Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 96–102
peygamberler o güneşten nur alan ay ve yıldızlar gibidirler. Nebiyyi ins-ü can aleyhi ve âlihi salâvatullah-ir-Rahman, ruh mesâbesinde ve bütün diger peygamberler vücuttaki diger uzuvlar gibidirler. Nasıl ki, ruh olmayınca diğer bütün uzuvların hiçbir kıymet ve ehemmiyeti olmazsa, Hatem-ül-Enbiyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tehâyâ olmasaydı, ne bu âlemlerin kıymet ve ehemmiyeti, ne de bütün diğer peygamberlerin izzet ve devleti bilinirdi.
Hz. Adem aleyhisselâmın safiyyeti, Nuh aleyhisselâmın naciyyeti, Ibrahim aleyhisselâmın haliliyyeti, Musa aleyhisselâmın kelimiyyeti, Isa aleyhisselâmın ruhiyyeti, ancak onun bâ'solunmasıyla tezahür etmiş, kıyınet ve ehemmiyetleri anlaşılmıştır.
Alemlerin efendisi olan Resûl-ü Rabbil-âlemiyn aleyhi ve âlihi salâvatullah-il Mu'iyn efendimizin nail ve malik bulundukları sıfatlardan diğer bütün peygamberler yalnız birer sıfata mazlıar olabilmişlerdir. Diğer bütün peygamberlerin sıfatları ve mû'cizeleri Resûl-ü Müctebâda cem'olmuştur ki, bu mübarek sıfatlara HABIBULLAH sıfatı da ilâve olunmuş (FE-KANE KABE KAVSEYN...) âyei-i celilesiyle taltif buyurularak bu tekarrüb bütün âlemlere ilân edilmiştir.
(KUL İN KÜNTÜM TUHIBBUNALLAHE FETTEBI'UNIY YUHBIBKUMULLAH = Allahu azimüşşânı seven, Muhammed'ime tâbi olsun ki ben de Muhammed'ime tâbi olanı seveyim...)
âyet-i kerimesiyle de bu muhabbetin kıymet, ehemmiyet ve azameti açıkça beyan buyurulmuştur.
(MEN YUTI-ER-RESÜLE FEKAD ETA'ALLAH = Resûl-ü zişânıma itaat muhakkak ki, bana itaattir.) âyet-i celilesiyle de Habib-i edib-i Kibriyâ'ya itaatin, bizzat Allahu teâlâ'ya itaat etmek olacağı, bütün kâ'inata, mahlûkat ve mevcudata, insanlara ve cinlere, bütün meleklere, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen bütün âlemlere duyurulmuştur.
Bu âyat-ı beyyinât, şüphe yoktur ki Sahib-il makam-il-Mahmud aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Vedûd efendimizin Allahu sübhanehu ve teâlâ indindeki kadr-i valâsını kesinlikle açıklamaktadır. O kadar ki, Allah azze ve celle Habib-i edibinin ka-
dem nihade-i âlem olduğu vakte ve onun ömrü-ü azizine kasem etmekte: (VED-DUHÂ VEL-LEYL-Î İZÂ SECÂ = Nurlu cemalinin güzelliğine ve saçlarının siyahlığına...) yemin ettikten sonra: (VE LE-SEVFE YÛTİKE RABBÜKE FE TERDÂ = Rabbin, seni razı edinceye kadar sana ihsan edecektir) âyet-i celilesiyle de Habib-i edibinin ürmetleri hakkındaki kaygularını gidermektedir.
Ey iyman ve irfan sahipleri! Sizlere hitabediyorum:
Düşününüz ki, KELIMULLAH olan Hz. Musa aleyhisselâm Tâ-Hâ sûre-i celilesinin 25. âyet-i kerimesinde açıkça beyan buyurulduğu gibi (Yâ Rab! Sadrunı şerheyle...) diye tazarrû ve niyaz etmişken, Nebiyyi ins-ü can aleyhi ve âlihi salâvatullah-ir- Rahman efendimize:
Elem neşrah leke sadrek ve vedâ'nâ anke vizrek-ellezl enkade zahrek ve refe'nâ leke zikrek fe-inne mâ'al usri yüsren inne ma'al usrl yüsra fe-iza feragte fensab ve ila Rabbike fergab...
El-Inşirah: 1 - 8 (Ey ekmel-ir-rüsül! Senin sadrını şerhetmedik mi?)
hitab-ı izzetiyle kadr-i valâyı Muhammediyyeyi ahkâmı aslâ eskimeyecek olan Kur'an-ı azim-ül-bürhanında tebşir ve ilân buyurmaktadır.
Envar-ül-Kulab, cllt 2 — F: 7
Kemal üzre seni vasfeylemek mümkün mü sultanım, Ki, meddâhın Cenâb-ı Kibriyâ'dır yâ Resûlallah!...
Evet; Allahu azim-üş-şân, Habib-i edibine bu sûre-i celile ile hitap buyurarak ona olan in'am ve ihsanlarını açıklamaktadır.
ELEM NEŞRAH LEKE SADREK = Ey âlemlere rahmet olarak gönderdiğim habibim!.. Mahalli nübüvvet ve mâ'rifet-i ilâhiyyeye makar olup arş-ı hakiki olan göğsünü nûr-u ilâhim ile nurlandırarak genişletmedim mi? Mübarek göğsün o nuru ile öylesine nurlandı ki, bu âlem-i şühudu ve âlem-i gaybı sana müşahede ettirdi. Bedeninde kesafetten zerre kalmadı. Çünkü, bütün vücudunu nur eyledim.
Burada biraz durup hep birlikte düşünelim: Bilindiği gibi Seyyid-ül-ebrâr aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Gaffâr efendimizin gürgesi yoktu. Zira, nurun elbette gölgesi olmazdı. Mevlid müellifi Süleyman Çelebi hazretleri bunu ne güzel ifade buyurmuşlardır:
Baştan aşağı nûr idi gövdesi, Nür ayandır, nûrun olmaz gölgesi...
Şimdi, âyet-i celilenin şerhine devam edelim. Allahu sübhanehu ve tealâ böyle buyuruyor:
Ey Resûl-ü zişân!... Mübarek bedeninin ve cisminin mübarek ruhuna ta'allûku, seni makam-ı cem'den men'etmedi. Ne dünya alâyişi, ne de halk ile muamelen seni Hak'tan uzaklaştırmadı. Sen, öyle bir şems-i hakikatsin ki, makam-ı cem ile makam-ı farkın sende müsavi olduğuna ve hepsini cami bulunduğuna:
Orglals
$ ' Ve inneke le-ala huldkin aziym....
EI-Kalem - 4 (Gerçekten sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin.)
âyet-i kerimesi âdil bir şahit olarak bütün insanlığa gösterilmiştir.
- 99 _ Hüsn-ü ahlâk ile Muhammed'sin, Bi-cemi-il-mehamid-i Ahined'sin...
Gerçekten de öyledir. Nûr-u ilâhi ve feyz-i sübhani bir kulun kalbine nüzul edince, o kalpte inşirah tahassül ve o göğüste feth-i küşâd tahakkuk eder ve o kalbe nâzil olan ilimden ve mâ' rifet-i ilâhiyyeden ötürü o sadır genişler. Netekim, Cenab-1 fahr-i risaletmeab aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Vehhâb efendimiz de, kavminin bütün ezalarına, zulüm ve cefalarına sabır ve tahammül göstermiş, bir çok âsinin isyanını, mücrimlerin cürmünü affeylemiş, onlara geniş bir müsamaha ile mukabele etmiş, hidayete erişmeleri için tazarrû ve niyazda bulunmuş ve bir çoklarını azab-ı ilâhiden azad eylemiştir.
Vâris-i Nebi oldukları ve ahlâk-ı Muhammediyye ile mütehallık bulundukları için, bütün Evliyâ'ullah da kendilerine karşı yapılan kötülük ve haksızlıkları affile karşılamışlar ve üstelik bu kötülük ve haksızlıkları yapanlara iyilik ve ikram ile mukabele etmişlerdir. Zira, onların da göğüsleri şerholunmuş ve kalplerine nûr-u Ahmedi nüzul etmiştir ki o göğüsler ve kalpler merhamet ve şefkat ile dolmuştur.
Sahib-i şeriat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyet efendimiz RA'UF ve RAHIYM idiler. Bahusus, kalb-i nübüvvetpenahileri kudret eliyle inşirah kabul ettiğinden, yerlerden ve göklerden daha geniş ve vâsi olmuştur.
Bu vesile ile ihvan-ı din-i mübiyne bir kerre daha hatırlatmak isteriz ki, Hz. Peygamber aleyhi salâvatullah-il-ekber efendimize taraf-ı ilâhiden şakkı sadır üç defa olmuştur. Bir hikmet-i sübhani muktezası HUZUZÂT-I ŞEYTANİ olan siyah kan, sadr-ı nübüvvetpenahilerinden giderilmiş ve böylelikle mübarek kalpleri dünya hayatına meyil ve rağbetten arınmıştır ki, böylelikle makam-ı irfanda daim ve huzur-u insanda kaim olsun. Unutmamak gerekir ki, hazzı şeytan insanın göğsünde bulundukça, o insanın kalbi mâ'siyyet ve günaha meyil ve rağbet eder. Mâ'siyyet ve günaha meyil ve rağbet eden insan ise aslâ makam-ı irfanı bulamaz. Her türlü dünya zevkleri ve şeytani şevkleri ile dolu olan kalplerde Muhabbet-i Mevlâ'ya yer olmaz.
— 100 _ Kalpten ağyârı def'etmedikçe yâr oraya gelebilir mi? Düşman çıkmadıkça, dost bir kalbe girebilir mi?
MEN AREF dersinde lâl oldu lisan-ı ehl-i hal, Hart-ü imlâdan münezzehtir makalât-i ricâl...
VE VEDE'NÂ ANKE VİZREK-ELLEZÎ ENKADE ZAH- REK = Biz, azim-üş-şân zellâtını senden ref'eyledik.. Senden, hata, isyan ve günah sudur etmez. Sen, benim hıfz-u amanım altındasın. Senin fiilin, işin ve her sözün ancak vahyi ilâhiyyem iledir.
ELLEZİ ENKADE ZAHREK = Senin mübarek zahrından, günah ve ma'siyyet yükünü kaldırdım. Ey Habibim! Sen bütün zellelerden ve günahlardan uzaksın, arınmışsın, mâ'sumsun.
Sen, günah işleyemezsin. Ey Feyz-i Hüdâ ve Resûl-i Kibriyâ!
Biz, senden sâdir olabilecek ve böylelikle arkana yüklenip sana ağırlık verecek, halk arasında ve mahşer yerinde insanı mahcup edecek günahların hiçbirisini sana işletmeyeceğiz. Biz azimüş-şân, âşıkların gözlerine nur olan zât-ı Ahmediyyeni, cism-i Muhammediyene hüsn-ü muamele ihsan ederek seni zelleden, mâ'siyyetten tamamiyle arındırdık. Seni aziz, mâsum, edepli ve makam-ı huzuruma enis eyledim. Ey Habibim, sen gerçekten mâ'sumsun, Ra'ufsun, Rahiymsin, Azizsin. Bütün suçlardan, zellerden, mâ'siyyetlerden tamamiyle berisin. İsmimle ismini cem'eyledim. Zâtını, zâtıma mir'at eyledim. İsmini ve şânını ezan ile de ilân ve ilâm eyledim. Dualarını ve isteklerini kabul buyurdum. Seni, bütün insanlara şefaatçı kılarak şefaatini de kabul eyledim. Sana itaati, zât-1 ahadiyyetime itaat olarak kabul eyledim. Makam-ı Mahmud'u sana bahş ve ihsan eyledim.
Cennet ve cehennemi sana muti kıldım. Sana, livâ-i hamdi verdim. Bütün Enbiyâ'yı ve salihleri senin bu livân altında toplamağa söz verdim. Sebeb-i hılkat-ı kâ'inat ve mebde-i hayat sensin. Senin nurundan bütün eşyayı ve halkı icad eyledim. Âdem' in tövbesini senin hürmetine kabul eyledim. Nuh'a senin hürmetine necat verdim. Ibrahim, senin nurunu hâmil bulunduğundan Halil ittihaz eyledim ve ona nâr-1 Nemrud'u senin nurunla nûr eyledim. Musa kelimim: (YA RAB!.. SADRIMI ŞER-
HEYLE..) diye niyazda bulunduğu halde, senin mübarek sadrını ben şerheyledim. Mübarek göğsünü arşımdan daha nurlu kılarak sadrını arş-ı hakiki ilân eyledim.
Cihana mahz-ı rahmettir zuhurun yâ Resûlallah, Zuhurundan zuhura geldi nurun yâ Resûlallah...
VE REFE'NÂ LEKE ZİKREK = Ey misbah-ı Hüdâ ve ey Sirac-ı hidayet-i Rabbil-âlemiyn!.. Biz, senin zikrini, ismini ve cismini öylesine yücelttik ki, ezan ve kamette, zât-ı ahadiyyetime iyman için şehadette, bize yapılan ibadât ve tâ'atte, salât-1 teşehhüdde ism-i şerifin ismimle birlikte zikrolunuyor. Cennetin her tarafina da ismimle ismini yazdırdım. Bana iyman ettiği halde sana inanmayan ve iyman etmeyene cenneti haram kıldım. Zât-ı pâkini zâtıma mir'at eyledim. Riza-i şerifini rizama muvafık kıldım. Cennetin kapılarından başlayarak, cennet ağaçlarının yapraklarına varıncaya kadar, ism-i şerifini ism-i ilâhiyyeme mukarin kıldım. Mâlik kıldığım sırrı kemâlâtını, melekler arasında ibraz ve ilân eyledim. Levh ve kalemde, seni malik kıldığım ilmini izhar eyledim.
Ey Cemal-i Muhammediyyeye müştak olan âşıklar!
Bir kimsenin bin yıl ömrü olsa, bu bin senelik ömrünün tamamını ibadetle geçirse, her yerde ve her şeyde Rabbine inanıp, Mevlâ'sını tasdik eylese, fakat Resûl-ü Ekrem ve Nebiyyi muhterem sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem efendimizin nübüvvetini işittiği halde Habib-i edib-i Kibriyâ'yı yalanlasa ve Resûl-ü müctebâya iyman etmese, Allahu tâlâ'nın varlığını tasdik etmesi ve o bin yıllık ibadeti kendisine hiçbir hayır ve yarar sağlamaz, küfürden kurtulamaz ve mutlâka cehenneme müstehak olur.
Buna mukabil, bir diğer kimsenin de bin senelik ömrünün tamamını suç, günah ve isyanlarla ve mâ'azallah mâsiyyet lekesiyle yüzünün simsiyah olarak geçirdiği düşünülse, Allahu teâlâ ve Resûl-ü müctebâ'yı tasdik ve iyman getirse Habib-i Hüdâ'yı tasdikinden dolayı affı ilâhiyye mazhar olur, cehennemden kurtulur ve mutlâka cennet ve cemale erişir. Zira, Resûl-ü Rabbil-âlemiyn mâ'şuku Hüdâ'dır, şefi-i-rûz-i cezadır, melce-i
fukara ve enis-i zua'fadır. Mâ'şuk-u Hüdâ olduğundan dolayı da, Zât-ı Muhammediyyetini tasdik ve ikrarda âşıkı mâ'şuktan ayırmağa Allahu zül-celâl-i vel-cemali vel-kemal razı olamaz. Zira, Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz nûr-u Hüdâ ve âlemlerin maksududur.
Şeref-i zâta delâlet eder esmây-1 şeref, Rehber-i nûr-u sifat oldu müsemmây-1 şeref..
Adem aleyhisselâm, ona iyman etmekle şeref bulmuştur.
Idris aleyhisselâm, onun o nurun tedris sıfatının mebde'idir.
Nuh aleyhisselâma, onun gözlerinin nuru kılavuzluk ve rehberlik etmiştir. İbrahim aleyhisselâm, o Nebiyyi âhir zamanın dininin misafiridir. İsmail aleyhisselâm, o mahbub-u ilâhinin fermanına teslim olan kurbanıdır. Ishak aleyhisselâm, o mergub-u Hüdâ'nın müştak-ı didârıdır. Yakup aleyhisselâm, o fahr-i cihanın mû'tekif-i beyt-i hazanıdır. Yusuf aleyhisselâm, o Nebi' ler serverinin taht ve bahtı, Mısır'ın şadânıdır. Musa aleyhisselâm, o iki cihan sultanının medine-i harimidir. Davut aleyhisselâm, o yüce sultanın meddahıdır. Yahya aleyhisselâm, şevk-i valının gamküsarıdır. İsa aleyhisselâm, kudümünün müjdecisidir. Cebrail aleyhisselâm, harim-i muhtereminin râzıdarıdır.
Israfil aleyhisselâm, Mi'râc gecesi onun rikâptarıdır. Mikâil aleyhisselâm, münacat vaktinde onun hemdemidir. Azrail aleyhisselâm, refik-i şefikidir. Güneş de dahil olmak üzere bütün ecram-ı semaviyye Habib-i edib-i Kibriyâ'nın cemalinin pervaneleridirler. Dualarının, ind-i mâ'nevide kabule karin olmasının utbe-i aliyyesidirler, rahmet-i Rahman'a nail olmanın rehber-i celilesidirler.
Demek oluyor ki, ol Resûl-ü kerim ve mergub-u rahiym, mahbub-u Hüdâ ve maksud-u âlem, bütün mümkinatın vücuda gelmesine sebep ve gaye olmuştur. Bundan dolayı, sebeb-i hılkat-i kâ'inat ve mefhar-i mevcudat efendimizin hak katında şefaati makbul ve bütün istekleri kabul olmuştur. O, ayn-ı ni'met-i uzmâ ve münciyyi Hüdâ olduğundan, o zât-1 akdesin nübüvvetini tasdik etmekle kalmayarak muhabbetini de kalp evine nakşetmek iymanın kemaline sebeptir. Her kim, gönül evini aşk-1