ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
55 sonuç · “Riya”
01Ahmed Bahâeddin Efendi (Bahâî)
Ahmed Bahâeddin Efendi (1872–1923), Şehremini’nde yetişen, İbrâhim Şükrullah ve Ahmed Zarîfî çevrelerine bağlanan; Bahâî mahlasıyla na‘t, gazel, tahmis ve tarih manzumeleri yazan son dönem Sinâniyye-Halvetiyye şairidir.
Bursalı İsmâil Belîğ
Bursalı İsmâil Belîğ (1079/1668-69–22 Ramazan 1142/10 Nisan 1730), yaklaşık elli yıl imamlık yapan; Güldeste-i Riyâz-ı İrfân ile Bursa’nın şeyh, âlim, şair, sanatkâr ve şehir kurumlarını biyografik bir hafızada birleştiren tarihçi, tezkireci, şair ve nâsirdir.
Bursalı Şeyh Mehmed el-Halvetî
Bursalı Şeyh Mehmed el-Halvetî (ö. 1040/1630-31 civarı), Şa‘bân-ı Velî halifesi Akşehirli Nasûh Efendi’nin oğlu ve müridi; Bursa Hisarı’ndaki Filboz Camii yakınında bulunan zâviyenin riyâzetle tanınan postnişini ve Nasûhzâde Nasûh Efendi’nin babasıdır.
Dâvûd-i Kayserî
Dâvûd-i Kayserî (yak. 1260 – 751/1350), Orhan Gazi'nin 1336'da İznik'te açtığı ilk Osmanlı medresesinin ilk müderrisi; vahdet-i vücûdu felsefî mahiyette yorumlayan ilk sûfî müellif ve tabiatı enerjiyle açıklayan bir tabiat filozofu.
Eskici Hasan Dede
Eskici Hasan Dede (ö. Şevval 1048/1639), kırk yılı aşkın süre Fâtih Sultan Mehmed Camii çevresinde ibadet ve riyâzetle yaşayan; cami gerisindeki hücresinin yakınına defnedilen İstanbul ârifidir.
Ferîdüddin Mes‘ûd Genc-i Şeker
Baba Ferîd Genc-i Şeker (ö. 664/1265), Kutbüddin Bahtiyâr Kâkî’nin halifesi; Hânsî ve Pâkpattan’daki hankahları, riyâzet ve semâ terbiyesi, Nizâmeddin Evliyâ ile Alâeddin Sâbir’e uzanan halife ağıyla Çiştiyye’yi Pencap ve Kuzey Hindistan’da kökleştiren sûfîdir.
Gülâboğlu Muhammed Askerî
Gülâboğlu Muhammed Askerî (yaklaşık 1621–1693), Ümmî Sinan’dan hilâfet alan, Afyonkarahisar’da kırk yıla yakın müderrislik ve irşad yürüten, dört bin beyitlik Dîvân sahibi Halvetî şairidir.
Hacı Bayrâm-ı Velî
Yaklaşık 1340’ta Ankara çevresinde doğduğu düşünülen Hacı Bayrâm-ı Velî (ö. 1430), Somuncu Baba’nın terbiyesini sohbet, ortak emek ve şehir dayanışmasıyla birleştirerek Bayramiyye’yi kuran sûfî ve şairdir.
Hoca Sâdeddin Efendi
Hoca Sâdeddin Efendi (943/1536-37 – 1008/1599), III. Murad ve III. Mehmed'in hocası, Haçova'da padişahı savaş meydanında tutan şeyhülislâm ve Tâcü't-tevârîh 'in müellifi; hem “hâce-i sultânî” hem şeyhülislâm olarak “câmiu'r-riyâseteyn” unvanıyla anılmıştır.
Kutbü'n-nâyî Osman Dede
Kutbü'n-nâyî Osman Dede (1652-1729), Galata Mevlevîhânesi'nde neyzenbaşı, Mesnevîhan ve postnişin olarak hizmet eden; Mi‘râciyye'si, dört Mevlevî âyini ve geliştirdiği nota yazısıyla Osmanlı musiki tarihinin başlıca isimlerindendir.
Küçük Mustafa Tûsî
Küçük Mustafa Tûsî (ö. 1004/1596), Tosyalı âlim; Süleymaniye medreselerine kadar yükselmiş, Şam ve Mekke kadılıklarında bulunmuş, ahlâk ve kış risaleleri yazmıştır.
Küçük Nûreddin Efendi
Küçük Nûreddin Efendi (ö. Safer 979/Haziran-Temmuz 1571), Nûreddinzâde Muslihuddin Mustafa'nın terbiyesinde Halvetî sülûkunu tamamlamış; belâgat alanında Mesâlik ve Hevâdî adlı eserleri yazmıştır.
Ahkâm-ı bâtına
İç dünyaya ve kalbe ilişkin hükümler. Niyet, ihlâs, riya, kibir, tevekkül ve benzeri mânevî-ahlâkî konuların hükümlerini ifade eden klasik bir tabirdir. “Bâtınî fıkıh” diye de anılan bu alan, ibadet ve davranışların yalnız dış biçimini değil niyetini ve kalpteki etkisini ele alır; zâhirî hükümleri geçersiz sayma anlamına gelmez.
Ahlak
ع Huluk, Huy. Huylar, beşeri davranışlar. tas. Huluk, nefsin bir melekesi olup o sayede fiiller, düşünüp taşınmaya ihtiyaç göstermeden kolaylıkla meydana gelir. Biri güzel, diğeri çirkin olmak üzere ahlak iki kısımdır. İlkine ahlak-i hamide (örn. şükür, cömertlik, ihlas, tevazu), ikincisine ahlak-i zemime (öm. nankörlük, cimrilik, riya, kibir) denir. Tasavvuf, kötü huylardan arınmak (tahalli), iyi huylarla bezenmektir (tehalli). Tasavvuf ahlaktır; ahlakca önde olan, tasavvufca da önde olur. İnsanın nitelikleri fiiller, huylar, hallerdir. Insan iradesiyle eylemde bulunur; huylar doğuştan gelir, ama çaba göstererek değişir; haller ise esas olarak insanın çabası dışında ona gelir. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
EE
اا حتت Ashab-ı kurb-i nevafil yolculuk sırasında asa bulundurmak süfilikte bir gelenektir. Hz. Ibrahim ve Hz. Musa'nın asalan vardı. Hz. Peygamber de asa kullanırdı (sa 136, 137, 142). Asaya muin ve müttekâ da denir. Asa o çağlarda hem silah, hem bazı ihtiyaçları giderme aracı olarak kullanılırdı. Süfilere benzemek için riyakârlar da asa taşırlar. Yesevilikte tarikat asası Hz. Hızır'dan intikal etmiştir. Sana erden âsâ gerek bu yolda Dayanırsan âsâya dayanasın Yunüs Biz mütteka-i zer-keş-i câha dayanmazız Hakk'ın kemâl-i Intfunadtr itimâdımız Baki
Bahr
veya Bahir. ç. Buhür, Ebhar, Bihar. Deniz, derya, umman. 2. tas. a Hakk'ın sonsuz olan sıfat ve zat makamı ki, bütün eşya ve varlıklar bu sonsuz ummanın dalgalarıdır. b Külli varlık âlemi. Vahdet (birlik) umman, kesret (çokluk) bunun dalgalarıdır. Süfiler genellikle varlığın tek olduğunu, çokluğun görünürde kaldığını anlatmak için deniz örneğini kullanırlar (sm 183, NK 7). Bahr-i aşk, bahr-i muhabbet, bahr-i zat, bahrü'l-hakikat gibi ifadelerde kullanılır. Zehi deryâ-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvâcı Bu kesret âlemi andan doğup nâçâr olur peydâ Niyâzi Deryâ-yı muhit casa geldi Kevn ile mekân hurüşa geldi Nesimi Bahreyn (cw 5x) 1. Iki deniz. 2. tas. Vücüp ve imkân sahası, zaruret ve cebir dairesi ile irade ve ihtiyar daireleri. Insan iradesinin etkili olduğu alana imkân dairesi, cebrin hâkim olduğu alana vücüp (zaruret) dairesi denir (sM 186). Bahr-ı atâ Lütuf denizi. Bahr-ı ateş Ateş denizi. Bahr-ı bilâ-şâti Sahili olmayan deniz, sonsuz derya. Bap Bahır-ı bi-pâyân (4 LU بى ><) I. Sahili olmayan deniz. 2, tas. Zat-ı kibriya, Iki deniz. 2. tas. Vücüp ve imkân sahası, zaruret ve cebir dairesi ile irade ve ihtiyar daireleri. Insan iradesinin etkili olduğu alana imkân dairesi, cebrin hâkim olduğu alana vücüp (zaruret) dairesi denir (sM 186). Bahr-ı atâ Lütuf denizi. Bahr-ı ateş Ateş denizi. Bahr-ı bilâ-şâti Sahili olmayan deniz, sonsuz derya. Bap Bahır-ı bi-pâyân (4 LU بى ><) I. Sahili olmayan deniz. 2, tas. Zat-ı kibriya,
Bâtın
İç, gizli, derun, iç nihan, gizli âlem. tas. a Allah'ın dort isminden biri: Evvel, Ahir, Zahir, Bâtın (Hadid Suresi, 2). Bunlara ‘ana adlar denir. Bu halde zahir-bâtın, aşikâr-pinhan, açık-gizli, iyannihan O'dur (Git ros, EK 1 305, KTA 87). Ben bilmez idim gizli iyân hep sen imişsin Tenlerde vu canlarda nihân hep sen imişsin 7 CE _ 6
Bineva
(| (بينو I. Aciz, zayıf, biçare, zavallı, sesi soluğu çıkmayan. tas. Acizlik, çaresizlik (us). Bi-nişan s. Sars. (بينشا ن) x, Namsiz nişansız, adsız sansiz olma. tas. a Fena makamı. b Zat-ı kibriya, lâ-taayyün (belirsizlik) mertebesi (sr). O bir dilberdurur yoktur nişânı Nişân olur mu nişândan igera Yünus Ben mest-i vuslatım diye salınma Sofiya Ol şâh-ı bt-nisandan var bizde âşina nee Ettik o kadr ref-i taayyün ki Neşati Ayine-i pür-tâb-ı mücellâda nihanız
Cah
(e (جا Resmi makam, sosyal mevki, itibar, şan, şöhret. tas. a İnsanların kalplerine malik ve hâkim olmak, onların Saygısını ve itaatini beklemek, Insanlar katında saygın kişi olmak için çalışmak tasavvufta makbul bir şey değil- Süfiler hubb-i cah denilen makam ve itibar arzusunu gönüllerinden söküp atmak için nefsleriyle çetin ve amansız bir savaşa girerler. Melamiler ise “Hakk'ın makbulü olmak için halkın menfuru olmak gerek,” derler, Tasavvuf câhı yok etmektir. Cah ile gelmez fazilet câhile Hükmi b Sâlik için en büyük dört fitneden biri olan riyaset (diğer üçü; mal, kadın, evlat). “Sıddıkların kalbinden en son çıkan kötü huy, hubb-i riyasettir.” Arifler “Allah'ın sevdiği riyaseti severler, bunda bir mahzur da yoktur” ( İFM IV:589).
Cevher-i ulum
>) İlim cevherleri. 2. tas a Şeriatten şeriata, zamana ve mekâna göre değişmeyen ezeli ve ebedi hakikatler (kı; Sora Suresi, 13). b Gizli tutulması ve açıklanmaması gereken, yanlış anlaşılmaya elverişli bilgiler, gerçekler. Ali Zeynelabidin şöyle der: “Bende nice ilim cevheri var ki, onları açıklasam bana putperest derler ve idamıma fetva verirler” (İFM 1: 39, 261). Cevher-i vücut هر و جو >) 1. Varlık cevheri. 2. tas. Nefes-i rahmani (arş 4). Bkz. Nefes. Cevheriyan Cevherden olan varlıklar. b Meleküti ve ruhani varlıklar (SF; ). Varlık cevheri. 2. tas. Nefes-i rahmani (arş 4). Bkz. Nefes. Cevheriyan Cevherden olan varlıklar. b Meleküti ve ruhani varlıklar (SF; ).
Cihet-i dik ve sia
I. Darlık ve genişlik yönü. 2. tas. Zat-ı kibriyanın düşünülen ve anlaşılan her şeyden münezzeh oluşu, ki buna gerçek birlik adı da verilir. Zat düşünülemez ve anlaşılamaz; ne varlık olarak ne düşünce olarak zata hiçbiri sığmaz. Allah'ı Allah'tan başka bilen yoktur. Bu hususa dik (darlık) denir. Sonsuz mazharlar gerektiren isimler ve sıfatlar itbariyle bütün mertebelerde tecelli etmesi bakımından zatta bir genişlik söz konusudur ki bu ana da sia (genişlik) adı verilir. Cihet-i talep 1. Talep yönü. 2. tas. Vöcub ciheti: Rububiyet isimlerinin alyan-1 sâbiteyle tecelli etmeyi talep etmeleri. İmkân ciheti; Ayân-ı sâbitenin rububiyet isimleriyle tecelli etmeyi talep etmeleri (kı). Cila r. Açığa çıkma, görünme. 2. tas, Kutsal zatın, zatında zatı için tecelli etmesi. Isticla: Zatın taayyünatında zatı için tecelli etmesi. Mükemmel cila: Hakk'ın insan-ı kâmil ile mükemmel bir şekilde tecelli etmesi, Mükemmel isticla: Hakk'ın kendisini kendisiyle kendisinden temaşa etmesi (sr), Âlem, Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için KI kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Allah'ın tecelli ettiği bir ayna olup bu aynanın cilası insandır. İnsan olmasa, yani ayna cilası olmasa ilâhî güzellik, bu mükemmellikte zuhur etmezdi, (İFH 49; وعم 10).
Derya-yı muhit
Okyanus. 2. Mutlak varlık. Derya-yı vahdet Birlik denizi, Zat-ı kibriyanin tecelli etmesi, Zehi derya-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvâcı Bu kesret âlemi ondan doğup nâçâr olur peydâ Niyazi Mutlak varlık. Derya-yı vahdet Birlik denizi, Zat-ı kibriyanin tecelli etmesi, Zehi derya-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvâcı Bu kesret âlemi ondan doğup nâçâr olur peydâ Niyazi
Dest-gir
3) Elden tutan. tas. Allah, Cekme gam Dest-girdir Allah | Galip Dede Destur i fars (os (د +. İzin, ruhsat, müsaade, taş, Bazı tarikatlerde, özellikle | Devr ts Dew Mevlevilikte ve Bektaşilikte şeyhlerden ve tarikat büyüklerinden müsaade almak için kullanılan bir deyim. Cesaret isteyen zor bir işe girişilirken evliyanın ruhaniyetinden faydalanmak ve onlardan güç almak için de “destur!” denir. Ekseriya “destur yâ pir!” “destur yâ Ali!” denir. Bkz. Dil-agâh. Ümid ettim ki bir pir-i dil agah Desin “Destur! Mihrâb-ı hafadan Kemâl
Ebrâr
İyiler, özü ve sözü doğru kimseler. Kur’ân’da iyilik ve takvâ sahiplerini anlatan çoğul bir addır. Tasavvufî kullanım Bazı sûfî tasniflerinde ahlâkı düzeltme, riyâzet ve mücâhede yoluyla Hakk’a yönelen orta derecedeki sâlikler için kullanılır. Allah’a yakın kullar “ebrâr”, daha ileri yakınlık mertebesinde kabul edilenler “mukarrebûn” diye anılabilir. Tarîk-i ebrâr , iyi amelleri ve nefis terbiyesini esas alan yol anlamındadır.
Aksaray
Aksaray · Türkiye · Yûsuf Hakîkî hayatının geri kalan kısmını Aksaray’da şeyhlik yaparak geçirdi. Şehrin Şeyh Hamîd mahallesinde babası adına bir cami ve hankah bulunmaktadır; 906 (1500-1501) ve 992 (1584) tarihli vakıf ve nüfus defterleri ailenin buradaki sürekliliğini belgeler.
Yenikapı Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Şeyh Mehmed Celâleddin Dede ile nazariyat çalıştığı, neyzenlik yaptığı ve 1922'de neyzenbaşılığına tayin edildiği dergâh; yegâh âyinini burada besteledi. Tekkeler kapatılıncaya kadar üç yıl bu görevde kaldı.
Melik Mahmud Gazi Hankahı
Aksaray · Türkiye · Yûsuf Hakîkî, Fâtih Sultan Mehmed zamanında bu hankahın başındaydı; Aksaray’ın Osmanlılar tarafından fethedildiği 881 (1476) yılında da yine bu hankahın şeyhiydi. Yapının kesin konumu kaynakta tarif edilmediğinden koordinat verilmemiştir.
Galata Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · 1889'da Şeyh Mehmed Atâullah Dede ile nazariyat çalışmalarına başladığı yer; ilk ney derslerini buranın dervişlerinden Sabri Dede ve Hacı Ali Dede'den aldı, ikinci sikkesini de Atâullah Dede'den giydi.
Kasımpaşa Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · 1886'da Şeyh Seyyid Ali Rızâ Dede tarafından sikkesi tekbirlenerek Mevleviyye'ye intisap ettiği dergâh. İlişkili kişi dosyası Rauf Yektâ Bey : Rauf Yektâ Bey (1871-1935), Zekâi Dede'nin talebesi; Mevlevî çevrelerde ney ve nazariyat öğrenen, tarihî repertuvarı tasnif eden ve Türk musikisini modern araştırma yöntemleriyle açıklayan öncü yazardır.
Yûsuf Hakîkî Türbesi (Şeyh Hamîd Mahallesi)
Aksaray · Türkiye · Türbesi Aksaray’ın Şeyh Hamîd mahallesindedir; aynı mahallede babası Şeyh Hamîd-i Velî adına bir cami ve hankah bulunur. Kesin konum kaynakta tarif edilmediğinden koordinat verilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Baba Yûsuf Hakîkî : Baba Yûsuf Hakîkî (ö. 893/1488), Somuncu Baba’nın oğlu; Hacı Bayrâm-ı Velî’nin terbiyesinde yetişen, Aksaray’daki Melik Mahmud Gazi Hankahı’nın şeyhi ve Hakîkî-nâme ile Muhabbetnâme’nin müellifidir.
Aksaray, Muhtesip Karagöz mahallesi
İstanbul · Türkiye · 26 Mart 1871'de doğduğu yer; bugün İstanbul Belediye Sarayı'nın giriş kapısının bulunduğu nokta. İlişkili kişi dosyası Rauf Yektâ Bey : Rauf Yektâ Bey (1871-1935), Zekâi Dede'nin talebesi; Mevlevî çevrelerde ney ve nazariyat öğrenen, tarihî repertuvarı tasnif eden ve Türk musikisini modern araştırma yöntemleriyle açıklayan öncü yazardır.
Ankara
Ankara · Türkiye · Evliya Çelebi’nin naklettiğine göre Yûsuf Hakîkî, Hacı Bayram-ı Velî’nin talebesi olmuş ve seyrüsülûkünü Ankara’da şeyhinin yanında tamamlamıştır. İlişkili kişi dosyası Baba Yûsuf Hakîkî : Baba Yûsuf Hakîkî (ö. 893/1488), Somuncu Baba’nın oğlu; Hacı Bayrâm-ı Velî’nin terbiyesinde yetişen, Aksaray’daki Melik Mahmud Gazi Hankahı’nın şeyhi ve Hakîkî-nâme ile Muhabbetnâme’nin müellifidir.
Nakkaştepe Mezarlığı
İstanbul, Kuzguncuk · Türkiye · 8 Ocak 1935'te Beylerbeyi'nde vefatının ardından defnedildiği mezarlık. İlişkili kişi dosyası Rauf Yektâ Bey : Rauf Yektâ Bey (1871-1935), Zekâi Dede'nin talebesi; Mevlevî çevrelerde ney ve nazariyat öğrenen, tarihî repertuvarı tasnif eden ve Türk musikisini modern araştırma yöntemleriyle açıklayan öncü yazardır.
Bursa
Bursa · Türkiye · Bursalı Mehmed Tâhir’in kaydına göre Yûsuf, babası Şeyh Hamîd-i Velî ile beraber bir süre Bursa’da kalmış, daha sonra Aksaray’a gitmiştir. İlişkili kişi dosyası Baba Yûsuf Hakîkî : Baba Yûsuf Hakîkî (ö. 893/1488), Somuncu Baba’nın oğlu; Hacı Bayrâm-ı Velî’nin terbiyesinde yetişen, Aksaray’daki Melik Mahmud Gazi Hankahı’nın şeyhi ve Hakîkî-nâme ile Muhabbetnâme’nin müellifidir.
Dârülelhân
İstanbul · Türkiye · 1917'deki kuruluşundan Alaturka Bölümü'nün lağvedildiği 1926'ya kadar Türk mûsikisi nazariyatı ve Şark mûsikisi tarihi okuttuğu kurum; sonradan İstanbul Konservatuvarı adını aldı. İlişkili kişi dosyası Rauf Yektâ Bey : Rauf Yektâ Bey (1871-1935), Zekâi Dede'nin talebesi; Mevlevî çevrelerde ney ve nazariyat öğrenen, tarihî repertuvarı tasnif eden ve Türk musikisini modern araştırma yöntemleriyle açıklayan öncü yazardır.
Kahire (Arap Mûsikisi Kongresi)
Kahire · Mısır · 8 Mart – 11 Nisan 1932 tarihleri arasında toplanan kongreye Mesut Cemil ile birlikte katıldı; oradaki otuz makalesi Mutâle'ât ve ârâ' adıyla kitaplaştı. İlişkili kişi dosyası Rauf Yektâ Bey : Rauf Yektâ Bey (1871-1935), Zekâi Dede'nin talebesi; Mevlevî çevrelerde ney ve nazariyat öğrenen, tarihî repertuvarı tasnif eden ve Türk musikisini modern araştırma yöntemleriyle açıklayan öncü yazardır.
Aziz Mahmud Hüdâyî: İlimden İrşada
Medrese, kadılık, Üftâde ve Üsküdar. Monografiden hareketle hazırlanmış özgün inceleme.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
Mevlevî Musikisinin Hafıza Zinciri
Meşk, nota ve ses kaydı arasında repertuvar aktarımı. Mevlevîlik-musiki kaynak paketi ve görsel arşiv birlikte değerlendirilerek hazırlandı.
Mevlevî Silsileleri ve Kübrevî Temaslar
Tek zincir yerine silsile varyantları, irşad çevresi ve post devamı. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Neccâr-zâde'nin Eserleri ve Beş Defterlik Dîvânı
Zuhûrât-ı Mekkiyye, Muhtasaru'l-velâye ve ahlâk risalesi. Kaynak makaledeki biyografi, eser ve kavram bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış editoryal dosya.
Rifâiyye'de İntisap, Zikir ve Seyrüsülûk
Biat merasimi, mürid adabı ve ferdî zikir basamaklarının tarihî tertibi
Eşrefoğlu Rûmî Dîvânı: Aşk, Riyazet ve Eşrefî Dil
Eşrefoğlu Rûmî Dîvânı: Aşk, Riyazet ve Eşrefî Dil
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 10–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 29–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · haremeyn, ceddüs-sıbteyn, imam-ül-Enbiyâ, imam-ül-etkiyâ, tâcül-asfiyâ, sahib-üs-seyf, sahib-ül-kitab, münzel-ül-Kur'an, sahibül-mi'râc, şefi-ul-müznibiyn, Resûlüllah, Habibullah,
Sayfalar 23–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · bağlayıp, bıçağı onun körpe gerdanına nasıl vuracaksın? Bu güle, oynaya giden yavrunun sence hiçbir değeri yok mu?» dediğinde hak nebi, Allahın Halili, Iblise hitaben şöyle söyledi
Sayfalar 33–40
Muzaffer Ozak Külliyatı · Cenabı erham-er-râhimiyn, cümlemize tevfikini ihsan buyursun, âf ve magfiretiyle sâd eylesin ve bizleri necata erdirsin. Kötü ve çirkin huylarımızı Kur'an ahlâkına ve ahlâk-ı Ahmed
Sayfalar 49–56
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birinci tevhid; ehl-i şeriatin ve avamın, tkinci tevhid; ehl-i ilmin ve havassın, Ücüncü tevhid; ehl-i hakikatin yani havassül - havassın tevhidleridir. MÜRŞİD KIMDEN OLUR? Sâlik-i
Sayfalar 57–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · İRŞAD ONIKINCİ DERS MÜNDERECAT: Ramazana ait mev'ize, âyeti kerime ve hadisi şerifler, meâlleri ile; Oruç ve teravihin faziletiyle verilen ilâhi ecirler ve insanlara ibret verecek