Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

44 sonuç · “Delil

01
Şahsiyet

Abdülahad Nûrî Sivâsî

Abdülahad Nûrî Sivâsî (1594/95-1651), Abdülmecid Sivâsî’nin ilmî ve tasavvufî terbiyesinde yetişen; Midilli’den İstanbul’a uzanan irşadı, Mehmed Ağa Tekkesi, selâtin camilerindeki vaazları, Kadızâdelilere karşı kaleme aldığı risaleleri ve Dîvân-ı İlâhiyyât’ıyla Sivâsiyye’nin Nûriyye koluna adını veren mutasavvıf, vâiz ve şairdir.

02
Şahsiyet

Gazanfer Dede

Gazanfer Dede (ö. 973-974/1566), debbağlıktan Vizeli Alâeddin’in halifeliğine yükselen; Vize’de irşad eden ve Dîvân-ı Hümâyun’daki soruşturması Ebüssuûd Efendi’nin delil merkezli hukukî değerlendirmesine konu olan Bayramî-Melâmî şeyhidir.

03
Şahsiyet

Hacım Sultan

Hacım Sultan; Bektaşî geleneğine göre Hacı Bektâş-ı Velî'nin önde gelen halifelerinden biri. Kaynak, kronolojik delillerle onun Hacı Bektaş'ın çağdaşı değil, XIV. yüzyılda yaşamış bir Kalenderî-Haydarî şeyhi olduğunu gösterir.

04
Şahsiyet

Kādızâde Mehmed Efendi el-Balıkesrî

Kādızâde Mehmed Efendi (ö. 1045/1635-36), Balıkesir doğumlu; İstanbul'un büyük camilerinde ders ve vaaz veren, tasavvuf pratiklerine yönelik eleştirileriyle tartışma doğuran vaizdir.

05
Şahsiyet

Niyâzî-i Mısrî

Niyâzî-i Mısrî (1027/1618 – 1105/1694), Ümmî Sinan'ın halifesi ve Halvetiyye-Ahmediyye'nin Mısriyye kolunun pîri; Kadızâdeliler devrinde zikir yasağına açıkça karşı çıktığı için ömrünün son yirmi yılını Rodos ve Limni sürgünlerinde geçiren mutasavvıf şair.

06
Sözlük

Akıl

Mutasavvıflar ilâhî, ezeli ve ebedi gerçeklerin akıl yoluyla kavranamayacağını belirtir, nazari aklı reddeder ve Yeni Platonculugun etkisiyle keşf ve marifet anlayışlarıyla uyuşan farklı bir akıl anlayışı ileri sürerler. Tasavvuf dilinde insan aklına akl-ı cüzi ve akl-ı mecaz denir. Cüz'i akıl, söz ve işlerimizde bize delil olur Ama, Allah bahsinde değeri sıfır olur Mevlânâ Ikâl-ı akl-i cüz'iden halâs ol Efendi bâde-nüş-i bezm-i hâs ol Hudai 2. Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam

07
Sözlük

Âlem

Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.

08
Sözlük

Aşk

Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.

09
Sözlük

A‘yân-ı sâbite

Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.

10
Sözlük

Âyin-i şerif

oy İ)1. Mevlevilikte semâa ve mukabeleye verilen diğer isim. 2. Mevlevilerde mukabele ve semâ esnasında okunan besteli şiirler, Mevlevi ilahileri. Semâ meclislerinde okunmak üzere çoğu, Mevlânâ'nın gazel ve rubaileri bestelenerek yapılır. Na'tıdır en mehibi, en derini Vakıa ney kudüm gelince dile Hızlanan Mevlevi semâiyle Yedi kat Arşa çıkmış “Âyin”i Yahya Kemal Aynu'l-âlem ae a EGE SANMA

11
Sözlük

Behlül

ل) 414) Bühlül veya Pehlül. s. ar. Saf, güleç (dahhâk), safderun, budala, 2. tas. Meczup, mecnun, ehl-i cezbe. Behlüller tam zamanında söyledikleri vecize ve hikmetlerle insanları uyardıkları gibi anlamlı hal ve hareketleriyle de onlara ders verirler. Bunların en tanınmışı Behlül Dânâ'dır. Bunlara ukalâ-i mecânin de (akıllı deliler) denir, Bkz. Meczup, Mecnun. Beka—Fena ) (بقا '- فنا 1. Kalıcı ve geçici olma. 2. tas. a Kötü huyların davranışla rın yok olması fena, yerlerini güzel huyların ve iyi davranışların alması bekadır (tahalluk bi-ahlakillah). b Kulun kendi (nefsani) sıfat ve niteliklerinden sıyrılıp çıkmasına fena, Allah'ın sıfat ve nitelikleriyle süslenmesine beka denir (ittisaf bievsafillah). c İnsanın kendisini, etrafındaki halkı ve €şyayı görmemesi bekadır. d İnsanın, fena halinde olduğunu da bilmemesi ‘fenadan fena'dır (fena ender fena) Sâlik önce kendisinden fani oluyor, sonra Hakk'ı gördüğü için Hakk'ın sıfatından fani oluyor, sonra Hakk'ın varlığında tamamıyla yok olduğu için fenasını görme halinden de fani oluyor. Insan kötü fiil, hal ve vasıflarda baki ise bu sefer de iyi fiil, huy ve vasıflardan fanidir Bu anlamda beka, yani çirkin olanda baki olma kötü olduğu gibi, güzel olandan fani olma da kötüdür. Kötü olandan fani, iyi olanda baki olmak suretiyle tasavvuf yoluna girilir. Nefsinden fani olan Hak'la baki olduğu gibi Allah'ta fani olan da Allah'la baki olur. Allah'ta fani olma haline fena fillah, Allah'ta baki olma haline beka billah denir. Bu halde bulunanlar fani fillah, baki billah denir ( SL 284, 417). Bkz. Fena Kalıcı ve geçici olma. 2. tas. a Kötü huyların davranışla rın yok olması fena, yerlerini güzel huyların ve iyi davranışların alması bekadır (tahalluk bi-ahlakillah). b Kulun kendi (nefsani) sıfat ve niteliklerinden sıyrılıp çıkmasına fena, Allah'ın sıfat ve nitelikleriyle süslenmesine beka denir (ittisaf bievsafillah). c İnsanın kendisini, etrafındaki halkı ve €şyayı görmemesi bekadır. d İnsanın, fena halinde olduğunu da bilmemesi ‘fenadan fena'dır (fena ender fena) Sâlik önce kendisinden fani oluyor, sonra Hakk'ı gördüğü için Hakk'ın sıfatından fani oluyor, sonra Hakk'ın varlığında tamamıyla yok olduğu için fenasını görme halinden de fani oluyor. Insan kötü fiil, hal ve vasıflarda baki ise bu sefer de iyi fiil, huy ve vasıflardan fanidir Bu anlamda beka, yani çirkin olanda baki olma kötü olduğu gibi, güzel olandan fani olma da kötüdür. Kötü olandan fani, iyi olanda baki olmak suretiyle tasavvuf yoluna girilir. Nefsinden fani olan Hak'la baki olduğu gibi Allah'ta fani olan da Allah'la baki olur. Allah'ta fani olma haline fena fillah, Allah'ta baki olma haline beka billah denir. Bu halde bulunanlar fani fillah, baki billah denir ( SL 284, 417). Bkz. Fena

12
Sözlük

bürhân

Sözlük anlamı “açıklığa kavuşturmak, berraklaştırmak, delil getirmek’ olan bu söz, “Hak ile batılı birbirinden ayıran kesin delil” olarak tanımlanmış ve Kur’ân-ı Kerîm’de “Bakara suresi”, “Enbiya suresi”, “Mü'min suresi” nde ise “delil” anlamıyla kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in mucizeleri, Hz. Musa’nın asâsı ve “yed-i beyzâ” denilen elinin meşale gibi parlaması mucizelerine de “burhân” denilmiştir. İslâm dünyasında burhanm bir kıyas türü ve ispat metodu olduğu, mantıkta, felsefede, kelâmda ve usûl-i fıkhta kullanıldığı söz konusudur. İlk Çağ ile Orta Çağ felsefesinde sadece akim verilerine dayanan deliller bu terim ile karşılanırken modern felsefede hem aklî hem de deneye dayalı delillere burhan adı verilmiştir. Çağdaş felsefe ise bunu “burhân-ı riyâzî” olarak nitelemiştir.

13
Sözlük

Burcu'l-evliya

= en-i evi i 3 evliya (برج الاوليا) Medfen-i evliya, evliyası ve yatırı çok olan yer. Bürhan-ı Hak (5> le») Hakk’ı ran gi Öpme, Öpücük. 2. as. a Baunda feyz ve cezbe. b Alınan müjde (Sr). Burhan halkın, cezbe ise nebi v ee bans meee e Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yö- Bit i. fars. (بت) 1. Put, sanem. 2. tas.: ten sözün keyfiyetini kabul etme yetene i (ts), d Ruhun:ا a 5 haste ‘ igi ne zevk, 7 (hevâ hevesi ve) nefsidir. Hakikati ic EREN ll il iş n elini öpme. Dâmen-büs: Şeyhin eteğini öpmek, önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde n nâz-perversin dilârâsın ma ki gayet bi-mahabbasın n destini büs etse âşıklar bir padişâh-ı âlem-ârâsın G. Dede fha. 2. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve eğişik bir halde mevcuttur (us). 1. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Put, sanem. 2. tas.: ten sözün keyfiyetini kabul etme yetene i (ts), d Ruhun:ا a 5 haste ‘ igi ne zevk, 7 (hevâ hevesi ve) nefsidir. Hakikati ic EREN ll il iş n elini öpme. Dâmen-büs: Şeyhin eteğini öpmek, önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde n nâz-perversin dilârâsın ma ki gayet bi-mahabbasın n destini büs etse âşıklar bir padişâh-ı âlem-ârâsın G. Dede fha. 2. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve eğişik bir halde mevcuttur (us). 1. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması

14
Sözlük

Base

(«- (بو Öpme, Öpücük. tas. a Bâtında feyz ve cezbe, b Alınan müjde sonunda hasıl olan haz. c Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yönünden sözün keyfiyetini kabul etme yeteneği. d Ruhun vasıtasız aldığı zevk,

15
Sözlük

Bit

لل لل لل ل ل ا ل haz. Dest-bas: Şeyhin elini öpme. Damen-bas: Şeyhin eteğini öpmek, Zemin-büs: Şeyhin önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde.» Güzelsin bi-bedelsin ndz-perversin dilârâsın Değilsin bt-vefa amma ki gayet bt-mahabbasin Ne mânldir uzatsan destini bas etse âşıklar Kolun bükmezlere bir padişâh-ı âlem-ârâsın G, Dede (بو ى) Koku, nefha 2. tas, Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve ) haberdar olması ki, esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve tefrika makamında değişik bir halde mevcuttur (115). (9 4) veya Budala, 1, Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişina gelen bedelin çoğuludur (aka 111, 1168). 2. عم Yediler. Bunlardan her 'n kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduk- 1, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden birakirareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (xr). Bkz. Yedal. &) 1. Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). |

16
Sözlük

Bünâ-gûş

Kulak memesi. Tasavvuf şiirinde sevgilinin ancak dikkat ve gönül kulağıyla anlaşılabilen ince sözüne, remzine ve nüktesine işaret eder. Bu ince ifadeye “dakīka-i mahbûb” da denir.

17
Sözlük

Çehar-yâr-i güzin

Ik dort halife, hulefa-i raşidin. Kasr-ı şer'inde Ebu Bekr u Ömer ol Şâhın Dahi Osmân u Ali oldular erkân-ı bina Biri sıdk ile, biri adl ile bihemtâdır Biri hilm ile, biri ilm ile ferdu yektâ Biri bahr-i atâdır, birisi kulzum-i dâd Birisi kan-i hayadır, birisi genc-i sehâ Nazim Cehre/Cihre i. fars. (جهره) Yüz, sima, didar. 2. taş Keyfiyeti bilinen ve hakkındaki bilgilerin kalıcı olduğu tecelliler (us). Sâlik Baybet halindeyken vaki olan Hakk'ın tecellileri (sr). Cehre-i gülgün (4 Sus (جهره' 1. Gul Yüz. 2. tas. Kemal sahibi ariflerin gönüllerinde ışıldayan mutlak tecelliler (sr). Sâlikin rüyada veya kendinden Sectigi sırada gördüğü ancak maddi âlemde görülmeyen tecelliler (is), Celebi (orb) 1. Nazik, efendi, edepli. 2. tas. Mevlevilere gore Mevlana soyundan gelen, Bektasilere Böreyse pir soyundan gelen. Çerağ/Çirağ/Çırağ i. fars. (جراغ) 1, Çıra, ışık. 2. tas. a Nur, marifet, b Bektaşilerde bazı gülbang ve tercümanlar; örn. Tercüman-ı Çerağ'da Nur Suresinin 34, ayeti ve başka tercüman çerağları okunur. Gülbang-ı çerağ şöyle başlar: “Allah Allah akşamlar hayr ola, hayırlar feth, şerler def ola.” Kapı delilinin çerağı da soyledir: “Allah dost, Hak dost, erenler; asiklar, sadıklar ve sâkinân-ı ayin-i cem aşkına, Hü eyvallah!” (4m 281, 285, 288), Gel vücudun âteş-i aşk-ı Habibullah'a yak Çeşm-i kalbi ol Ziyâdan feth edip Mevlâ'ya bak Sinen içre nür-i zikr ile uyandır bir çırağ Ol çırağın şu'lesiyle görüne didâr-ı Hak Zekâi Efendi Nâr-ı gam nür-i safâ hep bir çerâğın pertevi Cesm-i irfan ile baksan arada bigâne yok Ah Gul Yüz. 2. tas. Kemal sahibi ariflerin gönüllerinde ışıldayan mutlak tecelliler (sr). Sâlikin rüyada veya kendinden Sectigi sırada gördüğü ancak maddi âlemde görülmeyen tecelliler (is), Celebi (orb) 1. Nazik, efendi, edepli. 2. tas. Mevlevilere gore Mevlana soyundan gelen, Bektasilere Böreyse pir soyundan gelen. Çerağ/Çirağ/Çırağ i. fars. (جراغ) 1, Çıra, ışık. 2. tas. a Nur, marifet, b Bektaşilerde bazı gülbang ve tercümanlar; örn. Tercüman-ı Çerağ'da Nur Suresinin 34, ayeti ve başka tercüman çerağları okunur. Gülbang-ı çerağ şöyle başlar: “Allah Allah akşamlar hayr ola, hayırlar feth, şerler def ola.” Kapı delilinin çerağı da soyledir: “Allah dost, Hak dost, erenler; asiklar, sadıklar ve sâkinân-ı ayin-i cem aşkına, Hü eyvallah!” (4m 281, 285, 288), Gel vücudun âteş-i aşk-ı Habibullah'a yak Çeşm-i kalbi ol Ziyâdan feth edip Mevlâ'ya bak Sinen içre nür-i zikr ile uyandır bir çırağ Ol çırağın şu'lesiyle görüne didâr-ı Hak Zekâi Efendi Nâr-ı gam nür-i safâ hep bir çerâğın pertevi Cesm-i irfan ile baksan arada bigâne yok Ah Nazik, efendi, edepli. 2. tas. Mevlevilere gore Mevlana soyundan gelen, Bektasilere Böreyse pir soyundan gelen. Çerağ/Çirağ/Çırağ i. fars. (جراغ) 1, Çıra, ışık. 2. tas. a Nur, marifet, b Bektaşilerde bazı gülbang ve tercümanlar; örn. Tercüman-ı Çerağ'da Nur Suresinin 34, ayeti ve başka tercüman çerağları okunur. Gülbang-ı çerağ şöyle başlar: “Allah Allah akşamlar hayr ola, hayırlar feth, şerler def ola.” Kapı delilinin çerağı da soyledir: “Allah dost, Hak dost, erenler; asiklar, sadıklar ve sâkinân-ı ayin-i cem aşkına, Hü eyvallah!” (4m 281, 285, 288), Gel vücudun âteş-i aşk-ı Habibullah'a yak Çeşm-i kalbi ol Ziyâdan feth edip Mevlâ'ya bak Sinen içre nür-i zikr ile uyandır bir çırağ Ol çırağın şu'lesiyle görüne didâr-ı Hak Zekâi Efendi Nâr-ı gam nür-i safâ hep bir çerâğın pertevi Cesm-i irfan ile baksan arada bigâne yok Ah

18
Mekân

Molla Çelebi Camii

İstanbul · Türkiye · Tekaüdünden sonra oturduğu Fındıklı kasabasında, bu caminin sahasına defnedildi. İlişkili kişi dosyası İshakzâde Şeyh Mehmed Efendi : İshakzâde Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1729), âlim Kürd İshak Efendi'nin oğlu olup İstanbul medreselerinde görev yapan Osmanlı ilmiye mensubudur.

19
Mekân

Üsküdar — Kevâkibîzâde Ahmed Efendi'nin medfeni

İstanbul · Türkiye · 1133/1721'de vefat edince Üsküdar'da babası Kevâkibîzâde Şeyh Mehmed Efendi'nin yanına defnedildi. İlişkili kişi dosyası Kevâkibîzâde Ahmed Efendi : Kevâkibîzâde Ahmed Efendi (1673-74–1721), Behram Kethüdâ Medresesi'nin ilk müderrisi olarak başlayıp Süleymaniye medreselerine yükselen, ilim ve takvâsıyla anılan Osmanlı âlimidir.

20
Mekân

Hücre-i Saâdet

Medine · Suudi Arabistan · Hicretin 13. (634) yılında, Cemâziyelâhir ayının yedisinde hastalanıp on beş gün yattıktan sonra altmış üç yaşında vefat etti. Cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı ve Peygamber efendimizin kabrinin bulunduğu Hücre-i Saâdet'e defnedildi. Kaynak, Resûlullah'tan sonra onun türbesine defnolunmada da “ikincisi” olmasını yakınlığının delillerinden sayar.

21
Mekân

Ezher Camii ve medresesi

Kahire · Mısır · Kaynak, Lekānî'nin Mısır'daki Mâlikî ulemâsı arasında seçkin bir mevki kazandığını ve Ezher'de müderrislik yaptığını kaydeder; tahsil hayatına dair ayrıntı vermemekle birlikte telifleri ve bu görevi iyi bir öğrenim gördüğünün delili sayılır.

22
Mekân

Sâlise-i Behrâm Kethüdâ Medresesi — ilk müderrisliği

İstanbul · Türkiye · 1106/1694'te kurulan medresede ders okutan ilk müderris odur; kaynaklarda Behrâm Kethüdâ'nın üçüncü medresesi olarak geçer. İlişkili kişi dosyası Kevâkibîzâde Ahmed Efendi : Kevâkibîzâde Ahmed Efendi (1673-74–1721), Behram Kethüdâ Medresesi'nin ilk müderrisi olarak başlayıp Süleymaniye medreselerine yükselen, ilim ve takvâsıyla anılan Osmanlı âlimidir.

23
Mekân

Fâtih Camii

İstanbul · Türkiye · 1653 hac dönüşü Veli Efendi'nin ölümüyle vâizliğine getirildiği cami; Kadızâdelilerle sûfîler arasındaki kavga da burada çıkmış ve sürgününe yol açmıştır. İlişkili kişi dosyası Üstüvânî Mehmed Efendi : Üstüvânî Mehmed Efendi (1608-1661), Şam ve Kahire'de tahsil gören; Ayasofya, Sultan Ahmed ve Fatih camilerinde vaaz eden, 1656'da Kıbrıs'a sürülen etkili Osmanlı vâizidir.

24
Mekân

Bursa (Geyikli Baba)

Bursa · Türkiye · Orhan Gazi zamanında yaşamış Geyikli Baba'nın bölgesi; Vilâyetnâme , Geyikliler cemaatinin Hacım Sultan'ı ziyaret ettiğini kaydeder — kronoloji probleminin dayanaklarından biri. İlişkili kişi dosyası Hacım Sultan : Hacım Sultan, XIV. yüzyılda Germiyan sahasında yaşadığı anlaşılan; 1321 tarihli Susuz zâviyesi, konar göçer Türkmen çevresi ve erken Vilâyetnâmesi üzerinden tanınan, daha sonra Bektaşî geleneğin başlıca halife şahsiyetlerinden biri kabul edilen Kalenderî-Haydarî şeyhidir.

25
Mekân

Yahyâzâde Tekkesi ve Hazîresi

İstanbul · Türkiye · Eyüp’te tekke ve defin alanı Yahyâzâde Tekkesi, Sefîne-i Evliyâ’da Eyüp’teki hazîresiyle birlikte anılır. Şeyh Hacı Muhammed Efendi’nin 91 yıllık ömrün ardından Cemâziyelâhir 1135/Mart-Nisan 1723’te vefat ettiği ve tekke hazîresine defnedildiği kaydedilir. Kaynak sınırı Defin bağlantısı açıktır; buna karşılık tekkenin kesin parseli ve günümüzdeki yapı kalıntısı bu kayıtla belirlenememektedir. Bu nedenle kişi bağı kurulmuş, doğrulanmamış koordinat eklenmemiştir.

26
Makale

Sefîne-i Evliyâ Birinci Cilt Nasıl Okunmalı?

Tabakat, şahsî müşahede, şiir ve menkıbe katmanlarını ayırmak. Birinci cildin tamamı indekslenerek hazırlanmış editoryal rehber.

27
Makale

Baba Yûsuf Hakîkî: Dîvân, Nüsha ve Kimlik Ayrımı

İç delil Dîvândaki “Yûsuf-ı ibn-i Şeyh Hâmid” ibaresi müellifi Somuncu Baba’nın oğlu olarak tanımlar. Bu kayıt, Hakîkî mahlasını taşıyan başka şairlerle karışmayı önleyen en güçlü işaretlerden biridir. İki farklı yazma Sâdi Somuncuoğlu özel kütüphanesindeki kapsamlı nüsha Baba Yûsuf Hakîkî’nin Dîvânıdır. Konya Mevlânâ

28
Makale

Tâcü’t-Tevârîh’te Sûfîler ve Menkıbeler

Kroniğin kaynak dünyası Hoca Sâdeddin, erken Osmanlı tarihlerini, Şakāik geleneğini, Câmî ve Lâmiî gibi tasavvuf-tabakat kaynaklarını, sözlü haberleri ve resmî belgeleri birlikte kullanır. Her pasajın delil değeri aynı değildir. Sûfî biyografileri Akşemseddin, Emîr Sultan, Şeyh Vefâ, Sadreddin Konevî, Hacı Bektaş Velî

29
Makale

XVII. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Ağları

Bir yüzyılı nasıl okumalı? XVII. yüzyıl Anadolu tasavvufu yalnız pîrlerin hayatlarından ibaret değildir. İstanbul, Bursa, Konya, Kastamonu, Sivas, Diyarbakır ve başka merkezlerde tekke, medrese, saray, esnaf ve hac yolları birbirine temas eden fakat aynı yapıya dönüşmeyen ağlar kurdu. Yollar ve şubeler Halvetiyye'nin çok sayıdaki kolu, Celvetiyye, Bayramî-Me

30
Makale

Sadreddin Konevî'de Mârifet, Vücûd ve Yöntem

İlm-i ilâhînin konusu Konevî için metafiziğin konusu mutlak vücûddur. İsimler, sıfatlar, mümkünler ve âlem bu konunun nispet ve meseleleri olarak ele alınır; Hakk'ın hakikati sıradan bir tanımın konusu yapılamaz. Bilginin yolları Duyu, akıl, haber ve keşif birbirinin basit alternatifi değildir. Akıl ilişki ve delil kurar fakat kendi şartlarıyla sınırlıdır; k

31
Makale

Mollâ Kabız Yargılaması: İddia, Münazara ve Hüküm

Nev‘îzâde Atâyî'nin kaydı üzerinden Mollâ Kabız'ın görüşleri, ilk münazara, İbn Kemal ve Sa‘dî Efendi'nin katıldığı ikinci oturum ve 934/1527-28'deki hüküm birbirinden ayrılarak incelenir.

32
Makale

İstanbul'da Tasavvufî Hayatın Kurumları

Fetih öncesi Osmanlı mirasından Meşrutiyet yıllarına İstanbul'daki tekke-medrese-devlet ilişkilerini, semâ ve devran tartışmalarını, toplum hizmetlerini ve idarî denetimi birlikte okuyan ana dosya.

33
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

34
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

35
Eser

TASAVVUFUN MÂHİYETİ

Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa

36
Eser

Sayfalar 21–28

Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b

37
Eser

Sayfalar 26–33

Muzaffer Ozak Külliyatı · SEJ prati El Mukaddimü Celle Sanühu İstediğini ileri geçiren, öne alan. (YÂ MUKADDIMÜ ism-i celilini savaş alanında veya korkulacak bir yerde okuyanlara hiç bir zarar gelmez.) El M

38
Eser

Sayfalar 25–30

Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı

39
Eser

Sayfalar 25–32

Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl

40
Eser

Sayfalar 33–40

Muzaffer Ozak Külliyatı · Cenabı erham-er-râhimiyn, cümlemize tevfikini ihsan buyursun, âf ve magfiretiyle sâd eylesin ve bizleri necata erdirsin. Kötü ve çirkin huylarımızı Kur'an ahlâkına ve ahlâk-ı Ahmed

41
Eser

Sayfalar 37–43

Muzaffer Ozak Külliyatı · nur, herhangi bir kimseyi çağırır gibi Yâ Ahmed, Yâ Muhammed diye çağırırsanız bütün hayırlı amellerinizi iptal etmiş olursunuz. Siz, bunun farkına bile varamazsınız. Dikkat ediniz

42
Eser

Sayfalar 37–42

Muzaffer Ozak Külliyatı · birligine şehadet ederler, hakkı tesbih, tekbir ve tahmid eylerler. Sen de, hakkı birle! Hakkın varlıgına ve birligine şehadet et! Bu şehadetin aslâ boşa gitmez, hak da senin şehad

43
Eser

Sayfalar 44–51

Muzaffer Ozak Külliyatı · at eden kimse, Allahu azim-üş-şânın ve Resûl-ü zişânın sevdiklerini sevmekle mükelleftir. Allah ve Resûlünü seven, kıyamet gününe inanan kişi âhir zaman peygamberinin bütün yakınla

44
Eser

Sayfalar 41–48

Muzaffer Ozak Külliyatı · ETVAR-I-SEB'ADA OLAN ESMÂ-I-İLÂHİYYENİN RENKLERI Tevhidin nuru hava'i mavi Ism-i-celâlin nuru kırmızı İsm-i-Hû'nun nuru yeşil İsm-i-Hak'kın nuru beyaz Ism-i-Hay'yın nuru sarı İsm-i