ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Yetiş”
01Safeviyye
Safeviyye, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’nin Zâhidiyye çevresinden yetişen Safiyyüddin-i Erdebîlî’nin Erdebil’de şekillendirdiği; XIV ve XV. yüzyıllarda geniş bir coğrafyaya yayılan tasavvuf yoludur.
A‘rec Şeyhî Çelebi
A‘rec Şeyhî Çelebi (ö. 971/1563-64), Celâlzâde Sâlih Efendi’nin yanında yetişen; Nişancı Mehmed Paşa hanesiyle akrabalık kuran ve Bursa Mollâ Yegân Medresesi’nde ders veren Tosyalı Osmanlı âlimidir.
Abdülahad Nûrî Sivâsî
Abdülahad Nûrî Sivâsî (1594/95-1651), Abdülmecid Sivâsî’nin ilmî ve tasavvufî terbiyesinde yetişen; Midilli’den İstanbul’a uzanan irşadı, Mehmed Ağa Tekkesi, selâtin camilerindeki vaazları, Kadızâdelilere karşı kaleme aldığı risaleleri ve Dîvân-ı İlâhiyyât’ıyla Sivâsiyye’nin Nûriyye koluna adını veren mutasavvıf, vâiz ve şairdir.
Abdülahad Nûrîzâde Şeyh Mustafa Efendi
Abdülahad Nûrîzâde Şeyh Mustafa Efendi (1636-1691), babası Abdülahad Nûrî Sivâsî’nin terbiyesinde yetişen; onun vefatından sonra yaklaşık kırk yıl Mehmed Ağa Zâviyesi postunu taşıyarak Sivâsî-Nûrî irşad ve kurum hafızasını sürdüren Halvetî şeyhidir.
Abdülazîz b. Ebû Bekir el-Mehdevî
Abdülazîz el-Mehdevî (yaklaşık 1150–1224), Ebû Medyen çevresinde yetişen, Tunus’ta bir tedris ve sohbet merkezi yöneten; İbnü’l-Arabî’nin Rûhu’l-kuds ve el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye’de özel bir muhatap olarak andığı, Ahmed el-Bûnî’nin de ‘şeyhimiz’ dediği İfrîkiyeli sûfîdir.
Abdülganî en-Nablusî
Abdülganî en-Nablusî (1641-1731), Dımaşk’ta yetişen Hanefî âlimi ve sûfîdir. Kādirî ve Nakşibendî irtibatlarını İbnü’l-Arabî düşüncesi, tefsir-hadis tedrisi, seyahatnâmeler ve yaklaşık üç yüz eserlik külliyatla birleştirmiştir.
Abdülkādir-i Geylânî
Abdülkādir-i Geylânî (1077-1166), Gîlân’dan Bağdat’a gelerek hadis, fıkıh ve tasavvufta yetişen; medrese, ribat ve vaaz çevresi vefatından sonra Kādiriyye adıyla İslâm dünyasının en geniş irşad ağlarından birine dönüşen âlim-sûfîdir.
Abdülkerîm el-Cîlî
Abdülkerîm el-Cîlî (1365/66-1428), Yemen’de Şerefüddin el-Cebertî’nin terbiyesinde yetişen; Kādirî aidiyetini İbnü’l-Arabî’nin metafizik mirasıyla buluşturan ve insan-ı kâmil öğretisini kapsamlı bir sistem halinde açıklayan âlim, şair ve mutasavvıftır.
Abdülkerîmzâde Mehmed Efendi
Abdülkerîmzâde Mehmed Efendi (ö. 1568), Ebüssuûd ve Kemalpaşazâde çevresinde yetişen; müderrislik, kadılık ve Anadolu kazaskerliği yapan, tefsirden nahve uzanan eserler ve Arapça Kasîde-i Mîmiyye kaleme alan Osmanlı âlimidir.
Abdülmecid Şirvânî
Abdülmecid Şirvânî (ö. 1564-65 civarı), Şahkubâd-ı Şirvânî’den aldığı Halvetî terbiyeyi Tokat’a taşıyan; Şemseddin Sivâsî’yi yetiştirip hilâfet vererek Şemsiyye’nin teşekkül zeminini hazırlayan şeyhtir.
Abdülmelik Atâ
Abdülmelik Atâ, Arslan Baba’nın torunu ve Mansûr Atâ’nın oğludur. Babasının 1197’deki vefatından sonra irşad mevkiine geçmiş; oğlu Tâc Hâce’yi yetiştirerek Zengî Atâ’ya ulaşan Yesevî aile ve terbiye zincirini sürdürmüştür.
Abdülmü’min Efendi
Abdülmü’min Efendi (ö. 1004/1595), Bosna’dan İstanbul’a gelerek Nûreddinzâde’nin yanında Halvetî terbiyesini tamamlamış; Tercüman Yûnus Zâviyesi’nde irşad yürütüp Vizeli Ömer Efendi’yi yetiştirmiş şeyhtir.
Abdürrahîm el-Kınâî
Abdürrahîm el-Kınâî (1127–1196), Mağrib’de yetişip Ebû Medyen çevresinden aldığı irşadı Kınâ’ya taşıyan; Mâlikî ilmi, helâl kazanç, hizmet ve sohbeti birleştirerek Yukarı Mısır’da kalıcı bir tesir oluşturan âlim ve mürşiddir.
Hilâfetnâme
Bir şeyhin yetiştirdiği müride belirli bir yol veya usulde irşad, temsil yahut görev yetkisi verdiğini bildiren yazılı belgedir. Belgenin kapsamı sınırsız değildir: zikir telkini, tekke postu, belirli bölge veya genel irşad yetkisi farklı olabilir. Hırka ve teberrük kaydı kendiliğinden hilâfetnâme sayılmaz.
Agâh
Vâkıf, muttali, müteyakkız, arif, aşina, dikkatli, haberdar, uyanık. tas. Halden anlayan, doğru yolu gösteren, maddi ve manevi olarak darda kalanların imdadına yetişen bilgin ve olgun; Hak adamı, hoşgörülü ve kalp gözü açık veli. Eski kaynaklarda agâh deyimi yerine aynı anlama gelmek üzere vâkıf terimi kullanılır. Nifferi, vâkıfı ariften üstün tutar. Agâh kişi gaflette olmayan uyanık kalbin niteliğini de dile getirir; örn. “Hakkın tecellisi nagâh gelir, ama dil-i agâha gelir”. Mevleviler, dervişleri sabah namazı için uyandırırken: “Agâh ol erenler,” derler. Olgun dervişe agâh cân denir. Birini teskin veya dikkatini bir noktaya çekmek için, “Agâh ol yâ hü,” denir. Bu deyim kendine gel, dikkatli ve uyanık ol anlamına gelir. Kâmil, arif, vâsıl ve âşık mürşitlere pir-i dil-agâh denir. “Zikirden maksat gönlün her zaman Hakk'ın huzurunda, muhabbet ve hürmet vasfıyla agâh olmasıdır. Agâhlık hasıl olursa zikrin gayesi hasıl olur. Zikrin özü ve ruhu gönlün Hak'tan agâh olmasıdır” (KRE 37. Bu şek bağrımda her gün gâh u bigâh Dolaştım “Hü” deyip dergâh dergâh Ümid ettim ki bir pir-i dil-âgâh Desin: “Destür” mihrâb-ı hafâdan Yahya Kemâl
Gasy
Kendinden geçmek. 2. tas. Dini his ve heyecan içinde kalan ve ilâhî tecellilere mazhar olan sâlikin kendinden geçmesi, ruhunu latif ve lâhüti bir perdenin bürümesi. Gavsi. ar. ( (غو 1. Sığınma, iltica etme. 2. tas. Kendisine sığınıldığı zaman kutba gavs denir (kı; cr). Süfiler darda ve sıkışık durumda kaldıkları zaman “yetiş yâ Gavs!” “medet yâ Gavsi” “imdat yâ pir!” diye feryat eder ve kutbun manevi himayesine iltica ederler. Çeşitli tarikatlere göre farklı farklı şahsiyetler gavs sayılmıştır. Gavs-ı azam En ulu gavs, kutb-i ekber. Hz. Peygamberin bâtınından ibarettir. Veliliğin en yüce mertebesi budur. Özellikle Abdülkadir Geylani'ye, Gavs-ı Azam denir. Sığınma, iltica etme. 2. tas. Kendisine sığınıldığı zaman kutba gavs denir (kı; cr). Süfiler darda ve sıkışık durumda kaldıkları zaman “yetiş yâ Gavs!” “medet yâ Gavsi” “imdat yâ pir!” diye feryat eder ve kutbun manevi himayesine iltica ederler. Çeşitli tarikatlere göre farklı farklı şahsiyetler gavs sayılmıştır. Gavs-ı azam En ulu gavs, kutb-i ekber. Hz. Peygamberin bâtınından ibarettir. Veliliğin en yüce mertebesi budur. Özellikle Abdülkadir Geylani'ye, Gavs-ı Azam denir.
İcazet
(3 جا نز ( a Bir şeyhin, muhip ve müritleri yetiştirmesi için yetişmiş ve ehliyetini ıspatlamış bir müridine izin vermesi. b Müritlerin önemli işlerde, özellikle sefere çıkarken şeyhten aldıkları izin. “Gelmek iradet, gitmek icazet iledir. (HB 45). Bkz. Halife.
Meded-i vücudi
394) Varoluş desteği tas. Bir mümkünün var ol- | ması için muhtaç olduğu her şeyin aralıksız ona yetişmesi ve bu suretle varlığını | sürdürmesini sağlaması: Hak, mümküne rahmani nefesten varlık vererek onu yok olmaktan var olma durumuna geçirir (Kı). Bkz. Medet, Halk-ı cedit.
Medet
(2 (مد İmdat, yardim, himaye. tas. Medet Allah'tan istenir. Buna istimdat denir, Ermişlerin ruhlarından yardım istemeye de medet denir. Alevi- Bektaşi zümreler “Yetiş yâ Ali” anlamında medet kelimesini kullanır. Aman Allahım derde dermânım Meded Allahım derde dermânım Sümbüli Meded senden meded sultanım Ali | Dertliyim derdime dermânım Ali | Dervis Tevfik
Nâd-i Ali
د على) b) veya Yetiş yâ Ali Bektaşilerde pek çok özelliği, niteliği ve olumlu etkileri bulunduğuna inanılan bir dua. Her Geşit gam ve derdin, Muhammed'in nübüvvetiyle, Ali'nin vilayetinle zail olacağına inanılır (4m 195-202). Alevi ve Bektaşiler başları darda kalınca “Yetiş ya Ali” diye ondan imdat isterler. Se, Hz. Ali'nin hızır gibi kendilerinin imdadına Yelişeceğine inanırlar, Bkz, İstimdat, Rabıta,
Nazar
Bakmak, bakış. tas. Şeyhlerin ve ermişlerin müritlere ve sülûk ehline bakışı ki, bu bakış ruhlarına tesir ederek onlara yeni bir şekil verir; gönüllerini feyzle doldurur; ruhlarını olgunlaştırır. Bu nazarın eğitimci ve yetiştrici bir özelliği olduğu için “Veliler müritlerini kaplumbağanın yavrusunu ye- tiştirmesi gibi nazarla yetiştirirler” denilmiştir. Bkz. Ehl-i nazar. Naz ehli Etse tecelli eğer vuslata erişe er Kafire kılsa nazar mazhar-ı iman olur Bir kuru ağaç idim, yol üzere düşmüş idim Er bana nazar kıldı taze civan oldum hey Erenlerin nazarı toprağı guher eyler Erenler kademinde toprak olasım gelir Mevlânâ Hudavendigâr bize nazar kılalı Onun göklü nazarı gönlümüz aynasıdır Yünus Nazar-ı hakkani Şeyhin nazarıyla müridin ask ve cezbeye tutularak fenaya ermesi. “Süfilerin sohbeti gibi nazarlan da feyz kaynağıdır. Zira onların nazarı ayn-ı nazar-ı Hak'tır”.
Nese
1, Sevinme, keyiflenme, sevinç, keyif, (setaret, şuttarlık) hafif sarhoşluk, yetişme, meydana gelme. 2. tas, Manevi hazları ve ruhi zevkleri yaşamak-
Piç-i zülf
Kıvrım kıvrım saç. tas. a İlahi müşkil (us). b Imkan mertebesi, ç Uzun saç. Sınırsız varlıklar, çokluk ve taayyünler. Saç sevgilinin, yüzünü örttüğü gibi bunlar da gerçek Bir'in yüzünü (Zatını) örter. d Celali tecelliler. Pir i fars. (5) Yash kişi, ihtiyar. tas. Şeyh, mürşit (amr 35), Arısının balıyım, bahçesinin gülüyüm Bağının bülbülüyüm pirim Abdülkadir'in Hak katında uludur cihan doludur Eşrefzâde kuludur pirim Abdiilkadir in Pir aşkına Pir hakkı için, pirim hakkı için deyimleri yemin olarak kullanılır. Allah tarafından yetiştirilene Hudâ-perverde, şeyh tarafından yetiştirilene pir-perverde denir. Aşılı ağacın meyvesi Pir-perverdeye, aşısız ağacın meyvesi Hudâ-perverdeye benzetilir. Meczüba da Hudâ-perverde denir. Bir işe teşebbüs edildiği zaman | “yâ Allah ya pir” denir, Tekkelerde ve türbelerde tarikat kurucusu şeyhin ismi | “ya hazret-i pir,” diye başlar; yâ Hazret-i pir Aziz Mahmud Hüdât gibi. Fütüvvet | ehli her sanatın bir piri olduğuna inanır; örneğin çiftçilerin piri Hz. Âdem, gemicilerin piri Hz. Nuh, terzilerin piri Hz. Idris Nebi'dir. Pir-i tarikat Tarikatin ilk kurucusu, sahib-i tarikat, | Pirdaş ( 4 ييردا ) Aynı pire muntesip, aynı şeyhe bağlı olanlar, şerikler. 1 Pir-i hâcât İhtiyaçları karşılayan şeyh. Pir-i harâbât Kâmil insan, rehber (sF; TK).
Rue Hee aes Rab
Yetiştiren, besleyen, kayıran, perverdigar; Al- = = lah. tas. Mürebbi, seyit, malik, sahip. Rab-abd, rububiyetasf es ubüdiyet, kayıran-kayrılan ilişkisi tasavvufta önemlidir. Tüm as a varlıklar ve şeyler Allah'ın bir ismine bağlıdır. Allah'ın ismi iğ >) Rab (kayıran) ona bağlı olan şey ise merbuptur (kayrılan) (sm). GEMİ Rabbani adam Veli, ermiş, uluhiyetin esrarma aşina ( 445; SM).
Reda’
(glo DI. Süt emzirme, meme verme. 2. tas, Müridin şeyhin sohbetine devam edip ondan feyz aldığı ve onun tarafından eğitilip yetiştirildiği süre. Bu süre dolmadan şeyh müride ayrılması için izin veremez. Bkz. Fitâm, | Veladet. | Refref i ar, (5 vis) Efsanevi bir kuş. 2. tas. Cebrail miraç gecesi Hz. Peygamber'i | gidebileceği son noktaya kadar Bölürdü. O noktadan öteye geçmesine müsade | edilmediginden ondan sonra Refref geldi. Hz. Peygamber'i alıp Allah huzuruna çıkardı. Söyleşirken Cebrâil ile kelam Geldi refref önüne verdi selâm 5. Çelebi ii i Renc Refref-i a'lâ Mekanet-i ilahiye, ilâhî makam. Hakk'ın kibriya, izzet ve azamet gibi vasıfları. Bu vasıflar aynı derecede yücedir; biri öbüründen daha yüce değildir (cik 1:2). Cebrail aklın, refref aşkın simgesidir. Akıl insanı Allah’a belli bir ölçüde yaklaştırır, ama O'na erdiremez, sâliki Hakk’a vasıl kılan aşktır. Çelebi ii i Renc Refref-i a'lâ Mekanet-i ilahiye, ilâhî makam. Hakk'ın kibriya, izzet ve azamet gibi vasıfları. Bu vasıflar aynı derecede yücedir; biri öbüründen daha yüce değildir (cik 1:2). Cebrail aklın, refref aşkın simgesidir. Akıl insanı Allah’a belli bir ölçüde yaklaştırır, ama O'na erdiremez, sâliki Hakk’a vasıl kılan aşktır.
Cîl
Bağdat civarı · Irak · 767'de (1365-66) doğduğu, Bağdat yakınlarındaki kasaba; nisbesi buradan gelir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Abdülkerîm el-Cîlî : Abdülkerîm el-Cîlî (1365/66-1428), Yemen’de Şerefüddin el-Cebertî’nin terbiyesinde yetişen; Kādirî aidiyetini İbnü’l-Arabî’nin metafizik mirasıyla buluşturan ve insan-ı kâmil öğretisini kapsamlı bir sistem halinde açıklayan âlim, şair ve mutasavvıftır.
Âmid (Diyarbakır)
Diyarbakır · Türkiye · Doğduğu şehir; babasının Âmidî nisbesi ve türbesinin buradaki varlığı Berdea iddiasını çürütür. Tebriz'den ayrıldıktan sonra buraya dönüp Ma'nevî 'yi burada yazmaya başladı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.
Abdal Mûsâ Tekkesi ve Türbesi, Tekkeköy
Antalya (Elmalı) · Türkiye · Evliya Çelebi'nin XVII. yüzyıl ortasında üç yüzden fazla mücerred dervişle gördüğü tekke; XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren Girit Bektaşî şeyhleri burada yetişti. 1826'dan sonra Nakşîlere geçtiği tahmin edilir, 1911'de harabe hâlindeydi.
Lofça
Lovech · Bulgaristan · Tekke açtığı ve 1095/1683'te vefat ettiği şehir; nisbesi buradandır. Balkan dağlarının kuzey eteğinde, Filibe, Troyan ve Teteven'e komşudur. İlişkili kişi dosyası Ali Fâzıl Lofçavî : Ali Fâzıl Lofçavî (ö. 1095/1683-84), Debbâğ Ali er-Rûmî’den aldığı Ramazânî terbiyeyi Lofça’da temsil eden ve Ali Alâeddin Köstendilli’ye irşad icâzeti veren Rumeli şeyhidir.
Manisa Mevlevîhânesi
Manisa · Türkiye · Şehrin Mevlevî muhitinin merkezi; Nakşî Ali Dede ve oğlu Lütfî Mehmed Dede'nin şeyhlik yaptığı, Birrî Mehmed Dede'nin de içinde yetiştiği çevredir. Konum şehir merkezine göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Birrî Mehmed Dede : Birrî Mehmed Dede (1080/1669-70–1128/1715-16), Manisa Mevlevîhânesinde bin bir günlük çilesini tamamlayan; attarlıkla geçindiği için Attâr Birrî diye anılan, Dîvân ve Bülbüliyye müellifi Mevlevî şairdir.
İsmâil Hakkı Bursevî Camii ve Türbesi
Bursa · Türkiye · Kendi imkânlarıyla Tuzpazarı'nda inşa ettirdiği cami; kabri caminin kıble tarafındadır. İlişkili kişi dosyası İsmâil Hakkı Bursevî : İsmâil Hakkı Bursevî (1063/1653–1137/1725), Atpazarî Osman Fazlı'nın yanında yetişen; Bursa, Üsküp, Şam, Tekirdağ ve Üsküdar arasında vaaz, irşad ve telif faaliyeti yürüten Celvetî şeyhi ve müfessirdir.
Medîne-i Münevvere
Medine · Suudi Arabistan · Harb-i Umûmî sırasında Filistin cephesine hareket eden Mevlevî mücahidleri arasında mümtaz sınıfın başında olarak Şam üzerinden geldiği ve Ravza-i Mutahhara’da bulunup na‘tini yazdığı şehir. İlişkili kişi dosyası Ahmed Remzî Akyürek : Ahmed Remzî Akyürek (1872–1944), Kayseri'de yetişip Kütahya, Kastamonu, Halep ve Üsküdar Mevlevîhânelerinde hizmet eden; Mesnevî öğretimi, üç dilde şiiri, tercümeleri ve kütüphaneciliğiyle son dönem Mevlevî kültürünü taşıyan başlıca şahsiyetlerdendir.
Şehzade Camii
İstanbul · Türkiye · Sefîne'ye göre Mahvî Efendi bu caminin vâizliğinde bulunmuştur. Koordinat cami seviyesinde yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Îsâ Mahvî : Şeyh Îsâ Mahvî (1047-1127/1637-1715), Gerede'den yetişmiş; Bolbolcızâde Abdülkerim Efendi'den Halvetî hilâfeti almış, İstanbul'da ders ve irşad hizmeti yürütmüş âlim ve şairdir.
Kirmasti Medresesi
İstanbul · Türkiye · Yirmi beş akçe ile müderrisliğini yaptığı medrese; nisbesiyle aynı adı taşır. İlişkili kişi dosyası Kirmastızâde Hüsrev Efendi : Kirmastızâde Hüsrev Efendi (ö. 967/1559-60), İznik'te yetişmiş; Rumeli şehirlerinde kadılık yapmış ve Sadru'ş-Şerîa üzerine hâşiye yazmış âlimdir.
Dımaşk (evi ve medfeni)
Şam · Suriye · 4 Zilhicce 1050'de (17 Mart 1641) doğduğu, yedi yıllık halvetini geçirdiği, İbnü'l-Arabî derslerini okuttuğu ve 24 Şâban 1143'te (4 Mart 1731) vefat edip defnedildiği şehir; kabri kendi evindedir. İlişkili kişi dosyası Abdülganî en-Nablusî : Abdülganî en-Nablusî (1641-1731), Dımaşk’ta yetişen Hanefî âlimi ve sûfîdir. Kādirî ve Nakşibendî irtibatlarını İbnü’l-Arabî düşüncesi, tefsir-hadis tedrisi, seyahatnâmeler ve yaklaşık üç yüz eserlik külliyatla birleştirmiştir.
Gölbaşı köyü
Gölbaşı (Toyran) · Türkiye · Kaynağın “Toyran kazâsına tâbi Gölbaşı adlı karye” diye kaydettiği doğum yeri. Tahsilini tamamladıktan sonra memleketine dönmüştür. İlişkili kişi dosyası Toyranlı Mehmed Efendi : Toyranlı Mehmed Efendi (ö. 1010/1601-02), Gölbaşı köyünden yetişip Sofyalı Bâlî Efendi’nin hizmetinde tarikat terbiyesini tamamlamış; İbrahim Paşa’nın yaptırdığı cami ve hânkāhta irşad yürütmüş Halvetî şeyhidir.
Durmuş Dede Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Eline geçerek Cerrâhiyye'ye bağlanan tekke. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Mehmed Sâdık Efendi : Mehmed Sâdık Efendi (1738–1800), Sertarîkzâde ve Eğrikapılı Mehmed Sa‘deddin çevresinde yetişen, Pazar Tekkesi’nde yirmi altı yıl hizmetten sonra Cerrâhî Âsitânesi postuna geçen şeyhtir.
Bahâeddin Nakşibend: Hayatı, Yolu ve Kaynakları
Bahâeddin Nakşibend'in hayatını, Hâcegân geleneği içindeki yerini ve öğretisinin ana kavramlarını üç farklı nitelikteki kaynağı birbirine karıştırmadan ele alan kaynaklı giriş.
Nakşibendiyye'yi Okumak: Kaynaklar ve Yöntem
Risâle-i Kudsiyye, Faslü'l-hitâb ve modern Nakşibendiyye araştırmalarının aynı soruya farklı kanıt türleriyle nasıl cevap verdiğini açıklayan yöntem yazısı.
Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî'nin Hayat Haritası
1813 Mahalletü'l-Kübrâ'dan 1887 Ustrumca'ya uzanan eğitim ve irşad yolculuğu üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
İstanbul'da Melâmî Şeyhleri ve Tekkeler
Nûru'l-Arabî çevresinin şehirdeki temas ve temsil mekânları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Halvetiyye'den Şâbâniyye'ye Silsile
Şirvan, Erzincan, İstanbul, Bolu ve Kastamonu arasında ilerleyen eğitim zinciri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Sühreverdiyye’nin teşekkülü: ribattan kurumsal irşad ağına
Ebü’n-Necîb’in mürid âdâbı ile Şihâbeddin Ömer’in Bağdat merkezli kurumsallaştırmasının birbirini nasıl tamamladığı.
Aziz Mahmud Hüdâyî: İlimden İrşada
Medrese, kadılık, Üftâde ve Üsküdar. Monografiden hareketle hazırlanmış özgün inceleme.
Nehrî'den Yayılan Kollar
Gayda, Norşin, Sûrsûre, Küfrevî, Arvâs ve Bârzân bağlantıları. Mehmet Saki Çakır'ın doktora tezinden hazırlanmış özgün editoryal dosya.
Nehrî Tekkesi: Medrese, Tekke ve Bölge
Mânevî eğitim ile sosyal ve siyasî tarihin kesişimi. Mehmet Saki Çakır'ın doktora tezinden hazırlanmış özgün editoryal dosya.
Hacı Ömer Hüdâyî Baba'nın Halife Ağı
Doğrudan halifeler ile ikinci kuşak bağlıları ayırmak. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Mevleviyye'nin Kuruluşu ve Kurumsallaşması
Mevlânâ çevresinden Konya merkezli tarikat teşkilatına. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ
Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı
Sayfalar 31–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali
Sayfalar 41–48
Muzaffer Ozak Külliyatı · ETVAR-I-SEB'ADA OLAN ESMÂ-I-İLÂHİYYENİN RENKLERI Tevhidin nuru hava'i mavi Ism-i-celâlin nuru kırmızı İsm-i-Hû'nun nuru yeşil İsm-i-Hak'kın nuru beyaz Ism-i-Hay'yın nuru sarı İsm-i
Sayfalar 44–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · O salih ve ârif zat-1 şerifin ruhu kabzolununca, beşyüz rahmet meleği cesedinin yanında kalırlar, yakınları kendisini gasletmeden melekler o velinin cesedini yıkarlar, cennetten ge
Sayfalar 51–57
Muzaffer Ozak Külliyatı · den, senin âleme rahmet olduğundandır. Arş ve kürsi, yerler ve gökler, içlerinde bulunan mahlüklar ve bunların cümlesinin hilkatleri ve nimet bulmaları hep senin hürınetindendir. B
Sayfalar 66–72
Muzaffer Ozak Külliyatı · ME'de, islâm ordularının bu hareketine HAMLE-I ARAP yani arap saldırısı, islâm mücahitleri de ÇIPLAK AYAKLI BIR KA- VIM olarak vasıflandırıldıktan sonra bir beyitte de aynen şöyle
Sayfalar 64–70
Muzaffer Ozak Külliyatı · ni ateşle doldururlar. Allah bizi ondan dünyada ve âhirette ayırmasın. Onu sev, unun sünnetine riayet et. Zira, seven meyus mükedder ve mahzun olmaz. Severim diyen ona çok salâvat