ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
55 sonuç · “ecâ”
01Câhidiyye
Câhidiyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Kassâriyye Melâmîliği
9-10. yüzyıl Nişâbur çevresinde belirginleşen; ihlâs, ameli gizleme, nefsi itham ve çalışıp kazanma ilkelerini öne çıkaran Melâmetî çevre.
Kuruluş ve İlk Zâviyeler
Mekke, Cebelülahdar ve Câğbûb'da eğitim, üretim ve irşad merkezlerinin kuruluş dönemi.
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi (ö. 1123/1711), IV. Mehmed devrinde saray hânendesi ve mûsiki hocası olarak çalışan; Rast Na‘t, Segâh Âyin, Segâh Tekbir, Salât-ı Ümmiyye ve Nevâ Kâr gibi eserleriyle cami, Mevlevî ve klasik mûsiki repertuvarlarını birleştiren büyük bestekâr, şair ve ta‘lik hattatıdır.
Diyarbakırlı Seyyid Ahmed el-Kürdî
Diyarbakır’da doğup İstanbul’da ilmiyye yoluna giren Seyyid Ahmed el-Kürdî (ö. 1726), Ebezâde Abdullah Efendi çevresinden mülâzemet aldı ve Cafer Ağa Dârülhadisi’nde müderrislik yaptı; Çapakçurlu Nakşibendî şeyhle aynı kişi değildir.
Dizdâr-zâde Ahmed Efendi
Lârendeli Dizdâr-zâde Ahmed Efendi (ö. 1623), müderrislikten tasavvufa yönelerek Aziz Mahmud Hüdâyî’den hilâfet alan, İzmir’de irşada başlayıp Edirne’de cami ve hankâh kuran Celvetî şeyhidir.
Dizdâr-zâde Mehmed Efendi
Tırhalalı Dizdâr-zâde Mehmed Efendi (ö. Ağustos 1599), müderrislikten Nakşibendî terbiyeye yönelen, Edirne Selimiye Camii’nde vaizlik, tefsir ve hadis öğretimi yapan Osmanlı âlim ve şeyhidir.
Genç Ali Efendi
Genç Ali Efendi (ö. Şâban 1122/Eylül-Ekim 1710), göçebe Türkmen bir aile çevresinden ilim tahsiline geçen; Edirne Selimiye Camii’nde ders, Muradiye’de imamet ve Gazi Mihal Bey Camii’nde hitabet hizmeti yürüten Osmanlı âlimidir.
Hacı Evhad Şeyhi Seyyid Hüseyin Efendi
Hacı Evhad Şeyhi Seyyid Hüseyin Efendi (ö. 1694), Safranbolu'nun Bacı köyünden İstanbul'a gelerek Abdülahad Nûrî'ye intisap eden; Yedikule Hacı Evhad Zâviyesi ile Fatih, Beyazıt ve Süleymaniye camilerinde şeyhlik, tefsir ve vaaz hizmeti yürüten Halvetî-Sivâsî şeyhidir.
Hasan Hilmi Efendi
Azdavaylı Hasan Hilmi Efendi (1240/1825, Azdavay – 24 Safer 1329 / 1911, İstanbul); Nakşibendî-Hâlidî şeyhi. Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'nin halifesi ve halefi ; hocasının vefatından sonra on sekiz yıl ders okutmuştur. Kabri Süleymaniye Camii bahçesindedir.
İbrâhim Nakşî-i Sünbülî
İbrâhim Nakşî-i Sünbülî (ö. 1702), Seyyid Alâeddin Efendi’den yetişen; Rumelihisarı, Valide-i Atik ve Şehzade camilerinde vaaz veren, Nakşî mahlasıyla şiirler söyleyen İstanbul Sünbülîlerindendir.
İsmâil Necâti Efendi
İsmâil Necâtî Efendi, Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî ve Hasan Hilmi Efendi’den sonra Gümüşhaneli Dergâhı postuna geçen Nakşibendî-Hâlidî şeyhidir.
Kara Dede Tâceddin İbrahim Efendi
Kara Dede Tâceddin İbrahim Efendi (ö. 975/1567-68), Amasya'da debbağlıktan ilim yoluna yönelmiş; medrese, fıkıh, nahiv ve derleme çalışmalarıyla tanınmış Osmanlı âlimidir.
Kayserili Seyyid Ya‘kūb Efendi
Kayserili Seyyid Ya‘kūb Efendi (ö. 1079/1668), Hekim Çelebi Tekkesi çevresinde Müftü Ahmed Efendi yanında yetişen; Eğrikapı, Selim ve Bayezid kürsülerinde görev yapan Nakşibendî şeyhi ve vâizdir.
Kiçi Mehmed Efendi
Kiçi Mehmed b. Osman (ö. 25 Rebîülevvel 1054/1644), Arnavut kökenli; Süleymaniye Camii’nde halka ders veren, sarayda küçük oda hocalığı ve Kara Mustafa Paşa Medresesi müderrisliği yapan âlimdir.
Aşk
Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.
A‘yân-ı sâbite
Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.
Basiret
Öngörü, sağgörü, gaflete düşmeden ve duygulara kapılmadan ileriyi ve gerçekleri isabetli olarak görme yeteneği. 2. tas. Kutsiyet nuruyla aydınlanmış kalbin bir gücüdür ve onun sayesinde nesnelerin hakikati ve içyüzü görülür. Nefse göre nesnelerin şekillerini ve dışyüzünü gören göz ne ise, kalbe göre basiret de odur. Hükema buna kutsi kuvvet adını verir (KT). Mustagni-i irşâd erbab-ı basiret Sükkân-ı Harem neyler imiş kıble nümâyi Vehbi | Bi-basiret olmaz müdrik-i feyz-i didâr Herkese nar görünmez cebel-i Musâ'da Rahmi Bast—Kabz (بسط - قض) 1. Keyifli tutuk veya açılma — sıkılma halleri, 2. tas. Ümit ve korku (recâ—havf hallerinden sonra, neşe ve endişe (üns-heybet) hallerinden önce gelen iki tasavvufi hal. Havf ve recâ mübtedilerin, bast ve kabz ariflerin ees Batin MDR rp ami ZE SONE halidir. Bastı da kabzı da veren Allah'ur. O bâsıt ve kâbızdır. Kul ise münbâsıt ve münkâbız yani bast veya kabz halindedir. Kabz halindeki kul tutuk ve zihnen kısır bir haldedir. Aklına ve gönlüne bir şey gelmez, bildiklerini de unutur. Bast halinde ise gönlü şen, zihni açıktır. Arifler çoğu zaman zahiren bast halindeymiş gibi görünürler, ama batmen kabz halinde olurlar (sz, 419, KR, 33). Keyifli tutuk veya açılma — sıkılma halleri, 2. tas. Ümit ve korku (recâ—havf hallerinden sonra, neşe ve endişe (üns-heybet) hallerinden önce gelen iki tasavvufi hal. Havf ve recâ mübtedilerin, bast ve kabz ariflerin ees Batin MDR rp ami ZE SONE halidir. Bastı da kabzı da veren Allah'ur. O bâsıt ve kâbızdır. Kul ise münbâsıt ve münkâbız yani bast veya kabz halindedir. Kabz halindeki kul tutuk ve zihnen kısır bir haldedir. Aklına ve gönlüne bir şey gelmez, bildiklerini de unutur. Bast halinde ise gönlü şen, zihni açıktır. Arifler çoğu zaman zahiren bast halindeymiş gibi görünürler, ama batmen kabz halinde olurlar (sz, 419, KR, 33).
Behlül
ل) 414) Bühlül veya Pehlül. s. ar. Saf, güleç (dahhâk), safderun, budala, 2. tas. Meczup, mecnun, ehl-i cezbe. Behlüller tam zamanında söyledikleri vecize ve hikmetlerle insanları uyardıkları gibi anlamlı hal ve hareketleriyle de onlara ders verirler. Bunların en tanınmışı Behlül Dânâ'dır. Bunlara ukalâ-i mecânin de (akıllı deliler) denir, Bkz. Meczup, Mecnun. Beka—Fena ) (بقا '- فنا 1. Kalıcı ve geçici olma. 2. tas. a Kötü huyların davranışla rın yok olması fena, yerlerini güzel huyların ve iyi davranışların alması bekadır (tahalluk bi-ahlakillah). b Kulun kendi (nefsani) sıfat ve niteliklerinden sıyrılıp çıkmasına fena, Allah'ın sıfat ve nitelikleriyle süslenmesine beka denir (ittisaf bievsafillah). c İnsanın kendisini, etrafındaki halkı ve €şyayı görmemesi bekadır. d İnsanın, fena halinde olduğunu da bilmemesi ‘fenadan fena'dır (fena ender fena) Sâlik önce kendisinden fani oluyor, sonra Hakk'ı gördüğü için Hakk'ın sıfatından fani oluyor, sonra Hakk'ın varlığında tamamıyla yok olduğu için fenasını görme halinden de fani oluyor. Insan kötü fiil, hal ve vasıflarda baki ise bu sefer de iyi fiil, huy ve vasıflardan fanidir Bu anlamda beka, yani çirkin olanda baki olma kötü olduğu gibi, güzel olandan fani olma da kötüdür. Kötü olandan fani, iyi olanda baki olmak suretiyle tasavvuf yoluna girilir. Nefsinden fani olan Hak'la baki olduğu gibi Allah'ta fani olan da Allah'la baki olur. Allah'ta fani olma haline fena fillah, Allah'ta baki olma haline beka billah denir. Bu halde bulunanlar fani fillah, baki billah denir ( SL 284, 417). Bkz. Fena Kalıcı ve geçici olma. 2. tas. a Kötü huyların davranışla rın yok olması fena, yerlerini güzel huyların ve iyi davranışların alması bekadır (tahalluk bi-ahlakillah). b Kulun kendi (nefsani) sıfat ve niteliklerinden sıyrılıp çıkmasına fena, Allah'ın sıfat ve nitelikleriyle süslenmesine beka denir (ittisaf bievsafillah). c İnsanın kendisini, etrafındaki halkı ve €şyayı görmemesi bekadır. d İnsanın, fena halinde olduğunu da bilmemesi ‘fenadan fena'dır (fena ender fena) Sâlik önce kendisinden fani oluyor, sonra Hakk'ı gördüğü için Hakk'ın sıfatından fani oluyor, sonra Hakk'ın varlığında tamamıyla yok olduğu için fenasını görme halinden de fani oluyor. Insan kötü fiil, hal ve vasıflarda baki ise bu sefer de iyi fiil, huy ve vasıflardan fanidir Bu anlamda beka, yani çirkin olanda baki olma kötü olduğu gibi, güzel olandan fani olma da kötüdür. Kötü olandan fani, iyi olanda baki olmak suretiyle tasavvuf yoluna girilir. Nefsinden fani olan Hak'la baki olduğu gibi Allah'ta fani olan da Allah'la baki olur. Allah'ta fani olma haline fena fillah, Allah'ta baki olma haline beka billah denir. Bu halde bulunanlar fani fillah, baki billah denir ( SL 284, 417). Bkz. Fena
Dergâh
(« (دركا +. Eşik, atebe. 2. tas. Tekke, âsitâne, zaviye. Ne dünyadan sâfâ bulduk ne ehlinden recâmız var Ne dergâh-ı Huda’dan maâde bir ilticamız var Nef'i Bu şek, bağrımda hergün gah u bigâh Dolaştım “Ha, deyup dergah dergah Yahya Kemal
Dest-büs
Bkz Base. Dest der kar dil be-yar Eli iste, gönlü Hak'ta olmak, eli işte gönlü oynasta olmak. Neylesin gülzâr-ı âşık olmayınca gülizâr Bostan-ı cennete suret veren didâr imiş Necâti Destegül i. fars Mevlevi dervişlerin tennurenin üzerine 8iydikleri yakasız, göğsü açık, kolları dar ve bileklere kadar, beli kısa gömlek. Dest-gâh; fars. Sermaye, kudret, kuvvet, makam, servet, nüfuz. tas. Bütün kemal sıfatların hasıl olması ve bunların hepsine hâkim olunması.
Gala ea cae Ebced
بجد) N) x. Arap alfabesinin harflerini içeren kısa ei إلا Obirmetin 2. tas. a Süfiler bazı ayet ve hadislerden ebced Wi a hesabıyla bazı anlamlar çıkarır; bunların, işaretle anlatılan e > tasavvufi bilgiler olduğunu ifade ederler, Bkz. Allah, Altost mışaltı, Lale, önle ne sela Ebced. hesabı Arap alfabesindeki harflerin her birine eril ğin ayin belirlenmiş birer Sayı vererek bir kelimenin sayısal değerini hesaplâma ve bu değerden yola çıkarak kelimeyle aynı sayısal değere sahip başka kelimeler veya şeyler arasında bağlantı kurup yorumda bulunma. Divan şiirindeki tarih düşürme sanatı, bu hesaplama yöntemine dayanır. Sihir, büyücülük ve falcılık gibi bişer uygulamalarda da ebcede başvurulur. Ebcedi aşk Mecazi, cinsi, insani ve beşeri aşk. Çocuklar Kur'ân okumaya ebced ile başladıkları gibi müritler de hakiki aşka mecazi aşkla başlayabilir (am 155). Aşkı ko dursun mecâzi ise de gönlünde Âb-ı engur hum içre durarak bâde olur Sabri
Mahv
Silmek, yok etmek; bir şeyin, izi kalmayacak şekilde ortadan kalkması tas. Kulun fiillerinin Hakk'ın fiillerinde fani olması. | Yüksek derecedeki kullarını Hak kendine çeker, onların nefeslerini mahv (yok) | eder, onları kendi katında var kılar. Mahv-i ayn-i abd Kulun mahvolması. Bkz. Mahv-i ubüdiyet. Mahv-i cem Vahdetin kesrette yok olması. Mahv-i erbab-ı serâir İçteki rabları yok etmek. İllet ve afetleri silip süpürmek. | Mahv-i erbab-1 zahir Zahir rableri yok etmek, kötü alışkanlıkları ve huyları orta- | dan kaldırmak. İspat ise onların yerlerine ibadet ve iyi huylar koymaktır.
Makam
(» (مقا Menzil, merhale, konak, mertebe. tas. a Sâlikin gösterdiği | faaliyetle ulaştığı, sıkıntılara katlanarak azimli bir şekilde gerçekleştirdiği merha- | Sâlikin makamı, bu suretle ulaştığı ve ikamet ettiği yerdir. Haller Allah'ın sâlike bağışıdır. Makam ise iradeyle çalışarak kazanılır. Haller gelip geçici, makamlar ise kalıcı ve süreklidir. Başlıca haller şunlardır: Mürakabe, kurb, muhabbet, havf, recâ, şevk, üns, itminan, müşahede, yakin. Başlıca makamlar şunlardır: Tevbe, vera, züht, fakr, sabr, rıza, tevekkül. Bir makamı tam olarak uygulamadan, hakkını vermeden ve halletmeden onu takip eden makama geçmemek şarttır (kn). Hal ile makam ayrımı kesin değildir; bazı süfilerin hal saydıkları makamı, bazıları makam sayar. Rızada olduğu gibi; rıza Iraklılara göre hal, Horasanlılara göre makamdır. Veliler gibi peygamberlerin de 232 |
Mebna-i tasavvuf
ف) yar el) 7, Tasavvufun temeli. 2, tas. Fakirlik ve ihtiyaç haline sımsıkı sarılmak, cömert ve diğerkâm olma halini gerçekleştirmek, teşebbüs | ve iradeyi terk (: Kİ). Mecâli-i külliye (4.15 «J lees) Varlığın genel tecelli yerleri, tecelligâh, mazhar. 2. tas. Kapalı kapıların kilitlerini açan anahtarlar ve bunların mazharları. Bu mazharlar beştir; Zat-ı ahadiyetin tecelligâhı; birinci berzahın tecelligâhı; ceberüt âleminin tecelligâhı; meleküt âleminin tecelligâhı; mülk âleminin tecelligahi. Bu âlemlerden beşincisi, dördüncüsünün, dördüncüsü üçüncüsünün (ve böyle devam eder) tecelligâhı ve mazharlarıdır. Zat-ı ahadiyetin tecelli ettiği yer birinci ber- | zah, yani hazret-i vahidiyet olup o hiçbir şeyin tecelli mahalli değildir. Zira üzerinde diğer bir mertebe yoktur (Kı; TK 1). Bkz. Hazarât-ı hamse, Merâtib-i kül | liyye, Tecelli. | Mecânin-i ukela (öc (مجانين 1. Akıllı deliler. 2. tas. Deli veli; meczup. Bunlar sü- | rekli olarak cezbe halinde bulunduklanndan kendilerine hâkim olamaz, geçimlerini temin edemezler (İFM 1:322; NUM 11:830), Akıllı deliler. 2. tas. Deli veli; meczup. Bunlar sü- | rekli olarak cezbe halinde bulunduklanndan kendilerine hâkim olamaz, geçimlerini temin edemezler (İFM 1:322; NUM 11:830),
Mecnun
(9 (مجنو a Deli, divane b Leyla ile yaşadığı aşk dillere destan olan Kays ismindeki âşık. tas. ilâhî âşk ile kendinden geçen ve akli dengesi bozulan Hak âşığı; Bühlül el-mecnun ve Sa'dun el-mecnün gibi (srk 234). Bkz. Behlül, Mecânin-i ukela. Kaysı gör mecnün iken âlemde şöhret-girdir Hiç seni bir kimse yâd eyler mi âkıldır deyu Fâizi
Melfuz
ظ) si) ع Melfuzat Güftâr. Telaffuz edilen, söz. tas. Özellikle Horasan, Hint ve Orta Asya'da sohbet meclislerinde şeyh vaaz ve nasihat ederken tutulan notlardan meydana gelen eserler. Bu tür eserlere mevaiz; mecâlis gibi isimler de verilir. Hz. Mevlânâ'nın Mecdlis-i Seb'a'sı gibi.
Süleyman Çelebi Türbesi
Bursa · Türkiye · Kabri Bursa’da Çekirge yolunda, Eski Kaplıca yakınlarındaki Yoğurtlu Baba Zâviyesi önünde bulunan sırt üzerindedir. Türbesi harap bir durumdayken 1952 yılında Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu aracılığıyla onarılmış ve duvarına Vesîletü’n-necât’ın ilk beyti yazılmıştır.
Ahmed Efendi Türbesi
Türkiye · Sefîne, İbrâhim Necâti Efendi'nin Ahmed Efendi'nin türbesinde sol tarafa defnedildiğini kaydeder; türbenin bulunduğu semt veya dergâh metinde belirtilmez. Kişinin mevcut mekân kayıtlarında Üsküdar'da Bandırma Tekkesi ile Fındıklı'da Keşfî Ca'fer Efendi Türbesi bulunmakla birlikte, metin bunlardan hangisi olduğunu söylemez. Koordinat verilmedi.
Mevlânâ Türbesi (Kubbe-i Hadrâ), Konya
Konya · Türkiye · 5 Cemâziyelâhir 672'de (17 Aralık 1273) vefat etti ve babası Bahâeddin Veled'in yanına defnedildi. Ölüm gecesi “şeb-i arûs” adıyla anılır ve yıl dönümleri bu adla ihya edilir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.
Kubbetü'l-İslâm Medresesi
Mültan · Pakistan · Vali Nâsırüddin Kabâce'nin Mültan'da yaptırdığı medrese; burada fıkıh okumuştur. Kendi maddesinde ise Mültan'daki öğrenimini “Mevlânâ Minhâcüddîn-i Tirmizî Medresesi”nde tamamladığı kayıtlıdır; iki adlandırmanın aynı kurumu mu yoksa iki ayrı medreseyi mi gösterdiği kaynaklarda açık değildir. Kutbüddin Bahtiyâr ile ilk defa Mültan'da tanışmış ve onun vasıtasıyla Çiştiyye'ye girmiştir.
Halep (Hallâviyye Medresesi)
Halep · Suriye · 630 (1233) civarında tahsil için gittiği şehir; Hallâviyye Medresesi'nde, aynı zamanda şehrin yöneticisi olan Kemâleddin İbnü'l-Adîm'den ders aldı. Ne kadar kaldığı bilinmemektedir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.
Galatasaray Sultânîsi
İstanbul · Türkiye · Öğrenimini tamamladığı mektep; Muallim Nâci, Muallim Feyzi, Recâizâde Mahmud Ekrem ve Zihni Efendi buradaki Türk hocalarındandır. Fransızcayı burada öğrenmiştir. İlişkili kişi dosyası Ken‘an Rifâî : Ken‘an Rifâî (1867–1950), Osmanlı maarif teşkilâtında müdür, müfettiş ve öğretmen olarak çalışan; Medine’de Hamza er-Rifâî’den icâzet alan, Hırka-i Şerif’teki dergâhında Mesnevî okutan mutasavvıf ve müelliftir.
Kayseri (Seyyid Burhâneddin Türbesi)
Kayseri · Türkiye · Seyyid Burhâneddin'in Sâhib İsfahânî'nin yanında kaldığı, dönüşte Mevlânâ'ya üç erbaîn çıkarttırdığı ve sonunda vefat ettiği şehir; Mevlânâ kabrini ziyaret edip Konya'ya dönmüştür. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.
Kudüs
Kudüs · Filistin · 1101/1689-90'da Halîlürrahman ile birlikte gittiği ve er-Rihletü'l-vüstâ ile el-Hadretü'l-ünsiyye'yi kaleme aldığı şehir; ailesinin de asıl memleketidir. İlişkili kişi dosyası Abdülganî en-Nablusî : Abdülganî en-Nablusî (1641-1731), Dımaşk’ta yetişen Hanefî âlimi ve sûfîdir. Kādirî ve Nakşibendî irtibatlarını İbnü’l-Arabî düşüncesi, tefsir-hadis tedrisi, seyahatnâmeler ve yaklaşık üç yüz eserlik külliyatla birleştirmiştir.
Bağdat
Bağdat · Irak · Belh'ten çıkan kafilenin ulaştığı ve Şehâbeddin es-Sühreverdî tarafından karşılandığı şehir; Moğollar'ın Belh'i işgal ettiği haberi burada (617/1220 civarı) alındı. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.
Safranbolu
Karabük · Türkiye · Vasiyetiyle talebelerine tâbi olmalarını istediği halefi Necâti Efendi'nin nisbesini aldığı şehir. İlişkili kişi dosyası Hasan Hilmi Efendi : Hasan Hilmi Efendi (1825–1911), Azdavaylı; Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddin’in yaklaşık elli yıllık hizmetinde yetişen, iki defa vekilliğini ve ardından Gümüşhânevî Dergâhı postnişinliğini üstlenen Nakşibendî-Hâlidî şeyhidir.
Nîşâbur
Nişabur · İran · Yol üzerinde uğradıkları ve Ferîdüddin Attâr'ın kendilerini ziyaret ederek Esrârnâme 'yi çocuk Mevlânâ'ya hediye ettiği söylenen şehir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.
Semerkant
Semerkant · Özbekistan · Fîhi mâ fîh 'ten, Hârizmşah'ın kuşatması sırasında burada bulundukları anlaşılır — yolculuğun ilk yönünü gösteren kayıt. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.
Hasan-ı Basrî'nin Zühd ve Hüzün Anlayışı
Dünyayı terk etmekten kalbi korumaya. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Cerrâhiyye'de Erkân, Esmâ ve Hilâfet
Nûreddin Cerrâhî'nin Halvetî usulünü yeniden düzenleyişi ve tarikatın kurumsal dili TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
Divan Şiirinde Tasavvuf: Kavram, Mecaz ve Eşya
Şiir kaynak olarak nasıl okunur? Divan şiirindeki tasavvuf dili doğrudan tekke yönetmeliği değildir. Şair, teknik kavramı estetik mecaza dönüştürebilir; aynı mazmun dinî, beşerî ve tasavvufî anlamları birlikte taşıyabilir. Tevhid ve aşk Vahdet-kesret, benlik, mâsivâ, tecellî ve ayna mecazları varlık anlayışını; âşık, sevgili, rakip, şarap ve meyhane dili aşk
Ümîdî Ahmed Efendi: Celvetî İrşadı, Tıp ve Şiir
Ümîdî Ahmed Efendi'nin aile içindeki Celvetî terbiyesini, tekke ve cami hizmetini, eserlerini ve şiir dilini birlikte ele alır.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 41–48
Muzaffer Ozak Külliyatı · ETVAR-I-SEB'ADA OLAN ESMÂ-I-İLÂHİYYENİN RENKLERI Tevhidin nuru hava'i mavi Ism-i-celâlin nuru kırmızı İsm-i-Hû'nun nuru yeşil İsm-i-Hak'kın nuru beyaz Ism-i-Hay'yın nuru sarı İsm-i
Sayfalar 64–70
Muzaffer Ozak Külliyatı · ni ateşle doldururlar. Allah bizi ondan dünyada ve âhirette ayırmasın. Onu sev, unun sünnetine riayet et. Zira, seven meyus mükedder ve mahzun olmaz. Severim diyen ona çok salâvat
Sayfalar 66–72
Muzaffer Ozak Külliyatı · ME'de, islâm ordularının bu hareketine HAMLE-I ARAP yani arap saldırısı, islâm mücahitleri de ÇIPLAK AYAKLI BIR KA- VIM olarak vasıflandırıldıktan sonra bir beyitte de aynen şöyle
Sayfalar 71–77
Muzaffer Ozak Külliyatı · silmişti. Insanlardan kaçıyor, daima tenhalarda dolaşıyor. Anası, bu hâle vâkıf olup meseleyi babasına açtı. Baba divanı toplayıp, Habbâbı divana dâvet etti. Habbâb divana geldiğin
Sayfalar 78–84
Muzaffer Ozak Külliyatı · Bir nigehe talibem, baksa biraz yüzüme Ayağının tozunu çeksem sürme gozüme Mübarek kademini bassa bir kez yüzüme Türabım kapısında billâhi Muhammedin Nûr-u çeşmim Ahmedin. Aşki lay
Sayfalar 96–102
Muzaffer Ozak Külliyatı · peygamberler o güneşten nur alan ay ve yıldızlar gibidirler. Nebiyyi ins-ü can aleyhi ve âlihi salâvatullah-ir-Rahman, ruh mesâbesinde ve bütün diger peygamberler vücuttaki diger u
Sayfalar 84–89
Muzaffer Ozak Külliyatı · meti Muhammede bahş olunacaktır. İbrahim Halil biz ümmeti Muhammede yapılacak iltifatı ilâhiyyeyi rabbinden işitince: «Yarabbi, beni mademki ümmeti Muhammedden kılmadın, hiç olmazs
Sayfalar 94–100
Muzaffer Ozak Külliyatı · cak mahkûma veya kesilecek kurbana ikrâm çoğalır, ama ansızın bıçak boğazına, ip de boynuna geçiverir. Bunların durumları bu misale benzer. Dikkatle oku tekrar tekrar oku. Allah si
Sayfalar 90–96
Muzaffer Ozak Külliyatı · gibi tövbe suyu da, insanda mâ'siyyet, günah ve yüz karası olan kotulüklerı tathır eder. Netekim, Kibar-1 evliya 'ullah: (Tövbe, öyle bir sabundur ki, günahları yıkar ve temizler v