Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

40 sonuç · “şed

01
Kol

Esediyye / Yemeniyye

Ebû Muhammed Afîfüddin Abdullah b. Ali el-Esedî’ye (ö. 620/1223) nispet edilen; Yemeniyye adıyla da anılan erken Kādirî şube.

02
İlişkili kol

Şuaybiyye

XVII. yüzyılda Şemseddin Muhammed eş-Şuaybî el-Hicâzî'ye nispet edilen kol.

03
Şahsiyet

Abdülmecid Sivâsî

Abdülmecid Sivâsî (1563-1639), Şemseddin Sivâsî’nin yeğeni ve halifesi; Şemsiyye’yi Sivas’tan İstanbul’a taşıyan, Ayasofya ve Sultan Ahmed kürsülerinde tefsir ve vaaz veren, Sivâsiyye irşad ağını kuran âlim-sûfîdir.

04
Şahsiyet

Abdülmecid Şirvânî

Abdülmecid Şirvânî (ö. 1564-65 civarı), Şahkubâd-ı Şirvânî’den aldığı Halvetî terbiyeyi Tokat’a taşıyan; Şemseddin Sivâsî’yi yetiştirip hilâfet vererek Şemsiyye’nin teşekkül zeminini hazırlayan şeyhtir.

05
Şahsiyet

Ahterî Mustafa Efendi

Muslihuddin Mustafa b. Şemseddin el-Karahisârî, Ahterî-i Kebîr adlı yaklaşık 40.000 maddelik Arapça-Türkçe sözlüğü; fıkıh, siyer, hadis ve âdâb eserleriyle tanınan XVI. yüzyıl Kütahya müderrisidir.

06
Şahsiyet

Akıncı Muslihiddin Efendi

Akıncı Muslihiddin Efendi (ö. 970/1562-63), Ustrumca’dan Vardar Yenicesi’ne yerleşen, Edirne Üç Şerefeli Medrese’de müderrislik yaptıktan sonra resmî görevden çekilip öğretim ve ibadetle yaşayan Osmanlı âlimidir.

07
Şahsiyet

Akşemseddin

Akşemseddin (792/1390, Şam – Rebîülâhir 863 / Şubat 1459, Göynük); Fâtih'in hocası, mutasavvıf, âlim-tabip ve şair. Hacı Bayrâm-ı Velî'nin halifesi ve Bayramiyye'nin Şemsiyye kolunun kurucusudur .

08
Şahsiyet

Alâeddin Uşşâkî

Alâeddin Uşşâkî (ö. 890/1484-85), İbrahim Tâceddin Kayserî’nin halifesi, Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî’nin mürşidi ve Ahmediyye’nin teşekkül öncesindeki önemli Halvetî silsile halkasıdır.

09
Şahsiyet

Anabolulu Ali Hilmî Çelebi

Anabolulu Ali Hilmî Çelebi (ö. 1004/1595-96), Balyabadra ve Mizistre’de kadılık yapan, mukataa mallarını teftiş eden ve Hilmî mahlasıyla şiir söyleyen Osmanlı ilmiye mensubudur.

10
Şahsiyet

Çukacızâde Damadı Seyyid Mustafa Efendi

Çukacızâde Damadı Seyyid Mustafa Efendi (ö. 1139/1727), Çukacızâde Seyyid Ahmed Efendi’nin damadı; İstanbul’daki üç medresede müderrislik yaptıktan sonra Medine nâibliğine tayin edilen Osmanlı âlimidir.

11
Şahsiyet

Ebû Muhammed Afîfüddin Abdullah b. Ali el-Esedî

Afîfüddin Abdullah b. Ali el-Esedî (ö. 620/1223), kaynaklarda Esediyye ve Yemeniyye adlarıyla anılan erken Kādirî şubenin kendisine nispet edildiği sûfîdir.

12
Şahsiyet

Ebüssuûdzâde Şemseddin Ahmed Çelebi

Ebüssuûdzâde Şemseddin Ahmed Çelebi (944-970/1538-1563), Ebüssuûd Efendi ile Taşköprîzâde’nin talebesi, Rüstem Paşa’dan Şehzade medresesine uzanan süratli kariyeri ve Arapça şiirdeki kudretiyle tanınan genç Osmanlı müderrisidir.

13
Şahsiyet

Edirneli Müsellim İbrâhim Efendi

Edirneli Müsellim İbrâhim Efendi (ö. Şâban 1138/1726), Müslim Efendi’nin terbiyesinde yetiştiği için bu adla tanınan ve Arpaemini Mehmed Medresesi’nden Eski Cami Medresesi’ne uzanan on üç Edirne medresesinde görev yapan Osmanlı âlimidir.

14
Şahsiyet

Emîr Hüsrev-i Dihlevî

Emîr Hüsrev-i Dihlevî (651/1253-725/1325), Nizâmeddin Evliyâ’nın müridi; beş divanı, hamsesi, tarihî mesnevileri ve çok dilli Delhi kültüründeki etkisiyle Hint-Fars edebiyatının kurucu isimlerindendir.

15
Sözlük

Bel bağlamak

Şedd-i vast, kuşak bağlamak. tas. a Süfiler özellikle sefere çıkarken bellerine bir kuşak bağlarlar. b Fütüvvet ehli bir törenle, örgütlerine aldıkları üyelerine şet kuşatırlar, Mevlevilerde elifi nemed, Bektaşilerde trygbend kuşanılır. Kuşak güven ve sadakatin simgesidir. Ben/Benlik a Kibir, gurur, egoizm. Benlik Allah’a mahsustur. b Süfinin manevi ve ruhani kimliği. “Ben demek Şeytan işidir,” veya “Ben diyeni irşat mümkün değildir,” gibi sözler tasavvufun bu konudaki yaklaşımını yansıtır. Bkz. Ene, Enaniyet. Beni benlikten al kurtar ilâhî Ki gide benden benlik günâhi wae Beni sorman bana bende degilem 3 Bir ben var bende benden içeru Yünus

16
Sözlük

Cezbe

بة) +>) 1, Celbetme, çekme, 2. tas. Allah'a koşmak. İlahi inayetin gereği | olarak Cenab-ı Hakk'ın, kendisine giden yolda ihtiyaç duyulan her şeyi kuluna bahşedip çabası ve çalışması olmaksızın onu kendisine çekmesi ve yaklaştırması (x1). Cezbeye tutulan velilere meczup (cezbeli) adı verilir. Cezbe geçiçi olduğu gibi sürekli de olabilir. Cezbe halindeki sâlik sorumlu ve yükümlü sayılmaz. Cez- be-i kayyumiyet-i zatiye kelime-i tevhit zikriyle elde edilir. Cezbe-i maiyet-i Zatiye is- mi-i celal zikriyle elde edilir (NR 26). Bkz. Behlül, Meczup. Cezbe tariki Nakşbendi şeyhleri bazı sâlikleri icmalen cezbeyle terbiye edip Hakk'a vasıl kıldıkları için bu yola cezbe tariki denmiştir (NR 16). Cezbü'l-ervah r, Velillerin ruhlarını Allah'ın kendine çekerek onlara zikir ve vus- latın hazzını tatırması (SL 445), 2. Hakk'ın ruhları yüceltmesi (Bs 621),

17
Sözlük

Ebru-hoft

Çatık kaş. tas. Sâlikin derecesinin düşmesi. Zat-ı kibriyayı örtmesi, aynca varlık âlemini süslemesi sebebiye sıfatlara da ebru (kaş) denir (sr). Hablar mihrab-ı ebrüsuna meyl etmez fakih Olse kafirdir müselmanlar ona kılman namaz Fuzüli Edvar-ı vücut Cilvegerdir perte-i nar-1 Huda her küşeden Nev'i

18
Sözlük

Ehli dil

Hudavend-i dil, Gönül ehli, arif, 2. Serden geçen sırra eren sâlik. Ehl-i dil, her istediğini rahat ve serbestce söyler, sözlerinden dolayı kınanmaz; fakat kendi derdini gizler. Bkz. Ashab-ı dil Edvar-ı vücut e — Zâhidâ mihrab-ı mescid ârife ebra-yi yar Cilvegerdir perte-i ntir-1 Huda her küşeden Nevi Serden geçen sırra eren sâlik. Ehl-i dil, her istediğini rahat ve serbestce söyler, sözlerinden dolayı kınanmaz; fakat kendi derdini gizler. Bkz. Ashab-ı dil Edvar-ı vücut e — Zâhidâ mihrab-ı mescid ârife ebra-yi yar Cilvegerdir perte-i ntir-1 Huda her küşeden Nevi

19
Sözlük

Secere

Ağaç. 2. tas. a Tarikat silsilelerini gösteren şema. b Külli cisim kitlesini yöneten kâmil insan (İFM, ct; İbn Arabi Şeceretü”1-kevn). Şecere-i marifet Marifet ağacı; marifetullah ( SF). Şecere bir ağaçtır ki, Hz. Musa o ağacın olduğu taraftan “Ben Allah'ım,” sesini işitmiştir (Kasas 30). “Ağaç ene'l-Hak der de veli neden demesin”. Şecere-i Taba Taba ağacı; marifet ve güzel ahlak esasları, Şeddi. ar. (4%) 1. Hızâm, bağlama. 2. tas. Fütüvvet ehlinin, kendi mesleklerine ve yollarına girenlerin bellerine bağladıkları kuşak. Bu işleme “bel bağlamak,” “şedd kuşatmak” denir (miyan-bend, leng, izâr) (ia x1:328). Sedd, tutulan yolda sabit kadem olmaya, seyhe teslim olup, vefa göstermeye işarettir. Bkz. Tiğ-bend. Sef's. ar. (شفع) 1. Çift. 2. tas. Halk (yaratma), vahidiyet hazreti, ahadiyet hazretine eklenmedikçe ilâhî isimler zuhur etmez. Oysa ilâhî isimler ancak yaratmayla gerçeklik kazanır. Onun için çift-tek (sef'-vitr) ayrımı yapılmıştır (Kı). Şef” (çift, âlem; vitr (tek), Hak, Zat-ı Hak'tır. Tek olan 1 sayısı nasıl çift olan 2 sayısını içeriyorsa, mutlak varlık olan Hakk'ın Zatı da âlemi içerir; âlem Allah'ta mündemiçtir. 1, 2, 3, 4 gibi sayıların cevheri 1 sayısı olduğu gibi, tek olan Hak da çokluk şeklinde ortaya çıkan âleme göre öyledir. Tüm sayılar, hakikatte bir sayısında mevcut olup onun ma'kül suretleri olduğu gibi, Hakk’a nazaran âlem de öyledir. Bir sayısı yalnızca kendine delâlet ve işaret eder. Diğer sayılar hem kendilerine hem de Ve delâlet ederler. Aslında vitr şef'dir, başkalığı yalnızca zihindedir (iru 162). Hızâm, bağlama. 2. tas. Fütüvvet ehlinin, kendi mesleklerine ve yollarına girenlerin bellerine bağladıkları kuşak. Bu işleme “bel bağlamak,” “şedd kuşatmak” denir (miyan-bend, leng, izâr) (ia x1:328). Sedd, tutulan yolda sabit kadem olmaya, seyhe teslim olup, vefa göstermeye işarettir. Bkz. Tiğ-bend. Sef's. ar. (شفع) 1. Çift. 2. tas. Halk (yaratma), vahidiyet hazreti, ahadiyet hazretine eklenmedikçe ilâhî isimler zuhur etmez. Oysa ilâhî isimler ancak yaratmayla gerçeklik kazanır. Onun için çift-tek (sef'-vitr) ayrımı yapılmıştır (Kı). Şef” (çift, âlem; vitr (tek), Hak, Zat-ı Hak'tır. Tek olan 1 sayısı nasıl çift olan 2 sayısını içeriyorsa, mutlak varlık olan Hakk'ın Zatı da âlemi içerir; âlem Allah'ta mündemiçtir. 1, 2, 3, 4 gibi sayıların cevheri 1 sayısı olduğu gibi, tek olan Hak da çokluk şeklinde ortaya çıkan âleme göre öyledir. Tüm sayılar, hakikatte bir sayısında mevcut olup onun ma'kül suretleri olduğu gibi, Hakk’a nazaran âlem de öyledir. Bir sayısı yalnızca kendine delâlet ve işaret eder. Diğer sayılar hem kendilerine hem de Ve delâlet ederler. Aslında vitr şef'dir, başkalığı yalnızca zihindedir (iru 162). Çift. 2. tas. Halk (yaratma), vahidiyet hazreti, ahadiyet hazretine eklenmedikçe ilâhî isimler zuhur etmez. Oysa ilâhî isimler ancak yaratmayla gerçeklik kazanır. Onun için çift-tek (sef'-vitr) ayrımı yapılmıştır (Kı). Şef” (çift, âlem; vitr (tek), Hak, Zat-ı Hak'tır. Tek olan 1 sayısı nasıl çift olan 2 sayısını içeriyorsa, mutlak varlık olan Hakk'ın Zatı da âlemi içerir; âlem Allah'ta mündemiçtir. 1, 2, 3, 4 gibi sayıların cevheri 1 sayısı olduğu gibi, tek olan Hak da çokluk şeklinde ortaya çıkan âleme göre öyledir. Tüm sayılar, hakikatte bir sayısında mevcut olup onun ma'kül suretleri olduğu gibi, Hakk’a nazaran âlem de öyledir. Bir sayısı yalnızca kendine delâlet ve işaret eder. Diğer sayılar hem kendilerine hem de Ve delâlet ederler. Aslında vitr şef'dir, başkalığı yalnızca zihindedir (iru 162).

20
Sözlük

Tig-bend

(45 (تيغ Kılıç bağı, tas. Bektaşilikte kurbanın yününden örülen ve bele bağlanan kuşak. Talip, babanın huzuruna götürülürken rehber tiğbendi talibin boynuna takar. Baba tiğ-bende üç ilmik attıktan sonra talibin beline kuşatır. Üç ilmik Bektaşiliğe giren dervişin dilinin, elinin ve belinin bağlandığı- nın simgesi olduğundan artık derviş eline, diline ve beline sahip olur. Tiğ-bend vefayı, teslimiyeti ve kayıtsız şartsız bağlılığı simgeler. Tiğ-bend takılırken okunan duaya Terceman-i tiğ-bend ve Tekbir-i tiğ-bend denir. Tiğ-bend fütüvvet ehlinde şedd gibidir. Rifailerin vücutlarına soktukları şişlere de tig. denir. Tig-Ays <. Periganhk—Yasamak. 2. tas. Süfilerin avam tabakası tecellide ayş, setrde (gizleme) ise bela (tis) halinde bulunur, havas tabakası ise tiş Tür ile ayş arasında bulunur. Hak kendilerine tecelli edince şaşırıp perişan olur (tis), araya perde girince (setr) hazlarına döndürüldüklerinden ays halinde olurlar, rahatlık hissederler. |

21
Sözlük

Vakt

Zaman. tas. a Hal, sâlikin içinde bulunduğu geçmiş ve gelecekle ilgili olmayan hali (irm). Yapma (mec'al) olmayan istidadın gerektirdiği hal. b Silikin içinde bulunduğu hal. Sâlikin hali eğer dünya ise (aklı, fikri, hissi dünyayla ilgiliyse) vakti dünyadır, ahirette ise ahirettir. Hüzün ise vakit hüzün, neşe ise neşedir. Vakt, sâlikin üzerinde galip ve hâkim durumda bulunan duygu ve düşüncedir. Vakit nakittir. Bütün manevi faziletler ve ruhi kemal, vakit içinde vakitle kazanılır. Vakti gelince insanın içi aydınlanır. “Her şey vaktine merhundur,” kimse vakit gelmeden irşada yeltenemez. “Vakitsiz öten horozun başı kesilir.” Vakt-i daim: Sürekli ve aralıksız zaman. Bkz. An-ı daim. Vaktidir nik u bede tahvil eden her süreti Vakt olur kim, ekbah-ı şey ahsen-i mevcud da Nevres-i Kadim Vaktine mâlik olan derviştir sultan-ı vakt Izz u cah-1 saltanat değmez cihanın kavgasına Baki Vakti müsermed “Vaktim aralıksız ve süreklidir. Hak'la aramdaki hal hiçbir zaman değişmez;” bu sözü ancak vecd ehli, kendisinde olanı haber vermek için söyler. Mazi gecmistir, onunla ugrasmak hali zayi etmek olur. Gerçeği yaşamak ise kesin değildir. Geriye vakt olarak, hal kalır. Sûfî, hali değerlendirir.

22
Sözlük

Cennetü’n-naîm

Nimetlerle dolu cennet. Kur’ân’da iman edip iyi işler yapanlara vaat edilen esenlik ve nimet yurdunu anlatan adlardan biridir. Buradaki naîm , sürekli nimet, huzur ve hoş yaşayış anlamı taşır.

23
Sözlük

ahidnâme

Hükümdarlarm veya sultanlann bazı devlet, cemaat veya şahıslara özel hak ve imkân tanımak amacıyla düzenlenmiş olan belge, muahede-nâme, musâlaha-nâme. İslâm devletleri içinde ilk ahid-nâme, Hz. Muhammed tarafından H. 9. yıldan sonra verilmiş olup onu Irak, İran, Suriye, Filistin, Mısır, Kuzey Afrika ile Anadolu’nun fethinden sonra buralarda yaşayan gayrimüslimlere Hulefâ-yı Raşidin ve özellikle Hz. Ömer tarafindan verilmiş olan hakları belgeleyen vesikalar izlemiştir. Osmanh devletinde de yabancılara verilen ticarî imtiyazları veya sulh anlaşmalarmı içeren ve “mu'âhedenâme” olarak da adlandırılan ahid-nâmeler söz konusudur. ahilik a. Dostluk, kardeşlik, arkadaşlık. 2. Dayanışma ve yardımlaşma esasma dayanan eski bir Türk töresi olup özellikle on üçüncü yüzyüda Anadolu’da hızla yaygınlaşan ve Osmanlı devletinin kurulmasmda, hatta yayılmasında önemli rol oynamış olan dinî ve sosyal bir teşkilât. En temel ilkelerini dinin asıl kaynağından alan ahiliğin “nizamnâme’lerine “fütüvvetnâme” adı da verilmiş olup bu teşkilâta girmek için şerbet içmek, şed veya peştamal kuşanmak, şalvar giymek ile gerçekleşiyordu. Onun özünü ise esnaf birlikleri ve bunları da çıraklar, kalfalar ile ustalar oluşturuyor; en kıdemli veya yaşlı meslek erbabma “reis” veya “ahi” deniliyor; teşkilât içindeki düzeni de “yiğitbaşı” ya da “server” denilen ikinci bir reis sağlıyordu. Osmanlı sosyal hayatının en temel sosyal kurumlanndan olan bu teşkilât, varlığını Osmanlı devletinin son dönemlerine kadar sürdürmüştür. Dayanışma ve yardımlaşma esasma dayanan eski bir Türk töresi olup özellikle on üçüncü yüzyüda Anadolu’da hızla yaygınlaşan ve Osmanlı devletinin kurulmasmda, hatta yayılmasında önemli rol oynamış olan dinî ve sosyal bir teşkilât. En temel ilkelerini dinin asıl kaynağından alan ahiliğin “nizamnâme’lerine “fütüvvetnâme” adı da verilmiş olup bu teşkilâta girmek için şerbet içmek, şed veya peştamal kuşanmak, şalvar giymek ile gerçekleşiyordu. Onun özünü ise esnaf birlikleri ve bunları da çıraklar, kalfalar ile ustalar oluşturuyor; en kıdemli veya yaşlı meslek erbabma “reis” veya “ahi” deniliyor; teşkilât içindeki düzeni de “yiğitbaşı” ya da “server” denilen ikinci bir reis sağlıyordu. Osmanlı sosyal hayatının en temel sosyal kurumlanndan olan bu teşkilât, varlığını Osmanlı devletinin son dönemlerine kadar sürdürmüştür.

24
Sözlük

celi

C^) [Ar. ] İslâm hat (yazı) sanatmda her tarz yazının iri yazılmış biçimine verilen ad. İslâm yazı sanatının başlangıç döneminde ortaya çıkmaya başlayan “aklâm-ı sitte” (bk bu madde)nin iri olanlarma “celîl” denilmekteydi. Bunlara büyük boy kâğıtlarda kullanılmasmdan dolayı da “tumâr” adı verilmişti. Geç dönemlerde bunlar “celî” olarak adlandırılmış; genel olarak da hat sanatçılan “meşk” (bk. bu madde) kaleminin üç misli genişliğinde olan kalemlerle yazılan hat sanatı örneklerine “celî” demeye başlamışlardır. Celî yazı yazmak zor bir sanattı. Bu tarzda yazılacak yazı, bir yerin yüksekliğine ve mekârun ölçüsüne göre hazırlanır: bunların kahpları çıkarılır, sonra kömür tozuyla silkeleyerek yazı bunun üzerinde zemine nakşedilir, ardından da bu kahp üzerinde yazı yazılırdı. Yazı, eğer mermere yazılacaksa aynı yöntem uygulanır ve mermere hakkedilirdi. Bu yazı tarzınm kendi içinde de değişik adlandırmalan söz konusudur. Bunlar: celî-sülüs, celî-nesta'lik, celî-divanî. celî-divanî a- İslâmî-Türk hat sanatında Osmanh devletinde Divân-ı Hümâyûn’dan çıkan menşur (padişah tarafından sadrazam, vezir, beylerbeyi gibi yüksek görevlilere yazılan buyrultu) lann yazılmasmda kullanılan yazı stili.

25
Sözlük

âs

Kitap, sünnet ve icmâda hükmü bulunmayan bir meseleye, aralarmdaki bağ sebebiyle, bu kaynaklardan birinde bulunan bir meselenin hükmünü vermek anlamında fıkıh terimi. § tam. kıyâs-ı fukahâ a. ( ^ ^U) fik. Fıkıh bilginlerinin üzerinde birleştiği kıyas konusu. zılbaş a. Eski dinî inançları ile geleneksel hayat tarzlannı İslâmî kabul etmeye başladıktan sonra bu yeni dinin temel değerleriyle birleştirerek uygulamaya devam eden Türkmen toplulukları içinde batmî-Şiî anlayışı çerçevesinde oluşan inançlar bütünü. 2. Bu anlayışı benimsemiş olan kişi ya da toplulu lar. kirâmen kâtibin ç.a. LJ İnsanlann hayır ve şer, iyi v kötü bütün yaptıkları iş, eyle ve davranışları amel defterler ne kaydederek onları koruma la görevli melekler. Bu terim Kur’ân-ı Kerîm’de “Kaf sures (50 / 17-18) ile “İnfitâr sures (82 /11) nde geçmektedir. kitabe a. [Ar.] 1. Yerleşi merkezlerinde, önemli binalar kapı veya kemer üzerlerine, c mi veya türbelerin cephelerin oyma veya kabartma yöntemi le işlenmiş yazılı levha ile meza taşlarının üzerine nakşedilm mezar yazısı. 2. bk. kitâbet § tam. kitâbe-i seng-i meza a. (jl> eL, <jK) Mezar taşl rının üzerine nakşedilm ölen kişinin kimliği ile du içeren yazı, mezartaşı kitab si. kitâbet a. [Ar.] 1. Hadis bi minde Hz. Peygamber’in hadi lerinin sahabe veya tâbiîn d neminde yazılı olarak tesp edilmesi işi. Sonradan bu terim bir hadis hocasınm rivayet ha kına sahip olduğu hadisleri y bizzat kendisinin yazarak vey bir öğrencisine söyleyerek ya dırması ya da uzakta buluna bir başka öğrencisine gönde mesi işi için de kullanılmıştı 411 kitâp uk Buna “kitâbe” de denilmiştir. 2. fık. İslâm hukukunda kölenin belirli bir ücret ödenerek ser Jjö best kalması konusunda köle üe ve efendisi arasmda yapılan akit em (sözleşme). 3. huk. Muhakeme riusulü hukukunda mahkemede akdava sırasında delil olarak sunum, lan yazılı belgeler veya mahkesi” meler arası yapılan yazışmalar. si” Bu anlayışı benimsemiş olan kişi ya da toplulu lar. kirâmen kâtibin ç.a. LJ İnsanlann hayır ve şer, iyi v kötü bütün yaptıkları iş, eyle ve davranışları amel defterler ne kaydederek onları koruma la görevli melekler. Bu terim Kur’ân-ı Kerîm’de “Kaf sures (50 / 17-18) ile “İnfitâr sures (82 /11) nde geçmektedir. kitabe a. [Ar.] 1. Yerleşi merkezlerinde, önemli binalar kapı veya kemer üzerlerine, c mi veya türbelerin cephelerin oyma veya kabartma yöntemi le işlenmiş yazılı levha ile meza taşlarının üzerine nakşedilm mezar yazısı. 2. bk. kitâbet § tam. kitâbe-i seng-i meza a. (jl> eL, <jK) Mezar taşl rının üzerine nakşedilm ölen kişinin kimliği ile du içeren yazı, mezartaşı kitab si. kitâbet a. [Ar.] 1. Hadis bi minde Hz. Peygamber’in hadi lerinin sahabe veya tâbiîn d neminde yazılı olarak tesp edilmesi işi. Sonradan bu terim bir hadis hocasınm rivayet ha kına sahip olduğu hadisleri y bizzat kendisinin yazarak vey bir öğrencisine söyleyerek ya dırması ya da uzakta buluna bir başka öğrencisine gönde mesi işi için de kullanılmıştı 411 kitâp uk Buna “kitâbe” de denilmiştir. 2. fık. İslâm hukukunda kölenin belirli bir ücret ödenerek ser Jjö best kalması konusunda köle üe ve efendisi arasmda yapılan akit em (sözleşme). 3. huk. Muhakeme riusulü hukukunda mahkemede akdava sırasında delil olarak sunum, lan yazılı belgeler veya mahkesi” meler arası yapılan yazışmalar. si” Yerleşi merkezlerinde, önemli binalar kapı veya kemer üzerlerine, c mi veya türbelerin cephelerin oyma veya kabartma yöntemi le işlenmiş yazılı levha ile meza taşlarının üzerine nakşedilm mezar yazısı. 2. bk. kitâbet § tam. kitâbe-i seng-i meza a. (jl> eL, <jK) Mezar taşl rının üzerine nakşedilm ölen kişinin kimliği ile du içeren yazı, mezartaşı kitab si. kitâbet a. [Ar.] 1. Hadis bi minde Hz. Peygamber’in hadi lerinin sahabe veya tâbiîn d neminde yazılı olarak tesp edilmesi işi. Sonradan bu terim bir hadis hocasınm rivayet ha kına sahip olduğu hadisleri y bizzat kendisinin yazarak vey bir öğrencisine söyleyerek ya dırması ya da uzakta buluna bir başka öğrencisine gönde mesi işi için de kullanılmıştı 411 kitâp uk Buna “kitâbe” de denilmiştir. 2. fık. İslâm hukukunda kölenin belirli bir ücret ödenerek ser Jjö best kalması konusunda köle üe ve efendisi arasmda yapılan akit em (sözleşme). 3. huk. Muhakeme riusulü hukukunda mahkemede akdava sırasında delil olarak sunum, lan yazılı belgeler veya mahkesi” meler arası yapılan yazışmalar. si” Hadis bi minde Hz. Peygamber’in hadi lerinin sahabe veya tâbiîn d neminde yazılı olarak tesp edilmesi işi. Sonradan bu terim bir hadis hocasınm rivayet ha kına sahip olduğu hadisleri y bizzat kendisinin yazarak vey bir öğrencisine söyleyerek ya dırması ya da uzakta buluna bir başka öğrencisine gönde mesi işi için de kullanılmıştı 411 kitâp uk Buna “kitâbe” de denilmiştir. 2. fık. İslâm hukukunda kölenin belirli bir ücret ödenerek ser Jjö best kalması konusunda köle üe ve efendisi arasmda yapılan akit em (sözleşme). 3. huk. Muhakeme riusulü hukukunda mahkemede akdava sırasında delil olarak sunum, lan yazılı belgeler veya mahkesi” meler arası yapılan yazışmalar. si”

26
Sözlük

veliyy-i mücbir

fik. Velâyet altmda bulunan kimseye mecburen tasarru hakkına sahip kimse. veliyyü’d-dem a. Çûiı^ fi Öldürülen kimsenin varisler veliyyü’l-emr a. ^i^j) fik Emir sahibi, hükümdar. veliyyü’l-kâsır a. (^lilljj ftk. Kısıtlı olan babası vey dedesi. veliyyü’n-ni'am a. ÇLüli^ fik. Şeyhülislâmlar için ku lanılan terim. velîme a. [Ar.] İslâm inancın göre, her türlü mutluluk vere bir olaydan dolayı çevresine v rilen ziyafet. Düğün için de b terim kullanılmıştır. veliyy-ullah a. GdJl^j) [Ar.] [B kelimenin yapısı Arabi terkiple de şeddeli, başka yerlerde şedd siz okunur.) Ermiş kimse, A lah’m sevgili kulu, habîbullah. vera a. (^l [Ar.] tas. Tasavvu inancında, “takvâ” (bk. bu mad de) mn ileri düzeyde oluşmasın yani haram ve günah olup o madığı şüpheli konumda vey durumda olan konulardan kaç nılması, ayrıca helâl ve müba olanlarm yanında sakınca olanlarmdan da uzak durulma anlamında bir terim olarak ku lanılmıştır. verâk / verrâk a. (jl^j / jl J [Ar İslâm dünyasında, Orta Ça döneminde özellikle kitap al 693 vesâ'ik uf verişi işlerini yürüten kimseler. 2. Çeşitli konularda telif edilmiş eserleri ücret karşılığında istinik. sah eden kimseler. ri. Çeşitli konularda telif edilmiş eserleri ücret karşılığında istinik. sah eden kimseler. ri.

27
Mekân

Balçık Tekkesi

İstanbul · Türkiye · Balçık İskelesi’nden adını alan tekke Balçık Tekkesi, Eyüpsultan’ın Nişanca mahallesinde, Defterdar Caddesi ile Cezerî Kasım Akar Çeşme Sokağı’nın birleştiği köşedeydi. Adını, Alibeyköy ve Kâğıthane derelerinden çıkarılan çömlekçi kilinin kıyıya getirildiği eski Balçık İskelesi çevresinden aldı. Kaynaklarda Balçık İskelesi Tekkesi ve son dönem şeyhlerinden dolayı Hâlid Efendi Tekkesi adlarıyla da geçer. Dârülhadisten Sünbülî tekkesine Yerinde 863/1458-59’da kurulmuş bir dârülhadis bulunuyordu. Zamanla harap olan yapı 999-1000/1591-92’de Gazi Tiryâkî Hasan Paşa tarafından mescid olarak ihya edildi. İmamlığına getirilen Sünbülî şeyhi Mahmud Efendi’nin burada sabah ve akşam zikir halkaları kurmasıyla yapı mescid-tekke niteliği kazandı. Üç tarikat devresi Tekke önce Halvetiyye’nin Sünbüliyye koluna bağlıydı. XIX. yüzyıl başlarında Uşşâkiyye’ye geçti; 1827 dolaylarında Şeyh Mehmed Emin Efendi ile Sa‘diyye’ye intikal etti. II. Mahmud yapıyı 1251/1835’te yeniletti. Bu çok katmanlı silsile, mekânı tek bir kola indirgemeden Sünbülî, Uşşâkî ve Sa‘dî dönemleriyle birlikte okumayı gerektirir. Postnişinler ve hazire Kaynaklarda Mahmud Efendi, ikinci Mahmud Efendi, Abdullah Efendi, Abdülganî Efendi, Abdurrahman Efendi, Kambur Sâlim Efendi, Şeyh Sâdık Efendi ve Mehmed Emin Efendi tekkenin post silsilesinde anılır. Türbe ve hazirede tekke şeyhlerinin yanı sıra Derviş Muhammed, Âişe Sultan, Hasan oğlu Mustafa Bey, Ahmed oğlu Mehmed Bey ve başka tarihî şahsiyetlere ait kabirler tespit edilmiştir. Yıkım ve günümüze kalanlar 1925’te tekke faaliyetinin sona ermesinden sonra yerleşke bakımsız kaldı; 1939’daki yangın yapının büyük kısmını yok etti. Günümüzde türbe ve hazire ile mescid-tevhidhâneye ait duvar izleri görülebilir. Haritadaki nokta şehir merkezi değil, araştırma ve kültür envanteri kayıtlarının işaret ettiği tarihî parsel konumudur.

28
Makale

Tarikat Eşyalarını Okumak

Tâc, hırka, kemer, teslim taşı, keşkül, teber ve burhan aletlerini tek bir sembol sözlüğüne indirgemeden okumak için kaynaklı yöntem.

29
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

30
Eser

MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ

Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz

31
Eser

Sayfalar 14–20

Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi

32
Eser

Sayfalar 18–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,

33
Eser

Sayfalar 23–28

Muzaffer Ozak Külliyatı · bağlayıp, bıçağı onun körpe gerdanına nasıl vuracaksın? Bu güle, oynaya giden yavrunun sence hiçbir değeri yok mu?» dediğinde hak nebi, Allahın Halili, Iblise hitaben şöyle söyledi

34
Eser

Sayfalar 35–40

Muzaffer Ozak Külliyatı · tahhar olan âşıkı sadıklar! Eğer Allah ve Resûlüne iyman edip, Allah ve Resûlünü her şeyimizden ziyade severek îymanımızı kemale eriştirdi isek, hak yolunda da herşeyimizi fedaya h

35
Eser

Sayfalar 51–57

Muzaffer Ozak Külliyatı · her yaptıgını görür, her söylediğini işitir, her niyetini bilir. Onun için, sen de ona ibadet, tâ'at, sadakat, hayır ve hasenât ile yaklaş ki, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya lûtfolunan

36
Eser

Sayfalar 50–55

Muzaffer Ozak Külliyatı · şarı atılabilir ve şehadet kapısı yüzüne kapanabilir. Iş, kitaba taallük etmiştir. Hadis-i şerifi, dikkat ve ibretinize sunarIm: inne ahadeküm yücmeu halkuhü ti batni ümmihi erbaiy

37
Eser

Sayfalar 59–65

Muzaffer Ozak Külliyatı · lallahu aleyhi ve sellem efendimizle müşerref olur. Efendimiz kendisine sorar: — Sana tevdi olunan emaneti neden yerine getirmedin? — Hangi emaneti yâ Resûlallah? — Bağdat'ta alış-

38
Eser

Sayfalar 73–80

Muzaffer Ozak Külliyatı · uyandırmaktan gayrı hiçbir işe yaramayan bu iddianızla, Resûl-ü zişânı incittiğiniz gibi, din ve peygamber düşmanlarının ekmeklerine yağ sürdüğünüzün de farkında mısınız? Allahu te

39
Eser

Sayfalar 88–94

Muzaffer Ozak Külliyatı · ve radıyallahu anh efendimize sevgi gösterisinde bulunanların mekr-ü hiyleleri, bugün sadakat ve samimiyete ve Imam-i müşârünileyhe gerçek muhabbete dönüşmüştür. Vaktiyle, Imam-ı H

40
Eser

Sayfalar 93–99

Muzaffer Ozak Külliyatı · öyle ise, ELLi DÖRT' FARZ'1 mutlaka öğrenelim, icabını yerine getirelim, Hakkın rizasına erelim, cennetine girelim ve cemalini görelim. ELLİ DÖRT FARZ şunlardır: bilmek, ria gire o