vaizliğini üstlendi. Şehir bağlamı ve konum ihtiyatı Dıraman’ın İstanbul Fatih’teki tarihî mahalle bağlamı açıktır. Ancak tekkenin kesin parseli ve günümüze kalan yapı izi ayrıca doğrulanmadığından semt merkezi koordinatı yapı noktası gibi gösterilmemiştir.
Abdulehad Nuri Efendi Türbesi
İstanbul · Türkiye · Ziyaretgâh kaydı Kaynakta “HZ. PİR EŞ-ŞEYH ABDULEHAD NURİ EFENDİ” adıyla, NURİYYE çevresinde, EYÜPSULTAN/İSTANBUL ziyaretgâh kaydı olarak yer alır. Adres tarifi NİŞANCA CD. NO:7, SİVASİ TEKKESİ İrtihal kaydı Kaynak veri kümesinde hicrî irtihal tarihi 4 SAFER 1061 olarak verilir. Bu tarih, şahsiyet dosyasındaki biyografik tarihle ayrıca karşılaştırılmalıdır.
Çağa (Yeniçağa) — doğum çevresi
Bolu · Türkiye · Çağalı Hamza Efendi 1014/1605-1606’da tarihî Çağa yerleşiminde doğdu. Nokta günümüzdeki Yeniçağa idarî merkezini gösterir. Biyografideki yeri Çağalı Şeyh Hamza Efendi (1014-1111/1605-1700), Bolu’nun Çağa yöresinden İstanbul’a gelerek medrese tahsili gören, Abdülehad Nûrî’nin yanında Halvetî-Sivâsî terbiyesini tamamlayan; Mehmed Ağa Dârülhadisi, Haseki ve Ayasofya kürsüleri ile Bayram Paşa Zâviyesi’nde hizmet eden muhaddis, vaiz ve şeyhtir. Bu mekân dosyası, söz konusu hayat çizgisindeki “Çağa (Yeniçağa) — doğum çevresi” durağını görünür kılar. Nokta kesin bir bina, ev veya mezar parseli iddiası taşımaz; şehir ya da bölge ölçeğindeki tarihî bağı gösterir.
Mehmed Ağa Dârülhadisi ve Halvetî Zâviyesi
İstanbul · Türkiye · Hamza Efendi 1062/1651-1652’de Çarşamba çevresindeki Mehmed Ağa Dârülhadisi’ne tayin edildi. Kesin yapı izi kayıp olduğundan nokta tarihî Çarşamba merkezini gösterir. Yapıyla ilişkili kişi Çağalı Şeyh Hamza Efendi (1014-1111/1605-1700), Bolu’nun Çağa yöresinden İstanbul’a gelerek medrese tahsili gören, Abdülehad Nûrî’nin yanında Halvetî-Sivâsî terbiyesini tamamlayan; Mehmed Ağa Dârülhadisi, Haseki ve Ayasofya kürsüleri ile Bayram Paşa Zâviyesi’nde hizmet eden muhaddis, vaiz ve şeyhtir. Kayıt, Çağalı Şeyh Hamza Efendi’in hayat güzergâhındaki bu yapıyla ilişkisini izlemek üzere kişi dosyasına bağlanmıştır.
Haseki Sultan Camii — cuma vaizliği
İstanbul · Türkiye · Hamza Efendi 1065/1654-1655’te Haseki Camii cuma vaizliğine getirildi. Yapıyla ilişkili kişi Çağalı Şeyh Hamza Efendi (1014-1111/1605-1700), Bolu’nun Çağa yöresinden İstanbul’a gelerek medrese tahsili gören, Abdülehad Nûrî’nin yanında Halvetî-Sivâsî terbiyesini tamamlayan; Mehmed Ağa Dârülhadisi, Haseki ve Ayasofya kürsüleri ile Bayram Paşa Zâviyesi’nde hizmet eden muhaddis, vaiz ve şeyhtir. Kayıt, Çağalı Şeyh Hamza Efendi’in hayat güzergâhındaki bu yapıyla ilişkisini izlemek üzere kişi dosyasına bağlanmıştır.
Halvetiyye Silsilesi ve Kollar Haritası
Halvetiyye'nin ortak erken silsilesi, Zâhidiyye kavşağı, dört ana kolu ve doğrulanmış alt şubeleri tek bir ayrıntılı ağda gösterilir.
Abdülkerîm el-Cîlî’de İnsan-ı Kâmil
Ayna, tecelli, Hakîkat-i Muhammediyye ve varlık mertebelerini hulûl diline düşmeden okumak
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı
Sayfalar 29–34
Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin
Sayfalar 31–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali
Sayfalar 37–42
Muzaffer Ozak Külliyatı · birligine şehadet ederler, hakkı tesbih, tekbir ve tahmid eylerler. Sen de, hakkı birle! Hakkın varlıgına ve birligine şehadet et! Bu şehadetin aslâ boşa gitmez, hak da senin şehad
Sayfalar 35–40
Muzaffer Ozak Külliyatı · tahhar olan âşıkı sadıklar! Eğer Allah ve Resûlüne iyman edip, Allah ve Resûlünü her şeyimizden ziyade severek îymanımızı kemale eriştirdi isek, hak yolunda da herşeyimizi fedaya h
Sayfalar 40–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · mur etmiştir. Hâlet-i-ihtizardaki mü'mine, sağ tarafında cennetteki makamına nazar ettirir. Cennetteki makamını ve ona verilecek hurileri, sarayları, derecatı, hizmet ehli olan cen