Fetih öncesi Osmanlı mirasından Meşrutiyet yıllarına İstanbul'daki tekke-medrese-devlet ilişkilerini, semâ ve devran tartışmalarını, toplum hizmetlerini ve idarî denetimi birlikte okuyan ana dosya.
Fetihle başlamayan bir tarih
İstanbul'daki tasavvufî hayat 1453'te boş bir zeminde kurulmadı. Anadolu ve Rumeli'de zâviye, medrese, vakıf ve fetih çevrelerinde oluşan Osmanlı tecrübesi şehre taşındı. Akşemseddin, Akbıyık Sultan ve başka şeyhlerin fetih ordusuyla birlikte anılması, tasavvuf ehlinin yalnız şehir içi ibadet topluluğu değil iskân, dayanışma ve sefer hafızasının da parçası olduğunu gösterir.
Tekke ile medrese arasında
Molla Fenârî, Dâvûd-ı Kayserî, Şeyh Vefâ ve Sinan Paşa gibi isimler zâhirî ilimlerle tasavvufî terbiyeyi aynı şahsiyette birleştiren “mutasavvıf âlim” tipini temsil eder. Bu yakınlık sürekli uzlaşma anlamına gelmez. İbnü'l-Arabî'nin görüşleri, besmelenin açıktan okunması, semâ ve devran gibi meseleler farklı dönemlerde yoğun tartışmalara yol açtı.
Semâ ve devran tartışmaları
Şeyh Vefâ ile Molla Gürânî arasında aktarılan tartışmadan Sünbül Sinan'ın devran müdafaasına, Kemalpaşazâde ve Ebussuûd Efendi'nin fetvalarından Kadızâdeliler hareketine kadar mesele yalnız hareketli zikrin şekli değildi. Şeriatın yorumu, kamusal düzen, ulemâ otoritesi ve tekke pratiği aynı tartışmada buluşuyordu. Kaynak, bütün ulemâyı veya bütün sûfîleri tek görüşte göstermenin tarihî tabloyu bozacağını açıkça ortaya koyar.
Devlet, himaye ve sınır
Padişahlar, hânedan mensupları, sadrazamlar ve saray görevlileri tekke kurdu, vakıf tahsis etti, şeyhlerle görüştü ve bazı merasimlere katıldı. Buna karşılık devlet siyasî düzeni tehdit ettiğini düşündüğü çevrelere müdahale etti; Hurûfîler, Bayramî-Melâmî çevresindeki soruşturmalar ve Kadızâdeli gerilimi bu sınırın farklı örnekleridir. Himaye, bütün tarikatların devletin resmî uzantısı olduğu anlamına gelmez.
Şehrin toplumsal dokusu
Tekkeler zikir ve sohbetin yanında misafir ağırlama, yoksula yemek, vaaz, musiki ve edebiyat öğretimi, hastalara yardım, su ve yol hizmetleriyle şehir hayatına katıldı. Şeyh Vefâ, Sünbül Efendi, Merkez Efendi, Yahyâ Efendi ve Aziz Mahmud Hüdâyî çevreleri suriçi, Eyüp, Galata ve Üsküdar'da kalıcı merkezler oluşturdu.
Denetim ve modern kurumlar
XVIII. yüzyıl sonundan itibaren tekke açılışı ve şeyhliklerin denetlenmesi yoğunlaştı. Evkaf düzenlemeleri, Meclis-i Meşâyih ve şeyhülislâmlık bünyesindeki kayıt sistemi vakıf, meşihat ve ehliyet meselelerini merkezîleştirdi. Meşrutiyet devrinde Cemiyet-i Sûfiyye ve Tasavvuf mecmuası gibi girişimler ise tasavvuf çevrelerinin kendi iç meselelerini yayın ve cemiyet yoluyla tartışmaya başladığını gösterir.
Sanat ve düşünce
Tekke musikisi, şiir, hat, mimari ve kitap kültürü İstanbul'un müşterek sanat dilini şekillendirdi. Füsûs ve Fütûhât okumaları, Mesnevî şerhleri, Muhammediyye ve Envârü'l-âşıkîn gibi eserlerin dolaşımı, tasavvufî düşüncenin yalnız tekkede değil cami, medrese, ev ve okuma halkalarında yaşadığını gösterir.