İrşad I · kaynak sayfaları 85–93
Kıssas-ı Ali Radiyallahu anh:
HİKÂYE Ibni Mülcem namındaki nâmerd, beyt-i Huda olan damadı Paygamberi bir sabah huzuru Hakta iken zehirli kılıç ile vurdu. O beyti Huda melcei fukara damadı Resûlü Mücteba Halife-i Hak kanlar içerisinde vere serilmişti. Hazreti imamı mihrabından alıp hanei saadetine götürüp, yatağına yatırdılar.
Nice muharebelere girmiş, nice azılı kâfirlerin bir darbede canlarını cehenneme göndermiş, nice habîsin habasetlerini bu dünyadan temizlemişti. Fakat, kader böyle imiş, bir nâmerdin süikastına kurban gidiyordu.
Hazreti Imam, muhterem oğullarına şefkat nazarı ile bakıyor, sanki onların ileride başlarına gelecck hâdisatı levhi mahfuzdan okuyordu. İmamı Hasan'a sordu, (Beni kim vurdu?) Hc.
men carihi zalimi huzuru halifeye getirdiler. Imam kendisini vuranı tanıyordu. Zira, Ibni Mülcem imama hizmet ctmişti.
Imama hizmeti esnasında (Ya Ibni Mülcem benim ecelim senin elindedir) buyurmuş, kerametini izhar etmişlerdi. O vakit Ibni Mülcem (Hâşâ ya Imam, ellerim kurusun büyle bir şey yapacak isem) demiş, kendisini öldürtmesi için rica ve niyazda bulunmuş idi. Mülcemin bu sözlerine karşı Allahın arslanı Ali (Nasıl seni öldürtebilirim ki, sen suç işlemedin, suç işlemeden seni haps veyahut katlettirsem zâlim olurum) demişti.
Vakit ve saat gelmiş, kader zuhur etmişti. Imam Ali, Ibni Mülceme sordu: (Ya Ibni Mülcem, sana ne yaptım; irzina malına, canına mı iliştim?) Ibni Mülcemi dehşet ve korku kaplamıştı. (Hâşâ yalnız yalnız hüküm Allahındır ya Imam) diyebilmişti.
Hazreti Halife (Sözün Hak, niyetin bâtıl) dedi.
Ibni Mülcem'i alıp hapse koyup nezarete aldılar. Sonra Imam Hasan'a dönüp, (Eğer ben bu cerhden kurtulur isem onun hakkındaki muamele bana aittir. Eğer ölür isem bir kılıç darbesi ile onu katl edin ki, kanunu ilâhî yerini bulsun. Sakın olmaya ki onu zulm ve cefa ile öldürmeyiniz. Zira dedeniz Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sellemden işittim; bir kelp ku-
dursa dahi onu cefa, eziyet ile öldürmeyiniz, buyurmuştu) dedi.
Sonra kendine süt getirdiler. Sütün yarısını gösterip (Bu sütü alın zindanda bulunan garibe götürün. Karnı açtır) dedi. (Zindanda olan garip kimdir ya Imam) dediler. (Katilim olan Ibni Mülcemdir onun karnı açtır) dedi.
Sütü alıp ibni Mülcem'e götürdüler. Sütü içmedi ve (içine zehir koydunuz, beni öldüreceksiniz, içmem, içmemn) diyerek sütü geriye verdi.
Ibni Mülcemin sütü içmediğini ve sözlerini imama bildirdikleri zaman (İbni Mülcem neden bize suizan etti. Eğer sütü içse idi, yarın mahşer günü ayağımı cennetin eşiğine koyar ibni Mülcemi cennete koymayınca, kendim cennete girmezdim)
buyurdular.
Işte Resûlün âşıkı aşk mektebinde aşk hocası olan Hacei Kâinattan alınan dersin semeresi o Ali ki Radiyallahu anh, ilim, hilim, aşk şehrinin kapısı, Ömer de böyle adalet şehrinin kapıs1, Eba Bekir, Osman da böyle biri sıddık, diğeri haya şehrinin kapısı, Allah onlardan razı olsun.
Yâ Rab! Bizi Habibinden ayırma. O korkulu kıyamet gününde bizleri onun sancağı altında, afv ü rahmetinde cümle müminlerle beraber cem'i haşr eyle. Amin Bi-hürmetil seyyidil mürselin.
Velhamdülillâhi Rabbil Alemin. Lillâhi Fatiha.
EL - Hac Muzaffer OZAK
İR$ÂD
ÜÇÜNCÜ DERS MÜNDERECAT:
Bu risalede hakiki bir müslümanın ne gibi sıfatlara mâlik olmasını ve imânın kemal bulmasını beyanla bir âmanın ibret verici bir hikâyesi. Behlul Dananın Harun Reşit ile bir hikâyesini. Bir mürşidi kâmilin talebelerini imüihan etmesi. Bir köylü kadınının bir fakiri, bir lokma ekmek ile ikramı ve o ikrama karşılık Allah'ın o kadına evlâdını bağışlaması. Ibrahim Aleyhisselâmın misafire ikramı. Hz. Eba Bekir'in bir hikâyesi ile insanları irşâd edecek islâmî hakikatlerden bahseden mübarek Bir risâledir.
Sallû alâ seyyidina Muhammed sallû alâ Mürşidina Muhammed Sallû alâ Şems-id-duhâ Muhammed Sallû alâ Bedr-id-ducâ Muhammed Sallû alâ Nûr-il-Hudâ Muhammed (Sallâllahu aleyhi ve sellem)
E'üzü-billâhi Mineşşeytanirraciym Bismillâhirrahmanirrahiym Innemel-mü'minün-elleziyne iza zükirallâhu ve-cilet kulübühüm ve iza tüliyet aleyhim âyâtühû zâdethüm iymânen ve alâ yetevekkelün. Elleziyne yukiymün-es salâte ve mimma razaknahüm yünfikun. Ulaike hüm-ül-mü'minûne hakkan lehüm derecatün inda Rabbihim ve mağfiretün ve rızkun keriym. (Sadakallâh-ül-aziym)
El-Enfal — 2, 3. 4 Ayet-i Kerîmenin Meâli Şerîfi:
«Gerçekten mü'minler ancak o mü'minlerdir ki, Allah anıldığı zaman yüreklerl ürperir, karşılarında âyetleri okunduğu
- 90 -zaman imanlarını artırır ve Rablarına tevekkül ederler. O kimseler ki, namazı dürüst kılarlar ve kendilerine merzuk kıldığımız şeylerden infâk eylerler, işte hakkâ mü'minler onlar, onla.
ra Rablarının yanında dereceler var, bir mağfiret ve bir rızkı kerim var.»
«Kur'an Dili Tefsiri»
El evvelü Allah, el âhiru Allah, ezzâhirü Allah, el bâtınü Allah, Hayrihi ve şerrihi min Allah. Men kâne kalbihi Allah femuinuhu fiddareyni Allah. Rabbişrahli sadri ve yessirli emri vehlûl ukdeten min Lisaniy-yefkahû kavli ve ufevvidu emri ilallah, innallahe basirûn bil-ibâd
Kullarının her bir işini gören, kalblerinden geçen her fikri ve niyeti bilen, her zamanda, her mekânda her şeyi gören ve bilen, işidici ve görücü ve bilici olan Allah; bizleri burada tevfiki ile cem' eylediği gibi, yarın Kıyamet Gününde, nedamet ânında, o büyük günde, hasret derinde lûtfu ile, keremi ile, ihsânı ile, ikrâmı ile, sevgili Habibi, mergûb u mahbûb-ı Huda, Şefiî rûzi ceza, melcei fukara, enîsi zuafâ, iki cihan güneşi, yoktur ki cihanda bir eşi, âni-bihi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin, Livâi Hamd isimli sancağı altında böylece rahmetiyle, keremiyle cem'eyleye! Amin. Ol mübarek nurlu elleriyle havzı Kevserden cümlemizi sîrab eyleye! Arşın gölgesi ki, o gölgeden başka hiçbir gölge yoktur, bizleri orada mü'min kulları ile âşık, sâdık ve sâlihlerle haşr eyleye. Affı ile Keremî ile muamele eyleyip cennetini, rizasını cemalini ikrâm eyleyip, cümlemizi mesrûr eyleye...
Allah'a îman eden, emrettiği doğru yolda giden. O'na şirk ortak koşmayan, hak ve hakikatlerden şaşmayan, O'nu seven ve öven, O'nun rzasına talip, cennetine ragıp, cemaline âşık olan, O'nun sevgilisine gönül veren, Hakkın cennetine giren, yârin güllerini deren sevgili Muhammed'in (Aleyhisselâm) ümmetleri!
Okuduğum âyat-ı beyyinatta, Allahu teâlâ lûtfu ile şöyle buyuruyor:
Halis mü'min kimdir? Ne gibi sıfatlara sahip olmalıdır?
Nasıl olmalıdır ki, bir mü'minin îmanı kemale ersin? Her mü'minim diyen, mü'min midir? Allah celle ve celâluhu onun bu iddiasını kabul eder mi? Dâvasında haklı mıdır? Mü'min, nasıl bir sıfata bürünmelidir ki, Allah onun îmanını ve ibadetlerini kabul buyursun?
Bu âyet-i kerime, işte bütün bunları bize gösteren bir mihenk taşı gibidir. Elimize geçen her sarı maden parçasına:
— Bu altındır, diyebiliyor muyuz?
Desek bile, bu iddiamızın hiçbir değeri oluyor mu? Ancak o sarı maden parçasını, bu işin ehli olan bir kuyumcuya götürüp, mihenk taşına vurduktan sonra, gerçekten altın olup olmadığını, gerçekten altın ise kaç ayar olduğunu anlamıyor muyuz?
Işte, bu âyet-i kerime de, Allah'ın ölçü taşı, mihengidir.
Kavlimizi, fiilimizi, özümüzü, sözümüzü, inancımızı, güvencimizi bu âyet-i kerîme hükümlerine tatbik ederek îmanımızın, islâmlığımızın, hatta insanlığımızın değeri ve derecesini öğrenir; amellerimizi ve hareketlerimizi buna göre tâyin ve tesbit etmek imkânını elde ederiz.
Akıl sahipleri; bu âyet-i kerimeyi okuyup, amellerini ve îmanlarını ölçerler, varsa eksikliklerini anlamağa ve doğru olmayan kötü hareketlerini onarmağa çalışırlar. Bu âyet-i kerime, insanoğlunun kötü davranışlarını, inançlarını ve indi ilâhideki derece ve mevkilerini yüzlerine vurur ama, akıl ve îman sahipleri bu yüzlemeğe kızmazlar, bil'âkis suçu kendilerinde ararlar, hak yolundaki sa'yü gayretlerini artırrnağa ve halis mü'min olmağa çalışırlar. Zira, mü'mine vakışan sıfatlar bu âyetle beyan buyurulmuştur. Bu âyetin emrettiği sıfatlara boyananların, Hak rızasına erişecekleri muhakkaktır.
Yerlerin ve göklerin ve cümle âlemlerin sahibi ve yaratıcısı olan Allahü teâlâ; sevgili Habibi, mergubu, Resûlü olan Hz.
Muhammed sallallahü aleyhi ve selleme yirmi üç senede inzâl ettiği Kitâbı kerîmi ki, bizler için nürdur, şitâdır, devâdır, hablûllah yani Allah'ın kurtarıcı ipidir, ona tutanan kendini dünyada rezâletten, âhirette, azabtan kurtarır, şu sûrei azîzin de
meâlen: «Ancak mü'mini hakiki şu kullarımdır kl, onlar benim ismimi duydukları vakit benim haşetimle ve sevgimle, celâl ve cemâlimle kalbleri cilâlanır. Onlara Kur'an'ım okunduğu zaman, o okunan âyetlerimi can kulağ. ile dinlerler ve yalnız dinlemekle kalmayıp ahkâmı ile de âmil olmaya, yani onda emredilenleri yerine getirmeye gayret sarf ederler. Bu gayretlerinin derecesinde de îmanlarının nûrları artar. Işte o nûr ile, hayır ile şerri, ak ile karayı, nûr ile zulmeti, îman ile dalâleti hakkiyle ayırd edebilirler. Bundan sonra da her işte, her yerde ve her şeyde bana tevekkül edip, bütün işlerinde bana tefvizi umur ederler ve her şeyin hâlıkının ben olduğuma îman ederler.»
«O mü'min ve mükerrem kullarım ki, beş vakit namazlarını tâdil-i erkân üzere yani, farzına, vâcibine, sünnetine, müstehâbına riayet ederek, Resûlümden. gördüklerl gibi edâ ederler. Onlara verdiğimiz rızıklardan benim rızam İçin, benim yo.
lumda yine benim kullarıma, yahut benim mahlükatıma yedirir ve ikrâm ederler. İşte, bu sıfatlara mâlik olan ve böylece yapanlar hakikaten, bana hakkiyle îman edenlerdir, beni bilen.
lerdir, beni bulanlardır, bende olanlardır. Ben de onlara, indimde yani cennetimde yüksek makamlar, nihayetsiz nimetler ha.
zırladım ki, öyle nimetleri ne gözler gördü, ne sözler tarlf edebildi, ne de kulaklar işitti, ne de beşerin kalbine bunların ölçüsü sığablldi. Ancak bu nimetlerin ne olduğunu, ben Allah blliyorum.» buyurulmaktadır. Söyleyenler, hakkı ile tarif edemediler. Yarın cennete lûtfu ilâhi ile girecek olur isek; bana, (Ey hoca efendi, bize cenneti hiç tarif edememişsin) diyeceksiniz.
Bendeniz de, o nimetleri müşahade ettiğim zaman tarif edemediğimden size karşı mahcup olacağım. Fakat, bereket versin, cennette mahzun olmak yoktur.
Yine âyete devam edelim: «Onlara bu sıfatlardan dolayı bazı kerre beşer olmak dolayısiyle kendilerinden zuhur edecek günaha, af ve mağfiretim vardır. Dünya ve âhirette onlar için rızkı kerîm vardır ki, dünyada onları rızıklandırdığım glbi cennette de onlar için hesâba gelmeyen, nihayete ermeyen, nimetlerim vardır ve bu nimetlerim ebedîdir.»
Anlıyor musunuz mü'minler? Allah zikredildiği zaman, yahut kendimiz zikrettiğimiz zaman kalbimiz çarpıyor mu- Gö-
rümüz Onun, heybet ve kudretinden yaşarıyor mu, Onun sevgisinden heyecan duyuyor muyuz? Cildimiz Onun celâlinden diken diken oluyor mu? Kur'an-ı Kerim okunduğu zamanlarda haz duyabiliyor muyuz? Bu haz ile Hakkın emirlerini lâyıkı veçhile yerine getirebiliyor muyuz? Emrettiği şeyleri yapıp, nehyettiği, men'ettiği şeylerden kaçınabiliyor muyuz? Namazlanmızı kılıyor muyuz? Vaktinde kılabiliyor muyuz? Her işimizde Hakka tevekkül ediyor muyuz? İşte mü'minler, bütün bu soruları kendimize sorduğumuzda ne derece müsbet cevaplar verebilirsek. o kadar Hakka mü'min yani Allah'ın istediği gibi mü' min olabiliriz.
Yok; öyle olmayıp, Allah'ı dilimizle zikredip, Onun her şeye kaadir olduğunu söyleyip, kalbimiz buna inanmıyorsa veyahut (Allah vardır, her şeyi gören Odur, işiten Odur) deyip beri tarafta, sanki yokmuş gibi türlü kötü fiiller işlersek yani, kavlimiz başka, fiilimiz başka ise, o kimsenin kalbi, ruhu hastadır. Oyle kalbin sahibi, okunan Kur'anı değil, okuyanın sesini dinler. Hattâ o Kelâmullahı dinlemekten dahi sıkılır.
Bunlar, Allah'a tevekkül de edemezler. Zira kalbleri gerçekten, Allah'a îman edememiş kimselerdir. Elbette, bu kimseler namaz da kılmazlar. Kılsalar bile, bir angarya, bir borç kalksın diye kılarlar. Böyle namaz ise, insanı Hakka iletmek şöyle dursun, belki uzaklaştırır. Hele böyleleri, yani kalbleri inanmadığı halde inanmış görünen, kavilleri başka, fiilleri baş ka olanlar; zekâtlarını da veremezler. Üstelik kimseye yardımları dokunmaz. Hayırlı işlere mâni olurlar.
Iyi olacak kimseye, doktor perhiz tavsiye eder ve böylece bir hastalık anında vücudu için zarar teşkil edebilecek olan şeylerden onu korumuş olur. Fakat, iyileşmesine imkân kalmamış veya iyileşmeyen hastaya perhiz verilse bile, o buna aldırış etmeyecektir. Sonunda ise, mahvını kendi hazırlanmış olacaktır.
Bak aziz cemaatım! Kendini bu âyetle ölç; Allah indindeki mevkiini bu âyetle öğren. Dünya pazarına geldin. Yakın bir zamanda gideceksin. Uzak bir yolun yolcusu, korkulu yerlerden geçicisin. Imân, Kur'an, Muhammed aleyhisselâm ve Islâm ile alâkası olmayana sözümüz yoktur. Böyle olan kimselere verilen nimete, mala, mülke bakmayın. Yâni, önem vermeyin. Idam ola-