ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
40 sonuç · “suç”
01Şücâeddin Süleyman Kalecikli
Şücâeddin Süleyman (ö. 972/1564-65), Kalecik'ten yetişmiş; medrese, kadılık ve teftiş görevlerinde bulunmuş Osmanlı âlimidir.
Dârâ Şükûh
Dârâ Şükûh (20 Mart 1615, Ecmîr – 10 Eylül 1659, Delhi); Bâbürlü şehzadesi ve mutasavvıf. Şah Cihan'ın büyük oğlu ve veliahdı; kardeşi Evrengzîb'e yenildikten sonra mülhidlikle suçlanarak idam edilmiştir .
Evhadüddin-i Kirmânî
Evhadüddin-i Kirmânî (1164–1238), Rükneddîn-i Sücâsî’den hilâfet alan; Bağdat, Azerbaycan, Anadolu, Suriye, Mısır ve Hicaz arasında dolaşan; rubâîleri ve cemâl müşâhedesine dayalı meşrebiyle tanınan mutasavvıf-şairdir.
Giritli Ali Baba (Zincirli)
Giritli Ali Baba, Kādiriyye’nin Zincîriyye adıyla Balkanlarda yayılan koluna nispet edilen; ağır zincir taşıması, Bağdat dönüşü Cizre’de vefatı ve Bosna-Makedonya-Arnavutluk halife ağı geleneksel kaynaklarda anlatılan sûfîdir.
Hasan Burhâneddin Cihângîrî
Hasan Burhâneddin Cihangîrî (Harput – Rebîülâhir 1074 / Kasım 1663, İstanbul); Halvetiyye-Ramazâniyye şeyhi, Cihangîriyye kolunun kurucusu . Cihangir Camii'ndeki tekkesinde elli iki yıl irşad etti; “Cihangir usulü tevhid” zikrini bir gemi tayfasının sesinden çıkarmıştır.
Hâşimî Emir Osman Efendi
Hâşimî Emîr Osman Efendi (919/1513, Sivas – 11 Zilkade 1003 / 18 Temmuz 1595, İstanbul); Bayramî-Melâmî silsilesine bağlı şeyh ve şair. Saçlı Emîr diye tanınır; Melâmî çevresine yöneltilen suçlamalar üzerine bir Halvetî şeyhine intisap etmiştir.
Serî es-Sakatî
Serî es-Sakatî (155/772, Bağdat-Kerh – Bağdat); Bağdatlı ilk sûfîlerden, Cüneyd-i Bağdâdî'nin dayısı ve üstadı . Menkıbeleri, sözleri ve fikirleri genellikle Cüneyd tarafından nakledilmiştir.
Sivâsîzâde Şeyh Abdülbâkī Efendi
Sivâsîzâde Şeyh Abdülbâkī Efendi (1023-1122/1614-1710), babası Abdülmecid Sivâsî'den tarikat terbiyesi alıp İstanbul'da yaklaşık yetmiş üç yıl vâizlik ve irşad hizmeti yürüten Halvetî şeyhidir.
Şeyh Abdurrahman Sâmî Efendi
Manisalı Abdurrahman Sâmî Efendi (d. 1879), Ahmed Şücâeddin Efendi’den Uşşâkî icazeti alan, Kasımpaşa Yahyâ Kethüdâ Dergâhı’nda şeyhlik yapan ve basılmış-basılmamış çok sayıda eser bırakan sûfî müelliftir.
Şeyh Muhammed La‘lî-i Fenâî
Kastamonulu Muhammed La‘lî-i Fenâî (ö. 1701), Şâbânî, Uşşâkî, Gülşenî, Sünbülî ve Nakşibendî çevrelerinden terbiye almış; Edirne'de Şücâ‘ Zâviyesi'nde irşad ederek Hasan Sezâî-i Gülşenî'yi yetiştirmiş sûfî, şair ve şârihtir.
Şeyh Yavsı Muhyiddin Muhammed
Şeyh Yavsı Muhyiddin Muhammed (ö. 1516 rivayeti), İskilipli; İbrâhim Tennûrî’nin halifesi olarak Edirne Şeyh Şücâ Zâviyesi’nde irşad eden Bayramî şeyhidir.
Tabib Şücâeddin İlyas el-Karamânî
Tabib Şücâeddin İlyas el-Karamânî (ö. Zilkade 982/Şubat-Mart 1575), hekimlikten medrese tahsiline geçen; tıp, tefsir ve hadis sahalarında çalışan bir Osmanlı âlimidir.
Iblis
T. Şeytan. Allah'ın huzurundan kovulan ve rahmetinden uzaklaştı- | rılan varlık. Kovulma sebebi Âdem'e secde etmemesiydi. Asi, asiliğinde ısrarlı | ve iddialı yaratık tipi. Adem ise asi, ama suçunu kabul edip özür dileyen yaratık | tipidir. Biri bencilliği ve kibri, diğeri tevazuu ve mahviyeti temsil eder, Nefs. Dıştan gelen vesvesenin kaynağı ve sebebi Iblis, içten gelen vesvesenin kaynağı ve sebebi nefs şeytanıdır (sm). |
sm
Çil) [Ar. ] Sözlük anlamı, “Geri bırakmak, gecikmek. ” olan bu söz, insanı günaha sokan, işlendiğinde kötüleme, kınama ve cezalandırmayı gerektiren dinen yasaklanmış eylemleri veya davranışları yapma işi için kullanılan bir terimdir. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de türevleriyle birlikte kırk sekiz ayette geçmiştir (bk. M. F. Abdülbâkî, el- Mu'cem, “ism” maddesi). “İsm”e konu olan büyük günahlar Kur’ân-ı Kerîm’de özellikle şu ayetlerde zikredilmektedir: “İçki ve kumar” (Bakara suresi, 2 I 219) anlamında, “Faizden elde edilen kazanç. ” ” (Bakara suresi, 2 / 276) anlamında, “İnkâr etmek ve küfür” anlamında, “Allah’a yalan isnat etmek. ” anlamında, “Günahı veya suçu başkasının üzerine yüklemek. ” anlamında, “Ölü, kan, domuz eti, gibi yasaklanan şeyleri yemek. ” anlamında, “İnsan öldürmek. ” anlamında, “Yalan söyleyerek doğruyu gizlemek. ” anlamında, “Açık veya gizli günah işlemek. ” anlamında pek çok fiil, “ism” olarak nitelenmiştir, bk. günah İsmâ'ilîlik a. bk. İsmâ'iliyye İsmâ'iliyye a. [Ar. ] Şî' inancına göre altıncı İmam Ca'fer-i Sâdık’m oğlu İsmail b Ca'fer es-sâdık’a nispet edilen v onun soyundan gelenlerin ima metini benimseyen, ayrıca aşır görüşleriyle tanınan bir Ş mezhebinin adı. Bu mezhebi “yedi devir inancı” çerçevesin de her devir bir nâtık nebiyi ifa de eder; sonra bir vâsi imam v altı sâmit imam ile bu sistem tamamlanmış olur. Bu sistem içinde, “nâtık” terimi, yeni devr başlatan peygamber anlamın dadır. Onu “esas” veya “sâmit adı verilen imam takip eder. ismet a. [< Ar. asm] 1. İ lâmî inanca göre, peygamberle rin günahtan uzak ve korunmu olduğunu ifade eden bir terim. fık. Dinî ve hukukî koruma v dokunulmazlık anlamında fıkı terimi.
Şefaat
Aracılık, yardım etmek. Yüce bir makam sahibinin, dileğini kabul etmesini veya suçunu affetmesini sağlamak için bir kimsenin o yüce makam sahibine daha yakın olduğuna inandığı bir şahsı aracı (vasıta-vesile) yapması. Yüce makam sahibinin, aracı şahsın hatırı için onun dileğini kabul veya suçunu affetmesi. Muhtacın ihtiyacının karşılanması, mücrimin cürmünün affedilmesi için şefâat istemeye iştişfâ, şefâatçi (aracı, vasıta) olana da Şefi" (şufed) ve şâfi' de- | Sehit nir. 2. İnsan işlediği iyi amelleri kendine şefaatçi kılabilir ve “Allah'ım sırf Senin rızan için işlediğim Şu amelim için, dileğimi kabul et” veya “beni affet” diyebilir. Bu “amelin, onu işleyene sefâatçi olmasıdır.» 3. Hz, Peygamber hayattayken, müminler için Allah katında şefâatçi olmuştur ve Kıyamet günü de olacaktır, Buna sefdat-1 kübrâ (uzma) denir. 4. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat. İnsan işlediği iyi amelleri kendine şefaatçi kılabilir ve “Allah'ım sırf Senin rızan için işlediğim Şu amelim için, dileğimi kabul et” veya “beni affet” diyebilir. Bu “amelin, onu işleyene sefâatçi olmasıdır.» 3. Hz, Peygamber hayattayken, müminler için Allah katında şefâatçi olmuştur ve Kıyamet günü de olacaktır, Buna sefdat-1 kübrâ (uzma) denir. 4. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat. Hz, Peygamber hayattayken, müminler için Allah katında şefâatçi olmuştur ve Kıyamet günü de olacaktır, Buna sefdat-1 kübrâ (uzma) denir. 4. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat.
Zındık
Mülhit, Tanrıtanımaz, tas. a İlk zamandan beri ünlü süfilerin birçoğu zındık olmakla suçlanmışlardı. Bu yüzden zındık olmakla suçlanmak yüksek bir mertebe sayılmıştır. “Bir kimsenin zındık olduğuna dair, bin sıddık şahitlik etmedikçe o kimse asla hakikat mertebesine ulaşamaz”. “Aba altında nice zındık, kabâ altında nice sıddık vardır” (İFM 1:260).
berâ'et
(£1 ^ [Ar.] huk. Sözlük anlamı “Borçtan kurtulma, bir kimseden uzaklaşıp onunla ilgiyi kesme” olan bu söz, bir İslâmî hukuk terimi olarak “Bireyin hukukî veya cezâî sorumluluğunun olmaması veya ortadan kalkması” anlamında kullamlmıştır. “berâ'et” sözü, Kur’ân-ı Kerîm’de “Kamer suresi, 54 / 43” ve “Tevbe suresi, 9/1 olmak üzere iki ayette geçmektedir. Hz. Peygamber’in hadislerinde de bu terim, “Günahtan uzak durma, kurtulma; bir kimseden veya cemaatten uzak olma” anlamlarmda çokça kullandmıştır. İslâm hukukunda ise “Eşyada aslolan ibâha (kanunların bağlayıcılığından uzak) dır.” Buna göre ceza hukukunda “suç ve cezada kanuniliğin ve kişinin suçsuzluğunun asıl olması” esastır.
cinâyet
Sözlük anlamı “Günah işlemek, günah ve suç.” olan bu söz, “Mala ve cana yönelik hukuka aykırı eylemler. Özellikle de insan hayatına kastetme.” diye nitelenen bir fıkıh terimi. İslâm hukukçuları, insana yönelik cinayeti adam öldürme, müessir fiiller ve anne karnmdaki çocuğa kastedilen öldürme olarak üçe ayırmışlardır.
Afüv
Sözlüklerde “Silmek, yok etmek, ortadan kaldırmak” biçiminde açıklanan bu söz, “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan olup Allah’ın kullarına ait günahlarını bağışlama, Kirâmen Kâtibin meleklerinin kayıtlarmda bulunan suçlarını silme, bu tür günahlardan dolayı kıyamet gününde kullarmdan hesap sormama anlamı çerçevesinde Allah’ın bir sıfatı olarak tanımlanmıştır. Bu manada Kur’ân-ı Kerîm’de iki ayette geçmektedir. “Afüv” adı Allah’ın doksan dokuz ismini veren İbn Mâce ve Tirmizî rivayetlerindeki listede de yer almıştır.
müvelledûn
müvelledûn ç. a. bk. muhdesûn müteverrî a. [Ar. ] fik. Şeri hükümlerine göre yasak, güna ve haram olan veya haram olm şüphesi bulunan şeylerden s kınan kimse. mütkın a. [Ar. ] Hadis bi minde, sağlam, dikkatli, güven lir ravi veya muhaddis an mmda kullanılan terim. müttefîkun aleyh a. 3^0) [A Hadis biliminde, bir hadis hem Buhârî hem de Müslim aynı adlı “el-Câmi'u Sahîh”lertnde bulunduğunu a latan terim. müttefik ve müfterik a. [Ar. ] Hadis biliminde, ay isimleri taşıyan ravîler ve konuda yazılan kitaplar için k lanılan ortak ad. müttehem a. Ç^L) [Ar. ] Hadis b minde, “cerh” (bk. bu madde) ikinci derecesinde, yani yalan lıkla suçlanan ravîler için kul nılan terim. müttekî a. t^) [Ar. ] fık. Şer hükümlerine göre yasak, gün ve haram olan şeylerden sa nan kimse. Bunlar “müteverrî” (bk. bu madde) d farkı, “haram olma şüphesi b lunan şeylerden” sakınan kim olmasıdır. mütûnu erba'a a. Hanefi fıkhın güvenilir ve değerli kaynak o rak nitelenen dört kitap için k lanılan terim. Bu dört kitap şu 515 Müzill iat lar: Ebû’l-Berekât Nesefî’nin ah Kenzü’d-Deka'ik; Ebû’l-Fadl ma Abdullah b. Mahmud elsa- Mevsılî’nin Muhtâr; Tâcu’ş- Şerî'a Mahmud’un Vikaye; Ahmed ibn Sa'âtî’nin Mecma adililı eserleri. ninla müzâbene a. [Ar. ] Hurma ağacmdaki taze ürünün kuru hurma ile, asma dalmdaki taze Ar. ] üzümün kuru üzüm ile, başasin ğındaki yeni yetişen hububatın m’in kurusu ile aynı ölçüde satılması u’sişlemi. an
cürüm
suç
li'ân
Evli bir kadıli nı, kocasmm zina ile suçlaması neticesinde her iki tarafın yeminleşmesini ve boşanmalarını ifade eden terim.
mu'azzib
Çiu) [Ar.] “Suçlular veya günah işleyenleri cezalandı ran, acı çektiren.” anlamında Al lah’m sıfatı olarak kullanılan bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de teklik ve çokluk biçimiyle dört yerde geçmektedir (“A’râf suresi” (7 164; “Enfâl suresi” (8 / 33; “İsrâ suresi”.
günâh
G>t£) [ f.] Sözlük anlamı “Suç, kusur, kabahat.” olan bu söz, “İlâhî emir ve yasaklara aykırı olan eylem ve davranışlar.” için kullanılan bir terimdir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde bu söz yerine kullanılan belli başlı söz varlıkları şunlardır: cünâh, hatî'e, hûb, ism, seyyi'e, vizr, zenb hâb a- [Ar.] “Uyku.” anlamındaki bu söz, başka kelime ve terkiplerle yeni terimler oluşturur.
Delhi
Delhi · Hindistan · Esir alındıktan sonra getirilip mülhidlikle suçlanarak idam edildiği başşehir (10 Eylül 1659). İlişkili kişi dosyası Dârâ Şükûh : Dârâ Şükûh, Miyân Mîr ve Molla Şah çevresindeki Kādirî ilgisi, sûfî tabakat eserleri ve dinî gelenekleri karşılaştıran çalışmalarıyla XVII. yüzyıl Hindistan düşüncesinde dikkat çeker.
Bağdat
Bağdat · Irak · 1813'te satın aldığı bir medreseyi Nakşibendî zâviyesine çevirerek irşada başladığı ve 1823'e kadar merkez edindiği şehir; Vali Said Paşa onu suçlamalara karşı savunmuştur. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî : Şehrizorlu Mevlânâ Hâlid, Abdullah Dihlevî'den aldığı Müceddidî-Nakşibendî terbiyeyi kısa sürede Irak, Anadolu, Suriye, Kafkasya ve daha geniş Osmanlı coğrafyasına taşıdı.
Kâsâniyye ve Doğu Türkistan: İshâkıyye ile Âfâkıyye
Ahmed Kâsânî'nin usulünü, İshâkıyye–Âfâkıyye ayrımını ve Doğu Türkistan'da mânevî otoritenin siyasî güce dönüşmesini kaynak katmanlarıyla ele alan dosya.
İzzî Tarihi’nde Yeniçeri–Bektaşî Terminolojisi
İzzî’nin Bektâşiyân adlandırmasını tarikat postu ile karıştırmadan; Yeniçeri Ocağı’nın görevlileri, Ağa Kapısı ve Hacı Bektaş hafızası üzerinden açıklar.
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 26–33
Muzaffer Ozak Külliyatı · SEJ prati El Mukaddimü Celle Sanühu İstediğini ileri geçiren, öne alan. (YÂ MUKADDIMÜ ism-i celilini savaş alanında veya korkulacak bir yerde okuyanlara hiç bir zarar gelmez.) El M
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı
Sayfalar 33–40
Muzaffer Ozak Külliyatı · Cenabı erham-er-râhimiyn, cümlemize tevfikini ihsan buyursun, âf ve magfiretiyle sâd eylesin ve bizleri necata erdirsin. Kötü ve çirkin huylarımızı Kur'an ahlâkına ve ahlâk-ı Ahmed
Sayfalar 34–41
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birincisi; gökyüzüdür. Güneşi, ayı, yıldızları ve daha güremediğimiz, bilemediğimiz diğer varlıkları ile enginleşen o muhteşem gökyüzünü bir düşününüz. Düşününüz ki, insanoğlu, en
Sayfalar 42–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · Allah celle celâluhu; bu âyet-i celillerle, kâfirlerin cehennemde görecekleri şiddetli âzabı beyan buyurmakta ve diğer bir âyet-i kerimede de: «innâ a'tednâ lil-kâfiriyne selasile