Ara
Menü

Sayfalar 94–100

1.879 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 94–100

cak mahkûma veya kesilecek kurbana ikrâm çoğalır, ama ansızın bıçak boğazına, ip de boynuna geçiverir. Bunların durumları bu misale benzer. Dikkatle oku tekrar tekrar oku. Allah sizlere, bana ve cümleye hidayet eylesin!...

Bir kimse farzdiniz; bu kimse evsiz, yurdsuz, vatansızdır.

Bir viranede yatar uyur. Rüyasında kendisini zengin olmuş görür. Otomobiller, sayfiyede köşkler, şehirde apartmanlar, paralar, kasalar, rütbeler sahibi olmuştur, güzel bir âileye sahiptir.

Metresi de, dostu da vardır. Böyle bir rüyanın zevki, sevinci içinde iken bekçi gelir ayağıyla teperek ve galiz küfürlerle «Kalk ulan serseri» deyip uyandırdığı zaman, bu gördüklerinin hakikat olmayıp bir rüya olduğunu anlar ki onün ne hale ge.

leceğini bir düşünün. Bu serserinin gördüğü rüya üç saat, yahut, üç dakika sürdüğü gibi; Allahi, Peygamberi bilmeyip de bu dünyada nimete gark olanlar da, rüyadan farkı olmayan bu dünya hayatında, otuz kırk, çok söyledim üç - dört sene böyle bir rüya görüp Allah'ın bekçisi olan Azrailin, «kalk uyan artık, gördüğün rüyadan başka bir şey değildir», diye onu uyandırdığında, rüya gören serseri nasıl gördüğünün rüyadan başka bir şey olmadığını anlayınca ne derece meyus ve mükedder olur ise, îmansız, amelsiz zengin de, ölüm geldiğinde Azrailin onu uyandırdığında ne büyük bir felâkete ve hasrete uğrayacağını bir tefekkür edelim. Serseri gördüğü rüyadan mes'ul değildir ama, îmansız, amelsiz zengine hesap ve azap vardır.

Bıraktığı malların hepsi vârisleri veyahut düşmanları tarafından pay ve yağma edilecektir. Bu yağma esnasında dost sandığı kimseler yağınada düşmanını mebhut edecek, geride bıraktığı evlât ve âyaline düşman olarak bu yağınada onlar da mücadele edeceklerdir. Şaşılacak iştir, ölüme namzet olanlar, ölmüşün malını yağma etmektedirler. Sanki, kendilerini ölüm bulmayacak zannındadırlar.

Hayatında iken hayra, Allah yoluna sarfetmediği para, mal ve mülkü, darmadağın olacaktır. Halbuki burada sarfetse idi, o sarfettiğinin kat kat fazlasile âhirette önünde görecekti. Ölümün eline düşen bu zavallının, dostu, ahbabı, arkadaşları zannettiği kimseler onun ancak kabrinin başına kadar gelecekler

ve kimse de onunla o çukura girmeyecektir. Ancak o, işlediği amelleri ile başbaşa kalacaktır. Işte, o anda gördüğünün rüyadan başka bir şey olmadığını anlayacaktır ama, artık oradaki pişmanlık faide vermez. Çünkü, vatansızdır. Vatanı aslisini aramamıştır. Nereden geldiğini, nereye gideceğini bir defa olsun düşünmemiştir. Onu buraya kim döndürmüştür? O, bir sigara verene rükû etmiş, o sigarayı almak için, eli verene rükû etmemiştir. Onun kafasına bir serpuş giydirene secde etmiş, serpuş giyecek başı verene bir defa olsun secde etmemiştir. Secde etmek şöyle dursun; o, iğrenç bir sudan halk olduğunu bildiği halde, yaratıcısına daima hasım olmuş, Allah düşmanları ile birlik olmuş, Nemrud gibi Allah'a ilânı harb eylemiştir. O toprak üstünde iken Allah'a îman edenlere hakaretle bakmış, onların itikat ve ibadetlerine gülmüştür. Şimdi ise ne kasası, ne kesesi, ne rütbesi kalmıştır. Karanlık bir çukurda çok ağlayacaktır. O, haram ile vücudunu şişirmiş, semirtmiş, şimdi akrepler, yılanlar, çiyanlar onu yiyecek, semireceklerdir. O dünyaya sığmıyordu, iki arşın yer ona kâfi gelmiştir. O, terzi, kumaş beğenmez idi, bir kefeni bile ona çok görmüşlerdir. Onu çok tanıyan vardı. Çok dostu ahbabı vardı. Fakat şimdi kimse onunla gelmemiş, onu yalnız bırakmışlardı. Şimdi kötü ameli ile, küfrü, inkârı ile başbaşadır. Çok para döktüğü doktorlar da onun derdine çare bulamamışlar, işte çok korktuğu ölüm onu bulmuş, bu hale koymuştur.

Allah'ı tanımazdı, Peygamberle arası hiç iyi değildi. Her gün ölenleri görüp hiç ibret almamış, hiç bugün için bir hazırlıkta bulunmamıştı. Diploması, apartmanların tapu ve çapları da ona bir fayda vermedi. Dostları onu yalnız bırakıp gitmişlerdi. Işte o, bu halde âhü feryat ederken iki heybetli melek gelip:

(Yaradanın kim, ne için hâlk oldun, sebebi hilkatin nedir, di.

nin nedir, peygamberin kimdir?) derler, cevap yok, dil tutulmuş, işte idam sehpan, deyip nârı göstererek ve kabrini ateşle doldurup gideceklerdir. Evet, mü'minler. İster mü'min, ister kâfir, ister dinli, ister dinsiz olsun, şairin dediği gibi:

rahminden geldik pazara Bir kefen aldık, döndük mezara.

- 96 -- Işte hayat bundan ibarettir.

Bu sözlerimiz sizlere acı gelmesin, bize kınılmayınız, darılmayınız. Bir âmâ önündeki çukuru hissetmeyip çukura doğru gitse, sen de bunu görsen, (bakalımn şu kör nasıl düşecek?) diye ses çıkarmaz mısın? Böyle yapan insan mıdır? Soruyorum?

Elbette ki, insan isen âmâya seslenecek, (Aman, gitme dur, çukura düşeceksin) diye onu ikaz edeceksin. Yahut koşarak gidip âmâyı tutup çukura düşmekten, onu helâktan kurtaracaksın. Bu her insanın, eğer insan ise, vazifesidir. Işte bizler âmâ gibiyiz, bize seslenen ve bizi helâktan kurtaran Kur'andır, Pey.

gamberimiz aleyhisselâmdır, büyük mürşidlerimizdir. Onların bu seslenişine kızacak mıyız, darılacak mıyız? İnsan isek, teşekkür etmemiz lâzımdır. Onları baş tâcı etmemiz lâzımdır.

Rabbinizden göz geldi. Işte bu Muhammed aleyhisselâmdır, Kur'andır.

Anlatacağım hikâyeyi dinleyiniz ve kıssadan hisse alınız:

HİKÂYE Sabahın erken saatlerinde iki atlı yolcu yola çıkar, birisi âmâdır. Amâ olan elinden kamçısımıı düşürür, attan aşağı iner kamçıyı aramaya başlar, hava serin olduğu için bir yılan kıvrılmış yatarmış, âmâ kamçıyı ararken, yılan tesadüfen eline geçer. Hayvan soğuktan donuk vaziyettedir. Yılanı kamçı. diye eline alan âmâ atına biner arkadaşına yetişir. Arkadaşı nerede kaldığını sörar, kamçısını düşürdüğünü, fakat yerde eski kamçısından daha güzel bir kamçı bulduğunu söyleyerek arkadaşına gösterir. Arkadaşı (Aman elindeki kamçı değil yılandır, at onu) derse de inatçı kör atmaz. Ne kadar söyledi ise kâr etmez.

Nihayet güneş çıkar hayvanın beli ısınır ve âmâyı sokar, helâk eder. Peygamber aleyhisselâm, ulema ve Kur'anı dinlemeyeni bu inatçı âmâ'ya benzetiyorum.

Kardeşlerim! Elinize aldığınızın ne olduğunu görmüyor sunuz. Haber veriyoruz; elinizdeki yılandır, kamçı değil? Onu at, sendeki bu huy iyi bir huy değil. Bu. gidiş, gidiş değil. Bırak bu gidişi, dinlemezsen helâk olacaksın, olacağız. Ya hûu! önünde kabir var, âhiret var, sen göremiyorsun, helâk olacaksın.

Elindeki mal değil, ateş; dünyada iken cehennemde yaşıyor-

sun, insafa gel, Allah'a gel. Seni hakka çağırıyoruz, doğru ol, dürüst ol, Allah'a kul ol ki, cihana sultan olasın. Kur'an seni felâha, necâta, cennete çağırıyor. Koş, vakit geçiyor, geç kaldın, sen ilmi bıraktın cehle daldın, îmanı bıraktın küfre daldın, nuru bıraktın zulmete daldın, çalışmayı bıraktın tenbelliğe daldın. Avrupalı aya çıkıyor, sen yerde yürümesini bilmiyorsun, yürümesini unuttun. Çalışmadan zengin, okumadan âlim olmak istiyorsun, gezmeksizin, seyyahlıktan dem vuruyorsun, bu senin sonun için iyi olmaz. Ibadet yapmadan cennete sahip olmağa çalışıyorsun, (Kalbim temiz) diyorsun, kendi kendini kandırıyorsun. Böyle iddia edenler Allahın hasmıdırlar.

Allahın namaza ihtiyacı yok, senin vardır. Temizliğe Allahın ihtiyacı yok, senin vardır. Senin temiz olman için, lûtfundan dolayı sana guslü, abdesti farz kılmış, Allahın, Peygamber aleyhisselâmın, kurbana ve kana ihtiyacı yok, senden takva istiyor.

Ey sofu! Domuz eti yemiyorsun ama, insan hakkı yiyorsun. Kan içmek haramdır diyorsun, insan öldürüyorsun. Şarap haram diyorsun, yetimin malını yiyorsun. Zina haramdır diyorsun, gıybet ediyorsun. Bu kötü huylardan ne vakit vazgeçeceksin?

Evet sözün doğru. Domuz eti yemeyi Allah haram etti. Haktır, doğrudur ama; insan hakkını yemeyi de haram etti. Kul hakkı yemek; domuz eti yemekten daha büyük bir günahtır. Zira, biri hukukullâh, biri kul hakkı. Allah hakkından vazgeçer, kul ise hakkından vazgeçmez. Kan içmeyi haram etti ama, insan öldürmeyi de haram etti. Allah Kur'anı keriminde:

Eé Eylirs Irşad. Cile 1— F: 7

«Bir kimse, bir mü'mini kasten öldürürse, katilin ebedî cehennemde kalacağını» ilân buyuruyor.

Efendimiz de, bir hadîsi ile:

«Mü'mine sebbin, yani sövmenin fısk, mü'minin katlinin küfür olduğunu» haber verdiği halde sen, kan dâvalarından, hâlâ vazgeçmedin. Evet; yalnız şarap değil, insanı sarhoş eden bütün içkilerin haram olduğu muhakkak ama, yetimin malının nârı cahîm olduğu da muhakkak.

Allah zinâyı haram etti. Zinâ eden nâra atıldı, fakat yalanın, gıybetin zinâdan da kötü olduğunu Muhbiri Sadık Efendimiz bildirdi. Hele tenbellik Allahın ve Resûlünün (aleyhisselâm) en sevmediği insan, tembel olan kimsedir. Allah'ın düşmanı da yediğinden, yediğini görene tattırmayan, ona da yedirmiyendir. Bir de çalıştırıp, çalıştırdığı kimsenin hakkını vermeyendir. Karısını, bacısını çalıştıran köylü kardeşim! Sen ise, köyünde kahvende oturuyorsun, karın, bacın tarlada ter döküyor. Hangi hakla îman dâvasındasın?... Senin, benim bu tembelliğimizle bu yerleri bize bırakrnazlar. Bizi buralardan kovarlar, sonra da kul köle olursun. Efendiliğini bil, çalış. Evet; hiç ölmeyecek gibi dinin, milletin için çalış. (Dinim ve milletim yıkılmasın, ölmesin) diye çalış. Tâ kıyamete kadar onların bakî kalması lâzım. Yarın ölecek gibi de âhirete hazırlan ki, sen ölücüsün. Hiç ölmeyecek gibi çalışman vatan ve dinin içindir. Yarın ölecek gibi çalışman, âhirete hazırlanman ise nefsin içindir.

Ormanlara kıymayınız. Yaş kesenle baş kesen felâh bulmaz. Çalışarak elleri nasır tutan kimseleri cehennemin yakma-

yacağını Resûl aleyhisselâm haber verdi. (Adâlet ile, küfür bile devamlı olabilir ama, zulüm ile islâm dahi devamlı olmaz) dediler. Zulmetmeyeceksin, her işde adâlet gözeteceksin.

(Bana hacı desinler) diye hacca gitme! Allah için hacceyle.

Gönül yıkma, yüzbin Kâbe yapsan bir gönül yıktınsa halin harabdır. Kâbeyi, Ibrahim aleyhisselâm yaptı. Gönlü ise, Allah yarattı.

Ey kardeşim ne vakit uyanacaksın? Ey Şafiî mezhebine tâbi olan arkadaşım; elin nâmahreme dokunduğu zaman abdestin bozuluyor, tekrar abdest alıyorsun da, Hakkın rızası olmayan bir harama elini uzattığında neden abdestin bozulmuyor?

Halbuki birinci abdest, namaz abdestidir, bozulursa yine al.

mak mümkündür. Ikinci abdest ise îman abdestidir. Yalan söylemek, gıybet etmek, çalmak, çırpmak, vurmak, öldürmek gibi, Allahın men'ettiği şeylere yanaştın mı, îman abdesti bozuldu demektir. Tekrar almak zorcadır. Hazreti Adem aleyhisselâm, elini bir kere Hak rızâsı olmayan yere uzattı diye üçyüz sene tövbe ve nedamet ederek ağladı. Yani üçyüz senede îman abdestini tazeleyebildi. Nebi olduğu halde. Ya sen ve ben nebî değilken ve o kadar senedenberi yaptığımız binlerce, onbinlerce fenalıklarla îman abdestimizi bozduğumuz halde, bir defa olsun bu abdestimizi tazelemek için âh ederek ağlamak, yalvarmak, aklımızdan geçti mi?

Ey Hanefi mezhebine, Maliki, Hanbeli mezhebine tâbi olan Hak arkadaşlarım!... Bizler de mezhebimizce, birçok abdesti bozan şeyler ile namaz abdestimiz bozulduğunda onu tazeliyor ve fakat îman abdestini bozan türlü fenalıklardan zerrece kaçınmıyoruz. Hanefî mezhebine tâbi olan bir kimsenin, bir yeri kanadığı veyahut sebileyn denilen yerlerden su ve gaz çıktığında, gider abdestini tazeler. Fakat, gider kan döker, yâni adam katleder de, zedelenen îman abdestini tazelemeye lüzum görmez. Hakka bir kere rücû etmez, af dilemez. Vücudumuz kirlendiğinde onu temizlemek, yıkamak kolaydır. Bir parça sabun ve bir miktar su bunu yapabilir. Halbuki iffetimiz, namusumuz kirlendi mi, temizlemek için dünyanın sabunları, denizlerin ve nehirlerin suları kâfi gelmez. Bu dünya bir imtihan ye-

ridir. Bu dünyada bir takım insanlar, îman ve Islâm ile müşerref olup, âmâli sâliha yâni, iyi ve yararlı ameller işlemişlerse, böylelerinin bu dünyadaki mematları, yâni ölümleri, aslında onların hayatları demektir. Zira, onlar bu dünyadaki hayata bel bağlamamışlardı. Gerçek hayat olarak âhiretteki hayatı bekliyorlardı. Buna mukabil, bu dünyada diğer bir takım insanlar da Ailah, Peygamber (aleyhisselâm), îman, Kur'an tanımadan, sanki onlara ölüm tattırılmayacak gibi, Allah korkusu olmadan, bir düzene girmeden hayvanlar gibi, belki hayvanlardan da aşağı bir tarzda yaşamışlar ise, her insana geldiği gibi onlara da ölüm geldiği zaman gerçekten ölmüş olacaklardır.

Bu küfür, isyân, inkâr sebebi ile, orada mâruz kalacakları muamele onları pişman edecektir. (Keşke çürüyüp toprak olsa idik veya yok olsa idik daha iyi idi) diye sizlanacaklar, fakat bundan bir fayda görmiyeceklerdir. Veyahut, (Ah keşke dünyada Allah ve Peygamberini (aleyhisselâm) tanıyıp bu hallere düşmese idik veyahut da: (Ya Rab! Bizi tekrar dünyaya gönder, sana ve sevgili Resûlün Muhammed (aleyhisselâma) îman ederek âmâl: sâliha işleyelim ve buradaki gerçek hayata, ebedi hayata o mü'min kulların gibi biz de nâil olalım) diye, dünyada dökmeakleri yaşları dökecekler, dünyada yapmadıkları niyazları ya.

pacaklar ve dünyada bir kere secdeye koymadıkları başlarını secdeye koymak isteyecekler, fakat buna kadir olamayacaklar.

Ah ve figanlar ile yalvaracaklar, yakaracaklar, fakat bütün bunlardan maaleset bir fayda görmiyeceklerdir. Kendilerine, şu acı hakikati ifade eden sözler söylenecektir: «Dünya âhiretin tarlasıydı, orada ekseydiniz burada biçecektiniz. Artık geriye. dönmeye de kudretiniz yok.» denecektir.

Din kardeşlerim!.. Yukarıdaki hitâb-ı izzete muhatab olmak istemez iseniz gelin îman, islâm ve Allah yolundan, Peygamber (aleyhisselâm) yolundan ayrılmayalım. Surada kâğıt üzerine karaladığımız bu hitâb-ı izzet kalblerimizde o kadar korku ve dehşet uyandırmayabilir. Arif olanlara, bundan daha hafif sözler tesir eder. Bahsettiğimiz bu hâdise vukubulacaktır.

Şimdi bu sözlerden yüreğimiz çarpmıyorsa, o ân gelince yalnız yüreğimiz mi çarpacak? Kendimizi yerden yere, kafamızı taş-