HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kaynaklarda kimliği
Eskici Hasan Dede, XVII. yüzyılın ilk yarısında Fâtih Sultan Mehmed Camii çevresinde yaşayan bir İstanbul ârifidir. Şeyhî Mehmed Efendi onu Vekāyi‘u'l-Fuzalâ'da “Ârif-i Billâh Eskici Hasan Dede” başlığıyla anar. Doğum yeri, ailesi, tahsil çevresi ve “Eskici” lakabının hangi meslek veya hadiseyle bağlantılı olduğu kaydedilmemiştir. Bu boşluklar tahminle doldurulmamalıdır.
Kaynakta belirli bir tarikat adı, şeyh, halife veya silsile bağı bulunmaz. “Dede”, “ârif” ve “abdal” kelimeleri onun zühd ve tecrid hayatını anlatan gelenek dilidir; tek başına kurumsal tarikat aidiyeti kurmaya yetmez. Bu sebeple kişi kaydı herhangi bir yol atlasına bağlanmamıştır.
Fâtih Camii'nde kırk yılı aşan hayat
Şeyhî'nin verdiği en önemli tarihî bilgi, Hasan Dede'nin kırk yılı aşkın süre Fâtih Sultan Mehmed Camii'nde ibadet ve riyâzetle yaşamasıdır. Metin onu dünya süsünü terk eden, Allah'ın rızasını arayan, nefsin isteklerine karşı duran “mücerred” bir kişi diye tasvir eder. Buradaki mücerredlik, öncelikle mal ve gösterişten uzak tecrid hayatını ifade eder; aile durumuna ilişkin kesin bir belge değildir.
Hasan Dede'nin cami çevresindeki uzun ikameti, büyük selâtin camilerinin yalnız namaz ve vaaz mekânı olmadığını; hücreleri ve yakın çevresiyle zâhidlerin, dervişlerin ve ilim ehlinin gündelik hayatına da ev sahipliği yaptığını gösterir. Kaynak onun resmî bir cami görevi taşıdığını söylemediği için “imam”, “vaiz” veya “türbedar” gibi unvanlar eklenmemiştir.
Ehl-i tecrîd dilâ mültefit-i mâl olmaz
Terk-i dünyâ-yı denî itmeyen abdâl olmaz
Şeyhî bu beyti Hasan Dede'nin hayat tarzının anahtarı olarak aktarır: tecrid ehlinin mala gönül bağlamayacağını, dünyanın aşağı görülen tutkularını terk etmeyen kişinin “abdal” mertebesine erişemeyeceğini söyler.
Vefatı ve Fâtih Camii haziresindeki kabri
Hasan Dede Şevval 1048'de, milâdî olarak Şubat-Mart 1639 aralığında vefat etti. Fâtih Camii'nin yakınında yaşadığı hücrenin arkasındaki sahaya defnedildi. Şeyhî kabri, eski şeyhülislâm Ebü'l-Meyâmin Mustafa Efendi'nin mezarı civarında tarif eder. Bu bilgi tarihî bir yakınlık tarifidir; bugün aynı noktanın parsel seviyesinde kesin biçimde teşhis edildiği anlamına gelmez.
Kaynak kabrini, gönül ehlinin dualarına yöneldiği bir ziyaret yeri olarak anar. Bu ifade, vefatından sonra Hasan Dede'nin Fâtih çevresindeki yerel velî hafızasında yaşamaya devam ettiğini gösterir. Coğrafya kaydında kesin olmayan hücre veya kabir noktası uydurulmamış, doğrulanabilir ana merkez olarak Fâtih Camii kullanılmıştır.
Şahsiyet tasviri ve menkıbevî hafıza
Şeyhî onu kerametleriyle tanınan, uzun ömürlü, hâli düzgün, dışarıdan meczup gibi görünen fakat akıllı ve bilgili bir kişi şeklinde tasvir eder. “Meczûb-nümâ” sözü önemlidir: yazar onu bütünüyle şuursuz biri diye değil, dış görünüşü ve davranışları sebebiyle insanlar tarafından öyle sanılabilen bir ârif olarak anlatır.
Derûnî-âşinâ ol, taşradan bîgâne sansunlar
Acab zîbâ revişdür, âkıl ol, dîvâne sansunlar
İkinci beyit de bu ikili görünüşü açıklar: insanın iç dünyaya aşina olup dışarıdan yabancı sanılması, akıllı olduğu hâlde insanlarca divane görülmesi övülen bir gizlenme tavrı olarak sunulur. Kaynak belirli bir kerameti olay örgüsüyle anlatmadığından, sonradan üretilmiş keramet hikâyeleri biyografiye eklenmemiştir.
İstanbul tasavvuf tarihindeki yeri
Eskici Hasan Dede'nin önemi bir eser, tekke postu veya geniş silsile ağından değil; Fâtih Camii çevresinde kırk yılı aşan zühd hayatından ve ölümünden sonra korunan ziyaret hafızasından gelir. Onun kısa fakat yoğun biyografisi, Osmanlı şehir tasavvufunun kurumsal tarikat kayıtlarına sığmayan bir yüzünü gösterir: cami çevresinde yaşayan, resmî vazifesi belirtilmeyen, halkın “ârif” ve “dede” diye tanıdığı münzevi şahsiyetler.
Kaynak tavanı burada sınırlıdır. Hasan Dede'yi aynı adı taşıyan Mevlevî şeyhleriyle, “Meczûb-ı İlâhî Hasan Dede” başlıklı başka kişiyle veya başka şehirlerdeki Hasan Dedelerle birleştirmek kimlik hatasına yol açar. Bu dosya yalnız Fâtih Camii'nde kırk yıldan fazla yaşayan ve 1048/1639'da oraya yakın defnedilen Eskici Hasan Dede'ye aittir.