Ara
Menü

Dâvûd-i Kayserî

Dâvûd-i Kayserî (yak. 1260 – 751/1350), Orhan Gazi'nin 1336'da İznik'te açtığı ilk Osmanlı medresesinin ilk müderrisi; vahdet-i vücûdu felsefî mahiyette yorumlayan ilk sûfî müellif ve tabiatı enerjiyle açıklayan bir tabiat filozofu.

Doğum
1260
Vefat
1350
Unvan
İlk Osmanlı müderrisi, mutasavvıf ve Ekberî düşüncenin sistemleştiricisi
Temalar
Kayseri, Mısır, Sâve, İznik, ilk Osmanlı medresesi, Ekberî düşünce, Fusûs şerhi, zaman ve tabiat felsefesi

Doğumu ve menşei

Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Hocaları arasında gösterilen Kadı Sirâceddin el-Urmevî'nin Kayseri'den Konya'ya başkadı olarak tayin edildiği 1273'te on iki-on beş yaşları arasında olduğu bildirildiğine göre 1260 yılı civarında doğduğu söylenebilir.

Bazı eserlerde Karaman'da doğduğu kaydedilse de çoğunda doğum yeri Kayseri'dir; nitekim kendisi nisbesini “er-Rûmî el-Kayserî” şeklinde verir. Çağdaş yazarlar onun Türk olduğunu belirtirken H. Corbin hiçbir delil göstermeden onu İranlı bir mutasavvıf ve filozof olarak tanıtır — aynı yazar başka bir eserinde Kayseri'de doğduğunu ve Anadolu kökenli olduğunu söyler.

Tahsili

Tahsil hayatına Kayseri'de başladı; dinî ve naklî ilimleri öğrendikten sonra bilgisini artırmak için Mısır'a gitti. Mısır'a ne zaman gittiği, ne kadar kaldığı, kimlerden ders aldığı ve ne zaman döndüğü belli değildir.

Bazı kaynaklar Sadreddin Konevî'nin öğrencisi olduğunu kaydederse de bunun doğru olması mümkün değildir: tahsil için Konya'ya gittiğine dair hiçbir rivayet yoktur; ayrıca Konevî'nin öldüğü 1274'ten bir yıl önce hocası Urmevî ile Konya'ya gelmiş olsa bile o yıllarda çok genç olduğundan tasavvufla ilgisi bulunmaması gerekir.

Sadreddin Konevî'den tasavvuf öğrenmek için Konya'ya gelen ve onun ölümünden önce Anadolu'dan ayrıldığı bilinen, tasavvuf yolunda üstadı olduğunu söylediği Abdürrezzâk el-Kâşânî ile muhtemelen İran'ın Sâve şehrinde tanıştı.

İznik: ilk Osmanlı medresesi

Orhan Gazi, 1336 yılında inşaatı biten İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin müderrisliğine Dâvûd-i Kayserî'yi 30 akçe maaşla tayin etti.

Ölümüne kadar on beş yıla yakın bu görevde kaldı; bir yandan öğrenci yetiştirirken bir yandan eserlerini kaleme aldı. Okuttuğu dersler hakkında bilgi bulunmamakla birlikte, hadis ve fıkıh gibi dinî ilimlerin yanı sıra felsefe ve mantık gibi aklî ilimler okuttuğu söylenebilir.

Kaynaklarda Şeyh Edebâli, Yûnus Emre, Geyikli Baba ve Hacı Bektâş-ı Velî'nin çağdaşı olarak gösterilir. Kaynakların çoğuna göre 751'de (1350) İznik'te vefat etti; 745 (1344) ve 1335 gibi farklı tarihler de verilmiştir. Mezarının İznik'te Çandarlı Halil Paşa Camii'nin karşısında, bugün Çınardibi denilen yerde olduğu rivayet edilir. Yerine öğrencisi Tâceddin Geredevî tayin edilmiştir.

İlmî kişiliği

Osmanlı Devleti'nin ilk müderrisi ve ilk düşünürlerinden biridir. Eserlerinden dinî ve aklî ilimlerde iyi bir öğrenim gördüğü anlaşılır; özellikle fıkıh ve hadiste derin bilgi sahibiydi, fakat asıl tasavvuf, kelâm ve felsefe alanlarındaki dirayetiyle temayüz etti.

Zâhirî ilimlerle tasavvufu kendinde birleştirdi; İbnü'l-Fârız, İbnü'l-Arabî ve Abdürrezzâk el-Kâşânî gibi sûfîlerin geliştirdiği vahdet-i vücûd nazariyesini benimsedi. Aristo gibi Yunan filozoflarıyla Ebü'l-Berekât el-Bağdâdî gibi İslâm filozoflarını tenkit edebilecek seviyede felsefe bilgisine sahipti.

Vahdet-i vücûd nazariyesini felsefî mahiyette yorumlayan ve savunan ilk sûfî müelliftir. Bu görüş, onun eserleri sayesinde Anadolu dışında özellikle İran'da yayılma imkânı bulmuştur.

Şeyh değil müellif

Tasavvufî düşünce bakımından İbnü'l-Arabî'nin yolunu takip etmekle birlikte tarikat mensubu ve irşad faaliyeti yürüten bir şeyh değildir. Bazı kaynaklarda İbnü'l-Arabî'ye nisbet edilen Ekberiyye müntesibi gösterilmesi, Şeyh-i Ekber'in düşünce sistemini benimsemiş olmasındandır; ayrıca Ekberiyye diğer tarikatlar gibi âdâb ve erkânı olan bir tarikat değildir.

Tabiat felsefesi: enerji

Tabiat felsefesiyle ilgili görüşleri bakımından da önemli bir düşünürdür. Tabiatta var olan her şeyin esasını ve bütün tabiat olaylarını enerji ve enerji değişimiyle açıklayan enerjetizm doktrinini, Batı'daki kurucusu Wilhelm Ostwald'dan altı yüzyıl önce temellendirmiştir.

Ona göre âlem Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellisidir. “Küllî unsur” adını verdiği tabiattaki her şey atom (cüz) ve moleküllerden (mürekkeb) teşekkül etmiştir; varlıkların nitelik ve niceliğini bunlar tayin eder. Tabiat kendi özünde enerjiden ibarettir; enerjinin özelliği ve tezahürü ışık ve ateş olmasıdır.

Bu fikri, “Sonra O, özü duhân olan gökyüzüne yöneldi” (Fussılet 41/11) âyetindeki duhân kelimesine dayandırır: duhân, enerjinin şekil almamış durumudur. İlk enerji olan duhân zaman içinde çeşitli formlar alarak dört unsura (su, hava, ateş, toprak) dönüşmüştür.

Demokritos gibi varlıkların atom ve moleküllerden teşekkül ettiğini söyler; ancak kendisinden önceki Yunan filozoflarından ve onların takipçisi müslüman atomculardan farklı olarak atomların enerji yüklü olduğunu belirtir. Görüşünü şu cümleyle özetler: “Tabiat ışık veren ve yakıcı özelliğe sahip olan genel toplam enerjidir.”

Suyun yeri

Düşünce sisteminde metafizik ve fizikî açıdan suyun özel bir yeri vardır. Rahmânî nefes, küllî madde ve asıl cevher olarak nitelediği su, hayat sırrının kendi içinde eridiği temel unsurdur. “Su, varlıkları teşkil eden bütün unsurları kendisinde bulundurur” der ve bunu “Canlı olan her şeyi sudan yarattık” (el-Enbiyâ 21/30) âyetine dayandırır.

Allah'ın hayat sıfatı, celâl sıfatıyla yarattığı maddî suda ve heybet sıfatıyla yarattığı maddî ateşte iki yönlü olarak yansımış; su ve ateş birleşerek enerji bulutu olan duhânı meydana getirmiştir. Bulutun hafif ve latif kısmından gökler ve gök cisimleri, kaba ve ağır kısmından toprak oluşmuş, böylece hayat başlamıştır.

Tümcanlıcılık

Benimsediği vahdet-i vücûd görüşünün mantıkî sonucu olarak kâinattaki her şeyin canlı olduğunu söyler: kâinatta ne varsa hepsi Allah'ın hay ve hayat sıfatının yansımasıyla var olmuştur, dolayısıyla canlı (organik) ve cansız (inorganik) ayırımı yoktur; fakat insanlar bunu çıplak gözle göremezler.

Yer ve göklerdeki her şeyin Allah'ı tesbih ettiğini (el-İsrâ 17/44) ve sabah akşam O'na secde ettiğini (er-Ra'd 13/15) bildiren âyetlerdeki tesbih ve secdenin gerçek anlamda olduğunu söyleyerek bu âyetlere mecazi mâna veren kelâm ve tefsir âlimlerinden ayrılır: ona göre varlıklar sadece lisân-ı hâl ile değil, tabii hayattan kaynaklanan şuur ve ilimle Allah'ı zikrederler.

Zaman felsefesi

Nihâyetü'l-beyân fî dirâyeti'z-zamân'da zamanın mahiyetini araştırarak bir zaman felsefesi temellendirmeye çalıştı. Aristo ile Ebü'l-Berekât el-Bağdâdî'nin görüşlerini özetledikten sonra tenkitlerini yapıp kendi görüşünü ortaya koydu: ona göre fizikî zaman aynı zamanda matematiksel bir zamandır ve varlıklar arasındaki ilişkinin süresinin ölçümüdür; yani fizikî zaman empirik bir zamandır.

İlâhî aşk

Zâhir ulemâsı insanın Allah'a âşık olamayacağını ileri sürerek sûfîlere itiraz etmişse de sûfîler bu konuyu işlemeyi sürdürmüştür. Dâvûd-i Kayserî, İbnü'l-Fârız'ın el-Kasîdetü'l-mîmiyye'sine yazdığı şerhte ve girişinde görüşlerini açıklar.

Ona göre ilâhî aşk, insanın Allah'ın cemâl ve celâli karşısında duyduğu heyecan ve derin sevgidir. İnsan elest bezminde “Ben sizin rabbiniz değil miyim” sorusuna “evet” demiş ve Allah'ı müşahede etmekle sarhoş olmuştur; dünyaya gelince bu sarhoşluğunu dili, kalbi ve ruhuyla Allah'ı zikrederek yeniden hatırlayabilir. Bu sarhoşluğun şarabı Allah'ı sürekli anmaktır.

Tevhid mertebeleri

Tevhidi avamın ve havassın tevhidi diye ikiye ayırır.

Avamın tevhidi kelime-i tevhidi dil ile söyleyip kalp ile tasdik etmekten ibarettir ve en alt mertebedir. Bu tevhide üç yolla ulaşılır: mantıkî kıyaslama ve istidlâl (istidlâlî tevhid), peygamberleri taklit (naklî tevhid) veya ikisinin birleşimi (istidlâlî-naklî tevhid); üstün bir aklî çabayla ulaşılırsa istidlâlî-aklî tevhid adını alır.

Havassın tevhidi bunun üstündedir; şuurla yaşanan, mutasavvıfların ulaştığı tevhiddir ve fiillerin, sıfatların ve zâtın tevhidi olmak üzere üçe ayrılır — üçüne birden et-tevhîdü'ş-şühûdiyye (beraberce yaşanan tevhid) adını verir. Tevhidin ayrıca dinî, mantıkî-aklî ve ontolojik üç temeli vardır; ontolojik tevhid, insanın bir şuur varlığı olarak Allah'tan başka hiçbir varlığın olmadığına inanması ve bunu bilmesidir.

Tesiri

Daha çok Fusûsü'l-hikem şerhiyle sonraki müellif sûfîleri etkiledi. Şerh daha kendi döneminde Anadolu dışında tanınmış, Altın Orda'nın merkezi Saray'a ulaşmış ve Emîr-i Kebîr Hemedânî Fusûs şerhinde onun eserini esas almıştır.

Anadolu'da ilk olarak Şeyh Bedreddin şerhine bir ta'lîkāt yazmış, ancak bu eser günümüze ulaşmamıştır. Molla Fenârî, Kutbüddin İznikî, Sofyalı Bâlî Efendi, Abdullah Bosnevî ve İsmâil Hakkı Bursevî de ondan etkilenmiştir. Tesiri XX. yüzyıl başlarına kadar sürmüştür: İzmirli İsmail Hakkı, Dârülmuallimîn'de Fusûs dersi almak isteyince hocasının Dâvûd-i Kayserî'nin şerhini okuttuğunu söyler.

İranlı düşünürler üzerindeki tesiri daha büyük olmuştur. Şiî kelâmcısı ve mutasavvıfı Haydar el-Âmülî eserlerinde ona sık sık atıfta bulunur; Molla Sadrâ'nın eş-Şevâhidü'r-rubûbiyye ve el-Esfârü'l-erbaa'sında tesirleri açıkça görülür — eş-Şevâhid'i yayımlayan Âştiyânî, eserin birinci bölümünün âdeta Matla'u husûsi'l-kilem mukaddimesinin bir şerhi olduğunu söyler. Molla Hâdî-i Sebzevârî ve Molla Demâverdî de bu halkadandır.

Arap düşünürleri üzerinde de etkili oldu: Mecma'u'l-bahreyn'de Fusûs şerhinden bahsedilir; Abdülganî en-Nablusî ile Cezayir'in millî kahramanı Emîr Abdülkādir de ondan etkilenenler arasındadır.

COĞRAFÎ HAFIZA13 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi13 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Hayatından kayıtlar

İlk 5 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Otuz akçelik ilk müderrislik

Orhan Gazi'nin 1336'da İznik'teki ilk Osmanlı medresesine tayini.

Metni gösterMetni daralt

Orhan Gazi, 1336 yılında inşaatı biten İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin müderrisliğine Dâvûd-i Kayserî'yi 30 akçe maaşla tayin etti. Ölümüne kadar on beş yıla yakın bu görevde kaldı.

Çerçeve. Osmanlı ilim geleneğinin ilk halkasıdır. Okuttuğu dersler hakkında kayıt yoksa da, hadis ve fıkhın yanı sıra felsefe ve mantık gibi aklî ilimler okuttuğu söylenebilir — kurulan medresenin karakterini bu belirlemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd-i Kayserî”, c. 9, s. 32-35.
BİYOGRAFİK KAYIT

Konevî'nin öğrencisi olmadığı

Yaygın bir kaydın tarih hesabıyla çürütülmesi.

Metni gösterMetni daralt

Bazı kaynaklar onun Sadreddin Konevî'nin öğrencisi olduğunu kaydeder; ancak bu mümkün değildir.

Gerekçe iki katlıdır: tahsil için Konya'ya gittiğine dair hiçbir rivayet yoktur; ayrıca Konevî'nin öldüğü 1274'ten bir yıl önce hocası Urmevî ile Konya'ya gelmiş olsa bile o yıllarda on üç-on altı yaşlarında olduğundan tasavvufla ilgisi bulunmaması gerekir.

Ekberî çizgiye asıl bağı, tasavvuf yolunda üstadı olduğunu kendisinin söylediği Abdürrezzâk el-Kâşânî üzerindendir; ikisi muhtemelen İran'ın Sâve şehrinde tanışmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd-i Kayserî”, c. 9, s. 32-35.
BİYOGRAFİK KAYIT

Delilsiz bir nisbet

H. Corbin'in onu İranlı göstermesi ve kendi çelişkisi.

Metni gösterMetni daralt

Çağdaş yazarlar onun Türk olduğunu belirtirken H. Corbin hiçbir delil göstermeden onu İranlı bir mutasavvıf ve filozof olarak tanıtır.

Çerçeve. Aynı yazar başka bir eserinde Kayseri'de doğduğunu ve Anadolu kökenli olduğunu söyler. Müellifin kendisi de nisbesini “er-Rûmî el-Kayserî” şeklinde verir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: H. Corbin, Histoire de la philosophie islamique, III, 1289; Corps spirituel et Terre céleste, s. 139.
BİYOGRAFİK KAYIT

Altı yüzyıl önce enerjetizm

Ostwald'dan önce enerji doktrinini temellendirmesi.

Metni gösterMetni daralt

Tabiatta var olan her şeyin esasını ve bütün tabiat olaylarını enerji ve enerji değişimiyle açıklayan fizik ve felsefe doktrini enerjetizmi, Batı'da bu görüşün kurucusu olan Wilhelm Ostwald'dan (ö. 1932) altı yüzyıl önce Dâvûd-i Kayserî temellendirmiştir.

Çerçeve. Kendi cümlesiyle: “Tabiat ışık veren ve yakıcı özelliğe sahip olan genel toplam enerjidir.” Aynı fikirler XIX. yüzyıl sonlarında enerjinin sakınımı ve termodinamik kanunlarından esinlenerek Ostwald tarafından ortaya konmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd-i Kayserî”, c. 9, s. 32-35.
BİYOGRAFİK KAYIT

Çağdaşları

Şeyh Edebâli, Yûnus Emre, Geyikli Baba ve Hacı Bektâş ile aynı devir.

Metni gösterMetni daralt

Kaynaklarda Şeyh Edebâli, Yûnus Emre, Geyikli Baba ve Hacı Bektâş-ı Velî'nin çağdaşı olarak gösterilir.

Çerçeve. Aynı coğrafyada, aynı yıllarda: bir yanda halk diliyle söyleyen abdallar ve şairler, öbür yanda İznik'te 30 akçeyle Fusûs şerhi yazan bir müderris. Erken Osmanlı'nın iki damarı yan yana durur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 42-43.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Matla'u husûsi'l-kilem fî meânî Fusûsi'l-hikem

En meşhur eseri; mukaddimesi ayrı bir kitap gibi çoğaltıldı.

Metni gösterMetni daralt

En meşhur eseridir. Mukaddimesinde felsefî tasavvufun bütün meseleleri on iki bölüm hâlinde incelenmiştir; müellifin “Mukaddimât” dediği bu kısım genellikle ayrı bir eser gibi değerlendirilip müstakil istinsah edilmiş, müstensihler ona Risâletü'l-vücûd, Risâletü vahdeti'l-vücûd, el-Usûl fi't-tasavvuf gibi adlar vermiştir.

Eseri İlhanlı veziri Gıyâseddin Muhammed b. Reşîdüddin Fazlullah'a ithaf etmiştir; bu vezir 736'da (1335) şehid edildiğine göre kitap bu tarihten önce yazılmış olmalıdır. Celâleddin Âştiyânî mukaddimeyi Farsça şerhetmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Dâvûd-i Kayserî, Matla'u husûsi'l-kilem (taşbaskı: Tahran 1299 hş.; Bombay).
TARİHÎ KAYIT

Şerhu'l-Kasîdeti't-tâiyye

İbnü'l-Fârız'ın Nazmü's-sülûk'üne şerh; mukaddimesi müstakil bir risâle oldu.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Fârız'ın Nazmü's-sülûk diye de anılan et-Tâiyyetü'l-kübrâ'sının şerhidir.

Çeşitli tasavvuf meselelerinin incelendiği mukaddimesi müstakil bir eser gibi istinsah edilmiş ve Risâle fî ilmi't-tasavvuf, Şeceretü'l-yakīn gibi adlar almış; bazı bölümleri ayrıca Merâtibü't-tevhîd ve Risâletü't-tevhîd isimleriyle çoğaltılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Mukaddime metni: “Risâle fî ilmi't-tasavvuf” (nşr. Mehmet Bayraktar), AÜİFD, XXX (1981), s. 171-215.
TARİHÎ KAYIT

Şerhu'l-Kasîdeti'l-mîmiyye

Hamriyye şerhi; ilâhî aşk konusundaki görüşlerinin kaynağı.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Fârız'ın Hamriyye olarak da bilinen el-Kasîdetü'l-mîmiyye'sinin şerhidir; ilâhî aşkın ele alındığı bir mukaddimesi vardır ve İlhanlı vezirlerinden Abdülkâfî b. Abdullah et-Tebrîzî'ye ithaf edilmiştir.

İlâhî aşk hakkındaki görüşlerini burada açıklar: elest bezmindeki müşahededen doğan sarhoşluk, dünyada zikirle yeniden hatırlanabilir — “bu sarhoşluğun şarabı Allah'ı sürekli anmaktır.”

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 3964; Ayasofya, nr. 4075.
TARİHÎ KAYIT

Nihâyetü'l-beyân fî dirâyeti'z-zamân

Zamanın mahiyeti üzerine müstakil felsefî eser.

Metni gösterMetni daralt

Zamanın mahiyetini araştırarak bir zaman felsefesi temellendirmeye çalıştığı eser. Aristo ve Ebü'l-Berekât el-Bağdâdî'nin görüşlerini özetleyip tenkit ettikten sonra kendi görüşünü ortaya koyar.

Bir tasavvuf müellifinin zaman kavramı üzerine müstakil bir felsefî risâle yazması, onun “zâhirî ilimlerle tasavvufu kendinde birleştiren” tarifinin en açık örneğidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Dâvûd-i Kayserî, Nihâyetü'l-beyân fî dirâyeti'z-zamân.
TARİHÎ KAYIT

Şerhin uzun ömrü

Şeyh Bedreddin'den İzmirli İsmail Hakkı'ya, Saray'dan İsfahan'a.

Metni gösterMetni daralt

Fusûs şerhi daha kendi döneminde Anadolu dışında tanınmış, Altın Orda'nın merkezi Saray'a ulaşmış ve Emîr-i Kebîr Hemedânî kendi şerhinde onu esas almıştır.

Anadolu'da ilk ta'lîkātı Şeyh Bedreddin yazmıştır (günümüze ulaşmamıştır); Molla Fenârî, Kutbüddin İznikî, Sofyalı Bâlî Efendi, Abdullah Bosnevî ve İsmâil Hakkı Bursevî de etkilenmiştir. Tesiri XX. yüzyıl başına kadar sürmüştür: İzmirli İsmail Hakkı, Dârülmuallimîn'de Fusûs dersi almak isteyince hocasının bu şerhi okuttuğunu söyler.

İran'da tesiri daha da büyüktür: Haydar el-Âmülî sık sık atıf yapar; Molla Sadrâ'nın eş-Şevâhidü'r-rubûbiyye'sinin birinci bölümü, Âştiyânî'ye göre âdeta Matla'u husûsi'l-kilem mukaddimesinin şerhidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd-i Kayserî”, c. 9, s. 32-35.
TARİHÎ KAYIT

Eser kaydı

Maṭlaʿu Ḫuṣūṣi'l-Kilem fī Meʿānī Fuṣūṣi'l-Ḥikem.

Metni gösterMetni daralt

Maṭlaʿu Ḫuṣūṣi'l-Kilem fī Meʿānī Fuṣūṣi'l-Ḥikem.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İSAM Ulema Veritabanı.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Duhân: şekil almamış enerji

Fussılet 41/11'deki kelimenin tabiat felsefesindeki karşılığı.

Metni gösterMetni daralt

“Sonra O, özü duhân olan gökyüzüne yöneldi” (Fussılet 41/11) âyetindeki duhân, ona göre enerjinin şekil almamış durumudur.

İlk enerji olan duhân zaman içinde çok çeşitli formlar alarak varlıkların şeklini belirleyen dört unsura (su, hava, ateş, toprak) dönüşmüştür. Ayrıca Demokritos gibi atomculuğu benimser, fakat öncekilerden farklı olarak atomların enerji yüklü olduğunu söyler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd-i Kayserî”, c. 9, s. 32-35.
TARİHÎ KAYIT

Su: küllî madde

Rahmânî nefes, asıl cevher ve hayatın sırrı.

Metni gösterMetni daralt

Suyu en-nefesü'r-rahmânî, el-heyûle'l-külliyye (küllî madde) ve el-cevherü'l-aslî (asıl cevher) olarak niteler; su, hayat sırrının kendi içinde eridiği temel unsurdur. Dayanağı “Canlı olan her şeyi sudan yarattık” (el-Enbiyâ 21/30) âyetidir.

Allah'ın hayat sıfatı, celâl sıfatıyla yarattığı maddî suda ve heybet sıfatıyla yarattığı maddî ateşte iki yönlü yansımış; su ile ateşin birleşmesinden enerji bulutu olan duhân meydana gelmiştir. Bulutun hafif kısmından gökler, ağır kısmından toprak oluşmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd-i Kayserî”, c. 9, s. 32-35.
TARİHÎ KAYIT

Tümcanlıcılık (panbioizm)

Kâinatta canlı-cansız ayrımının bulunmaması.

Metni gösterMetni daralt

Vahdet-i vücûdun mantıkî sonucu olarak kâinattaki her şeyin canlı olduğunu söyler: her varlık Allah'ın hay sıfatının yansımasıyla var olmuştur, dolayısıyla canlı ve cansız ayırımı yoktur — insanlar bunu çıplak gözle göremez.

Yer ve göklerdeki her şeyin Allah'ı tesbih ettiğini bildiren âyetlerdeki tesbih ve secdenin gerçek anlamda olduğunu söyleyerek bu âyetlere mecazi mâna veren kelâm ve tefsir âlimlerinden ayrılır: varlıklar yalnız lisân-ı hâl ile değil, tabii hayattan kaynaklanan şuur ve ilimle zikrederler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd-i Kayserî”, c. 9, s. 32-35.
TARİHÎ KAYIT

Empirik zaman

Zaman, varlıklar arasındaki ilişkinin süresinin ölçümüdür.

Metni gösterMetni daralt

Zamanın mahiyetini araştırarak bir zaman felsefesi temellendirmeye çalıştı: Aristo ile Ebü'l-Berekât el-Bağdâdî'nin görüşlerini özetleyip tenkit etti.

Kendi görüşü şudur: fizikî zaman aynı zamanda matematiksel bir zamandır ve varlıklar arasındaki ilişkinin süresinin ölçümüdür; o hâlde fizikî zaman empirik bir zamandır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Dâvûd-i Kayserî, Nihâyetü'l-beyân fî dirâyeti'z-zamân, vr. 68b vd..
TARİHÎ KAYIT

Avamın ve havassın tevhidi

Dil ile söylenen tevhidden şuurla yaşanan tevhide.

Metni gösterMetni daralt

Avamın tevhidi kelime-i tevhidi dil ile söyleyip kalp ile tasdik etmektir ve en alt mertebedir. Ulaşma yoluna göre istidlâlî, naklî, istidlâlî-naklî veya istidlâlî-aklî adını alır.

Havassın tevhidi ise şuurla yaşanan tevhiddir; fiillerin, sıfatların ve zâtın tevhidi olmak üzere üçe ayrılır ve üçüne birden et-tevhîdü'ş-şühûdiyye denir. Tevhidin dinî, mantıkî-aklî ve ontolojik üç temeli vardır; sonuncusu insanın bir şuur varlığı olarak Allah'tan başka hiçbir varlık olmadığını bilmesidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd-i Kayserî”, c. 9, s. 32-35.
TARİHÎ KAYIT

Ekberiyye: tarikat değil çizgi

Şeyh olmayan bir Ekberî.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Arabî'nin yolunu takip etmekle birlikte tarikat mensubu ve irşad faaliyeti yürüten bir şeyh değildir. Bazı kaynaklarda Ekberiyye müntesibi gösterilmesi, Şeyh-i Ekber'in düşünce sistemini benimsemesinden ileri gelir.

Kaynak ayrıca şunu belirtir: Ekberiyye diğer tarikatlar gibi âdâb ve erkânı olan bir tarikat değildir. Bu kaynaklarda silsilesi Kâşânî ve Konevî vasıtasıyla İbnü'l-Arabî'ye ulaştırılır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd-i Kayserî”, c. 9, s. 32-35.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İznik, Bursa · Türkiyeİznik Medresesi (Orhan Gazi Medresesi)1336'da inşaatı biten ilk Osmanlı medresesi; Orhan Gazi onu 30 akçe maaşla ilk müderris tayin etti ve ölümüne kadar on beş yıla yakın burada ders verdi. İlişkili kişi dosyası Dâvûd-i Kayserî : Dâvûd-i Kayserî (yaklaşık 1260-751/1350), Abdürrezzâk el-Kâşânî'nin öğrencisi, İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî çizgisinin güçlü şârihi ve İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin yaklaşık on beş yıl müderrisliğini yapan âlim-mutassavvıftır.İznik, Bursa · TürkiyeÇınardibi (kabri)Mezarının İznik'te Çandarlı Halil Paşa Camii'nin karşısında, bugün Çınardibi denilen yerde olduğu rivayet edilir. İlişkili kişi dosyası Dâvûd-i Kayserî : Dâvûd-i Kayserî (yaklaşık 1260-751/1350), Abdürrezzâk el-Kâşânî'nin öğrencisi, İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî çizgisinin güçlü şârihi ve İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin yaklaşık on beş yıl müderrisliğini yapan âlim-mutassavvıftır.Kayseri · TürkiyeKayseriKaynakların çoğuna göre 1260 civarında doğduğu ve tahsil hayatına başladığı şehir; nisbesini “er-Rûmî el-Kayserî” şeklinde verir. İlişkili kişi dosyası Dâvûd-i Kayserî : Dâvûd-i Kayserî (yaklaşık 1260-751/1350), Abdürrezzâk el-Kâşânî'nin öğrencisi, İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî çizgisinin güçlü şârihi ve İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin yaklaşık on beş yıl müderrisliğini yapan âlim-mutassavvıftır.Kahire · MısırKahireDinî ilimlerde bilgisini artırmak için gittiği yer; ne zaman gittiği, ne kadar kaldığı ve kimlerden ders aldığı belli değildir. İlişkili kişi dosyası Dâvûd-i Kayserî : Dâvûd-i Kayserî (yaklaşık 1260-751/1350), Abdürrezzâk el-Kâşânî'nin öğrencisi, İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî çizgisinin güçlü şârihi ve İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin yaklaşık on beş yıl müderrisliğini yapan âlim-mutassavvıftır.Sâve · İranSâveTasavvuf yolunda üstadı olduğunu söylediği Abdürrezzâk el-Kâşânî ile muhtemelen burada tanıştı. İlişkili kişi dosyası Dâvûd-i Kayserî : Dâvûd-i Kayserî (yaklaşık 1260-751/1350), Abdürrezzâk el-Kâşânî'nin öğrencisi, İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî çizgisinin güçlü şârihi ve İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin yaklaşık on beş yıl müderrisliğini yapan âlim-mutassavvıftır.Konya · TürkiyeKonyaHocası Kadı Sirâceddin el-Urmevî'nin 1273'te başkadı tayin edildiği şehir. Sadreddin Konevî'nin öğrencisi olduğu iddiası buraya dayandırılır, fakat doğru değildir. İlişkili kişi dosyası Dâvûd-i Kayserî : Dâvûd-i Kayserî (yaklaşık 1260-751/1350), Abdürrezzâk el-Kâşânî'nin öğrencisi, İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî çizgisinin güçlü şârihi ve İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin yaklaşık on beş yıl müderrisliğini yapan âlim-mutassavvıftır.Saray · RusyaSaray (Altın Orda)Fusûs şerhinin daha kendi döneminde ulaştığı Altın Orda başkenti; Emîr-i Kebîr Hemedânî burada onun eserini esas alarak şerh yazdı. İlişkili kişi dosyası Dâvûd-i Kayserî : Dâvûd-i Kayserî (yaklaşık 1260-751/1350), Abdürrezzâk el-Kâşânî'nin öğrencisi, İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî çizgisinin güçlü şârihi ve İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin yaklaşık on beş yıl müderrisliğini yapan âlim-mutassavvıftır.Bursa · TürkiyeBursaBazı kaynaklar Mısır dönüşünde Kayseri'ye değil buraya gittiğini kaydeder; bu konuda kesin bilgi yoktur. İlişkili kişi dosyası Dâvûd-i Kayserî : Dâvûd-i Kayserî (yaklaşık 1260-751/1350), Abdürrezzâk el-Kâşânî'nin öğrencisi, İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî çizgisinin güçlü şârihi ve İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin yaklaşık on beş yıl müderrisliğini yapan âlim-mutassavvıftır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Dâvûd-i Kayserî”, c. 9, s. 32-35
  2. [2]H. Corbin, Histoire de la philosophie islamique, III, 1289; Corps spirituel et Terre céleste, s. 139
  3. [3]Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 42-43
  4. [4]Dâvûd-i Kayserî, Nihâyetü'l-beyân fî dirâyeti'z-zamân, vr. 68b vd.
  5. [5]Dâvûd-i Kayserî, Matla'u husûsi'l-kilem (taşbaskı: Tahran 1299 hş.; Bombay)
  6. [6]Mukaddime metni: “Risâle fî ilmi't-tasavvuf” (nşr. Mehmet Bayraktar), AÜİFD, XXX (1981), s. 171-215
  7. [7]Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 3964; Ayasofya, nr. 4075
  8. [8]Dâvûd-i Kayserî, Nihâyetü'l-beyân fî dirâyeti'z-zamân
  9. [9]İSAM Ulema Veritabanı
  10. [10]Early Best-sellers in the Akbarian Tradition: The Dissemination of Ibn ‘Arabi’s Teaching Through Sadr al-din al-Qunawi
  11. [11]Kişi kartı kaynak paketi — Dâvûd-i Kayserî
Ortak kaynak kataloğunu aç →