Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 103–109 Muhammediyye ile nurlandırırsa, cemal-i Muhammediyyeyi ve makam-ı Ahmediyyeyi müşahede eyler ve bunun neticesi olarak da aşkı günden güne artarak mir'atı hak yolunda pervane gibi kendisini yakmak ister ki, bu mertebeye erişen âşıklara da lâzım ve vâcip olan budur. Gülşen abâd-ı hakikattir gönül, Aşiyan-ı mürg-i vahdettir gönül... Akl-ı kül pervane-i ruhsarıdır, Şem'i cem'i ehl-i halvettir gönül... Levh-i mahfuz-u ilâhi ondadır, -ı gayb-ü şehadettir gönül.. Buracıkta ve bu vesile ile bir esrar-ı ilâhiyyeyi açıklamak gerekiyor: Sultan-ı serir-i din-i mübiyn aleyhi ve âlihi salâvatullahil-mu'iyn efendimiz, bu âlemin görünen ve görünmeyen, insanlar tarafından bilinen ve bilinmeyen bütün diğer âlemlerin icadına sebeptir demiştik. Allah azze ve celle, kudretiyle Âdem'i halk buyurarak ruh Âdem aleyhisselâmın vücudunda karar bulunca, Hz. Adem'in her uzvuna, ve bütün hassa ve kuvvetine bu âlemden türlü türlü nurlar aksetmeğe başladı. Bu nurlar öyle bir mertebeye vardı ki, her aza kemal ile iftihara koyuldu. Adem aleyhisselâmın gözü…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.