Ara
Menü

Abdülahad Nûrî Sivâsî

Abdülahad Nûrî Sivâsî (1594/95-1651), Abdülmecid Sivâsî’nin ilmî ve tasavvufî terbiyesinde yetişen; Midilli’den İstanbul’a uzanan irşadı, Mehmed Ağa Tekkesi, selâtin camilerindeki vaazları, Kadızâdelilere karşı kaleme aldığı risaleleri ve Dîvân-ı İlâhiyyât’ıyla Sivâsiyye’nin Nûriyye koluna adını veren mutasavvıf, vâiz ve şairdir.

Doğum
1595
Vefat
1651
Unvan
Sivâsiyye-Nûriyye pîri, vâiz, şair ve mutasavvıf

Sivâsî ailesi ve doğumu

Abdülahad Nûrî Sivâsî, 1003/1594-95 yılında Sivas’ta doğdu. Babası kadılık yapan Muslihuddin Mustafa Safâyî, annesi Safâ Hatun’dur. Ailesi, Halvetiyye’nin Şemsiyye-Sivâsiyye çevresini meydana getiren geniş bir ilim ve irşad hanedanına mensuptu. Şemseddin Sivâsî babasının amcası; Abdülmecid Sivâsî ise dayısıydı. Bu akrabalık yalnız bir nesep bilgisi değildir: Abdülahad Nûrî’nin ilmî ve tasavvufî şahsiyeti, aynı aile içinde medrese tahsili, vaaz, eser telifi ve tekke terbiyesinin birlikte yürüdüğü bir çevrede teşekkül etti.

Çocukluğunda Kur’an, sarf ve nahiv dersleri aldı. Babasının vefatından sonra annesi ve kardeşleriyle birlikte, III. Mehmed’in daveti üzerine İstanbul’a gelen dayısı Abdülmecid Sivâsî’nin yanına yerleşti. İstanbul’da devrin âlimlerinden zâhirî ilimleri okurken tasavvuf terbiyesini doğrudan Abdülmecid Sivâsî’den aldı. Kaynakların “üç yaşında Şemseddin Sivâsî’nin nazarına mazhar olduğu” şeklindeki kaydı, aile geleneğinin menkıbevî hafıza katmanıdır.

İlim tahsili, kırk erbain ve hilâfet

Yirmili yaşlarına varmadan telife başladığı, Arapça ve Türkçe eserler kaleme aldığı bildirilir. Sefîne, onun aralıksız kırk erbain çıkardığını aktarır. Bir erbain kırk günlük yoğun halvet ve riyâzet devresidir; kırk erbain hesabı 1600 güne ulaşır. Bu sıra dışı kayıt, onun Sivâsiyye içindeki ağır mücâhede ve inziva terbiyesinin hafızadaki karşılığıdır. Abdülmecid Sivâsî’den hilâfet aldıktan sonra vaaz ve irşad göreviyle Midilli’ye gönderildi.

Midilli’de deniz ümerasından Bâlîzâde Hasan Bey’in yaptırdığı cami ve zâviyede hizmet etti. Bu dönem, onun İstanbul’daki aile ve tekke çevresinden bağımsız olarak ilk irşad tecrübesidir. Daha sonra İstanbul’daki Mehmed Ağa Tekkesi’nin meşihatı boşalınca Şeyhülislâm Hocazâde Esad Efendi’nin düzenlemesiyle 1030/1621’de İstanbul’a çağrıldı.

Mehmed Ağa Tekkesi ve Nûriyye kolu

Abdülahad Nûrî, Eyüp Nişancası civarındaki Mehmed Ağa Tekkesi’nde yaklaşık otuz yıl irşad hizmeti yürüttü. 1033/1624’te mürşidi ve dayısı Abdülmecid Sivâsî’nin kızıyla evlenerek aynı zamanda ona damat oldu. Bu tekke, yalnız zikir yapılan bir yapı değil; vaaz, hadis, tefsir, rüya tabiri, halife yetiştirme ve eser telifinin bir arada sürdüğü şehirli bir eğitim merkeziydi.

Halvetiyye’nin Şemsiyye-Sivâsiyye hattı onunla birlikte İstanbul’da yeni bir kurumsal genişlik kazandı. Kaynaklarda bu irşad çevresi Nûriyye diye anılır. Nûriyye’yi bütün Sivâsiyye’den kopuk yeni bir tarikat gibi değil, Abdülahad Nûrî’nin şahsiyeti, halifeleri ve Mehmed Ağa Tekkesi etrafında belirginleşen Sivâsî kolu olarak okumak gerekir.

Selâtin camilerinde vaaz ve şehir hayatı

Abdülahad Nûrî’nin etkisi tekke duvarlarıyla sınırlı kalmadı. Sultan Ahmed Camii’nin açılışında bulundu; açılış merasiminde Aziz Mahmud Hüdâyî hutbe okurken, Abdülahad Nûrî nasihat etti ve İsmail Rûmî Kadirî zikrini yürüttü. 1045/1635’ten itibaren Fatih, Bayezid ve Ayasofya başta olmak üzere selâtin camilerinin kürsülerinde vaaz verdi. Kaynaklar onun Beyzâvî tefsirini takip ederek düzenli tefsir dersleri yaptığını bildirir.

Bu görevler onu XVII. yüzyıl İstanbul’unda tekke, cami, medrese ve saray çevrelerinin kesiştiği bir konuma yerleştirdi. Vaazları geniş kitlelere ulaştı; fakat bu görünürlük aynı zamanda devran, cehrî zikir, semâ, türbe ziyareti ve sûfîlerin bazı inanç ve uygulamalarını hedef alan Kadızâdeli eleştirilerinin yoğunlaştığı döneme rastladı.

Kadızâdeliler tartışması ve Sünnî tasavvuf müdafaası

Abdülahad Nûrî’nin eserlerinin önemli bir bölümü, çağındaki dinî tartışmalara ilmî cevap vermek için yazıldı. Devranın cevazı, zikrin fazileti, vefat edenlere amellerin sevabının bağışlanması, tayy-i mekân, velîlerin tasarrufu ve Hz. Peygamber’in ebeveyninin iman üzere bulunması gibi meseleleri âyet, hadis, fıkıh, kelâm ve tasavvuf kaynaklarıyla ele aldı. Onun tavrı, tasavvufî uygulamayı şeriatın dışında değil Sünnî ilim geleneği içinde savunmaktı.

Risâle fî hakkı devrâni’s-sûfiyye, semâ ve devran tartışmasına; Te’dîbü’l-mütemerridîn Hz. Peygamber’in anne ve babasına ilişkin tartışmaya; Huccetü’l-vidâd ve hiccetü’l-fuâd ise ilâhî sevgiye ayrılmıştır. Sonuncusu 1033/1624’te Arapça yazılmış, mukaddime ve üç bölüm halinde Allah’ın kula ve kulun Allah’a sevgisini tefsir, hadis ve sûfî şiiri üzerinden incelemiştir.

Tasavvuf anlayışı

Öğretisinin merkezinde sünnete bağlılık, zikir, muhabbet, tevhid, insanın nefsini arındırması ve mürşid terbiyesi vardır. Mir’âtü’l-vücûd ve mirkātü’ş-şühûd ile Risâle fî beyâni merâtibi ma‘rifeti’r-Rahmân gibi eserlerinde varlık, müşâhede ve mârifet mertebelerini açıklar. Risâle-i hazarât-ı hams, varlığın ve tecellinin beş mertebesini ele alır; eserin Abdülganî en-Nablusî tarafından şerh edilmesi, metnin İstanbul dışındaki tasavvuf çevrelerinde de okunduğunu gösterir.

Onun zühd anlayışı toplumsal hayattan kaçış değildi. Vaaz, infak, müridlerin rüyalarını dinleme, cami dersleri ve tekke hizmeti günlük düzeninin parçalarıydı. Hamzavî çevrelere sert biçimde karşı çıkan Abdülmecid Sivâsî’den farklı olarak Oğlanlar Şeyhi İbrahim Efendi’yi himaye etmesi, ihtilaflı sûfî çevrelere karşı daha koruyucu bir tavır alabildiğini gösterir.

Günlük irşad ve ibadet düzeni

Sefîne’nin aktardığı ayrıntılı programa göre gecenin bir bölümünü uykuyla geçirir, teheccüd ve tesbih namazlarını kılar, dervişleriyle zikir ve zaman zaman sabaha kadar devran ederdi. Sabah evradından sonra işrak ve duha namazlarını kılar; müridlerin rüyalarını dinler, yorumlar ve gelen ziyaretçilerle görüşürdü. Öğleden sonra mütalaa, murakabe ve tefekküre vakit ayırırdı.

Vaaza giderken yanındaki dervişlere yoksullara dağıtılmak üzere para taşıtır, yol boyunca karşılaştığı ihtiyaç sahiplerine yardım ettirirdi. Bazı rivayetlerde cübbe ve hırkasını dahi vererek tekkeye döndüğü anlatılır. Bu kayıtlar, ibadet ve irşadın yanında infakı onun şehir içindeki hizmet anlayışının temel unsurlarından biri olarak gösterir.

Eserleri

Kaynaklar ona otuzdan fazla eser nispet eder. Yazma nüsha ve akademik çalışmalarla belirginleşen başlıca eserleri şunlardır:

  • Dîvân-ı İlâhiyyât veya Risâle-i İlâhiyyât
  • Huccetü’l-vidâd ve hiccetü’l-fuâd
  • Mir’âtü’l-vücûd ve mirkātü’ş-şühûd
  • Risâle-i hazarât-ı hams
  • Risâle fî hakkı devrâni’s-sûfiyye
  • Te’dîbü’l-mütemerridîn
  • Risâle fî beyâni merâtibi ma‘rifeti’r-Rahmân
  • Hikmetü’t-teâruz fî sûreti’t-tenâkuz
  • Silsilenâme ve muhtelif akaid, zikir, velâyet ve âhiret risaleleri.

Eser listesindeki ad farklılıkları, aynı risalenin farklı kütüphane kataloglarında değişik başlıklarla kaydedilmesinden kaynaklanabilir. Bu nedenle sayı vermekten çok nüshası ve konusu doğrulanan metinler esas alınmalıdır.

Şairliği ve Dîvân-ı İlâhiyyât

Şiirlerinde Nûrî mahlasını kullandı. Dîvân’ı kaside, gazel, murabba, muhammes, müseddes, terciibent, kıta ve koşma gibi farklı nazım şekillerini bir araya getirir. Yunus Emre çizgisini hatırlatan açık Türkçe ile klasik şiirin kelime ve mazmunlarını birlikte kullanır. Şiirin amacı yalnız estetik değil; tevhid, muhabbet, zikir ve sülûk öğretisini mecliste okunabilir, bestelenebilir ve hatırlanabilir bir dile dönüştürmektir.

Semâdan sırr-ı tevhîdi duyan gelsin bu meydana
Derûn içre bugün Allah diyen gelsin bu meydana

Bu ilâhînin söylendiği yer konusunda kaynaklar farklı anlatılar verir: Sultan Ahmed Camii rivayeti yanında Ayasofya kürsüsü ve Aziz Mahmud Hüdâyî’nin vefatından sonraki tarih de zikredilir. Şiir kesin bir tarihî sahnenin delili olarak değil, Nûrî’nin vaaz ve tevhid meclisi dilinin güçlü örneği olarak sunulur.

Halifeleri ve irşad ağı

Abdülahad Nûrî çok sayıda halife yetiştirdi. Bülbülcüzâde Abdülkerim Fethî Efendi, Nazmî Mehmed Efendi, Esircizâde Şeyh Hüseyin Efendi, Ümmî Sinânzâde Ced Hasan Efendi, Nefesanbârî Osman Efendi ve Çağalı Hamza bu çevrede öne çıkan isimlerdendir. Halifeleri İstanbul’daki cami ve tekkelerin yanı sıra Anadolu ve Rumeli’ye uzanan bir irşad ağı meydana getirdi. Oğlu Şeyh Mustafa Efendi de Mehmed Ağa Zâviyesi postunu sürdürdü.

Bu isimlerin her biri aynı ölçüde doğrudan halife değildir; bazı kaynaklarda sohbet, hilâfet ve kurumsal post ilişkileri birbirine karışır. Bu yüzden sitedeki kişi ağı yalnız açıkça doğrulanan mürşid-talebe bağlarını gösterecek, daha gevşek çevre ilişkileri ayrı notlarla sunulacaktır.

Vefatı, cenazesi ve türbesi

1061 yılı Safer ayının ilk cuma günü, 4 Ocak 1651’de ikindi vaktinde İstanbul’da vefat etti. Kaynaklar, cenazesine dervişler, âlimler ve devlet ricâlinden çok kalabalık bir topluluğun katıldığını; namazının Sultan Ahmed Camii şeyhi Aziz Mahmud Hüdâyîzâde Abdülbâkī Efendi tarafından kıldırıldığını aktarır. Mehmed Ağa Tekkesi’ndeki özel bölümüne defnedildi; daha sonra kabri üzerine türbe yapıldı.

Vefatından sonra hakkında çok sayıda mersiye ve tarih manzumesi söylendi. Türbesi, çilehanesi, tekke âyini ve halifeleri İstanbul’un Sivâsî-Nûrî hafızasını uzun süre canlı tuttu. Bu kurumsal miras, Abdülahad Nûrî’yi yalnız XVII. yüzyılın meşhur bir vâizi değil, İstanbul Halvetîliğinin sonraki yüzyıllarını etkileyen merkez şahsiyetlerden biri yapar.

Kaynakları okuma ilkesi

Doğum, görev, eser ve vefat bilgileri çağdaş araştırmalarla ve tabakat kaynaklarıyla karşılaştırılmıştır. Kırk erbain, kandillerin yanması, kerametler ve defin sırasında görülen olağanüstü haller ise gelenek içi hafıza olarak menkıbe katmanında değerlendirilir. Böylece tarihî şahsiyet, müellif kimliği ve menkıbevî hatıra birbirine karıştırılmadan birlikte okunabilir.

COĞRAFÎ HAFIZA2 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi2 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç15 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Menkıbeler

İlk 4 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Oğlan Şeyh’i koruması ve rüyadaki emir

Abdülehad en-Nûrî’nin Hamzavî çevreden Oğlan Şeyh İbrâhim Efendi’yi koruması ve ona nispet edilen rüya manzumesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Sefîne’nin nakline göre Abdülmecid Sivâsî Hamzavî çevrelere karşı sert bir tavır alırken, Abdülehad en-Nûrî Aksaray’daki dergâhında bulunan ve “Oğlan Şeyh” diye tanınan İbrâhim Efendi’yi himaye etti. Bu koruma, iki farklı tasavvuf çevresi arasındaki gerilimin ortasında bir şeyhin başka bir sûfîyi gözetmesi şeklinde hatırlandı.

Rivayetin devamında İbrâhim Efendi’nin bir gece rüyasında Hz. Peygamber’i gördüğü anlatılır. Rüyada kendisine, devrin kutbu saydığı Abdülehad en-Nûrî’den hilâfet istemesi bildirilir. İbrâhim Efendi bu tecrübeyi nazma dökerek şeyhe sundu; şiirde gönül tahtında Hz. Peygamber’i gördüğünü, ondan Abdülehad en-Nûrî’ye yönelme emri aldığını ifade etti.

Manzumenin Abdülehad en-Nûrî’nin türbesinde levha halinde bulunduğunu Hüseyin Vassâf kaydeder. Bu anlatı, tarihî koruma ilişkisini rüya ve şiir diliyle açıklayan tekke hafızasıdır; rüyanın kendisi biyografik belgeyle aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Rumelihisarı kıyısındaki altın anlatısı

Nazmî Efendi’nin nakline göre Abdülahad Nûrî Sivâsî’nin Rumelihisarı kıyısında bir dervişe verdiği toprağın altına dönüşmesi ve Külhânî Ali Dede’nin bu hatırayı ömrü boyunca saklaması anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Uşşâkīzâde İbrâhim Hasîb’in, Şeyh Mehmed Nazmî Efendi’nin Hediyyetü’l-ihvân adlı eserinden naklettiğine göre Abdülahad Nûrî Sivâsî, 1060 (1650) yılında seyahat hâlindeyken Rumelihisarı’nda bir yalıya inmiş ve birkaç gün orada kalmıştır.

Bu sırada halifelerinden Nazmî Efendi’ye, “Bir seccade al; sizinle namazgâha varalım. Geçip giden gemilere ibret nazarıyla bakalım, vecd ve hâl kazanalım” buyurmuştur. Nazmî Efendi emri yerine getirmiş; birkaç dervişle birlikte kıyıya çıkmışlardır. Abdülahad Nûrî seccadeye oturmuş, ilâhî mârifetlerden söz ederken yanlarına bir derviş gelerek ihsan istemiştir.

Şeyhin yanında para bulunmadığından, dervişe bir şey vermelerini yanındaki ihvana söylemiştir. Fakat derviş, “Azizim, Allah dostlarının toprağı altına çevirdiğini söylerler; ben ihsanı sizden isterim” demiştir. Bunun üzerine Abdülahad Nûrî “Bismillâhirrahmânirrahîm” diyerek yerden bir avuç toprak alıp dervişin avucuna dökmüş; anlatıya göre toprak birkaç adet basılmış hâlis altına dönüşmüştür.

Altınlardan biri yere düşünce, o sırada orada bulunan Kādiriyye mensubu Külhânî Ali Dede onu alıp koynuna koymuştur. Nazmî Efendi, Ali Dede’nin vefatına kadar kendilerini ziyaret ettiğini ve her gelişinde bu altının hikâyesini ona sorduğunu kaydeder. Ali Dede de, “Azizin yâdigârıdır; canım gibi saklarım. Zenginliğime sebep olmuştur” diyerek şükredermiş.

Nazmî Efendi, anlatının ardından Abdülahad Nûrî’nin Mir’âtü’l-vücûd ve Mirkātü’ş-şühûd adlı eserinin beşinci bölümündeki bir ifadeyi de nakleder: Yüce Allah’ın 1028 yılında kendilerine bu nimeti müşahede ettirdiğini; misal âleminde ateşin, havanın, denizlerin ve dağların itaatiyle karşılaştıklarını bildirir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Uşşâkīzâde İbrâhim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 820-821; naklen Mehmed Nazmî Efendi, Hediyyetü’l-ihvân.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Vaazda verilen meydan nutku

Tevhid sırrını duyanları meydana çağıran ilâhînin vaaz sırasında irticalen söylendiği aktarılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Abdülahad Nûrî’nin vaaz esnasında şu ilâhîyi söylediği nakledilir:

Semâdan sırr-ı tevhîdi duyan gelsin bu meydana
Derûn içre bugün Allah diyen gelsin bu meydana

Duyanlar sırr-ı Settâr’ı, görenler nûr-ı Gaffâr’ı
Cihanda şîşe-i ârı kıran gelsin bu meydana

Salâdır ehl-i irfâna, getirsin dîni meydana
Fedâ kılmağa ol cânı duyan gelsin bu meydana

Gönül maksûdunu buldu, cihan envâr ile doldu
Bugün Nûrî imam oldu, uyan gelsin bu meydana

Rivayetin mekânı için Sultan Ahmed Camii ve Ayasofya kürsüsü şeklinde iki aktarım vardır. Vassâf ikinci ihtimali öne çıkarır. Bu yüzden anlatı, kesin tarih ve mekân iddiası yerine gelenek içindeki kutbiyet ve tevhid hafızası olarak sunulur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. 3, s. 485-494.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kendisine meydan okuyan kişiye verdiği cevap

Süleymaniye vaazında kendisine meydan okuyan bir tezkire karşısında beddua etmeyip nefsin arzusuna uymama ve son nefeste iman için dua ettiği anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Sefîne’nin nakline göre Süleymaniye Camii’ndeki bir vaazın sonunda cemaatten biri, “Eğer sen kutup isen şimdi beni helâk eyle” yazılı bir kâğıt uzattı. Abdülahad Nûrî, taassubun insanı bu noktaya getirmesine üzüldü ve velîlerin nefislerinin istediğini yapan kişiler olmadığını söyledi. Evliyayı, kabzası yerde ve ağzı göğe uzanan bir kılıca benzeterek insanın kendisini ona vurmasının sorumluluğunu kılıca yükleyemeyeceğini anlattı.

Tezkireyi yazan kişi pişmanlıkla huzuruna getirildiğinde Abdülahad Nûrî onun için “Hak Teâlâ iman-ı müncî ile sonunu tamamlasın” diye dua etti. Rivayet, keramet iddiasından çok, hakaret karşısında nefsî intikamı reddetme ve muhatabın iman selâmetini isteme öğretisini taşır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. 3, s. 485-494.

Eserleri ve metinleri

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve yazma mirası

Abdülehad Nûrî’ye nispet edilen otuza yakın eser zikir, vaaz, vahdet-i vücûd, devrân ve semâ gibi konulara uzanır.

Metni gösterMetni daralt

Başlıca eserleri arasında Riyâzü’l-ezkâr, Mev‘izatü’l-hasene, Mir’âtü’l-vücûd ve mirkātü’ş-şühûd fi’l-merâtibi’l-külliyye ve’l-hazarât, Risâle fî cevâzi devrâni’s-sûfiyye, Risâletü’s-semâiyyeti’n-Nûriyye ve Reddü âsâri’l-mütemerridîn bulunur. Mürettep divanının İstanbul kütüphanelerinde birden fazla nüshası vardır. Eser adları yazma kataloglarındaki nispetleriyle ayrıca denetlenmelidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.
TARİHÎ KAYIT

Nûrî mahlası ve iki eser adı

Uşşâkīzâde onun şiir yazdığını ve iki tasavvuf eserini anar.

Metni gösterMetni daralt

Abdülahad Nûrî, Nûrî mahlasıyla şiirler kaleme aldı. Kaynakta Mir’âtü’l-vücûd ve Mirkātü’ş-şühûd eser adları geçer.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Uşşâkīzâde İbrahim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 819-826; Cemâleddin Hulvî için TDV İslâm Ansiklopedisi, ‘Hulvî, Cemâleddin’.
TARİHÎ KAYIT

Kadızâdeliler tartışmasına cevap veren risaleler

Devran, zikir, velâyet, sevap bağışlama ve ebeveyn-i Resûl meselelerini Sünnî ilim geleneği içinde savunan eserler.

Metni gösterMetni daralt

Te’dîbü’l-mütemerridîn, Risâle fî hakkı devrâni’s-sûfiyye ve ilgili risaleler polemik metni olmanın ötesinde XVII. yüzyıl Osmanlı tasavvufunun hadis, fıkıh ve kelâmla kurduğu ilişkiyi belgeler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbrahim Baz, Abdülehad Nûrî-i Sivâsî: Hayatı, Eserleri, Görüşleri, 2007; Necdet Yılmaz, ‘XVII. Asırda Bir Âlim ve Şair Sûfî: Abdülehad Nûrî-i Sivâsî’, 2005; Ali Benli, ‘Huccetü’l-Vidâd ve Hiccetü’l-Fu’âd’, 2021.
TARİHÎ KAYIT

Huccetü’l-vidâd: ilâhî sevginin delilleri

1033/1624’te yazılan Arapça risale, Allah’ın kula ve kulun Allah’a sevgisini âyet, hadis ve sûfî şiiriyle açıklar.

Metni gösterMetni daralt

Kısa mukaddime ve üç bölümden oluşan eser, ilâhî muhabbetin yalnız duygu değil bilgi, irade, rıza ve kullukla ilişkili bir hakikat olduğunu savunur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbrahim Baz, Abdülehad Nûrî-i Sivâsî: Hayatı, Eserleri, Görüşleri, 2007; Necdet Yılmaz, ‘XVII. Asırda Bir Âlim ve Şair Sûfî: Abdülehad Nûrî-i Sivâsî’, 2005; Ali Benli, ‘Huccetü’l-Vidâd ve Hiccetü’l-Fu’âd’, 2021.
TARİHÎ KAYIT

Dîvân-ı İlâhiyyât ve meclis dili

Nûrî mahlasıyla yazılan şiirler tevhid, muhabbet ve sülûk öğretisini farklı nazım şekillerinde taşır.

Metni gösterMetni daralt

Dîvân, klasik şiir diliyle Yunusça söyleyişi bir araya getirir. Çok sayıdaki yazma nüsha, ilâhilerin tekke ve mûsiki çevrelerinde geniş dolaşıma girdiğini gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbrahim Baz, Abdülehad Nûrî-i Sivâsî: Hayatı, Eserleri, Görüşleri, 2007; Necdet Yılmaz, ‘XVII. Asırda Bir Âlim ve Şair Sûfî: Abdülehad Nûrî-i Sivâsî’, 2005; Ali Benli, ‘Huccetü’l-Vidâd ve Hiccetü’l-Fu’âd’, 2021.

Öğütleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Vaaz, hizmet ve infak anlayışı

Abdülehad Nûrî’nin irşadında yoğun zikir ve riyâzet, halka hizmet ve fakirin gözetilmesiyle birlikte yürür.

Metni gösterMetni daralt

Kaynakların anlattığı günlük hayatında vaaz, zikir, talebe terbiyesi ve ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesi birbirinden ayrılmaz. Riyâzeti yalnız ferdî bir çile saymaz; ilmin, sohbetin, infakın ve toplumsal sorumluluğun ahlâka dönüşmesini ister. Büyük camilerdeki vaaz hizmeti de bu anlayışın halka açık yüzüdür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.
TARİHÎ KAYIT

Affetme ve velâyet anlayışı

Kendisine meydan okuyan kişiye karşı ceza değil affı öne çıkaran sözü aktarılır.

Metni gösterMetni daralt

Uşşâkīzâde’nin naklettiği vaazda Abdülahad Nûrî, velâyetin gücünü insanlara zarar vermekte değil, eziyet karşısında affetmekte görür. Bu söz, menkıbenin olağanüstü unsurundan bağımsız olarak onun irşad dilini gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Uşşâkīzâde İbrahim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 819-826; Cemâleddin Hulvî için TDV İslâm Ansiklopedisi, ‘Hulvî, Cemâleddin’.

Kavram dünyası

İlk 3 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Sivâsiyye silsilesinin Şirvânî'ye uzanan hattı

Halvetiyye'nin Şemsiyye kolundan doğan Sivâsiyye şubesinin kurucusu olarak silsilesi Abdülmecid Sivâsî ve Şemseddin Sivâsî vasıtasıyla Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'ye ulaşır.

Metni gösterMetni daralt

Tarikat kolları şecerelerinde Sivâsiyye, "Halvetiyye'den Şemsiyye'nin kolu" olarak Abdülahad Nûrî'ye (ö. 1061/1651) nispet edilir. Silsilesi Abdülmecid Sivâsî ve Şemseddin Sivâsî vasıtasıyla Halvetîliğin ikinci pîri Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'ye ulaşır.

Bu hattın Yahyâ-yı Şirvânî'ye uzanan halkaları arasında Mevlânâ Yûsuf Mahdûm, Muhammed Rukıyye, Şahkubâd-ı Şirvânî ve Abdülmecid Şirvânî de sayılır. Halkanın son ve en geniş anlatılan ismi, kendisinden sonra yazılan menâkıb kitaplarında Abdülahad Nûrî olmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hakkında yazılan menâkıb: Hediyyetü'l-ihvân

Halifesi Mehmed Nazmî Efendi'nin mensur tek eseri, silsiledeki yedi şeyhin hayatını anlatır; ilk dördü muhtasar geçilirken özellikle Abdülahad Nûrî geniş biçimde ele alınır.

Metni gösterMetni daralt

Halifelerinden Mehmed Nazmî Efendi'nin mensur tek eseri olan Hediyyetü'l-ihvân, Halvetiyye'nin Şemsî-Sivâsî kolunun Yahyâ-yı Şirvânî'ye ulaşan silsilesinde yer alan yedi şeyhin hayatını, görüşlerini ve menkıbelerini anlatır. Eser "hediyye" adı verilen yedi bölüme, her bölüm de fasıl ve vasıllara ayrılmaktadır.

Eserde ilk dört şeyh muhtasar biçimde, diğerleri ve özellikle Abdülahad Nûrî geniş olarak anlatılmıştır. Böylece kendisi, kolun tarihini yazan bu erken kaynağın merkezî şahsiyeti hâline gelmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Vefatından sonra halifelerinin postları

Halifelerinden Kutup Hüseyin Efendi Yedikule civarındaki Hacı Evhad Dergâhı'nda postnişindi; onun 1105'te (1693) vefatıyla dergâh bir müddet Halvetî-Ramazâniyye'ye intikal etti.

Metni gösterMetni daralt

Halifelerinden Halvetî-Sivâsî Kutup Hüseyin Efendi (ö. 1105/1693), Yedikule civarındaki Hacı Evhad (Hacı Evhadüddin) Dergâhı'nın postnişiniydi. Onun vefatının ardından yerine Halvetî-Ramazâniyye yolunda erkân icra eden ve Köstendil müftülüğü de yapmış olan Köstendilli Ali Alâaddin Efendi geçmiştir.

Böylece dergâh, Halvetî-Sivâsiyye'den sonra bir müddet Halvetî-Ramazâniyye'ye intikal etmiştir. Bu, Abdülahad Nûrî'nin halifeleri eliyle tuttuğu postların sonraki nesillerde başka Halvetî kollarına geçişine dair somut bir örnektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

GELEN BAĞLANTIBolbolcızâde Şeyh Abdülkerim Fethî EfendiSeyrüsülûkünü Abdülehad Nûrî-i Sivâsî yanında tamamlayıp irşad hilâfeti aldı.ETKİ KAYNAĞIŞemseddin Ahmed SivâsîKol listelerinde Sivâsiyye, Şemsiyye'nin şubesi olarak Abdülahad Nûri Sivâsî'ye (ö. 1061/1651) nisbet edilir.TALEBESİ / HALİFESİHacı Evhad Şeyhi Seyyid Hüseyin EfendiAbdülahad Nûrî → Hacı Evhad Şeyhi Seyyid Hüseyin: intisap ve Halvetî-Sivâsî terbiyesi bağı.TALEBESİ / HALİFESİEsircizâde Şeyh Hüseyin EfendiAbdülahad Nûrî → Esircizâde Hüseyin: biat, etvâr-ı seb‘a terbiyesi ve hilâfet bağı.TALEBESİ / HALİFESİBolbolcızâde Şeyh Abdülkerim Fethî EfendiAbdülahad Nûrî → Bolbolcızâde Abdülkerim: inâbet, tarikat terbiyesi ve hilâfet bağı.DEVAM EDEN BAĞLANTISimkeşzâde Feyzî Hasan EfendiFeyzî Hasan Efendi on sekiz yaşında Abdülahad Nûrî'ye intisap etti; hizmetinde bulundu ve Halvetiyye icazeti aldı.TALEBESİ / HALİFESİAbdülahad Nûrîzâde Şeyh Mustafa EfendiAbdülahad Nûrî → oğlu Mustafa Efendi: tekke terbiyesi ve Sivâsî-Nûrî sülûküAİLE / NESEPAbdülahad Nûrîzâde Şeyh Mustafa EfendiAbdülahad Nûrî → oğlu Abdülahad Nûrîzâde Şeyh Mustafa EfendiSONRAKİ POSTAbdülahad Nûrîzâde Şeyh Mustafa EfendiAbdülahad Nûrî’nin 1651’deki vefatından sonra Mehmed Ağa Zâviyesi postu oğlu Mustafa Efendi’ye geçti.TALEBESİ / HALİFESİÜmmî Sinânzâde Şeyh Hasan EfendiÜmmî Sinanzâde Hasan Efendi, önceki terbiyelerinin ardından Abdülahad Nûrî yanında sülûkünü tamamladı.TALEBESİ / HALİFESİÇağalı Şeyh Hamza EfendiÇağalı Hamza Efendi 1045/1635-1636’da Abdülehad Nûrî’ye intisap ederek Halvetî-Sivâsî âdâbını ve seyrüsülûkünü onun yanında tamamladı.TALEBESİ / HALİFESİHacı Evhad Şeyhi Seyyid Hüseyin EfendiHalifelerinden Halvetî-Sivâsî şeyhi (ö. 1105/1693); Yedikule civarındaki Hacı Evhad Dergâhı'nda postnişindi.TALEBESİ / HALİFESİAbdülmecid SivâsîHem amcası hem şeyhi: kaynaklarda "Abdülmecid Sivâsî'nin yeğeni ve halifesi" diye anılır. Silsilesi de onun üzerinden Şemseddin Sivâsî'ye ve oradan Yahyâ-yı Şirvânî'ye ulaşır.SONRAKİ HALKAŞemseddin Ahmed SivâsîHalvetiyye'nin Şemsiyye kolunun kurucusu (ö. 1006/1597). Abdülahad Nûrî'ye nispet edilen Sivâsiyye, bu kolun bir şubesidir; silsile Abdülmecid Sivâsî üzerinden ona bağlanır.TALEBESİ / HALİFESİNazmî Mehmed EfendiYenikapı Mevlevîhânesi'ne devam ederken Şeyhzâde Mehmed'in tavsiyesiyle 1057'de (1647) kendisine intisap etti. Dört yıl sonra şeyhi vefat edince Abdülmecid Sivâsî'nin ruhaniyetine tâbi olarak seyrüsülûkünü tamamladı ve şeyhinin menâkıbını Hediyyetü'l-ihvân'da yazdı.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3
  2. [2]Uşşâkīzâde İbrahim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 819-826; Cemâleddin Hulvî için TDV İslâm Ansiklopedisi, ‘Hulvî, Cemâleddin’
  3. [3]Uşşâkīzâde İbrâhim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 820-821; naklen Mehmed Nazmî Efendi, Hediyyetü’l-ihvân
  4. [4]İbrahim Baz, Abdülehad Nûrî-i Sivâsî: Hayatı, Eserleri, Görüşleri, 2007; Necdet Yılmaz, ‘XVII. Asırda Bir Âlim ve Şair Sûfî: Abdülehad Nûrî-i Sivâsî’, 2005; Ali Benli, ‘Huccetü’l-Vidâd ve Hiccetü’l-Fu’âd’, 2021
  5. [5]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. 3, s. 485-494
  6. [6]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ; Uşşâkîzâde İbrâhim Hasîb, Zeyl-i Şakāik
  7. [7]Uşşâkîzâde İbrâhim Hasîb, Zeyl-i Şakā’ik, s. 1002-1003; Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 3, s. 1988-1990
  8. [8]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 2, s. 1861-1867
  9. [9]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 2, s. 1874; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. 3, Abdülahad Nûrî ve Sivâsiyye bölümü; İbrahim Baz, Abdülehad Nûrî-i Sivâsî: Hayatı, Eserleri, Görüşleri, 2007
  10. [10]Uşşâkīzâde İbrahim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 846-851
  11. [11]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 3, s. 2737-2745; Cemaleddin Server Revnakoğlu, “Keskin Dede”, İstanbul Ansiklopedisi Arşivi, K22A034
  12. [12]Uşşâkîzâde; Şeyhî; Osmanlı Müellifleri
  13. [13]Sefîne-i Evliyâ
Ortak kaynak kataloğunu aç →